Yaman

2025 Words
Peki, O ne düşünmüştü beni yeniden gördüğünde? Şaşırmış mıydı? Ya özlem, hiç özlemiş miydi beni? Durup dururken sebepsizce aklına düşmüş müydüm mesela? Ya da bir anda gözleri beni aramış mıydı nedensiz? … YAMAN Birden geldin aklıma Yakıverdin ışıkları Hayret ettim kalbime Bazen mutluluktan Yüzümde mutluluktan yoksun bir gülümseme oluşurken dinledim arabanın içini dolduran şarkıyı. Belki çok popüler olan bu şarkıyı benim, tam da Nazlı ile yeniden karşılaştıktan birkaç saat sonra dinlemem ne kadar ironiydi. Evrenin değişik bir şaka anlayışı olmalıydı bu. Sanki karşılaşmasan Nazlı aklına hiç gelmiyordu, içimde konuşan doğrucu yanımı duymazdan geldim. Ne kadar söyledikleri doğru olsa da. “Valla ben Hürrem’in ailesini sevdim Cengiz. Biraz değişik bir aile gibi dursalar da birbirlerini sevdikleri belli. Gerçi Asiye Hanım ve Hürrem arasındaki o anlamsız konuşmayı pek anlamadım ama akşamın geri kalanı eğlenceli geçti.” Annem, arkadan konuşurken bir taraftan da yanımda oturan amcamın omzuna vuruyordu. “Gerçekten sevdin mi yenge? Biliyorsun senin görüşlerin benim için çok önemli.” Amcam için annem bir yengeden fazlasıydı aslında. Cengiz amcam ailenin tekne kazıntısı olduğundan, annemle babam evlendiğinde 7 yaşındaymış daha. O zamanlar annem, amcamı kendi çocuğu gibi benimseyip büyütmüş. Benim doğumumdan sonra amcam azıcık kıskanmış olsa da annemi kendi annesi gibi benimseniş. Haliyle aralarındaki bağ çok daha güçlü. “Beğenmesem söylerim Cengiz. Bilmiyor musun beni? Hem o Nagihan denilen ablan kılıklı kızı hiç sevmiyordum ben. Hürrem, maşallahı var süt gibi kız. Gerçi onunda azıcık yaşı geçmiş ama sende genç değilsin ne de olsa Cengiz. Otuz yedi yaşına gelmişsin artık senin yaşında abin üçüncü çocuk diye peşimde dolanıyordu.” Annemin cümlesi bittiği an araba üç ayrı sesten uyarı geldi; “Anne!” “Yenge yok artık!” “Canan!” Bazen ayarı olmayan dili yüzünden çok sıkıntı çektiriyordu bize. Aklına geleni söyler, kimse hakkında kötü düşünmezdi. Ancak çok fazla sınırı aştığı da olurdu işte. “Aman ne var be? Sanki yalan söylüyorum? Hem bana çemkireceğinize Afet’le konuşun bence. Bu akşamki tavrı hiç hoş değildi. Rezil olduk insanlara.” Annemin haklı uyarısıyla amcam derin bir nefes aldı. Sağ eli sıkıntıyla saçlarına giderken bakışlarını yola çevirdi. Birkaç saniyelik bir sessizliğin olduğu araba da sadece radyodan gelen kısık ses yankılanıyordu. "Ablam yüzünden Hürrem üzülsün istemiyorum yenge. Ancak ablamı da biliyoruz işte." Çok yorgun ve bıkkın geliyordu sesi. Halam olduğu için kötü konuşmak istemiyordum ancak cidden çekilecek kadın değildi. Bu akşamki tavrı bunu çok iyi göstermişti hepimize. "Ben konuşurum Afet'le. Bir daha böyle bir tutum istemiyorum dünürlerin yanında." Babamın ağırlığını koyması ile bu iş tatlıya bağlanmış gibiydi. En azından halam daha dikkatli olurdu. Arabanın içi yeniden sessizliğe gömülürken aklıma yeniden akşamki yaşadıklarımız geldi. Direksiyonu kırıp evimize giden sokağa döndüm. Kafamın içinde bir savaş veriyordum. Arabanın içinde kimseden ses çıkmıyordu, benim kulaklarımda onun sesi yankılandı. “Sende hiç değişmemişsin Yaman. Hâlâ kalp kırmak istediğinde en etkili yöntem olarak sözcükleri seçiyorsun.” Bu sözleri hatırlamam ile bütün düşüncelerim yeniden Nazlı’ya kaydı, bulunduğum ortamdan soyutlandım. Beş yıl olmuştu. Onu bıraktığımda küçücük bir kız çocuğu gibiydi. İnatçı, ne istediğini bilen ve asla doğru bildiği yoldan caymayan, azıcık çatlak bir kız çocuğu… Büyümüş, daha da güzelleşmişti. Gerçi, gözleri hâlâ aynıydı. Baktığım an kaybolup gittiğim bir çift değerli taş gibiydi. Kapkaranlık bir gökyüzünde parlayan yıldızlar kadar parlaktı. Deliliği de yerli yerinde duruyor, diyen içimdeki sesi onayladım. Hâlâ benim deli sevdiğimdi. Çok güzeldi Nazlı. Adı gibi Nazlı güzelimdi benim. Esmer tenine uyan simsiyah saçları vardı. O saçlar omuzlarına dalgalar halinde dökülür, küçücük yüzünü daha da küçük gösterirdi. İlk gördüğüm andan beri içimde saklama isteği uyandırırdı bende. Hele bir de kocaman siyah gözleriyle bana baktı mı, dünya dururdu. Küçük bir kedi yavrusunu andırırdı bana o zamanlarda. Topuklu ayakkabı giydiği zaman anca omuzlarıma gelen boyu ve dolgun hatlarıyla aklımı başımdan her türlü almayı başarırdı. Gözümün önüne bu akşam giydiği elbisesi ve beni gördüğü an bayılması gelince dişlerimi sıktım. Sinirli bir nefes verirken arabayı evimizin önünde durdurdum. Yıllardır olduğu gibi yine Nazlı’ya kayan aklım beni zaman ve mekandan soyutlamıştı. Bedenim bulunduğum yerde, aklımsa sevdiğim kadında indim arabadan. Sessiz adımlarla önden giden ailemi takip ederken duydum babamın sesini. “Yalnız Nazlı pek güzelmiş. Saygılı, efendi bir kız. Biraz babasıyla sohbet ettim de matematik öğretmeniymiş. Hatta seninle aynı yıllarda yurt dışında bulunmuş o da. Dersleri iyi, notları yüksekmiş ama çalışmak istememiş.” Duyduklarım benim bildiğim şeyler olsa da babamın ilk defa böyle bir imayla konuştuğunu görüyordum. Sesindeki o ton beni çok şaşırtmıştı. Annem, Türkiye’ye geldiğim günden beri beni sürekli sıkıştırsa da babam, ilk defa bu gece bir kız hakkında üstü kapalı bir imayla geliyordu bana. “Ağabey, Nazlı’yı pek beğendin sanırım sen?” Amcamın merakla sorduğu soruyu es geçen babam, önüne geldiğimiz evin kapısını açıp içeri girdi. Küçük, bahçeli bir evde yaşıyordu annemle babam. Ceren, en yakın arkadaşım ve ortağım ile evlendiği günden beri bizden ayrı yaşasa da ben, ailemle yaşamaya devam ediyordum. Çünkü yalnız kaldığım an aklıma Nazlı’lı yıllar geliyordu. İçimdeki o sesi bu kez duymazdan gelirken düğüne kadar bizimle kalacak amcamın arkasından girip kapıyı kapattım. Ailem oturma odasına geçerken benim niyetim odama gidip kendimle başbaşa kalmaktı. Ancak annem, “Yaman, gel oğlum biraz bizimle otur,” diyerek bana seslendi. İstesem bu isteği görmezden gelebilirdim ancak ayaklarım bana ihanet etti. Annemin sözlerine itaat edip salona ilerledim. Ferah ve büyük salonun içine girdiğim an annemin esas niyeti belli oldu. Benim geldiğimi görür görmez dudakları kıvrıldı ve babama dönüp,”Eee Yiğit, Nazlı diyordun en son?” diyerek ima ile konuştu. Tabii potansiyel gelin adayını bulmuş, babamı da arkasına almıştı işte. Oğlan annesi moduna girip kaynanalık hayallerine dalması normaldi. “Valla Canan, ben diyeceğimi dedim. Akıllı, terbiyeli kız. Üstelik senin gibi ufacık bir şey. Tam Yaman’ın küçüklüğünde hayalini kurduğu gibi.” Asla lafı dolandıran bir insan olmamıştı babam. Aklında ne varsa söylerdi. Sözlerinin keskinliğine rağmen, geldiği anlam ile kaşlarım çatılırken kalbimin heyecanlı atışını görmezden geldim. İçimden ailemin Nazlı ile beni yakıştırmasının, dahası babamın bunu istediğini belli ederek söylemesinin heyecanına değil; Nazlı ile ayrıldığımızı düşünmeye odakladım kendimi. “Baba ne demek istiyorsun?” Sesim içimdeki savaşa inat sakindi. Ellerim terlemişti oysa. Kimse titrediklerini görmesin diye arkama sakladım. Küçük bir oğlan çocuğu gibi dinlemeye başaldım babamı. “Yeterince açık konuştuğumu sanıyordum oysa ki,” diyen babam, gözlerimin içine bakmaya başladı. Sanki bir şeyler biliyormuş gibi bir bakıştı bu. Ama, Nazlı’yı bilmesi imkansızdı. En yakın arkadaşlarım bile bilemezken babamın bilmesi mümkün değildi. Üstelik, Nazlı ile ayrıldıktan hemen sonra gelmeyip kendimi toparlamıştım. Özellikle babamın anlamaması için üç ay kimseyi tanımadığım bir ülkede yaşamıştım. “Artık senin de yaşın geldi oğlum. Yıllardır annenin gösterdiği kızlara verdiğin olumsuz yanıtlara hiç karışmadım. Ama bu gece bir şeyin farkına vardım.” Oturduğu yerde doğrulurken söyleyeceklerinin ciddi havasına bürünmüştü. “Bak oğlum, bir adam ne kadar güçlü dursa da asıl gücü yanındaki kadından alır. Ben bu yaşıma kadar annenin arkamda olduğunu bilerek yaşadım. Ama bunlar değil benim aklımı başıma getirenler.” Bakışları hemen çaprazındaki tekli koltukta oturan amcama kaydı. “Cengiz benim kardeşim. Her hâlini bilirim. Ancak bu gece kardeşime baktığımda bir ilke şahit oldum. Amcanın ilk defa gözlerinin içine kadar güldüğünü gördüm. Sanki deseler ki Atlas olup yerküreyi sırtında taşıyacaksın ve karşılığında yanındaki kadının gülümsemesini göreceksin, hiç düşünmeden kabul edecek gibi bir hâli vardı. Sonra yanımdaki annene baktım. Gözlerim annenin gözleriyle kesişince farkettim işte. Bana birisi çıkıp da dese ki karın için Ferhat olup dağları del, hiç düşünmeden delerim. Sırf gözlerinde beliren o gülümsemeyi görmek için.” Annemin elini tutup, üstüne küçücük bir öpücük kondurdu. Gözlerine aşkla bakarak öylece sustu. Susarak anlaştılar o an. Aşk, gözlerine bakarak anlaşmaktır, lafının annemle babamın bakışlarında görerek yaşamıştım ben. Birkaç saniye bir ömrü sığdıracak kadar birbirlerinin bakışlarında kayboldular. Babam boğazını temizleyip yeniden konuşmaya başladı. “Uzun lafın kısası bu gece ilk defa seninde bunları tatmanı istedim. Dünyaları omuzunda taşıyacak kadar güçlü, dağları delecek kadar gözü kara olmanı istedim. Arkanda hayat arkadaşının varlığına sağınmanı istedim oğlum.” Birkaç saniye sustu. Yutkundu, annemin elini sıktı ve yeniden konuşmaya başladı. “Ben kendimi ne zaman tamamlanmış hissettim biliyor musun Yaman? Annen bana sığındığı zaman. Bakma, tek başına her şeyin üstesinden gelecek kadar güçlü. Aslına bakarsan her kadın güçlüdür. Zayıf olan biz erkekleriz. Onlar olmadan nefes alamadığımızı kabul edemeyecek kadar gururluyuz. Ancak ne var biliyor musun? Kollarının arasına sığınan karının verdiği huzur hiçbir yerde yok. Gerçekten o zaman güçlü oluyoruz, o zaman tamam oluyoruz.” Babam tekrar sessizleşirken gözümün önüne Nazlı’nın bana sarılışı geldi. Üstünden yıllar geçmesine rağmen kollarımın arasındaki küçücük kadının üstümdeki etkisini hatırladım. Babamın dedikleri anlam kazanırken aslında biliyordum kararımı verdiğimi. Yine de son sözlerini işittiğimde içimde büyük bir ikilem başladı. “Geçmişte ne yaşadın, bilmiyorum. Bu zamana kadar da sana bir kere bile sormadım. Sormayacağımda. Anlatmak istesen sen çoktan anlatırdın. Benim senden istediğim bırak geçmişi. Kendini sal, bugünü yaşa. Affedemeğin ne varsa unut gitsin. Affet oğlum. Affet ki unutasın, affet ki sen de sevebilesin, âşık olasın. Oğlum, aslanım, senden bu yaşına kadar hiç böyle bir şey istemedim. O yüzden beni kırmamanı isteyerek Nazlı’ya bir şans vermeni rica ediyorum.” Duyduklarımın şaşkınlığından söyleyecek bir şey bulamazken babam annemin konuşmasına izin vermeden, “İyi geceler sana,” diyerek elinden tuttuğu annemle odadan çıktı. Geride kalan amcamda, "Adam bir konuştu ama tam konuştu,” diyerek başka bir yorumda bulunmadan ayağa kalkıp odasına gitti. Olduğum yerde yalnız kalırken oturduğum koltuğun arkasına başımı yasladım. Dudaklarımdan bir “off’’ çıktı, sol kolumla gözümü kapattım. “Amına koyum sanki yeterince içinden çıkılmaz bir hayatım yokmuş gibi bir de babamın Nazlı’yı gelini olarak istemesi eksikti.” Ağzımdan çıkan küfrü hiç umursamadan sarsak adımlarla odama ilerledim. Ayaklarım çalışma masamın kilitli çekmesine yönlendirdi beni. Özlemle açtığım kutunun içinden çıkardığım resimlere bakmaya başladım. Bütün yaşadıklarım gözümün önünden geçerken bu kez babamın sözleri çınladı kulağımda. Belki de gerçekten geçmişi unutmam lazımdı. Madem Nazlı benden hiç gitmiyordu ben de kalmasına müsaade etmeliydim. Akşam gördüğümde heyecanla atan kalbimi, özlemle kıvranan bedenimi dinlemeliydim. Verdiğim o saçma sapan tepkiyi bırakıp âşık olduğum kadınla kendime bir gelecek kurmalıydım. İnsan bir kez "belki" demeye başladı mı, aslında kararını vermiş oluyordu. Net olan bir konuda belki diye bir durum yoktu çünkü. Kendimi son yıllarda Nazlı'nın olmadığı bir hayata hapsetmiş, kararlarımda net olduğuma inanmıştım hep. Oysa şimdi dönüp baktığımda sadece günleri geçirmiştim ben. Şimdi geldiğim konumda dilimden çıkan belkiler gösteriyordu ki ben aslında sevdiğim kadından hiç gitmemiştim. Bir kez, sadece bir kez gözlerine bakmam yetmişti aslında bir aydınlanma yaşamam için. Hayvan gibi davranıp o kaba sözleri söylemem de hep özlemimdendi. "Yine girdim eksenine be güzel kız." Elimdeki fotoğrafa baktım uzun uzun. Bana gülümseyerek bakan kadında kayboldum.. Polonya'ya ilk gittiğim zamanlara ait bir fotoğrafı. Nazlı, heyecanla bulduğu bir matematik dergisinden bahsediyordu bana bu kare çekildiğinde. Gözlerinin ışıltısı donuk fotoğraftan bile bana ulaşıyordu. Elimden bırakmadım o fotoğrafı. Anıların arasına karıştım, geçmişe uzandım. Elimde kalan, uzun zaman önce kokusu kaybolmuş bir şala sarıldım. Canım içmek istiyordu. Kendimden geçene kadar içmek, sarhoş olmak ve her şeyi unutmak. O zaman geçer miydi canımın acısı? Biter miydi hasretlik? "Gene kaybettin kendini Yaman." Kaybetmiştim, çünkü ben hep Nazlı'da kaybolmaya mahkumdum. Şairin de dediği gibi ben ona mecburdum. Ruhum üflenirken Nazlı'nın adı kazınmıştı. Kalbim bana ait olmayı bırakalı çok olmuştu. "Off baba, zaten kafam yerinde değildi. İyice çıkmaza soktun beni." Saçlarım birbirine girmişti. Kafamın içinde hep aynı yöne çıkan bir labirent vardı. Ben o labirentin içinde hangi yöne saparsam sapayım aynı çıkışa gidiyordum. "Daha fazla kendimi yormanın, bedenime eziyet etmenin alemi yok o zaman." Odanın sessizliği ve kendimle konuşmak beni boğdu. Kulaklığımı alıp telefonda Nazlı'lı anlar adını verdiğim playlistimi açtım. Yatağa uzandım ve gözlerimi Justin Timberlake - “Still on My Brain” şarkısının ilk notaları ile kapattım. Bu şarkının sözleri şu anki ruh halime tam uyuyordu. “I try to fight it but it's clear / Why, why can't I just let you go?” (Bu, sadece bir nostalji değil—hala kalpte yer eden, hiç bitmemiş bir aşkın yansıması.) Sözler kulağımda çınladıkça zihnimde cevap yankılanıyordu. Sımsıkı sarıldım Nazlı'nın şalına ve fotoğrafına. Sözler bir bir kulağımdan geçerken aynı şarkıyı döngüye aldım ve usulca uykunun kollarına süzüldüm. Tam olarak ne zaman bilincim gitti bilmiyorum. Kaçıncı tekrara geçti şarkı, ondan da haberim yok. Tek bildiğim, kararımı vermiştim. Belkiler denizde daha fazla sürünmek yoktu. Ferhat olacaktım, Atlas olacaktım, Mecnun olacaktım. Yıllar önce nasıl yaptıysam yine yapacak ve sevdiğim kadın için savaşacaktım. Babam doğru söylüyordu, geçmişi bırakmam lazımdı. Affetmenin vaktiydi artık. Kaybolan yılları telafi etmek ve yeniden "biz" olmak için çabalamam gerekiyorsa ben hazırdım. Dudaklarımda bir gülümseme ile uykuya daldım. Sabah olduğunda her şey çok farklı olacaktı artık. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD