Şaşkınlıktan mı, yoksa korkudan mı bilmiyorum ama titremem iyice artmıştı.”
“Buse!”
Ayça'nın yüksek sesiyle adeta trans hâlinden çıktım.
Başımı ona çevirip kısık sesle:
“ Ne?” dedim, kafamı sallayarak.
“Kim bu adam?”
“Sonra anlatırım, önce şu durumdan bir kurtulalım. Bayılmak üzereyim”dedim. Hâlâ titriyordum ve bu sesime de yansımıştı.
“Buse, neler oluyor? Ne bu hâlin? dedi Emir.Kaşlarını çatarak.
Ne yani, bana kızıyor mu şimdi? Ne sıfatla?
“Şey... ııı…” Sesimi bulmaya çalışarak boğazımı temizledim. “Sizi ilgilendiren bir durum yok Emir Bey. Arkadaşlarımla kutlama yapmaya gelmiştik. O adam beni rahatsız edince”...
Sesimin titremesine engel olamıyordum. Başımı hafifçe çevirip koltukta yatan Kerem’i gösterdim:
“Arkadaşım bana yardım etmeye çalışırken olanlar oldu” dedim üzülerek.
Emir’in kaşları iyice çatıldı. Yerinde huzursuzca hareket etti. Sonra aniden:
“Ali!”
diye resmen kükredi.
O an yerimde korkuyla sıçradım. Ayça eliyle damağını tutup kaldırdı ve korkuyla koluma yapıştı.
“ Buyur abi?”
dedi iri yarı, izbandut gibi adam. Zaten burada düzgün bir insan yoktu! Nasıl bir yere geldik biz böyle?
Ayça beni dürtüyordu, gözleriyle “Ne oluyor?” diyordu.
“Sanki ben biliyorum! Bi dur ya!” dedim fısıltıyla.
Emir’in sesi tekrar yükseldi:
“O s.ktiğimin pezevengini bana hemen bul!”
Kullandığı edepsiz küfürler karşısında kaşlarımı çattım. Sinirimi bastırarak bir adım attım.
“ Emir Bey, gerek yok. Zaten olan oldu. Arkadaşım için hastaneye gitmemiz gerekiyor. Çok fazla kanaması var, kendinde değil...
Başımı eğip Kerem’i işaret ettim.
“Yardımınız için teşekkür ederim ama biz artık gidelim, dedim ve Kerem’e doğru yürüdüm.
“Buse…”dedi kızgın sesiyle ve duraksadı. Gözlerimi ona çevirdim.
“ Sus ve otur.”
Kaşlarımı çattım. Bu adam kendini ne sanıyor? Ne bu emirler?
Sesimi sakin tutmaya çalışarak:
“Emir Bey, anlamadınız galiba. Gitmemiz lazım. Arkadaşım iyi durumda değil, dedim.
O ise, bana hiç aldırmadan döndü:
“Ali, doktoru çağır.”
“Gerek yok, bizim aracımız var. Biz hallederiz, dedim. Ama hiç oralı olmadı.
“ Gördük nasıl hallettiğinizi, diye öfkeyle konuştu.
Artık sabrım tükenmişti. Yaşadıklarım yetmiyormuş gibi bir de onunla uğraşamam. Hızlı adımlarla karşısına geçip dikildim:
“ Size ne?! Kimsiniz de bu kadar müdahale ediyorsunuz? Çekilin gidelim, daha fazla gerilmeyelim! dedim, ardından tekrar Kerem’e yöneldim.
Kerem’i kolundan tutup kaldırmaya çalıştım ama tek başıma yapamayacağım belliydi.
“ Ayça, diğer kolundan da sen tut. Gidelim artık şu lanet yerden,” dedim bağırarak.
Tam o anda, kolumda hissettiğim baskıyla irkildim. Kafamı çevirince Emir’in gözlerinin karardığını gördüm.
“Ben sana sus ve otur dedim, Buse!.
Sertçe kolumdan tutup kapıya doğru sürükledi. Ne kadar dirensem de kolumu kurtaramadım. Kapıyı açıp beni hızlı adımlarla koridorun sonundaki kapıya doğru sürükledi.
“ Bırak kolumu! Ne yaptığını zannediyorsun?
diye bağırdım ama dinlemedi.
Ayça odada çığlık çığlığa bağırıyordu:
Kolundaki baskıyı iyice artırmıştı. Canım yanıyordu.
“Ahh... Kolumu acıtıyorsun!
dedim ağlamaklı bir sesle.
Yüzünü aniden bana çevirdi. Önce koluma, sonra gözlerime baktı. Gözlerindeki öfkenin yavaş yavaş dağıldığını gördüm. Kolumu bıraktı, kapıyı açtı:
“Gir,
dedi düz bir sesle.
Etrafa göz gezdirip yardım edecek birini aradım ama kimse yoktu. Yapabileceğim en mantıklı şey içeri girmekti.
Derin bir nefes aldım.
“ Bakın Emir Bey, ne yapmaya çalıştığınızı anlayamıyorum. Lütfen bırakın gidelim,”kolumdaki saate baktım. Saat iki olmuştu! Annem meraktan ölmüştür! Çantam? Locada kalmış! Kim bilir kaç kere aradı?
Emir hâlâ bana bakıyordu. Elleri cebindeydi. Donuk yüz ifadesiyle yavaşça bana doğru adım attı. İstemeden bir-iki adım geriledim.
“Şimdi...
dedi öfkesini bastırmaya çalışarak.
“Sana dokundu mu?
Dilimi yutmuştum.
“ Ne?
“ O s.ktiğim sana dokundu mu?!
Gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
“Hayır, hayır! Sadece yanıma geldi, oturdu. Onun dışında bir şey olmadı. Zaten hemen Kerem’i aradım, geldi!
İçimden: Neden açıklama yapıyorum ki ben buna? diye geçiriyordum.
“ Emir Bey, rahatsızlık verdik sanırım, kusura bak...
Sözüm yarım kaldı. Kapı çaldı.
“Gel!
diye kükredi.
Ali içeri girdi.
“Abi, doktor geldi.
“ Tamam,
dedi ve bana dönerek:
“Geliyorum.
Sonra koltuğu işaret etti:
“Otur.
Kendisi önden, Ali arkadan odadan çıktı.
Allah’ım, annem delirmiştir! Odada dolanmaya başladım.
Neden onu dinliyorum ki?! dedim içimden.Çantamı alıp Ayçanın abisini ararsam belki buradan kurtulabiliriz.
Kapıya yöneldim, yavaşça açıp etrafa baktım. Kimse görünmüyordu. Dışarı çıkıp merdivenlere doğru hızlı adımlarla ilerledim.Merdivenleri çıkıp bir iki adım atmıştım ki öfkeli sesini işittim.Merakıma yenik düşüp biraz daha yaklaştım ve duyduklarımla dehşete kapıldım.
“Sen kimsin lan benim olanı rahatsız ediyorsun? Sikerim senin belanı!”Yumruk sesiyle birlikte acı dolu bir inleme koridoru kapladı.
Benim olan mı?Bu da ne demek şimdi? Neyi kaçırıyorum ben? Diye düşündüm ama bir cevap bulamadım.Elimle ağzıma kapatım ses çıkarmadığımdan emin olunca,yavaş adımlarla sesin geldiği yöne doğru ilerledim.
İki iri yapılı adam ,ismini dahi bilmediğim serseriyi omuzlarından tutmuş,dizlerinin üstüne çökertmişti.Emir ise yumruk yaptığı elini acımadan adamın yüzüne indiriyordu.
Adamın ağzı burnu kan içindeydi,bayılmak üzere gibiydi.Emir durmadan yumruk atıyor,ağza alınmayacak küfürler savuruyordu.
Daha ne kadar dehşete düşebilirdim,bilmiyorum.Hayran olduğum adam bu muydu?
İşinin sadece tekstil olmadığı aşikârdı. Etrafında bu kadar korumanın olmasından anlamam lazımdı.Tekrardan merdivenleri inip,sessiz adımlarla Ayça’nın bulunduğu odaya yöneldim. Çantayı sonra alırdım,bir an önce onları çıkarmam lazımdı.
Kapı kulpuna uzanıp yavaşa çevirdim.Kapıyı açar açmaz Ayça ayağa fırlayıp koşar adımlarla yanıma geldi.Ağlamaktan şişmiş gözleriyle bana baktı,sonra korku dolu bir sesle:
“Neredeydin? İyi misin?”dedi ve boynuma sarıldı.
“İyiyim merak etme. Bir şey olmadı. Ama buradan hemen gitmemiz lazım”,dedim.Başımı Kerem’e doğru çevirerek, “Hadi hemen onu kaldıralım.”
Doktorun müdahalesi sayesinde Kerem biraz daha iyi görünüyordu.
Hemen seslendim:
“Kerem,hadi kalk. Gitmemiz lazım. Hadi!”Sözlerimi bir kaç kez tekrarladım.
Kerem zorlukla da olsa gözlerini açtı ama hâlâ tam olarak kendinde değildi.
“Ayça yardım et,”dedim fısıltıyla.
Bir koluna ben,bir koluna Ayça girdi ve kapıya doğu ilerledik.Burası kolaydı,ama binanın çıkışına nasıl ulaşacağımız tam bir muammaydı.Kapıyı açtık ve ağır adımlarla koridorda ilerlemeye başladık.Merdivenlere gelince “Ayça, siz burada bekleyin.Gelen varmı, bir bakayım.”
Ayça başını sallayarak onayladı beni.Sessiz olmaya dikkat ederek merdivenlerden yavaşça indim.Sesler tamamen kesilmişti.
“Neredeler acaba?”diye sağa sola bakarken,ensemde hissettiğim sıcak nefesle birlikte dona kaldım…
“Kaçağımızda da buradaymış…”
dedi düz ve sakin bir sesle. Sanki az önce adamı öldüresiye döven o değilmiş gibi.
“Sözümün dışına çıkılmasından hoşlanmam, küçük. Ama senin için bir istisna yapabilirim,
dedi. "Küçük" mü? Kendisi dev gibi olmasın!
Saçlarımın arasında gezinen nefesiyle tüylerim ürperdi. Gözlerim istemsizce kapandı.
“ Çilek…”
dedi, çektiği derin bir nefesle.
Bu adam ne yapmaya çalışıyor?!
Sinirle yüzümü ona çevirdim. Kaşlarımı çatıp, sesimi yükselttim:
“ Emir Bey, kendinize gelin lütfen! Sizinle böyle bir münasebetimiz yok!
İki elimle göğsünden ittim. Ne kadar güçlü ittiysem de yerinden kıpırdamadı.
Bir anda bileklerimden tutup beni duvarla arasına sıkıştırdı. Dudaklarımdan bir inilti döküldü.
Gözleri kararmıştı. Elini belime koydu, beni iyice kendine bastırdı. Nefesim içime kaçtı. Kalbim, artık benden bağımsız hareket ediyordu.
Gözleri dudaklarıma indi. Dudaklarım kurumuştu. Dilimle hafifçe ıslattım. O an gözleri daha da karardı. Dudaklarını ısırdı ve...
Bir anda dudaklarımda hissettiğim baskıyla donakaldım.
Karşılık vermedim. Sadece şoktaydım. Bacaklarım beni taşıyamayacak hâle geldi. Dizlerim çözüldü. Düşecek gibi olunca belimi daha sıkı kavradı.
Dudaklarımı öpüyor, ısırıyor, ağzımı aralamam için adeta işkence yapıyordu. Alt dudağımı ısırınca dudaklarımdan istemsizce bir inilti çıktı.
Bu onu daha da çıldırttı.
Hırladı.
Elini çeneme bastırıp ağzımı araladı. Dili, dilimle buluştu. Karnımda kelebekler dönmeye başladı ve hepsi kasıklarıma yöneldi. Bana neler oluyordu?
Ciğerlerim artık nefes almak istiyordu. Elleri göğsüne koyup ittim. Boşluğuna gelmiş olmalı ki bir anlık geriledi. Dudaklarını ayırdı.
Dilini dudaklarında gezdirip:
“ Hiç bu kadar güzel bir çilek yememiştim,” dedi.