AHAD: Helin soğuk konuşmuştu. Haklıydı; bana kızgındı sonuçta. Ne kadar soğuk olursa olsun, o güzel yüzü —derin mavi gözleri, hüzünlü yüzü, gecelikten görünen güzel vücudu— aklımdan çıkmıyordu. Kucağımdayken kuş gibi hafif hâli, odasına girdiğinde titreyen, ürkek hâli… Bunlar beynime saplanmış çiviler gibiydi. Yatağıma atıldım; gece ağır, sessiz ve yakıcıydı. Yirmi dokuz yaşındaydım. Daha önce hiçbir kadını korumayı bu kadar istememiştim. Belki de Helin’i çoktan karım olarak kabul etmiştim; mantığın yerini başka bir şey almıştı: sahiplenme, vicdan, suçluluk, her neyse. Babam avludaydı. Hemen yanına indim. Odasına çektim onu, yüzüne bakıp sordum: “—Ya Helin’i bana istersin ya da kaçırırım.” Babam —Kerim Ağa— yüzüme baktı; gözlerinde yorgunluk vardı. “—Lan! bir gecede ne oldu sana? Bir

