11.bölüm

1099 Words
Yol, aramızdaki sessizlik eşliğinde akıp gidiyordu. Kafamın içi karmakarışıktı. Düşünceler birbirine girmiş, neye odaklanmam gerektiğini bilemez hale gelmiştim. Aslında mutluydum. Pişman değildim. Ama… Emir’i tam anlamıyla tanımıyor olmak beni korkutuyordu. Bu zamana kadar kimseyle bu kadar yakınlaşmamıştım. Elbette flörtlerim olmuştu, ama hiçbirinde kendimi böylesine kaptırmamış, bu kadar güçlü bir çekim hissetmemiştim. Ondan hoşlanıyordum… Kesinlikle hoşlanıyordum. Ama bu aşk mıydı, emin değildim. Çünkü daha önce hiç âşık olmadım. Aşkın tam olarak nasıl bir duygu olduğunu tatmadım. Bu hissettiğim şey gerçekten aşk mıydı, yoksa sadece tensel bir çekim miydi…? Bunu ancak zamanla, yaşayarak anlayacaktım. Düşüncelerimden sıyrılıp başımı Emir’e çevirdim. Ben ona bakarken o da gözlerini yoldan ayırıp bana döndü. Gülümsedi. O an kalbim hızla çarptı. Ben de hafifçe gülümsedim ve gözlerimi ondan kaçırarak kafamı cama çevirdim. Tanıdık sokaklar gözümün önüne serilince eve yaklaştığımızı fark ettim. Adres tarif etmeme gerek kalmamıştı. Emir, beni araştırdığı için zaten nerede yaşadığımı öğrenmişti. Sessizliği bozan ben oldum. “Emir, ben bu sokakta ineyim. Mahallede tanıdık çok, sorun olmasın,” dedim ve çantamı koluma taktım. O hiçbir şey söylemeden arabayı kenara çekti. Sonra yavaşça bana döndü. Gözlerinde yine o derin, karanlık ama bir o kadar da çekici bakış vardı. Elini kaldırdı… İşaret ve orta parmağının tersiyle yanağımdan çeneme doğru usulca okşadı. Bu temasıyla gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İçim ürperdi. “Buse…” dedi, sanki büyülenmiş gibi. Ardından yutkundu. Gözleri dudaklarıma, sonra tekrar gözlerime kaydı. “Güzelim… Hadi git artık. Yoksa seni bırakamayacağım,” dedi kısık ama kararlı bir sesle. Sonra sesi daha buyurgan bir tona büründü: “Aradığımda o telefon açılacak. Bundan sonra her adımından haberim olacak. Sabah gelip seni alırım.” Sözleri hem ürkütücü hem de güven vericiydi. Sınırda bir yerde duruyorduk. Bu adam tehlikeli ama bir o kadar da çekiciydi… Yutkundum. Kapıyı açıp arabadan indim. Ama kalbim hâlâ onun içindeydi… Sokağın köşesine adımımı attığımda içimde garip bir boşluk hissettim. Arkamı dönüp bakmadım ama onun hâlâ orada olduğunu, gözlerini üzerimden ayırmadığını içgüdüsel olarak biliyordum. Adımlarım yavaşladı. Evin kapısına yaklaşırken aklım hâlâ Emir’deydi. Sanki bir yanım onunla arabada kalmıştı. Derin bir nefes aldım. Anahtarı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. Sessizce içeri girip kapıyı kapattım. Sırtımı yasladım, gözlerimi kısa bir an kapattım. Duvardan destek alarak kendimi yere bıraktım. Kalbim hızlı atıyordu. Ne yapıyorum ben? Bu adamı daha yeni tanıdım ama… Sanki çoktandır hayatımdaymış gibi bir his var. Bir yanım uzak dur diyor, diğer yanım ona daha da yaklaşmak istiyor. Çantamdan telefonumu çıkardım. Ekranı açar açmaz adı belirdi. “Emir Arıyor...” Yutkundum. Parmağım bir an ekranda bekledi. Az önce söylediği sözler aklıma geldi: “Aradığımda o telefon açılacak. Bundan sonra her adımından haberim olacak…” İçimde belirsiz bir gerilim vardı. Sonunda ekrana dokundum, telefonu kulağıma götürdüm. “Efendim?” dedim sessizce. Sesi net ve kararlıydı, ama bir yandan da yorgundu. “Sesini duymam gerekiyordu. İndiğinden beri hâlâ gitmedim. Sanki yanımdaymışsın gibi bekliyorum.” Cevap vermedim. Ne diyeceğimi bilemedim. “Ben…” dedim, dudaklarımda hafif bir tebessümle ama cümle yarım kaldı. “Buse…” diye fısıldadı. “Beni hayatına aldığın için pişman olmayacaksın. Ama beni tanımaya çalışmaktan vazgeçme. Korkma… sadece zaman ver. Ne geriye çekil, ne de acele et. Sadece yanında olmama izin ver.” Sözleri netti. Ne abartılıydı, ne de yumuşak. “Tamam,” dedim. “Ama beni zorlama. Tanımadan, bilmeden kendimi sana bırakamam.” “Ne istersen,” dedi, sesi sakin ve kararlıydı. “Ama bir şartım var.” Kaşlarımı çattım. “Ne şartı?” “Her gün seni göreceğim. Seni görmediğim ya da sesini duymadığım bir günüm olmayacak,” dedi net bir ifadeyle. Gözlerimi kapattım. Sesi hâlâ kulaklarımdaydı. “Tamam Emir…” dedim. Sonra hafifçe gülümsedim. “Görüşürüz.” Cevabını beklemeden telefonu kapattım. Düşüncelerimden sıyrılıp hızla ayağa kalktım. Mutfaktan gelen nefis kokular midemi harekete geçirmişti. “Annem!” diye seslenerek mutfağa koştum. Annem korkuyla yerinden sıçradı. “Ayy! Aklımı aldın kızım, ne ara geldin? Hiç duymadım,” dedi gözleri büyüyerek. Hemen boynuna sarıldım, gülerek. “Şimdi geldim. O kadar güzel kokuyor ki, resmen ışınlandım mutfağa.” Annem başımı okşayarak, “Ne yaptın bakalım? Nasıl sabahladıysan, akşama kadar uyumuşsun. Ben sana dedim, ayarı kaçırma güzel kızım,” dedi tatlı bir sitemle. “Annem, benim uykuya düşkünlüğümü sen bilmez misin? Geç dönmedik aslında ama eve gelince biraz uykusuz kaldım, ondan bu hâlim.” Yalan söylemek hoşuma gitmese de duygularımdan emin olmadan hiçbir şeyi anlatmak istemiyordum. “Tamam, güzel kızım,” dedi yanağıma bir öpücük kondurarak. “Yarın okul var, iş var... Hadi biraz dinlen. Yemek hazır olunca çağırırım seni.” “Tamam, sultanım,” dedim gülerek ve odama yöneldim. Çantamı bırakıp üstümü çıkrdım. Hızlıca duşa girip çıktım. Saçlarımı sardım, rahat kıyafetlerimi giyip mutfağa döndüm. “Annem sofrayı kuruyorum, açlıktan ölüyorum!” dedim dolaplara yönelerek. İki tabak, çatal ve kaşığı alıp masaya koydum. Ekmek ve salatayı da yerleştirince oturdum. Annem tencereyi masaya getirdi, kapağını açtığında buram buram patlıcan oturtma kokusu mutfağa yayıldı. Dayanamayıp kepçeyi elime aldım. Önce anneme, sonra kendime servis yaptım. Lokmaları adeta nefes almadan mideme indiriyordum. Annem başını iki yana sallayarak gülümsedi. “Yavaş ye kızım, arkandan kimse kovalamıyor.” “Annem, senin yemeklerin bağımlılık yapıyor, biliyorsun…” Tabağımı silip süpürdükten sonra arkamı yasladım, karnımı tuttum. “Ah çok yedim ya… Şuna bak, patladım resmen.” “Ben dedim ama... Gözün beni görmüyor ki,” dedi kahkaha atarak. “Ama geçer, yakarsın sen onları!” Birlikte sofrayı topladık. Çay suyunu koyup bardakları hazırladım. Tam o sırada, unuttuğum telefonum aklıma geldi. Koşarak odama gittim. Komodinin üzerinde duran telefonu aldım. Altı cevapsız çağrı. Kalbim sıkıştı bir an. Ya Emirse? Aramalar Ayça ve Kerem’den gelmişti. Hemen kısa bir mesaj attım: “İyiyim canlar, evdeyim. Buluşunca detayları anlatırım.” Telefonu komodine bırakıp çantama yönelmiştim ki… Telefon tekrar çaldı. “Offf...” diyerek geri döndüm. Ayça ya da Kerem yine rahat bırakmayacaktı. Ama ekranda ‘Emir Arıyor’ yazıyordu. Bir an nefesim kesildi. Fazla bekletmeden derin bir nefes alıp açtım. “Efendim…” dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeden. “Buse… Camı aç, güzelim.” “Ne?!” dedim panikle. Hemen sağa sola bakınmaya başladım. Ne demek camı aç? Çaresizce perdeyi araladım. Ve onu… evin karşısındaki duvara yaslanmış hâlde gördüm. Ayağını diğerinin üstüne atmış, gözlerini odamın penceresine dikmişti. Bu adam gerçekten aklımı almak istiyor… Hem de fazlasıyla yakışıklı bir şekilde! “Emir, biri görecek! Ne yapıyorsun burada? Lütfen hemen git!” dedim fısıltıyla. “Seni gördüm… Şimdi gidebilirim.” Gözlerini yüzümde gezdirdi, sanki her detayımı ezberliyordu. Sonra arabasının kapısını açtı, içine bindi. Motor çalıştı ve bana göz kırptı. “Yarın sekizde alırım seni. İyi geceler, güzelim.” Telefon hâlâ kulağımdayken fısıldadım: “Tamam... İyi geceler.” Arabasıyla sessizce uzaklaştı. Perdeyi kapattım, elimi kalbime koyup derin bir nefes aldım. Ve yine biliyordum... Bu hikâye sıradan bir tanışma değildi. Bu, kaderin kaleme aldığı bir tür romantı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD