4.bölüm

1102 Words
Hayatın insana neler getireceği, kimleri karşısına çıkaracağı hiç belli olmuyor. Sanırım ben şanslı olanlardanım. En çok çalışmak istediğim şirketin sahibiyle karşılaşmam ve bana kartını vermesi, ileride bir fırsat doğabileceğinin göstergesi gibiydi. En azından ben öyle umut ediyorum. Hep derler ya”İstemek, başarmanın yarısıdır.” Ben de buna inananlardanım. Zamana bırakıp annem ve hayallerim için istemekten, inanmaktan ve çabalamaktan asla vazgeçmeyecektim. Akşam için hazırdım. Son kez aynaya baktım, makyajımı tazeledim ve çilek tonlarında rujumu sürdüm. Çantamı ve ceketimi alıp butiği kapatmak için dışarı çıktım. Çantamdan anahtarları çıkarıp kapıyı kilitledim. Bahçe kapısından çıkıp beklemeye başladım. Saatime bakıp“Nerede kaldılar bunlar?” diye içimden söylenirken birden bir korna sesiyle irkildim.Arabaya doğru adımladım Ayça önde oturduğu için arka kapıya yöneldim, kapıyı açıp oturdum. “Selam gençler! Nereye gidiyoruz?” “360 İstanbul’a gidelim ama önce bir şeyler mi yesek?” dedi Ayça. “Bana uyar hanımlar. Kurt gibi açım. İki saat kapıda Ayça Hanım’ın süslenmesini bekledim.” dedi Kerem gülerek. “Abartma sen de, kırk dakika bekledin sadece. Bence gayet normal. İki saate hazırlandığım bile oluyor benim!” diye savundu kendini Ayça. “Yuh Ayça, iki saat mi?” dedim şaşkınlıkla. “İki saat neyin hazırlığı?” Gözlerini devirmekle yetindi. “O zaman önce sahile gidip bir balık ekmek yiyelim. Zaten saat daha erken. Oralarda hayat gece başlıyor.”dedi Kerem gülümseyerek. Kerem arabayı çalıştırdı ve yola koyulduk. Sahile gidip birer balık ekmek yedik. “Ay! Abarttım galiba... Nefes alamıyorum!”dedim şaka yollu. “İncecik kızlarsınız, bir büyük balık ekmek yediniz. Kıtlıktan mı çıktınız kızım? Nerenize gidiyor bunlar, o da ayrı mesele.”dedi Kerem kahkahalarla. “Spor yapıyoruz herhalde!” diyerek gözlerini devirdi Ayça. Bu kızın göz devirmeleri bir gün beni öldürecek. “Ay, benim de metabolizmam hızlı çalışıyor. Yakıyorum hemen. Spora ne gerek var?”dedim keyifle. “Spor yapmadan böyle fit bir vücut… Allah’ın bir lütfu Buse’cim. Yat kalk şükret!”dedi Ayça, alaycı bir ifadeyle. Çalışmaktan pestilim çıkıyor, haberleri yok tabii. Hesabı ödeyip tekrar arabaya bindik ve kulübe doğru yola çıktık. “Burası baya iyiymiş,” dedi Kerem. Bunu barmenden dolayı söylediğinden emindim çünkü kızı göz hapsine almıştı. Ayça da kurbanını sinsice kesiyordu. İkisi de gayet keyifliydi. “Hadi biraz dans edelim, oturmaya mı geldik?” dedi Ayça. “Tamam” dedim. Kokteylimden bir yudum alıp piste çıktık. Alkol hafifçe başımı döndürmeye başlamıştı. Ayça’yla kendimizden geçmişçesine kalçalarımızı sallıyor, bağırarak şarkıya eşlik ediyorduk. Ayça’nın az önce göz koyduğu adam, gelip kulağına bir şeyler fısıldadı. “ Buse, ben birazdan geliyorum,” dedi ve gülümseyerek göz kırpıp gitti. “Hadi kolay gelsin”, dedim kahkaha atarak. Kerem’e baktım, o da barmenle işi iyice ilerletmişti. "Ne hızlı çıktılar be," diye geçirdim içimden. Sıkılmaya başlamıştım. Lavaboya gitmek için etrafa göz gezdirdim. Barın arkasında olabilir diye oraya yöneldim. Tahmin ettiğim gibi oradaydı. İşimi halledip çıktım, locaya geri dönüp kokteylimden içmeye devam ettim. Arkadaşlarım resmen beni ekmişti. Can sıkıntısıyla telefona sarıldım, i********:’da gezinmeye başladım. O sırada kulağıma tanımadık bir ses çalındı: “ Selam güzelim.” Sesin geldiği yöne baktım. Yirmili yaşlarının sonunda, sarışın, serseri tipiyle bir adam bana bakıyordu. “Selam,” dedim kısa keserek. Ama pes etmeye niyeti yok gibiydi. “Yalnızsın galiba, oturabilir miyim?” “Arkadaşlarımla birlikteyim, pistteler” dedim ve tekrar telefonuma döndüm. Bir an sonra, yanımda bir çökme hissedince başımı çevirdim. Az önceki serseri tipli adam, locada yanıma oturmuştu. “Oturabilirsiniz demedim”, dedim sertçe. Ama oralı olmadı. “ Hadi güzelim, naz yapma. Yalnızsın, takılalım biraz.” Gözlerimi devirdim. “Hayır, istemediğimi söyledim. Arkadaşlarım gelir, rahatsızlık vermeyin,” dedim. Yine de kıpırdamadı. Yüzsüzlükte level atlamıştı. Telefonumdan Kerem’i aramak için rehbere girdim. Çaldı ama açmadı. İyice sinirlenmeye başlamıştım. Resmen beni burada yalnız bırakmışlardı. Bu ortamda yalnız kalmak, kurda kuzu teslim etmek gibiydi. Ayça’yı aradım. İki çalmanın ardından açtı: “ Alo kuzum, locaya gelir misin? Kerem’i de bul, getir,” dedim sessizce. Yanımdaki yılışık hâlâ oturuyordu. “Tamam canım, geliyorum. Bir şey mi oldu?” “Gelince anlatırım” dedim ve telefonu kapattım. Adam hâlâ aval aval bana bakıyor ve oturduğu yerden daha da bana yanaşmaya çalışıyordu. Koltuğun köşesine iyice çekildim. Aslında burda onu tek yumrukla yere serebilirdim ama gecemizi daha fazla mahvetmek istemiyordum. “Hayırdan anlamıyor bu pezevenk,” dedim içimden. Piste doğru baktım. Ayça kalabalığı yara yara hızlıca geliyordu. Yüzünden korktuğu belli oluyordu. “İyi oldu, beni yalnız bırakmasaydınız,” dedim içimden. Bunun rövanşı olacaktı hele siz bir gelin. Kerem de locaya yaklaşıyordu. Hızlı adımlarla gelip elini kaldırdı. “Hayırdır birader?” diye çıkıştı. “Sana ne kardeşim, takılıyoruz sadece” dedi adam pişkinlikle. Kerem adamın yakasından tuttuğu gibi oturduğu yerden hızla kaldırdı. Kolundan tutup itti: “Hadi kardeşim, uzaklaş! Siktirme belanı! “diye kükredi. Vay be, Keremcik gözüme girdin. Beni yalnız bırakmasaydınız bu olmazdı ama yine de ceza indirimini hak ettin. “ Ne diyorsun lan sen?” diyerek adam yumruğunu Kerem’in yüzüne geçirdi. Elimi ağzıma koyup çığlık attım. Ayça’nın da benden farkı yoktu. Kerem de yumruğunu sıkıp adamın üstüne atladı. Yere düştüler, resmen birbirlerini yumruk manyağı yapıyorlardı. Çaresizlikten gözyaşlarımı tutamadım. Sağa sola bakınıp“Nerede bu izbandut korumalar?” diye bağırdım. Barın arkasından üç tane iri yapılı koruma koşarak geldi. Adamı yaka paça dışarı attılar. Ama olan Kerem’e olmuştu. Her yeri kan içindeydi. Ayça hâlâ ağlıyordu. Korumalardan biri yanımıza gelip: “Buyurun, size yardımcı olalım” dedi. Locadan kalkıp Kerem’in koluna girdik, korumaları takip etmeye başladık. Pistin içinden geçerek merdivenleri çıktık. Kerem neredeyse bayılacak durumdaydı. “Hastaneye mi gitsek Ayça? Burada ne yapabilirler ki?” dedim ağlamaklı bir sesle. “ Bilmiyorum canım. Bir çıkalım, olmazsa gideriz. Biz de iyi durumda değiliz. Kendimize gelip hemen gidelim bu lanet yerden.” Başımı sallayarak onayladım. En sonunda üst kata çıkmıştık. Koruma bize kapıyı açtı ve girmemizi işaret etti. İçeri girip kahverengi deri koltuğa Kerem’i yatırdık. “Ayça ne yapacağız şimdi? Korkuyorum.” “Korkma canım. Şimdi abimi arayıp yardım isteyeceğim.” “Tamam”dedim ve tekli koltuğa oturup beklemeye başladım. “Neden kimse gelmiyor Buse” “Bilmiyorum canım” dedim ağlamaklı sesimle. “Abin geliyor dimi?” “Yarım saate gelirim dedi.” “Tamam”dedim başımla onaylayarak. Yaklaşık yirmi dakika geçmişti. Odanın kapısı aniden açıldı. Kafamı çevirip korkuyla ayağa kalktım. “O’nun burada ne işi var?” diye fısıldadım. Ayça dediğimi duymuş olmalı ki kafasını bana çevirdi. “Kim bu?” diye sordu sessizce. Dilimi yuttuğuma emindim. Kalbim zaten benden bağımsız çalışıyordu. Ayça, beni dürtmeye devam ediyordu. Ellerini cebine sokmuş, yavaş yavaş bize doğru yürüyordu. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Saçları geriye doğru taranmıştı. Siyah gözleri her zamankinden daha keskindi. Bir insan hem bu kadar göz alıcı hem de bu kadar ürkütücü olabilir miydi? “Buse, bu ne güzel bir tesadüf” dedi o etkileyici sesiyle..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD