Final

1699 Words
Sessiz, çok sessiz bir şekilde söylemişti cümlesini. Belki sinirle tekrar yanına yaklaşmasam ne söylediğini duymam imkânsızdı. Ama duymuştum. Ağzımdan istemsiz bir, “Ne?” çıktı. “Lanet olsun! Bir hiç uğruna ayrılmışız, diyorum.” Bu sefer bağıran taraf oydu. Sessizce dinleyen tarafsa ben. Sinirli olduğu zamanlarda yaptığı gibi saçlarını karıştırıyordu. Kravatını gevşetip, gömleğinin bir düğmesini açarken konuşmaya başladı. Söyledikleri, hayatımızı tamamen değiştirecekti. “O gün yanımda gördüğün o sarışın Ceren’di. Saçlarını o dönem sarıya boyatmıştı. Seninle çok kötü kavga etmiştik, canım çok sıkkındı. Bir anda arayıp Mehmet ile evlenme kararı aldıklarını hemen İstanbul’a gelmemi istediğini söyledi. Ne kadar kavgalı da olsak sana haber vermeden gitmek istemediğim için seni defalarca aradım. Ama her seferinde telesekretere düştü aramam. Eve gelip yüzüne söylemek yerine sinirle bir karar aldım. Belki de telefona çıkmamanın iyi olduğunu, bu kısa ayrılığın bize iyi geleceğini düşündüğüm için gittim İstanbul’a. Ancak sana haber vermediğimi söyleyemezsin. Ne zaman arasam telefonun kapalıydı. İstanbul’a geldiğim zaman ise bir hengâmede buldum kendimi. Düğün için koşuşturmaca, aile durumları, kız kardeşimin çocukluk arkadaşımla evleniyor olması gerçeğiyle geçti günlerim. Bütün bir gün kafamı sürekli meşgul edip akşamları seni düşündüm. İnan bana aptal bir inat yüzünden aramadım biraz da seni. Saçma bir şeydi işte.” Mahcup bir şekilde saçlarını karıştırdı. Ne zaman pişman olduğu bir şey yapsa bu hareketi tekrarlardı. Gözlerimin içine bakıp konuşmasına devam etti. “Bizi yine düğün için çıktığımız bir alışverişten sonra oturduğumuz o kâfede gördüğünü tahmin ediyorum. Ama o gün Mehmet de vardı yanımızda. Lavaboya gittiği birkaç dakika da denk gelmiş olabilirsin.” Yaman sessizleşirken ben kahkahalarıma engel olamadım. Öyle şiddetli gülüyordum ki kendimi durdurmam imkânsızdı. Yaman, delirmişim gibi bana bakarken bu sefer de ağlamaya başladım. Bazen olan o deli gibi kahkahalar atma sonrası gelen ağlama anıydı yaşadığım. Aklıma bir anda parktaki büyümüşte küçülmüş Bilge ve söyledikleri gelince yıllar evvel sormadığımız o soruyu sordum bu seferde. “Neden peki Yaman? Neden boşanma davasına geldin? Ya da neden boşandın benden? Madem başka kadın yoktu neden bitti evliliğimiz?” “Çünkü sen bebeğimizi aldırmıştın!” Sorduğum Neden sorusunun binlerce cevabını bekliyordum. Mesela, korktum diyebilirdi. Ya da bıkmıştım senden dese de razıydım. Hatta başkasına âşık oldum demesine bile ses çıkarmazdım. Aldığım bu cevap aklımdan geçebilecek hiçbir mantıklı açıklamaya uymuyordu. “Ne-ne bebeği?” Sesimin şaşkın çıkmasına engel olamadım. Sorduğum soruyla Yaman, kollarımdan biraz sert bir şekilde tutarak konuşmaya başladı. “İkimizin bebeği! Hiç acımadan aldırdığın bebeğimiz. Sana o yüzden kızmıştım işte. O yüzden çektim gittim. O yüzden boşanma davasında tek kelime etmedim.” “Yaman, canımı acıtıyorsun.” “Sende benimkini, hem de o kadar uzun süredir yapıyorsun ki bunu.” Son söyledikleri bardağı taşıran son nokta oldu. Olmayan bir bebeğin yası yüzünden evliliğim bitmişti. Acı çekmiş, gözyaşı dökmüştüm. “Olmayan bir bebeğin yasını tutarak mı canını yakıyorum senin?” Biraz olsun kendine gelen Yaman, sorduğum soruyla kollarımı bıraktı. “Nasıl yani?” “Ben, hiç hamile kalmadım Yaman. Unuttun galiba, ailelerimize evlendiğimizi söyleyene ve okulumuz bitene kadar çocuk yapmayacaktık. Hadi diyelim hamile kaldım, seninle ikimizden bir parçaya kıydığımı düşünebildin mi gerçekten? Böyle bir şeyi benden nasıl beklersin?” Son sorumla birlikte ikimizde sessizleştik. Yaman’da bende yanlış anlaşılmalar yüzünden ayrılmıştık. Hâlâ birbirimizi sevmemize rağmen ayrılıkla cezalandırılmıştık. En acısı da bu cezayı kendimize veren de bizdik. Sanırım gençlik heyecanıyla evlendiğimiz gibi aynı heyecanla bir sürü hata yapmıştık. “Ama... Ama ben gördüm testi. Tuvaletteydi. Sonra Cindy ile olan konuşmalarınız var. Kurtulduk diyordu Cidy. Ben... Ben anlamıyorum, sen olsan nasıl düşünürdün?” “Yaman, o test Cindy’e aitti. İnanamıyorum ya. O gün yaptığımız konuşmayı tam dinleseydin eğer, Cindy’e kızdığımı da duyardın. Ya da benim senden bir bebek sahibi olmayı ne kadar çok istediğimi!” Birbirimize yaptığımız küçük günah çıkarma, Ceren’in odanın önünden bizi çağırmasıyla son buldu. Neyse ki Ceren, kapıyı açmak için zorlamadı. Yaman, düğünden sonra kesin konuşacağımızı söyleyip odadan çıkarken bende makyajımı yeniden yaptım. Ağladığım belli olmasın diye gözlerime ekstra bir çaba harcadım. Odadan aceleyle çıkarken kamerayı ve kaydın açık olduğunu tamamen unutmuştum! … “Evet, evet, evet!” Halamın üç kere tekrarladığı EVET inden sonra nikâh memuru benzer soruları Cengiz Enişteye de sordu. Halamın neşeli EVET ine karşılık Cengiz Enişte daha sade bir EVET dedi. İmzalar atıldı, nikâh memuru o meşhur bende sizi karı koca ilan ediyorum sözünü söyledi ve alkışlar havada uçuştu. Aslında evli olan halam bir kez daha evlendi. Gelini öpebilirsiniz sözünden önce halam kocasının ayağına bastı. Bütün davetliler yıllardır gittikleri her düğünde gördükleri bu sahneye gülerken gelin evlilik cüzdanını havaya kaldırdı. Kıyılan nikâhtan sonra gelin ve damat ilk dansları için sahneye geçtiler. Fonda Kenan Doğulu, Gelinim şarkısı çalmaya başladı. Ortamda sadece şarkının sözleri duyuluyorken herkes halamla kocasına bakıyordu. Kenan Doğulu’nun o büyülü sesinden çalan şarkının nakarat kısmında gözlerim Yaman’ı buldu. Gel gelinim gönlüme gel Senden başka yar sevemem Gel gelinim sevgime gel Bu yüreği başkası çözemez O da bana bakıyordu. Şimdi ne olacaktı peki? Alkışlar eşliğinde ilk danslarını bitiren çift önce dedemin ve babaannemin daha sonrada diğer aile büyüklerinin ellerini öptüler. Sırasıyla bu işlem her iki tarafın büyükleri de bitene kadar devam etti. Halam ve eniştemin açtığı ilk danstan sonra pist hiç boş kalmadı. Ne kadar sosyetik bir düğün olsa da düğünde damat halayı da çekildi, erik dalı da oynandı. Bütün o eğlence boyunca ne Yaman ne de ben tek kelime etmedik. Dikkat çekmemek için kendimizi gösterdiğimiz birkaç dakikanın ardından masalarımıza geçtik. Her ikimizin de kendi içinde hesaplaşması gereken konular vardı. Cevaplanması gereken sorularımız vardı. Yavaş yavaş düğün biterken sıra gecenin en son gösterisine gelmişti. Bütün gün çektiğimiz videolar oynatılacaktı. Önce Cengiz Eniştenin hazırlanmasını izledik. Kayıt, halamı almaya gelmesinden sonra bitiyordu. Sıra halamın kaydını izlemeye geldiğinde hızlıca sabahtan itibaren bütün yaşadıklarımız ve en son benim gelin odasına girişim ile dedemin konuşması oynadı ekranda. Cengiz Enişte’nin aksine halamın kaydı hem uzun hem de daha eğlenceliydi. Benim şaklabanlıklarıma gülerken dedemin yaptığı konuşmayla duygulandık. Biraz olsun kafamı dağıtan kaydın halam ve dedem gelin odasından çıktıktan sonra bitmesi gerekiyordu. Ancak, kayıt bitmek yerine devam etti. İşte o sırada yerimde dik konuma geldim. Bu oluyor olmazdı değil mi? Ah hayır oluyordu. Ekranda Yaman ve benim konuşmalarım belirirken gözlerim babamı buldu. Bütün geçmişim, halamın evliliği, hamileliği ve Yaman ile olan konuşmamız olduğu gibi kaydedilmişti. *** 5 Yıl Sonra Düğünde yaşanan olayların üzerinden beş yıl geçti. O gün kayıt bitmeyip herkes halamın ve benim evliliğimi, halamın hamile olduğunu öğrenmişti. Kimsenin konuşmadığı sessizliklik anında babamın gözleri beni bulurken halam tiz bir çığlık atmıştı. Annem, daha önce hiç görmediğim bir halde karşıma geçip kızgın bir şekilde, “Derhal bir açıklama bekliyorum küçük hanım,” diyerek hesap sorma pozisyonu almıştı. En son hatırladığım arkalardan bir yerlerden Gudubet Hala’nın, “Bak sen bizim Nazlı’ya. Biz son kullanma tarihi geçti, karta kaçtı derken evlenmiş de boşanmış bile,” dediğini duymuştum. O andan sonrası düğünde bir hengame başladı. Annem bir taraftan, Canan Teyze diğer taraftan ortalığı yatıştırmak için uğraştılar. Finalini düşündüğüm zaman unutulmayacak bir düğün oldu. Daha sonradan bütün bunların Ceren’in başının altından çıktığını öğrendim. Meğer biz bir şey yapmıyoruz diye olaya o el atmış. Kamera kayıtlarını izlediği an bütün kaydın sonuna kadar oynamasını tembihlemiş. Boşuna dememişler kız halaya oğlan dayıya diye. O gün, dedem ve babam bana çok kızarken halam neredeyse çocuğunu düşüyordu. Yaşadığı stresten dolayı bayılan halamın kanaması olmuştu. Onu o şekilde görünce koştur koştur hastaneye gittik. Neyse ki Ada’ya bir şey olmamıştı. Ne kadar kötü bir düşünce de olsa o gün kuzenimiz bilmeden olası bir krizi önlemişti. Halama stres yasaklanınca o aile azarından yırtmıştı. Geride sadece Yaman ile benim geçmişimiz ve sinirli aile üyeleri kaldı. Uzun bir konuşmanın, bol bol azarın arkasından ailelerimiz, şimdi ne istediğimizi sormuş biz de birbirimizin gözlerinin içine bakıp, tekrar evlenmek istediğimizi söylemiştik. Üç ay içinde, 10 Eylül tarihinde rüya gibi bir düğünle Yaman’la tekrar evlendik. 10 Haziran hayatımın en kara günü diye düşünürken bana yepyeni bir hayat getirmişti. Şimdi dolu dolu geçen beş yıllık bir evliliğim, bu evliliğe sığdırdım üç yaşında bir oğlum, bir kızım ve deliler gibi sevdiğim bir kocam vardı. Tabii, bir de yakında aramıza katılacak olan yeni aile üyemiz de vardı ama onu henüz kimseye söylemedim. Bir iki güne Yaren ile Oğuz’un doğum günü partisinde mutlu haberi herkese söyleyecektim. İkizlerin doğum gününde babalarına da hediye vermiş olacaktım. Haa şeyi unuttum, düğünde gördüğüm o sarışın kadın Yaman’ın kuzeniymiş. Teyzesinin kızı olduğunu öğrendiğim Eylül, benim de nikâh şahidim olmuştu. Ayrıca benim düğününden iki hafta sonra İngiltere’de Eylül’ün düğününe gitmiştik. Baş nedimesi olduğum düğünden sonra aramız daha da pekişti. Yaz tatillerinde mutlaka görüştüğüm Eylül şimdi en yakın arkadaşım. Hayalini bile kuramadığım bir hayata sahibim. Yaman’lı düşünceleri kendime yasaklamışken yeniden Yaman’ın karısı oldum. Mutlu bir evliliğim, iki mükemmel çocuğum ve deliler gibi aşık olduğum bir kocam var. Bu hayattan başka ne isteyebilirim ki? … “Nazlı, Nazlı hayatım neredesin?” Nazlı, içeriden gelen kocasının sesiyle elindeki defteri kapattı. Son sözlerini yazmıştı neyse ki. Bu defteri tutmayı hamile olduğunu öğrendiği gün başlamıştı. İkizlere hamileyken zorlu bir süreçten geçtiği için o zaman ne kadar istese de yapamamıştı. Şimdiki hamileliğinde bu isteğini yerine getiriyordu. Hamile olduğunu öğrendiği günden beri hiç ara vermeden yazmıştı ve on beş günde kocası ile olan evlilik hikâyesini bitirmişti. Sırada evliliğinde geçen beş yıl, daha önceki hamileliği, şimdiki hamileliği ve kocasıyla tanışması ile ilk evliliği vardı. O anları da başka başka defterlere yazmak istiyordu. Hayatının her anını, mutluluğunu, üzüntülerini, pişmanlıklarını biriktirmek istiyordu. “Buradayım canım. Çalışma odasında.” “Ne yapıyorsun burada?” “Hiç, hiçbir şey yapmıyorum. Uyudu mu bizim yaramazlar?” Henüz kocasının bu defteri bulmasını istemiyordu. Bu defter yıllar sonra çocuklarına bırakacağı bir hazineydi. Polonya’ya gittiği zaman izlediği bir diziden esinlenerek yazdıklarının tek nedeni, yaşadığı aşkın unutulmamasıydı. “Yaren, uslu bir kız olarak uyudu ama Oğuz her zamanki gibi zorla uyudu. Küçük beyi uyutana kadar canım çıktı. Kime çektiyse artık?” Kocasının sözlerine içten bir kahkaha atan genç kadın, oturduğu yerden kalktı. Alışık olduğu sıcak kollara sığındı. Yıllar, hayatlarında çok şeyi değiştirmişti ama birbirlerine olan aşklarında hiçbir değişiklik yoktu. “İnan bana hayatım, Canan annemin dediğine göre oğlun tıpkı babasına benziyormuş. Her şeyiyle hem de.” Bu sefer kahkaha atan taraf Yaman olmuştu. Karısını kucağına alırken, “Gelin kaynana benim dedikodumu mu yapıyorsunuz siz?” diyerek karısının dudaklarına bir öpücük bıraktı. “Yaman, dur düşüreceksin bak.” “Düşürmem, korkma.” Odalarından içeri girdikleri an iki aşığa özel dakikalar başlamıştı artık. Dudaklarından çıkan “seni seviyorum” sözünden sonrası yıllardır bitmek bilmeyen o tutkuydu. Birbirlerini doya doya ama birbirlerine hiç doymamacasına sevdiler. *** SON
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD