Büyük konuşma sonunda gerçekleşecek. Duyacaklarım bir taraftan içimi rahatlatırken diğer taraftan canımı acıtacaktı. Ama yine de kafamdaki bütün olmazları bitirecekti. Yalnız konuşmadan önce O, anlattı 15 günde neler yaptığını, konuşmak için nasıl çırpındığını. Sonra ben dinledim onu hiç susmasın ister gibi…
...
YAMAN
15 gün öncesi, Kahvaltı sabahı
“Hadi hazır mısınız?” Kapının önünde annem ve amcama seslendim. Dün gece aldığım karardan sonra Nazlı ile konuşmak için sabırsızlanıyordum. Geçmişte ne olmuş olursa olsun, biz evlenecek kadar birbirimizi sevmiştik. Üstelik ben de Nazlı kadar suçluydum. Sonuçta Türkiye’ye kaçmak yerine karımın yanında olsaydım, konuşsaydık böyle olmazdı. Boşanmak için buluştuğumuz da bile tek kelime etmemiştim. O zaman duyduklarımdan sonra öfkem başka türlü davranmama izin vermemişti. Ancak şimdi bakınca ne kadar hatalı davrandığımı anlıyordum.
“Geldim hadi çıkalım.” Annemin sesiyle düşüncelerimi bir süre sustururken arabaya doğru ilerledim. Halam ve kuzenimi de alıp Nazlı’nın evine kahvaltıya gidecektik. Oradan da amcam ve karısının düğünü için alışveriş yapacaktık. Normalde bu alışverişe katılmaz, amcama yıkardım ancak Nazlı ile konuşmak için elime geçen fırsatı değerlendirmem gerekiyordu.
“Ceren’i Mehmet mi getirecek Yaman?” Annemin sorusunu küçük bir baş hareketiyle onayladım. O an konuşamayacak kadar kendi sorunlarıma yönelmiştim. Üstelik Nazlı’yı tekrar görecek olmanın heyecanı da cabasıydı.
…
“Hoş geldiniz.” Bizi karşılayanlar Hürrem Hanım ve Nazlı’nın annesi oldu. Halam ve kuzenim soğuk bir baş hareketiyle karşılık verirken annem ve kız kardeşim bütün samimiyetleriyle karşımızdaki iki kadına sarıldılar. Ailelerimizin iyi anlaşması hoşuma giderken gözlerim Nazlı’yı aradı.
“Geçin içeri, kahvaltı hazırdı. Hemen masaya oturalım.” Nazlı’nın annesi Asiye Hanım’ın sözleriyle içeri geçerken hâlâ Nazlı’ya bakıyordum. Ailenin erkekleri ve büyüklerin olmadığı sofrada kız tarafından sadece Asiye Hanım vardı. Hepimiz masada yerimizi alırken soğuk kuzenim ve halam bulundukları ortamdan hiç hoşlanmadıklarını belli etmekten çekinmiyorlardı. Amcam, karısına sevgiyle bakarken annem ve kız kardeşimse ortamı yumuşatmaya çalışıyorlardı.
Ben mi? Benim gözlerim sadece bir kişiyi arıyordu. Ki bu kişi çok geçmeden ortama bomba gibi düşmeyi başardı.
Üzerinde kısa şort ve yarım atletten oluşan bir kıyafet vardı. Bir eli saçlarında diğer eli karnının üstünü kaşır bir vaziyette geldi salona. Yeni uyandığını belli eden esnemesinden sonra uykulu bir sesle konuştu. “Ne bu gürültü Ayan ailesi?”
Sözcükleri havada asılı kalırken ortamda bulunan kimseden çıt çıkmadı. Nazlı, rezil olmuş bir şekilde karşımızda dururken aklımdan geçen tek bir düşünce vardı. Yıllardır görmediğim eski karım karşımda ufacık bir şort ve göğüslerini gözlerimin önüne saran bir yarım atletle duruyordu. Vücudumun alt kısımları anında farkına vardığı gerçekle kendini belli ederken yıllardır çektiğim özlem ile derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Birlikte olduğum son kadının Nazlı olduğu gerçeği bir kenara şu anda bulunduğum ortamda düştüğüm durum içler acısıydı.
Yerimde huzursuzca kıpırdanırken pantolonumun içindeki hareketlenmeyi yok saymaya çalıştım.
“E şey... Ben sizin... Yani...” Anlaşılan daha fazla sessiz kalamayan küçük hanım konuşmaya karar vermişti. Hissettiğim arzu, Nazlı’yı bulunduğumuz ortamdan kaçırmama neden olacak kadar güçlü tutkum yerli yerinde dursun, karşımdaki kıvranışları da çok eğlenceliydi.
“Sanırım rezil oldum değil mi?” diyerek annesine baktı. Eskiden olduğu gibi de kimseden herhangi bir cevap beklemeden konuşmaya devam etti. Hiç değişmemişti.
“Ama sabah sabah sizin de evimizde ne işiniz var canım? Daha kargalar kahvaltı etmemişler. Saat olmuş sabahın onu. Sonuçta yataktan yeni kalkıyoruz, üzerimde bornozda olabilirdi. Daha kötüsü çıplak da olabilirdim.” Son cümlesiyle aklıma çıplak olduğu anlar gelirken inlememek için kendimi zor tuttum. Konuştukça saçmaladığının farkında olsa da birisi onu susturmadan konuşmaya devam ederdi.
“Nazlı, git odanda ölmeyi bekle. Hadi halacım, bir dahaki yüzyıla kadar karşılaşmayalım.” Hürrem Hanım da benim gibi düşünüyor olsa gerek daha fazla sessiz kalmadı.
“Haklısın hala, ben gidiyorum öyleyse.” Kaçar gibi yanımızdan ayrılırken annem ve Ceren arkasından kahkaha attı.
…
Günümüz
Aklıma Nazlı ve ailesinin evimdeki kahvaltı sabahı gelirken kendimi sakin olmaya zorladım. Sabahtan beri amcamın hazırlıklarını çekerken bir dakika boş durmamıştım. Kafamda Nazlı varken sabah benimle konuşmak istediğini söyleyen kızı aradı gözlerim. Düğüne birlikte geldiğim kızın koluma giren elini çıkarırken Nazlı’ya bakınmaya devam ettim.
“Hayırdır, gözlerin kimi arıyor?” Duyduğum soruyu duymazdan gelerek girişte gördüğüm kişiyle dudaklarımda küçük bir gülüş oluştu. Benim hareketlenmemle koluma giren partnerimle beraber Nazlı’ya doğru ilerledim.
Kahvaltı sabahı banyoda iki kelimelik konuşmamızdan beri benden kaçıyordu. Sonunda konuşmaya karar verdiğini belli eden mesajından sonra benden kaçması ise dengemi iyice bozmuştu.
“Hanımlar,” diyerek geldiğimi belli ederken ilk defa gördüğüm yaşlı kadına küçük bir baş selamı verdim.
Sesimi duyan Nazlı’nın sırtı gerilirken annem, “Oğlum, hoş geldiniz,” diyerek yanağıma bir öpücük bıraktı.
“Hoş bulduk anne.”
Gözlerim ısrarla yüzünü dönmeyen kızdayken, “Yaman, yanındaki kız kim?” diyen Asiye Teyze, Eylül’e bakarak merakla konuştu. O an hâlâ koluma girmiş bir şekilde duran Eylül’ün farkına vardım.
Eylül’ü tanıştırmadığım gerçeğiyle Asiye Teyzenin sorusunu cevaplayacakken Nazlı tekrar konuştu.“Gudubet Hala, asıl sana sormak lazım. Senin yaşıtların tek tek aramızdan ayrıldı. Kısmetse sıra ne zaman sana geliyor?” Sözlerini tanımadığım yaşlı kadına söylerken söyledikleri ile gülümsememi bastırmaya çalıştım.“Size doyum olmaz ama benim içeri gitmem lazım. Halama bir bakayım, ne yapmış? Görüşürüz.” Kaçar gibi giden kızın arkasından yeniden sinirlenirken dişlerimi sıktım. İçimden bu gece her şeyin konuşulacağını tekrarlayıp Eylül’ü annemin yanına bırakarak Nazlı’nın peşine düştüm.
...
Nazlı
“Şimdi kaçacak bir yerin kalmadı.”
Yaman, tam kapının önünde duruyordu.
“Ne-ne kaçması?”
“Onu sen söyleyeceksin. Sonuçta önce konuşacağımızı söyleyen sonra da bütün düğün boyunca benden kaçan sensin.” Kapıyı kapatıp, arkasındaki anahtar ile kilitledi. Anahtarı cebine koyup yavaş adımlarla bana yaklaşmaya başladı. Yaman’ın her adımında arkaya doğru bir adım atmamak için makyaj masasından destek aldım. Korktuğumu düşünmesini istemiyordum. Ki gerçekten korkuyordum.
“Senin ne işin var burada?”
“Seni arıyordum. Düğün boyunca seni aradım ama benden kaçmakla o kadar başarılısın ki bir türlü yakalayamadım.”
“Senden kaçtığım falan yok. Senden kaçmak için bir nedenim yok bir kere.” Yalandan kimse ölmemişti sonuçta. Bende bu teze güvenerek yalan söylüyordum.
“O zaman az önce neden ben gelince birden uzaklaştın?” Çünkü seni ve sevgilini gördüm.
“Uzaklaştığım falan yok. Sana öyle gelmiş. Ben, halamın yanına gelmek istedim sadece.”
“Yalan söylüyorsun.” Tam karşıma gelip durdu. Birbirimize çok yakındık. Başımı azıcık uzatsam öpüşebilirdik bile. Bu yakınlık haliyle benim sakin düşünmemi engelliyordu. “Benden neden kaçıyorsun, Özgür Leydi?”
Dudaklarımı yalayan sıcacık nefesi ve yıllar sonra yeniden duyduğum Özgür Leydi ismiyle bir anda geçmişe gittim. Sadece bir dakika süren bir geçmişe yolculuk yaşadım. Gözümün önünden Yaman’la yaşadığım her an geçmeye başladı. O günlere gitmek, tekrar yaşamak gibi gelmişti. Aramızdaki olmayan mesafeyi bir adım daha kısaltırken görüntü değişip sarışın kadın ile Yaman ve bugün gördüğüm sahne dönmeye başladı. Duygularım bir anda değişirken sinirlerime hâkim olamadım. Ellerimi yumruk yapıp Yaman’a vurmaya ve bağırmaya başladım.
“E yeter be, yok yalan söylüyorsun. Yok kaçıyorsun. Evet, hem yalan söylüyorum hem de senden kaçıyorum. Ne olacak? Ne yapacaksın? Konuşsana! Yetmedi değil mi? Yaşadıklarım az geldi, tekrar karşıma çıktın.” Hem ağlıyor hem de bağırıyorum. Yıllardır içimde birikenleri bir bir dökme zamanı gelmişti. Yumruklamayı bırakıp, Yaman’dan bir adım uzaklaştım. Bir elimin tersiyle akan gözyaşlarımı silip konuşmaya devam ettim.
“Söylesene, Yaman Akın? Niye sustun? Kapıyı çarpıp, bir nefes aldır artık dediğin o günler nerede? Ya da benden alamadığın nefesi İstanbul’da alan adam nereye gitti? Nasıl bunalttıysam seni, o sarışın kadının kollarında avuttun kendini. Gözlerinin içi gülüyordu maşallah. Ben peşinden sana gelirken sen orada sarışınla keyif yapıyordun. Ama kabahat sende değil, bende. Neden biliyor musun? Çünkü aptal gibi o banyoda söylediklerinden sonra umutlandım. Yeniden âşık Nazlı oluverdim işte. Polonya’da, o EVETi deyip, karın olan o kadın oluverdim. Sonra ne oldu? Yeniden Yaman Bey ve sarışın sevgilisi ortaya çıktı ve ben bir anda o mahkeme salonunda sevdiği adamdan boşanan kadın oldum.” Artık kendimi durdurmam imkânsızdı. Gözyaşlarım sürekli akıyordu. Makyajım yüzümün her yerini kaplamış yanaklarımda simsiyah bir iz oluşturmuştu. Yaman, sessizce benim içimdekileri bitirmemi bekliyordu.
“Ne var biliyor musun? Eğer halamın, evleniyorum dediğinde o kişinin amcan olduğunu bilseydim dahası, halam amcamla çoktan evlenmemiş hatta ve hatta hamile olmasaydı asla bu evliliğin olmasına izin vermezdim. Hayatıma ne seni ne de amcanı sokardım. Çünkü sonuçta o senin amcan! Benim yaşadıklarımı halamın da yaşamasını istemem. Üstelik ben üstünden geçen yıllara rağmen hâlâ üstesinden gelememişken!”
Yıllardır içimde birikenleri söylemiştim. Kendimi rahatlamış, hafiflemiş hissediyordum. Gözyaşlarım azalırken, “E, senin söyleyecek bir şeyin yok mu?” diye yüzümde alaylı bir gülümsemeyle sordum. Karşımda sessizce durmaya devam ediyordu. Bu hali biraz olsun sakinleşmişken yeniden sinirlenmeme neden oluyordu. “Konuşsana Allah’ın cezası! Bir şey söyle! Durma böyle karşımda. Yalan söyle, doğruyu söyle ya da ne bileyim açıklama yap. Yıllar önce yapmadığın o açıklamayı şimdi yap. Görmüyor musun? İhtiyacım var buna. Ne söylersen söyle ama susma!”
“Bir hiç uğruna bitmiş evliliğimiz.”
***