4.Bölüm

2333 Words
Bilinç altım bedenimi uyanmasını emrederken bedenim kalkmamak için mücadele veriyordu. Evet yorgundum ve fazlasıyla uykum vardı,ama nerede olduğumu bile bilmezken uyuyamazdım, kesinlikle.göz kapaklarımı zar zor açmayı başardığımda bulunduğum yere baktım. Etraf karanlıktı ama siyah bir yatakta uyuyor olduğumu anlamam uzun sürmemişti. Üstümde herhangi bir örtünün bulunmuyor olması bedenimin titremesine neden olurken üstüme örtmek için bir şey aradım. Deri ceketimi erenin yanında unutmuş olmalıydım. Gözlerimi karanlığa alışmış bir şekilde etrafı incelerken düşünüyordum. Yataktan kalktıktan sonra birkaç saniye dengemi kurmak için bekledim, düşmek istemiyordum,kesinlikle. Dengemi kurduğumdan emin olduğumda yürümeye başladım. İlerimde çalışma masasına benzer bir şey gördüğümde üzerinde neler olduğuna baktım. Bir sürü roman...hepsi de edebi anlatımı fazla olan kitaplar gibi duruyordu,yani hepsi çok kalındı. Elime bir kitap aldığımda yazıları okuyamasam da kapaktaki kitabın adını görebilmiştim. 'Labirent mi?' ağzımdan istemsizce çıkan cümle ile oda tekrar sessizliğe büründü. Bu kitabı okumuştum , mükemmel bir kitap olmak dışında okuduğum en farklı kitaptı., Yerde bir kutu dikkatimi çekti. Siyahlığın içinde bile kendini belli eden siyahtı bu. Kitabı yerine bırakıp kutuyu açtığımda içinde gördüğüm şeyler bedenimi şok etti. Bir sürü resim vardı, bir sürü.. küçük üç çocuk vardı. Ortalarındaki erkek çocuğunun tanıdık siması bedenimde karıncalanmaya yol açtı. Kimdi bu kimdi? Ateş..o olabilir miydi? Karanlıkta bile kendini belli eden suratını fark ettiğim için bir an kendimi tebrik ettim, sebepsizce. Ben resme odaklanmışken kapının açıldığını duymamıştım maalesef. 'Ne yaptığını sanıyorsun sen?' sesi bedenimi titretirken elimdeki resmi kutuya koyup kutunun kapağını hızla kapattım ve sesin sahibine döndüm. Camdan yansıyan ışık tam da yüzüne vuruyor ve çatılmış kaşlarını görmemi sağlıyordu. Bakışları derin ve içtendi. Dudakları dümdüz iki çizgi gibiydi, alaylı bir kıvrılma yoktu. Dudağımı ısırdım ve bir yalan uydurmaya başladım. 'Ben...uyandığımda buradaydım ve üşüyordum örtü ararken-' cümlemi tamamlamama izin vermeden'Ne yapıyordun onu söyle!'dedi. Sesindeki korkutucu ton bedenimi ele geçirirken buradan tüymek istiyordum yoksa bu çocuk bana zarar verecekti, kesinlikle. 'Şe...şey..' dedikten sonra duraksadım. Ne diyecektim ki? Yerde gördüğüm siyah kutu dikkatimi çekti bende açtım ve fotoğraflarını buldum mu? Bu ölüm fermanımı imzalamam ile aynı şey olurdu. Tek fark imzayı atan kişi ben olmazdım.. 'gevelenmesini hiç sevmem öykü biliyor musun? Ve sen sevmediğim tüm özellikleri barındırıyorsun. Sinirimi zıplatmadan ne yaptığını söyle yoksa başka yöntemlere başvuracağım' dediğinde dudaklarını alayla kıvırıp gözlerini gözlerime sabitledi. Sapık! Erkek milleti hep aynı zaten, seks düşkünü ırz düşmanları! Bedenim odadaki gergin havanın etkisi altındayken hala bir cevap bulamamıştım, en iyisi dürüst olmaktı. Bazen doğruyu söylemek çıkış anahtarı olabilirdi...bazense.. 'yerdeki siyah bir kutu vardı..bende onu aldım' dediğimde bakışları ellerimi buldu. Arkama gizlediğim kutuyu henüz fark etmişti ve ben söylemeseydim fark edeceğini sanmıyordum. 'kutuyu açtın mı?' dediğinde bedenimi esir alan korku sadece bedenimi değil zihnimi de esir aldı. Açtım, lanet olsun ki açtım! Keşke açmasaydım! Onun için bu kadar önemli olduğuna göre.. Kutu aniden yere düştüğünde fotoğraflar da doğal olarak yere savruldu. O an gözlerindeki büyüme ile kutuya doğru ilerledi ve fotoğrafları içine koymaya başladı. 'lanet olsun öykü! Neden her şeyi kurcalıyorsun?! Kutunun içinde ne olduğuna bakmaman gerekirdi, bunu yapmamalıydın' dediğinde korkudan dudağımı dişledim ve yerdeki fotoğraflardan biraz alıp kutuya koydum. 'özür dilerim..' dediğimde fotoğrafların hepsini toparlaığından emin olup kutuyu boyumu aşan bir yere fırlattı. 'her şeyin derinine iniyorsun öykü ve bu çok tehlikeli' dedi. Anlamadım, ben ne yapmıştım ki? Saçlarımı arkama atıp ona doğru ilerledim ve 'neden bu kadar abartıyorsun ve ben..neredeyim?' 'neden her şeyi kurcalıyorsun?' dediğinde bakışları ciddiydi. İnsanı kendine çeken kahve gözleri bedenimi etkisi altına almak üzereyken bakışlarımı kaçırdım. 'bilmiyorum...ben hep böyleyim' dediğimde verdiğim cevapla tatmin olmadı. Oda dışarıdan gelen ışık ile azda olsa aydınlanırken yüzünü tamamıyla görüyordum. Çok yakışıklıydı,cidden(!) Nefesimi tuttum ve gözlerimi yumdum. Bir an hayatın benim için durduğunu sandım ama sadece hapşırmıştım ,ölmedim maalesef! Hiçbir şey olmamış gibi düşünmeye devam ettiğinde 'insan bir çok yaşa der, tabi sen hayvansın o başka' dediğimde 'o zaman neden bir şey söylememi bekliyorsun?' dedi. Odun! Geri zekalı! Mal kafa! Malak! 'uf! Senle uğraşılmaz ha ,hadi neredeyim söyle ben eve gideceğim!' dediğimde oturduğu siyah yataktan kalktı ve 'şuan benim barımdasın öykü ' dediğinde dediklerini henüz idrak edebilmiştim, onun barımı? Bana doğru yaklaştığında kalbim istemsiz olarak hızlı hızlı atmaya başladı. Kahverengi gözleri bedenime alayla bakarken kısa bir etek giymediğim için şükrettim yoksa şuan odak noktası bacaklarım olurdu. 'ben..kuzenimle gelmiştim..o nerede?' dediğimde kaşları çatıldı 'ben ne bileyim senin kuzenini? Şuan barda kimse yok saat gece 4 ve herkes gitti' Dört mü? Oha! Ben..saatlerce uyudum mu burada? Odadaki gergin hava hücrelerime tek tek yayılırken aramızda on santimden az kalmıştı ve korkmaya başlamıştım. Ayağımı ileriye itip yanından uzaklaşmayı başardığımda kapıya yöneldim. 'beni bir daha buraya getirme Durkan!' dediğimde sesimdeki ciddiyet beni bile şaşırttı açıkçası. Tüylerim diken diken olmuştu, o..bana yaklaştıkça içimde garip şeyler oluyordu. Mide öz suyum asitleşiyor ve bedenimi eritiyordu. Böbrek üstü bezlerim adrenalin görevini fazla fazla yapıyordu, o beni...heyecanlandırıyordu,garip bir şekilde. 'nerede olduğunu biliyor musun Suskun? Ya da seni becerip becermediğimi?' İşte bu cümle kaskatı kesilmem için yeterli olmuştu. Becermek mi? O...neden bahsediyordu? Bakireliğimi elimden mi almıştı yani? Bunu yapmış mıydı? Bunu bana yapmış mıydı? Hızlı adımlarla ona döndüm ve 'yaptın mı bunu?' dedim. Ağlamak üzereydim, bedenim bozguna uğramıştı, böyle bir cevap beklemiyordum ben, böyle bir cevap beklemiyordum.. Göz altımın ıslandığını hissettiğimde ağladığımı fark ettim. Ne yapacaktım ki? Bakireliğimi elimden aldığını iddia ediyordu. 'ağlama, bunu yaptıysam bile ne değişecek ki? Sonuçta bakireliğini almadım elinden' dediğinde söyediği cümle bedenimi ister istemez gülümsetti. Yapmamıştı , bunu yapmamıştı. Yapmış olsa bakireliğimi elimden aldığını bilirdi, yapmamıştı.. Bu sefer mutluluktan ağlamaya başladığımda 'ağlama geri zekalı! Ağlama!' deyip bedenimi iyice kendisine çekti. Kafam göğsündeydi ve kafasını saçlarıma gömdü ve saçlarımın kokusunu içine çekti. Geri çekilmek için uğraşsam da işe yaramıyordu. Sanki o bir mıknatısın eksi kutubuydu ben de artı, şuan böyle gibiydik. Ayrılamıyordum ondan istesem de(!) 'bırak beni..' dediğimde baskısını azalttı. 'neden bu kadar ağladın anlamıyorum, sadece şakaydı tepkini merak etmiştim, bakire olsan bu kadar tepki verirdin galiba' dediğinde yutkundum. Baskısı azaldığı için geri çekilmem de kolaylaşmıştı. 'bakireyim zaten..' diye mırıldandığımda cevabımı duyduğundan emin olamadım. Bakışlarımı gözlerine çevirdiğimde kaşları çatılmıştı. Kahve rengi gözleri şaşkınlıkla koyulaşırken 'anlamadım?' dedi. Nesini anlamıyorsa geri zekalı! Bakireyim işte! Daha ne diyeyim! Dudağımı ısırdım ve nefesimi üfledim 'nesini anlayamıyorsun ? bakireyim işte..' Duyduğu cümle ile dudağı kıvrılırken gözleri parlamıştı. Tövbe..tövbe.... 'götür artık beni evime!' dediğimde bakışlarını normale çevirdi ve 'garip..' dedi. Garip olan neydi ki ? her şey gayet normaldi. Tek fark benim şuan burada olmamdı , evde olmam gerekirken. 'garip olan ne?' dediğimde hiç beklemeden 'bakire olman' dedi. 'garip..' * 'evin nerede?' dediğinde bardan dışarıya çıkıyorduk. Normalde asla beni evime bırakmasına izin vermezdim ama şuan seçim yapma şansım yoktu. Güvenebileceğim tek kişi oydu. 'tam olarak adres bilmiyorum..okulun oradan sonrası kolay?' dediğimde başıyla onayladı ve geçmemi işaret etti. En son içki içtiğim için nahoş bir kıvama geldiğimi hatırlıyordum, sonrası karanlıktı, uyandığımda da karanlıktı. Bir an rüyanın içinde bir rüyada olduğumu bile sanmıştım. Giydiğim deri cekete daha da sıkı tutundum. Hava çok soğuktu, cidden çok soğuktu ve şuan elbise giyiyor olsam soğuktan donar ölürdüm. Dışarıya çıktığımızda birkaç sokak lambası dışında sokağı aydınlatan tek şey aydı, birkaç saat sonra etraf aydınlanırdı. 'ayakkabın çok ses çıkarıyor yavaş yürü' dediğinde gözlerimi devirdim. Ne yapsam hataydı ona göre, yaşamayayım öleyim o zaman! 'araban hangisi?' dediğimde 'yürüyerek gideceğiz' demesi gözlerimi fal taşı gibi büyütmem için büyük bir etken oldu, oha ! bu havada yürünür müydü? Hem barı olanın arabası nasıl olmuyordu? Yürümeyi kestiğimde birkaç adım kadar sonra oda durdu ve gözlerini alayla bedenimde gezdirdi 'şaka yapıyorum şu siyah araba' deyip cebinden tahminimce araba anahtarı çıkardı ve arabaya yöneltti. 'bin hadi' dediğinde kapıyı normal bir şekilde açmayı denedim ama açılmadı. Geldi ve kapıyı yukarıya doğru doğrulttu. Vay be! Havalı' arabanın kapısı resmen yukarıya kalkıyor ve arabanın acayip derece de pahalı olduğunun bahsine bile girerim! 'bundan sonra açabilirsin herhalde?' dediğinde gülümsedim. 'açabilirim' Okula kadar hiç konuşmadık, nefeslerimiz konuştu. Onun sakin sakin alınıp verilen nefesleri benim nefeslerimin zıttı gibiydi. Ben heyecandan, korkudan o kadar hızlı nefes alıyordum ki bir an düşüp bayılacağımı düşünmüştüm. 'ben gideyim artık?' dediğimde bileğimi tuttu ve 'okuldan eve nasıl söndüğünü göster seni bu saatte okulda bırakacağımı düşünmedin değil mi?' dedi. 'dürüst olayım düşündüm ,beni umursamıyorsan nerede indirdiğini de umursamaman gerekir' 'haklısın ve teşekkür etmemen hoşuma gitti. Sürekli teşekkür eden kızları hiç sevmem' 'şuradan' Eve geldiğimizde kaşları çatıldı 'sen..burada mı yaşıyorsun?' dediğinde başımla onayladım, 'neden ki?' 'hiç..' 'her neyse bir daha böyle bir durum ile görüşmemek üzere' dedim ve arabadan indim. Eve girdiğimde direk ereni aradım. Geldiği gibi tonlarca azar ile konuşmama hiç fırsat vermedi ,sürekli kız kız beynim ağrıdı. 'tamam eren bir daha olmayacak, şuan yorgunum uyuyabilir miyim?' dediğimde başıyla onayladı 'altıda kahvaltı da hazırla aç aç gitmeyelim okula' dediği cümleyi umursamadım, Allah Allah ben bu evin hizmetçisiydim sanki. Yorgun bedenimi yatağa attım ve tahminimce beş ya da on dakikalık düşünme serüvenimin ardından bedenimi uykuya teslim ettim. ** Sabah uyanır uyanmaz okula geldik. Derslere geç kalıyorduk. Eren'i uyandırmam pek kolay olmamıştı. Ve maalesef babam gibi hor'luyordu. Ancak kafasından aşağı su dökmemle uyanmıştı. "Hadi görüşürüz kuzen ha ondakika geç kalmışız hızlı ol" dediğinde gözlerimi büyüttüm,yine geç kalmıştık! "Tamam. Görüşürüz " deyip sınıfa yöneldim. Kapıyı açtığım gibi sınıf hocamızı gördüm. "Öykü" Hoca neredesin sen der gibi sormuştu. "Özür dilerim hocam. Geç kalktım" dediğimde gülümseyip " tamam bizde zaten şu dans konusu hakkında konuşuyorduk. bir arkadaşın kız ve erkek isimlerini yazıp iki gruba ayırdı. bir kız bir erkek çekeceğim eşleşme yapacağım hem haksızlık olmamış olacak".dedi. Ateş öne atıldı ve" ben katılmak istemiyorum" dedi. "onu önce söyleseydin Ateş. Hem herkes katılacak. Ayrıca senin bu konuda iyi olduğunu herkes biliyor ve sınıfta kalmak istemiyorsan katılacaksın" dedi. Aradan bir kız "ay! İnşallah Ateşle ben olurum. Süper dans ediyor ve çok seksi" dedi. Bense Allah'ım Ateşle eş olmazsam bir gün oruç tutacağım "diyordum. O öküzle partner olacağıma hiç katılmam. "... Ve Misperi ve Kürşat ?" Kürşat yeni mi geldi sınıfa çocuklar?" Dedi. Ateş öne atılıp "evet,gelir bir iki derse " dedi. Misperiye döndüğümde ne kadar mutlu olduğunu gördüm. Bu kız kesinlikle Kürşat'a aşıktı!! Eheh! Öykü iç güdüleri yanılmaz! "...Ve Ateşle..." Kızlardaki o istek sınavda olsa full çekerlerdi cidden. "Öykü" Arkadan iki üç kız "Hocam! Haksızlık tekrar yapın!" Dediler. "Ne? Saçmalamayın. Bir kez yapmak yetiyor zaten.Her neyse üçüncü ders elemeler olacak,beden dersi olduğundan giysi derdiniz olacağını sanmıyorum" Bu hocanın elinde bir sorun olmalı. Ben istemedim diye böyle oldu zaten. Ateş'e döndüğümde hoca'ya bakıyordu,bana değil. Zil çaldığı gibi Misperi'nin yanına uçtum. "Kürşatla eşmişsin?" "Evet yani.." "Kızım süper değil mi? Çocuk seni farkedebilir!!" deyip gülümsediğimde "Yaa! Allah Allah , Sanki çocuğa aşıkmışım gibi konuşma" Gibi? Sanki değil de . "Bu arada beden giysilerin nerede senin Öykü?" Ben aceleden beden olduğunu unutup forma giymiştim. " kızım şimdi sizin eve yakın değil mi? ikinci ders tenefüste hemen koşa koşa gider alırız. üçüncü ders elemeye yetişmeliyiz" dedi. "Olur" deyip güldüm. "Şimdiki ders ne?" "Edebiyat,yani bir saat şiir dinleyeceğiz yine" Ve zil çaldı. "Tenefüste kimseye söz vermiyorsun bebeğim anlaşıldı mı?" "Tamam öykü. Hadi yerine geç sen. Unuttun mu bu edebiyatçı Çakma Veysel erken gelir" "bilmez miyim ? " deyip hemen yerime geçtim ve çantamdan kitap vs. çıkardım. Aniden kapı açılınca ilgimi oraya verdim. Banu, yanında Ateş,Cemre ve Kürşat sınıfa girdi. İkiside Ateş'e sırnaşıp duruyorlardı. Or****'lar. Ateş Kürşat'la konuşuyordu. Kulağına bir şey fısıldadı ve yerine geçti,yani yanıma. Cemre ve Banu'ysa göt göt bakıyorlardı bana. Hem onlar niye buraya gelmişlerdi. "Banular bizim sınıfta mı?" Deyip Ateş'e baktım. Yine çok yakışıklıydı,maalesef. "Neden söyleyeyim?" "çünkü merak ediyorum" dedim ve cevap bekledim. "İyi. Et o zaman." İkisi de kenar'a geçti. Ellerindeki kağıt'ı yeni fark etmiştim. kürşat'sa boş yer bakıyordu. Gerçi kızların hepsi yer açıyordu ya, ayrı. O an Çakma Veysel sınıfa girdi. ---Misperi'den--- Kürşat boş yer arıyordu ve benim yanım boştu. Ne büyük bir tesadüf! Kader işte. Cemre ve Banu tahtada bekliyorlardı, artık neyse. Kürşat birkaç kez bakındıktan sonra benim sırama doğru yürümeye başladı. Yanıma geleceğini anladığım da iç'e geçtim. Allah' bu bir rüya olamaz değil mi? Yani o,o benim yanımda oturacak ve ben onun yüzünden dersi dinleyemeyeceğim. "Aa ,sen gondoldaki kızsın" Onun sesini duyduğumda yüzünü inceledim. "E..evet" "biraz heyecanlı mısın?" Deyince tüm ciddiyetimle "Neden olayım ki?" Dedim. "Bilmem." Deyip sırıttı. Hayır! Fark etmişti! "Şey.. Dand elemelerinden haberin var değil mi?" "O konu. Ben dans etmem" "Yani?" "Yani,elemelere katılmayacağız. Sen partner bulursan bilemem" Ve hayal kırıklığı... Öküz! Herkes azda olsa dans edebilir bir kere. Hem yapacağımız hareketleri öğretmen diyecek biz yapacağız. Önüme döndüm ve üzgünlüğümü unutmaya çalıştım. O an öğretmen sınıfa girdi. "Siz? Sunum için mi buradasınız? " deyip iki kıza baktı. İkisi de aynı anda "evet" dedi. "iyi. Hadi çıksın biriniz" -Öyküden- Cemre çıktı ve kağıdı öğretmen'e verdi. "Hocam siz proje istemiştiniz,bende dediğiniz adam'ı araştırdım ve bir şiirini okuyacağım" deyip diğer kağıda baktı. Şiiri okurken takılıp duruyordu ve el kol hareketi yaparken eteği sallanıp duruyordu. Banu'da sunum yaptıktan sonra Allah'a şükür gittiler. Proje ödevi sunmaya değil kim sunarken daha çok bir yerini açacak yarışmasına gelmişler resmen. Sıkıcı dersten sonra zil çaldı aynı anda Misperiyle sıradan kalktık. Okul çıkışına gelince birkaç kişinin çıktığını gördük ve peşlerinden gittik. Eve doğru koşarken yağmur yağmaya başladı. Saçlarımız ıslanıyordu. Birkaç dakika sonra eve geldik. Kapıyı açar açmaz odama çıktım. Beden için uygun giysiler giydim ve yanıma şemsiyemi aldım,tekrar ıslanmayalım. Ev biraz dağınıktı,ama ben toplamıştım ve garip sesler geliyordu. Misperiden çıktığınıda sanmıyordum. Eren'in odasına gittim ve kapıyı tıklattım cevap gelmeyince kapıyı açtım. Açmaz olaydım çünkü Eren ve bir kız yataktaydı. Allah'tan üzerlerinde örtü vardı. Anında gözlerimi kapattım ve odadan çıktım,Eren'in Öykü..! Diye seslendiğini duyabiliyordum. Aşağıya ne ara indim anlamadım ama Misperiyi kaptığım gibi çıktım. Ve maalesef anahtarla şemsiyeyi unuttum. Yürümeye başladım. Misperi arkadan "şemsiye yok mu?" Deyince "unuttum" diyip geçiştirmeye çalıştım. "Evde başka biri vardı değil mi?" İki saniye kadar sonra kapı açıldı ve o kız çıktı. Eren'e baktıktan sonra "ararsın tekrar" deyip gitti. Eren'de bize döndü . "öykü, gördüğün gibi değil" dedi. "hayır eren,eve gelince konuşuruz. ben anahtar ve şemsiyeyi alıp çıkacağım. "tamam" İkisini de alıp evden tekrar çıktım. Misperi Eren'e tiksinerek bakıyordu. Eren'se onu inceliyordu. Misperi'ye "hadi gidelim,geç kalıyoruz" dedim ve şemsiyeyi açtım. Biraz ilerleyince "Bu Eren neymiş be Öykü" dedi "Valla bende bilmiyordum,hadi geç kalıyoruz son gaz" Misperi'nin tipinde bir durgunluk vardı, üzgün gibiydi. Ayaklarımız biraz ıslandı ama şemsiye bizi korudu. Okul'a geldiğimizde zil çalmıştı ve görevli burada değildi,o yüzden geçmek zor olmadı. Bizim sınıf yoktu sanırım içeride yapacaktık dansı. Ayakkabımdaki çamurları umursamadan sınıfa girdim. elemeler başlamıştı ama sanırım bize daha vardı. Yo.. Ateş bir kızla çıkıyordu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD