Geçmişten Gelen Adam

3015 Words
Ben nereden bileyim yıllar sonra en olmadık zamanda karşıma geçeceğini? Dahası kendimi hiç hazır da hissetmiyordum. Gerçi bilsem ne kadar hazır olurdum? Orası da muamma. Uzun lafın kısası O, o gece nasıl bir tesadüfün bizi beklediğini bilmeden içinde kalan zehrini kusmaya gelmişti aslında... ... “Kesin bu geceyi sabote etmek için yaptı. Ben size diyorum kıskanç sizin kızınız. Bütün gözler onun üstünde olsun istiyor. Of rezil oldum insanlara.” Halamın sesini seçmeme rağmen gözlerimi açıp tepki veremiyordum. Şu an kapalı gözlerimin arkasında düşündüğüm daha önemli bir konu vardı çünkü. Aklımda başka bir konu olmasa halama gözlerimi devirebilirdim. Ancak şu anda daha önemli bir konuyu düşünmem gerekiyordu. Nasıl olabilirdi? Tesadüfün böylesi olabilir miydi? "Hürrem saçmalama istersen." Annemin cevabı elbette halamı tatmin etmedi. Ben kendi düşüncelerim arasında boğuşurken o, söylenmeye devam etti. "Yetmez yenge, yetmez. Resmen benim gecemi sabote etti, bütün ilgiyi kendine çekti sadece." “Hala yeter. Görmüyor musun ablam kendine gelmedi daha!” Gökhan’ın öfkeli sesini duymamla birlikte artık uyanmam gerektiğini anladım. Yavaş yavaş gözlerimi açıp tepemdekilere baktım. Ne kadar hâlâ başım dönmeye devam etse de, “İyiyim merak etmeyin,” demeyi başardım. Bayıldığım zaman beni odama getirmiş olmalıydılar. Yatağımda biraz daha doğrulup annem, Gökhan ve halama baktım. Gözlerinden ne kadar endişeli olduklarını görebiliyordum. Babam, dedem ve babaannemde eminim aynı endişeyle salonda olmalıydılar. Hakan’da gözüne kestirdiği bir kızla mesajlaşıyordu muhtemelen. Çünkü o Hakan'dı. Yattığım yerden iyice oturur pozisyona geçip, “İyiyim ben. Bir anda gözüm karardı. Meraklanmayın,” diyerek rahatlamalarını sağlandıktan sonra konuşmama hiç ara vermeden devam ettim. “Siz içeri geçin hâdi. Ben de geliyorum birazdan." Kibarca kovuyordum hepsini. Kendime gelmem ve hiçbir şey olmamış gibi maskemi takmam gerekiyordu. Bu yüzden yalnız olmalıydım. “İyisin değil mi, annem?” Annemin endişeli sesiyle boğazımda oluşan yumruya engel olamadım. “Kara kuzum, iyi değilsen içerdekileri yollarım istersen. Zaten atı alan Üsküdar’ı geçti. Adam çocuğu koydu, rahat.” Halamın, biraz önceki dediklerine inat söyledikleri ağlama isteğimi arttırmaya yetmişti. Son söylediklerineyse sırıtmaktan kendimi alamadım. “Hala!” Gökhan her zamanki sert çocuk hâliyle konuşmaya dâhil oldu. “Hadi siz annemle içeri geçin. Ben ablamla kalır, onun iyi olduğundan emin olurum.” Kardeşimin ne yapmaya çalıştığını biliyordum. Yaman’ı o da görmüştü ve beni koruması gerekiyordu. Ama bu sefer olmazdı. Kendi kendimi idare etmem gerekiyordu. Kararlı bir şekilde Gökhan’ın gözlerinin içine bakıp, “Gökhan sende çık ablam. Ben geliyorum hemen,” dedim. “Ama...” “Geliyorum, dedim Gökhan.” Sözünü kesip ne kadar kararlı olduğumu gösterdim. “Peki,” diyen kardeşim annemle halamı alıp çıktı. Kapanan kapıyla odamda yalnız kalmıştım. Sanki bütün yüklerim beni bulmuş gibi oturdum kaldım olduğum yerde. Önce kafamda ne yapacağımı kurdum. Derin nefesler alıp kendi kendime moral vermeye başladım. “Sakin olmalıyım. Normal davranıp bu geceyi atlatsam yeter.” Yataktan kalkıp üstümü başımı düzeltirken kendime telkinler vermeye devam ettim. Bu geceyi sağ salim atlatacaktım. Ben, Nazlı Ayan, bu odadan çıkacak ve Yaman'ı atlatacaktım. Yıllardır atlattığın gibi mi, diye soran iç sesine orta parmağımı gösterip kararımı verdim. Kocaman, derin bir nefes alıp kendime vazgeçme zamanı tanımadan odadan çıktım. “Şimdi iyi ama değil mi?” Salondan gelen seslere doğru ilerliyordum. “İyi iyi Canan Hanım. Dediğim gibi biraz başı dönmüş. Birazdan gelir.” Annemin sözleri biter bitmez salona girdim. Gözlerim ilk olarak Yaman’ı buldu. Bir saniye kadar kesişen gözlerimize daha fazla izin vermeden başka bir yöne baktım. “Nazlı’m iyi misin?” Dedemin endişeli sesiyle ona döndüm. Gerçekten korkmuştu benim tontiş panpam. Yüzümde muzur bir gülüş oluşurken sadece dedemin anlayacağı şekilde cevap verdim. Kimseyi daha fazla telaşlandırmak istemiyordum. “Ne demiş Mahsun Kırmızıgül dedecim? Yıkılmadım, ayaktayım. Daha tuzlu kahve içilmedi üstelik değil mi?” Son söylediğim salondakilerin genelini gülümsetirken Dursley ailesinde mimik oynamamıştı. Aman gülmeyin, incileriniz dökülür sonra. “Espri de yapabildiğine göre domuz gibi, aman iyisin annem demek ki. Biz konumuza geri dönelim bence. Efendim, gençler gerçi bizim kız otuz beş yaşında ama neyse, birbirini görmüş; beğenmiş bir de mercimek pilavı yemiş.” Annem olaya bodoslama daldı. Özellikle son söylediğinden sonra halam oturduğu yerden öyle bir kalktı ki çocuğunu düşürecek diye korktum bir an. “Yengeee!” “Efendim, güzel görümcem?” Gözleri işini çok zorlaştıracağım görümce diyordu. Bir karşı komşumuz Uçankuş Hasibe ile Nemrut Kamil’i bir de annemle halamı anlayamıyordum bu hayatta. Hasibe teyze ile Kamil amca kırk yıldır evliydi ve bir araya geldiklerinde sadece kavga ederlerdi. Annemle halamın durumu ise daha karışıktı. Annem hem halamdan kurtulmak hem de onu süründürmek istiyordu. Halam ise annemin hem burnundan getirip hem de anneme arka çıkıyordu. Nasıl bir paradoks ikisi arasındaki hiç anlamamıştım bu yaşıma kadar. “Sen benimle mutfağa kadar gelir misin?” Bir taraftan da sen bittin yenge bakışı atıyordu. “Kahvelere sıra gelmedi daha.” Annemin de altta kalır bir tarafı yoktu. Gözleri tehdidini aldım, boşuna uğraşma üstünlük bende bakışı atıyordu. İşin ilginç tarafı bütün salon ikisini izliyordu. Daha da ilginci gözleriyle olan konuşmalarıydı zaten. Şu anda bir çekirdek için neleri vermezdim. Bu arada ben biraz önceki sığınağıma geri çekilmiş, olacakları merakla bekliyordum. Aklımı Yaman’dan bu şekilde uzaklaştırabiliyordum. “Mutfakta diyeceğim bir şey var ama.” Gözler ise umurumda mı sence diyor. “Uzun zaman oldu.” Bu sözler anneme değil, kargaşadan faydalanan Yaman’a ait. Yıllar sonra bile olsa kalbimin hâlâ bu kadar hızlı çarpması normal mi? Peki, heyecanlanmam? Kendimi sakin olmaya zorladığım bir iki saniye tanıdım. Yaman’a tekrar bakmadan önce Gökhan’ı ve diğerlerini de kontrol ettim. Kimsenin bize bakmadığından emin olunca başımı yavaşça yanıma gelip oturduğunu bile fark etmediğim Yaman’a çevirdim. Gözlerine dalıp gitmemek için kendimi sıkarken sakin bir şekilde konuşmaya başladım. “Ya sorma. Tesadüfün en berbatına düştüm. Bendeki de şans işte.” Yaman’ın tek cümlelik girişini cümleciklerim ile süslemiştim. Yüzünde ufak bir gülümseme oluşurken, “Hiç değişmemişsin. Aradan ne kadar zaman geçse de hâlâ o deli kız çocuğu olarak kaldın değil mi?” diyerek bana bakmaya devam etti. Söyledikleri içimde bir yere dokunmuştu: Belki hâlâ âşık yirmi iki yaşındaki o kıza, belki ihanete uğrayan yirmi üç yaşındaki o kadına! Hangi tarafa dokundu bilmiyorum ama bir tarafım mutlu olurken diğer tarafım acımıştı. Ben hangisinin isteğine boyun eğsem ve bir cevap versem diye düşünürken Yaman, konuşmasına devam etti. “Üstelik hâlâ başın sıkıştığında bir şekilde ortamdan uzaklaşıyorsun. Eskiden, bir bahane uydurur kaçar giderdin. Şimdi, bayılmaya başlamışsın. Bak bu konuda level atlamışsın.” Bu sefer söyledikleri her iki yanımı da acıtmıştı. Kaşlarım sinirle çatılırken sessizliğimi bozma sırası bana geldi. “Sende hiç değişmemişsin Yaman. Hala kalp kırmak istediğinde en etkili yöntem olarak sözcükleri seçiyorsun. Dilinle açtığın yaraların en ağırı olduğunun hep bilincindeydin zaten. Beş yıl sadece değişen rakamlar olmuş üzerinde. Yaş aldıkça daha gaddar olmuşsun hatta. Gerçi, hakkını yiyemem. Daha önce susarak da kalbimi kırmıştın. Üstelik tek kelime etmeden her şeyi bitirmiştin.” “Bir şeyleri bitiren ben değil, sendin Nazlı. Unuttun sanırım.” Her ikimizde sinirle birbirimize bakarken, “Abla, iyi misin?” diyen Gökhan’ın sesi aramızdaki soğuk savaşı böldü. “İyiyim, Gökhan. Sen yerine geç.” Gökhan’a hiç bakmadan Yaman’a bakarak konuştum. “Ama abla...” “Gökhan, ne diyorsam onu yap!” Bu akşam ikinci kez kardeşimin sözünü kestim. Üstelik her ikisi de Yaman yüzünden olmuştu. Ben, Gökhan’a sert çıkışımla onu yollamayı düşünürken Yaman bir anda Gökhan ile konuşmaya başladı. “Gökhan, bakıyorumda çok kabalaşmışsın. Bana hoş geldin bile demedin daha. Zaman geçtikçe değişmişsin. Gerçi hâlâ ablanın sözünden çıkmayan o çocuksun. En son gördüğüm zamandan tek farkın o zaman küçücüktün, şimdi benden bile uzun olmuşsun.” Yaman’ın ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Önce sözleriyle beni sinirlendirmişti şimdi aynısını Gökhan’a da yapıyordu. Gökhan’ı sinirlendirerek eline ne geçecekti ki? “Yaman abi, beni sinirlendirme istersen. Zaten çok gereksiz bir ortamdayız, iyice karıştırmayalım ortalığı. Geç yerine, ablamı da rahat bırak.” “Ne güzel konuşuyorduk ablanla. Hem gel sende aramıza katıl, geçmişi yâd edelim. Karşımızdaki komedi bitince bizi izlerler. Güzel olmaz mı? Tıpkı eskiden olduğu gibi ablan, ben ve sen?” “Ulan ben senin...” “Gökhan dur ablacığım. Sen sakın uyma ona. Lütfen, rica ediyorum yerine geç. Ne olur ablacığım?” Son anda oturduğum sandalyeden kalkıp Yaman ile Gökhan’ın arasına girdim. Annem ve halamın ortamı yeterince meşgul etmesi sayesinde kimse bizle ilgilenmiyordu. “Tamam, abla dediğin gibi olsun.” Zorla Gökhan’ı yanımızdan uzaklaştırıp yeniden Yaman’a döndüm. “Ne yapmaya çalışıyorsun sen? Niyetin olay çıkarmak mı? Bak Yaman, seninle açık konuşuyorum. Bu gecenin ne seninle ne de benimle ilgisi var. Bu gece...” Amcası ve halamı işaret edip konuşmaya devam ettim. “...o ikisi ile ilgili. Şu anda karşıma çıkıp beni sinirlendirmene ya da olay çıkarmana izin veremem. Bak, eminim halamın amcanla olan evliliklerinin iç yüzünü biliyorsundur. Hatta buradaki birçok kişinin bildiğine her şeyimle iddiaya girerim. Ama dedemle babaannem bilmiyor ve izin ver biricik kızlarını gönül rahatlığı ile evlendirsinler. Biz, ikimiz bu akşamın konusu değiliz. Aslına bakarsan biz hiçbir zamanın konusu değiliz. Gerçi ortada biz diye bir şey yok, sen ve ben varız. İki ayrı kişi olarak. Şimdi, olay uzamadan yerine geç. Bende annemle halama bakayım.” Sözlerim ne kadar etkili oldu bilmiyorum ama Yaman, sandalyeden kalktı. “Haklısın. Dediğin gibi artık biz diye bir şey yok. O nedenle amcamın gecesini mahvetmeyeceğim.” Yüzüne ukala bir gülümseme kondurup annemle halamı göstererek, “Gerçi annen ve halan bunu çok güzel yapıyorlar,” dedi. Söylediği her cümle canımı daha çok acıtırken içimden bu gecenin bir an önce bitmesini dilemeye başladım. O gece ki son sözlerini söyledikten sonra biraz önceki yerine, amcasının yanına oturdu. Bende derin bir nefes alıp annemle halamı susturmaya gittim. Ne kadar değişik bir kız isteme töreninin ortasındaydım ben? Evli ve hamile halamı, kocası istemeye gelmişti. Yeni eniştemin ailesinde karşıma en büyük aşkım çıkmıştı ve ben bayılmıştım. Daha sonra kendime gelmiş ve isteme töreninin ortasında halamla annem kibar bir ifadeyle üstünlük yarışına girmişti. Annem intikamını almaya, halam da onu durdurmaya çalışıyordu. Sonra eski ama unutamadığım aşkım gelmiş ve neden olduğunu bilmediğim bir sebepten benim canımı yakmıştı. Yok yok öyle kolay ölmem ben füze atın kesin çözüm! Derinden bir nefes alırken aklımdan geçen sorular belliydi: Bu nasıl bir geceydi? Daha kötü ne olabilirdi acaba? “Yeter be! Nasıl insanlarsınız siz? Cengiz bula bula bu kızı mı buldun evlenmek için? Nagihan gibi bir kadını tercih ettiğin kenar mahalle dilberine bak?” Sözümü geri alıyorum. Petunia Dursley’i unutmuştum. En sonunda annem ve halam arasındaki saçma konuşmaya birisi dayanamadı ve isyan etti. Sanırım Yaman zehirli dilini halasından almış. Kız halaya erkek dayıya derlerdi ama Yaman erkek olunca halasını dayı olarak görmüş olma ihtimali vardı. İçimden çıkan düşük bütçeli espriyi hiç yapmamışım gibi yapıp olayın akışına geri döndüm. Zira o espriyi bir daha tekrarlarsam ve aile üyelerinden birisi duyarsa beni reddetme ihtimalleri çok yüksekti. Kötü Dursley’in ani çıkışıyla ortamda kısa süreli bir sessizlik oldu. Herkesin birbirine baktığı bir dakikalık saygı duruşundan sonra ilk kendine gelen babaannem oldu. “Derhal evimi terk edin.” Oturduğu yerden kalkıp kapıyı gösterdi. Duyduğu sözler babaannemi çileden çıkarmış olsa gerek yüzündeki mağrur ifadeyi daha önce gördüğümü hiç hatırlamıyorum. “Memnuniyetle. Kalk Kamil.” Dünden hazır olan Dursley ailesi ayaklandı. “Anne.” Halam, dokunsalar ağlayacak bir halde babaanneme ithafen konuşup anneme baktı. “Anneciğim, bir sakin ol.” Annemse sanki ortalığı karıştıran kendisi değilmiş gibi olaya el attı. Önce babaannemi tekrar dedemin yanına oturtan annem, yardım diler gibi etrafına bakındı. Bu arada dedem sessizliğini korumaya devam ediyordu. “Afetciğim, Kamil enişte sizde oturun hadi. Leman, hadi yengeciğim.” Annemin aradığı yardım, akşamın başında nedensizce sevdiğim kadından gelmişti. “Afet biz buraya Cengiz’in hatırı için geldik. Üstelik sözlerin hiç hoş değildi. Belli ki Asiye Hanım ve Hürrem aralarında küçük bir şaka yapmışlar. Hadi yerimize geçelim biz.” “Canan Hanım’a katılıyorum. Biz ufak bir şaka yapalım dedik. Lütfen, geçelim yerimize.” Ben bayıldığım zaman aileler tanışmış olmalıydı. Adının Canan olduğunu öğrendiğim kadın annemle birlikte Dursley’leri ikna etmeye çalışırken dedeme tekrar baktım. Benim tanıdığım dedem şimdiye kadar çoktan herkesi dağıtmıştı. Bir gariplik vardı onda. “Yiğit, hayatım sende elini çabuk tut istersen.” Adı Canan olan asil kadın tıpkı annemin babama sinirlendiği zamanlarda konuştuğu gibi bir sertlikle kocası olduğunu tahmin ettiğim adama direktif verdi. Zaten o andan sonra da hemen klasik kız isteme töreni ve aileler arasında küçük bir yüzük kesilmesi oldu. Yaman, bir daha gece boyunca yanıma gelmedi. Bu arada halam kahveleri yaparken Yaman’ın kahvesine bulaşık sabunu atmayı düşünüp vazgeçtim. Kendini önemli hissetmesini göze alamazdım. Evde kezzap olsaydı ondan bir damla eklerdim ama. Kezzaplı kahveyi içtikten sonra isterse kendini Kenya devlet başkanı hissetsin, beni pek alakadar etmezdi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Akın ailesi ile Kamiloğulları ailesini de daha yakından tanımıştım. Kamiloğulları, Dursley’lerin Türkiye şubesi oluyordu. Yalnız soyadları otobüs acentesi ismi gibiydi. Her aklıma geldiğinde gülecek gibi oluyordum. Cengiz Bey eniştenin gudubet ablası, kocası ve kızları anladığım kadarıyla pek sevilmiyordu. Zira bütün akşam somurtmalarına rağmen kimse onları umursamamıştı. Halam birkaç kez Afet ablasına laf atmış, istediği karşılığı almayınca o da susmuştu. Yiğit Bey ve asil Canan Hanım, Yaman’ın babası ve annesiymiş. Aynı zamanda Yiğit Bey, Cengiz bey eniştenin abisi oluyordu. Bendeki şansta buraya kadardı. Ayrıca Cengiz Bey enişteyi sevmemem için bir neden daha çıkmıştı. Unutamadığım ex aşkımın amcası! Gecenin başında gelen ve bütün gece genelde yanındaki kocası olduğunu tahmin ettiğim sert yakışıklıyla ilgilenen top karınlı tatlı hamile de Yaman’ın kız kardeşi Ceren oluyordu. Yanındaki sert beyde kocası avukat Mehmet Demirhan. Ne kadar inkâr etmeye kalkışsam da Yaman’ın ailesini sevmiştim. Annesiyle yaptığım kısa sohbette onun ve Ceren’in de öğretmen olduğunu öğrendim. Ayrıca, Ceren ile çok güzel anlaştık. Sessiz kişiliğinin arkasında eğlenceli, muzip bir kız yatıyordu. Sekiz aylık olan hamileliği nedeniyle birçok hareketi yavaş yapsa da anladığım kadarıyla kocasını delirtmek en büyük hobisiydi. Dediğine göre daha önce bir düşük yapmış, o yüzden bu bebek onun için çok önemliymiş. Ayrıca halasının ailesine taktığım ismi de çok sevdi. Yıllardır benim aklıma nasıl gelmedi bu, diyerek bütün gece güldü durdu. Gecenin sonunda aileler iki hafta sonrası gibi bir tarihe düğünü kararlaştırdı. Üstelik babaannemin bütün itirazlarına rağmen dedem hemen kabul etti bu tarihi. O zaman dedemin bir şey bildiğine dair inancım daha fazla artmış oldu. Misafirler gidene kadar ara sıra göz hapsine aldığım dedemi her seferinde halamla Cengiz Bey enişteye bakarken gördüm. Bu arada bende bir iki kere de olsa müstakbel olması gereken eniştemle konuştum. Ne kadar akıllı ve halama âşık gibi dursa da bendeki yeri hâlâ ‘bey’lik kısmındaydı. Biraz daha yakından tanımam gerekiyordu kendisini. Gerçi şöyle de bir şey vardı, bu adam halama deli gibi âşık olmasa önce evlenip sonra da çocuk yapmazdı. Sonuçta halamı tanıyordum. “Ben gene de bu Cengiz Bey eniştenin burnundan gelmeye devam edeceğim!” Kendi kendime söylenirken yüzümdeki makyajı silip saçlarımı dağıttım. Aslında duş alsam daha iyiydi ama önce dedemle konuşmam lazımdı. Ses çıkarmamaya özen göstererek odamdan çıktım. Evdeki herkes odalarına çekilmişti. Zorlu bir akşamı atlatmış aile üyelerimi daha fazla rahatsız etmek istemediğimden, sessiz adımlarla salona geçtim. Dedem, pencerenin hemen karşısındaki çift kişilik koltuğunda derin düşüncelere dalmıştı. Tahminimde yanılmamışım, Mesut Bey koltuğunda derin düşüncelere dalmış durumda. Dedemin yanına doğru ilerledim. Bacağına hafifçe vurup yanına oturdum. “Ee söyle bakalım koca adam ne var ne yok oralarda?” “İyilik sağlık küçük kız. Sende ne var ne yok?” “Benim buralar yangın yeri be koca adam. Ama boşver beni sen, şimdi konumuz sensin. Hayırdır dolarla çalışan iş yeri sahibi gibi ne kara kara düşünüyorsun?” Muzip bir şekilde söylediğim son cümle kahkaha atmasına neden oldu. “Bak sen? Eskiden Karadeniz’de batan gemiler örnek verilirdi bu gibi durumlarda.” “Eskidendi o örnekler dediş. Artık yeni olay dolarda.” Göz kırpmayı ihmal etmedim. “Azıcık kendimizi güncelleyelim değil mi?” “Son sürüm torunum benim, gel buraya.” Dedemin kucağında yerimi aldım. Bazı şeyler hiç değişmiyordu. Ne kadar büyümüş olsam da küçük bir kız çocuğu gibi dedemin kucağına sığınmak bütün dertlerimi hafifletiyordu. Keşke bulunduğum yerde Yaman’ı, geçmişi ve onu sevdiğimi unutabilseydim. Birkaç saniyelik bir sürede hayatıma hiç girmemiş olmasını istedim. Sonra, bu isteğimden pişman oldum. Her şeye rağmen yaşanmış hiçbir dakikamızdan pişman olmadığımı biliyordum. Ne kadar canım yansa da aklıma gelen her saniyemize şükrediyordum aslında. Yaman’la tıpkı istediğim gibi doludizgin, hayal ettiğim gibi uçlarda yaşamıştım her şeyi. Ama yaptığı şeyi hazmedemiyordum. O sahne yıllardır her gün gözlerimin önünde dönüyordu. Kimseye söyleyemiyor, içimde kopan fırtınaları anlatamıyordum. Kendime düşünmek için bir dakika bile vermeden sadece yaşıyordum işte. Günün sonunda elimde kalan yine kırık bir kalp oluyordu. Unutamıyordum, her gün daha fazla seviyordum. “Söyle bakalım minik kız, kimmiş seni yakan?” Dedemin sesiyle kendime geldim. Saçma bir şekilde yeniden yıllar öncesine dönmek istemiyordum. O yüzden usta bir manevra ile konuyu istediğim yere çektim. “Halam tabi ki evleneceğim diye çıktı geldi. Kimdir, neyin nesidir bilmeden bir adamı evimize soktu. Sence, ben yanmayım da kim yansın? Üç porsiyon acılı Adana, iki tabak künefe, bir bölü iki litre şalgam suyu, üç litre ayran istiyor canım. Bunların hepsini tek seferde değil canım tabi ki. Canıma kastım yok henüz.” “Hahahaha deli torunum benim. Her seferinde dedeni şaşırmayı başarıyorsun.” “Ne sandın? Kimin torunuyum sanıyorsun?” Şımarık bir şekilde omuz silktim. Daha sonra daha ciddi bir havaya bürünüp asıl konuya girdim. Bir elimi dedemin ellerinin üstüne koyup, “Dede, hadi anlat,” dedim. “Ben değil sen anlat Nazlı. Benim bilmediğim ne? Annen, bir güvendiği olmasa halana öyle davranmaz. Üstelik sözlerindeki imayı anlamadığımı da sanma. Akşamdan beri düşünüyorum, içinden çıkamadım. Senin geleceğini tahmin ediyordum o yüzden bekledim seni. Şimdi, anlat bakalım ne yaptı halan? Gizli gizli evlenip bir de üstüne çocuk yaptı desen şaşırmam.” Dedemin son söylediğiyle boğazıma kaçan tükürüğüm yüzünden öksürük krizine girdim. Halam yüzünden kendi tükürüğümde boğuluyordum. Bunu da yapmıştı bana. “De-de öhhö öhhö nereden çıkardın öhhö öhhö bunu? Öhhö öhhö...” Telaşlanmaya başlamıştım ve bu iyi bir şey değildi. Dedemin oyununa gelmiş, çoktan her şeyi anlamasını sağlamıştım. Hiç odamdan çıkmamam lazımdı. “Ben cevabımı aldım. Bu kızı yaparken nerede hata yaptım bir bilsem? Küçükken beşikten de düşmedi ki o yüzden böyle oldu desem.” Derin bir nefes alıp konuşmasına devam etti. “Şimdi ortalığı ayağa kaldırıp halanın burnundan getirmem lazım ama hiçbir şey yapmayacağım. Zaten yapmış her ne yaptıysa bu saatten sonra benim bir şey demem sadece gereksiz yere tatsızlık çıkarmak olur. Hem otuz beş senedir burnumdan geldiği yeter, biraz da kocasına hayatı zehir etsin. Bu saatten sonra o kocasından başkası da almaz onu. İyisi mi üç maymun oynamaya devam edeyim ben. Kimseye bir şey söyleme sende.” Ayağa kalkıp konuşmaya devam etti. “Babaannene bir şey söyleme sakın sen. Düğün olana kadar çok eğleneceğim, çok...” dedi ve gitti. Dedemin arkasından ağzım açık bakakaldım. ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD