İTİRAF

1726 Words
"Söylesenize bana, siz kimsiniz?" Kadının dolan gözleri, genç kızı daha da endişelendiriyordu. s Sonunda kadın, bir elini Naz'ın omzuna koydu ve nefesini toparlayarak konuşmaya başladı. "Ben senin öz teyzenim. Bu da deden." Naz, şok olmuştu. Kırk yıl düşünse bunun olacağını akıl edemezdi. Bunlar ne diyordu böyle? Babaannesine döndü. "Babaanne,ne diyor bunlar?" Babaannesi, başını öne eğerek, "Doğru", diyebildi. Naz, şaşkındı. "Babaanne, nasıl doğru? Neden inanayım? Ellerinde kanıtı var mı?" Kadın, çantasından bir kağıt çıkarıp Naz'a uzattı. "Al işte kanıt. Dna testi. Dedenle senin uyuştuğun yazıyor." Naz, kağıda baktı. Cidden doğruydu. Başını onlara çevirdi: "Bu testten neden benim haberim yok?" Babaannesi cevap verdi: "Emin olmadan seni umutlandırmayalım dedik." Yaşlı adam, ayağa kalkıp Naz'a sarıldı."Torunuum." Bu sarılma, çok içtendi ama Naz, hiçbir şey hissedememişti. Çünkü yaşadıklarına hâlâ inanamıyordu. Hâlâ duyduklarının şokunu yaşıyordu. yaşlı adamın kahve gözlerine baktı."Siz benim dedem ve teyzem misiniz?" dedi titrek bir sesle. Kadın, saçlarını geriye atarak,"evet öyleyiz." dedi ve Naz'ın elini sıktı. "Benim adım Sanem, dedenin adı da Adnan". Naz'ın içi o an umutla doldu. Dedesi ve teyzesini bulduysa,annesini de bulabilirdi. Belki onlar annesinin yerini biliyorlardı. Heyecanla sordu: "Siz benim dedem ve teyzemseniz annemden haberiniz vardır belki. Kaç yıldır onu bulamadık." Yaşlı adam, "Evet, annenden haberimiz var." dedi üzgün bir ses tonuyla. Naz'ın gözleri sevinçle parladı. "Annem nerede? Kimseden ses çıkmayınca Naz, üzülerek sordu."Neden beni görmeye gelmedi? Yoksa beni sevmiyor mu?" "Ablam seni canı gibi severdi." dedi genç kadın içten bir sesle. Naz, haykırdı. "O zaman neden sizle gelmedi?" Genç kadın duraksadı: "Çünkü ablam..." "Evet, lütfen söyleyin ne oldu anneme?" "Ablam yıllar önce vefat etti." "Nee!" Naz, hayatının şokunu şimdi yaşıyordu. Ne yani? Annesi ölmüş müydü? Bunlar neler saçmalıyordu böyle? Bu bir kabus muydu? Babaannesine döndü. "Babaanne, bu doğru mu? Ne diyor bunlar" Babaannesi, gözyaşlarıyla,"doğru kızım", dedi. "Lütfen bana doğruyu söyleyin, annemin yaşadığını söyleyin." Genç kadın Naz'a sarıldı ve saçlarını okşadı. Naz, ağlamaya başladı: "Anneciğim, eskiden bir gün döneceğine dair bir umut vardı içimde. Şimdi ise o umut yıkıldı. Ben ne yapacağım, gerçek sensizliğe nasıl dayanacağım?" Genç kadın, "ben seni hiç bırakmayacağım." dedi içten bir sesle ve devam etti. "Üzülme Naz, artık ben varım, deden var. Hem annenin mezarını da ziyaret ederiz." Naz, hayatında ilk o zaman yıkılmıştı. Annesinin ölümünü öğrendiği zaman. Annesinin ölüm haberi, içindeki umudu da öldürmüştü. Gözyaşlarını durduramıyordu. Sakinleşmeye çalışarak, "annem nasıl öldü?" diye sordu. Sanem: "Annen babamdan af dilemeye gelecekti. Bize telefon etti. Babam, anneni affetmişti. Annen o gün gelmeyince araştırdık. Meğerse annen, bize gelirken köprüde kaza yapmış. Kaza yaptığını öğrenince hastaneye koştuk. Annenin son anına yetişemedik kaybettik. Seni çok aradık. Sonunda bulduk." Babaannesi kadına döndü. "Ben nereden bileyim ki bizi aradığınızı? Gelinim, İstanbul'a gideceğini söyledi. Kısa sürede dönecekti, dönmedi.Birkaç ay dönmeyince gelinimi buluruz diye İstanbul'a taşındık. Ama gelinimden bir haber alamadım. Çok aramıştım onu." "Biz de sizi çok aradık ama bulamadık, ablama son görevimizi yaptık. Onu kendi soyadımızla defnettik. Çünkü babam, onun evliliğine karşı çıktığı için vicdan azabı duyuyordu. Defnedilirken ona kendi soyadını verdi." Naz, "Canım annem benim." diye söylendi. Kadın Naz'ın elini tutarak gözlerine baktı. O bakışlar o kadar şefkatliydi ki. "Benim hiç çocuğum olmadı, seni kendi evladım gibi yetiştireceğim, bizimle gelir misin?" Naz, babaannesine baktı. Babaannesi acı bir şekilde gülümsedi. "Git torunum. Burada sefillik çekme." dedi. Bunları derken içi yanıyordu ama torununun mmutluluğu her şeyden önemliydi onun için. "Ama sen babaanne!" "Babaannen de gelebilir." dedi yaşlı adam. "Yok, ben size yük olmayım. Rahmetli oğlumun evini bırakamam." Naz, bu cevaptan hiç memnun olmamıştı. "Lütfen babaanne, sen de gel" dedi yalvarırcasına. Babaannesinden ses çıkmayınca adama döndü: "Babaannem gelmezse ben gelemem ki. Genç kadın, onun yanına oturdu. "Naz, biz babaannene her ay maddi yardım yapacağız. İstersen onu her zaman görebilirsin." "Uzakta mı oturuyorsunuz? Sanem "Çok uzak değil, Etiler." "Etiler mi?" Etiler... Naz nasıl unutabilirdi orayı? Mine'yle partiye gittiği semtti. Bir de o çocuğu gördüğü semt. Genç kız o çocuğun yeşil gözlerini aklına getirirken teyzesinin sesiyle irkildi. "Daldın gittin. Söyle bakalım... Ne diyorsun Naz, bizimle gelecek misin?" Naz, kararını vermişti. "Geleceğim. Annemin hatırasına sahip çıkacağım." Genç kadın, ağlayarak Naz'a sarıldı. "Çok mutlu olacaksın, sana annenin yokluğunu aratmayacağım, bundan emin olabilirsin. Benim güzel yeğenim." Yaşlı adam konuşmaya başladı."Yarın öğleden sonra hazır ol. Seni almaya geleceğiz." Genç kız şaşırmıştı. "Bu kadar çabuk mu?" Yaşlı adam Naz'a sevgiyle baktı. "Geç bile kaldık sana sahip çıkmak için. Bundan sonra ben torunumu bırakmam. Sen bana kızımın emanetisin." dedikten sonra ayağa kalktı: "Sanem, gidelim kızım." Naz ve babaannesi, ikisini de uğurladılar. Babaannesi içeri girerken Naz, kapının önünde oturdu. Bugünkü yaşadıkları çok fazlaydı onun için. Yıllarca özlemini çektiği annesi, aslında ölüydü. Bu, onun için çok büyük bir acıydı. "Naz, kimdi onlar? Sana ne dediler?" Genç kız, başını kaldırmasıyla İpek'i gördü. "Dedem ve teyzem." diye mırıldandı. İpek şaşırmıştı. "Ne! O zenginler senin deden ve teyzen mi?" "Evet İpek. Yıllarca beni arıyormuşlar, sonunda bulmuşlar." "Onlar deden ve teyzense anneni de biliyorlardır. Anneni sormadın mı?" Naz, ağlamaklı gözerle, "annem yıllar önce ölmüş", dedi. İpek, Naz'a sarıldı. "Naz, lütfen ağlama. Beni de ağlatacaksın." "Nasıl ağlamayım İpek, annemi bulmak için umudum vardı. Ona doya doya sarılacaktım. Şimdi bu umudum da kalmadı." "Üzülme be, bir de iyi yönünden bak. Annen seni terketmemiş. Yıllarca annem beni neden terk etti diye üzülürdün. Bak, o seni teketmemiş aslında. Ömrü yetmemiş." "Haklısın İpek, en azından annemin beni terketmediğini öğrendim. Canım annem." "Şimdi sil gözünün yaşını, az gülümse. Benim hatırım için." Naz, zoraki gülümsedi. "İpek, ben yarın gidiyorum." "Ne!" "Dedem ve teyzem yarın beni almaya geliyorlar. Artık onlarla yaşayacağım." İpek, gülümsedi."Hayatın kurtuldu desene. Git Naz, hayatını kurtar. Onlar seni en iyi şekilde yaşatır. Aklın bizde kalmasın. Sensiz buralar çok ıssız olacak ama olsun, kankamın mutluluğu söz konusu." Naz, İpek'e sarıldı. "İpek, ağlama ama. Ben seni hiç bırakmam ki. Arada sırada ziyaretine gelirim." "Gel ama, sakın beni unutma kardeşim." İki kız hıçkırıklarla birbirlerine sarıldı. Çocukluktan beri hep birlikteydiler. bu ayrılık, onlara hüzünlendirmişti. "Neler oluyor burada?" sesiyle başlarını çevirdiler. "Can, sen mi geldin." Naz, Can'a dönerek, "Tarın ben gidiyorum." dedi. Can şaşkındı: "Naz, nereye? Nereden çıktı bu gitme?" İpek, Can'ın kolunu tuttu. "Can, haydi gidelim. Ben sana yolda anlatırım." İpek ve Can uzaklaştığında Naz, odasına girdi ve bavullarını hazırlamaya koyuldu. O anda aklına Mine geldi. Ona söylemeliydi yarın gideceğini. Hemen telefonunu çevirdi. Çok geçmeden telefon açıldı. "Mine..." "Ne oldu Naz?" "Ben yarın öğleden sonra gidiyorum. Bil istedim." "Nereye kızım?" "Dedem ve teyzemi buldum. Bana sahip çıkacaklarmış. Yarın beni almaya geliyorlar." "Sen ciddi misin? Bak, benimle kafa bulmuyorsun değil mi?" "Mine, seninle neden kafa bulayım?" Çok şaşırdım. Bari zenginler mi?" "Evet, zenginler." "Kızım sen ciddi misin? Bu çok güzel haber. Hayatın kurtuldu desene. Sesin niye ağlamaklı. Sevinmen gerekmiyor mu?" Naz, ağlayarak cevap verdi. "Çünkü, annemin yıllar önce öldüğünü öğrendim." "Deme ya. Senin adına inan çok üzüldüm. Bir yandan zengin oluyorsun, diğer yandan annenin ölüm haberini alıyorsun. Ne diyeceğimi şaşırdım. Hayat çok garip değil mi?" "Öyle ya, çok garip." "Yarın seni görmeye geleceğim. Son kez vedalaşalım. Az anımız olmadı kız seninle." "Çok sağ ol Mine. Yarın beni yalnız bırakma. Vedalaşmadan ayrılmayalım. Haydi kapatıyorum." Zilin çalmasıyla Naz kapıya koştu. Babaannesi elinde poşetle gelmişti. "Anahtarı almayı torunum unutmuşum. Seni de yordum kapıya." "Hayırdır babaanne, bunlar da ne?" Babaannesi, Naz'ın yanağını okşadı. "Yufka almıştım. Madem torunum gidecek, ona son kez bir börek yapayım dedim. Sen seversin benim tepsi böreğimi." "Üzülme babaanne, temelli gitmiyorum ya. Hem ben seni bırakmam. Arada ziyaretine gelirim." "Ben sensiz ne yapacağım deli kız?" dedi babaannesi gözyaşlarını silerek. Naz, babaannesine sarıldı. "Sen istemiyorsan gitmem babaanne." Babaannesi ciddileşti: "Hayır kızım, gideceksin ve hayatına çekidüzen vereceksin. Bu bir babaanne öğüdü. Gitmezsen üzülürüm bak." "Sen de gelseydin keşke." "Ben rahmetli oğlumun evini bırakamam. Hem orada size yük olurum. Orada deden ve teyzeni üzme, aklı başında bir kız ol, olur mu?" "Söz babaanne. Onlara layık olacağım." Naz, o akşam bavulunu hazırladı. Bavuluna koyacak fazla şeyi yoktu. Birkaç kıyafet, birkaç eşya ve önemlisi anne ve babasının fotoğrafı. Günlüğünü de unutmamak gerekti. Naz, annesi gitti gideli günlük tutuyordu. Kendini böyle rahatlatıyordu. O sabah mis gibi kokular eşliğinde uyandı. Yüzünü yıkayıp mutfağa girdi.Babaannesi masaya bardakları koyuyordu. Naz'ı görünce gülümsedi. "Gel torunum, bak sana sucuklu yumurta yaptım. Sen çok seversin. Dün almıştım senin için. Son son seni güzelce doyurayım dedim. Naz, babaannesine sarıldı: "Teşekkür ederim babaanne, herşey için. Annemden sonra beni hep mutlu etmeye çalıştın. Emek verdin hep bana. Senin hakkın nasıl ödenir bilmiyorum. "Helal olsun emeklerim canım kuzuma. Haydi kahvaltını yap." Naz, kahvaltısını yaptıktan sonra odasına çıkıp üstünü giyindi. Her şey çok acele olmuştu. Onu apar topar götürüyorlardı resmen. Ama babaannesi onun iyiliği için gitmesini istemişti. Zengin bir hayatı olacaktı. Babaannesi ve arkadaşlarını çok özleyecekti ama onları istediği zaman görebilirdi. Annesi hariç. Gözyaşlarını eliyle sildi. Güçlü görünmeliydi.Öğleden sonra zil çaldı. Naz, koşarak kapıyı açtı. Bu, teyszesiydi. "Hazır mısın Naz?" "Bavulumu alıp geliyorum teyze." Naz, odasından bavulunu aldığı gibi kapının önüne taşıdı. Teyzesi kolunu tuttu. "Sen dur, şoför arabaya koyar." İpek ve Can da kapının önüne gelmişti. "Vay be Naz, sonunda zengin oluyorsun." diye sayıkladı Can. İpek, ağlamaklı bir şekilde Naz'a sarıldı. "Naz, kardeşim. Bizi unutma olur mu, arada bir ziyaret et." "Unutur muyum sizi." "Torunum!" "Babaannem!" Naz, babaannesine sarıldı. "Keşke sen de gelseydin babaanne." "Naz." Naz, arkasını döndüğünde Mine'yi gördü. "Mine!" "Demek zengin oluyorsun ha. Parayı bulunca beni unutma olur mu?" diyerek Naz'a sarıldı Mine. Naz, gülümsedi: "Seni unutmak ne mümkün Mine." Teyzesi omzuna dokundu. "Haydi Naz, gidelim artık." Naz, buruk bir şekilde arabaya bindi. Arabaya binerken babaannesi, gözyaşlarına hakim olamamıştı. Naz, önüne döndü. Arabada giderken annesini düşündü. Teyzesine döndü: "Annemin mezarına gitmek istiyorum." "Annene gidiyoruz zaten." Naz'ın içi bir buruk oldu. Keşke annesi yaşasaydı da gerçekten annesine gidiyor olsaydı. Onun mezarını görmeye yüreği nasıl dayanacaktı? Buna hazırlıklı değildi. Ama görmese daha kötü olurdu. Uzunca bir yoldan sonra mezarlığın önünde durdular. Arabadan inip ve yürümeye başladılar. Teyzesi, bir mezarın yanında durdu. "Ablacığım bak sana kızını getirdim. Sana verdiğim sözü tuttum. Yeğenimi buldum. Söz veriyorum onu çok mutlu edeceğim. Mezarında rahat uyu." Naz, mezara baktı. "Ebru koçak" "Bu mezar..." Teyzsesi, gözyaşıyla, "Annenin mezarı", dedi. Naz, gözyaşları içinde mezara sarıldı. "Anneciğim, seni buldum sonunda." "Haydi Naz, kendini yıpratma bu kadar. Arabaya geçelim. Hem bundan sonra hayatın kurtuldu. Deden ve ben seni prensesler gibi yaşatacağız. Sen bize ablamın emanetisin." Naz, teyzesine sarıldı. Dedesi ciddileşti: "Ağlamayın, beni de ağlatacaksınız. Haydi arabaya geçelim." Arabaya bindiklerinde teyzesi, Naz'ın elini tuttu. "Odanı görünce bayılacaksın. Sana çok güzel bir oda hazırladım. Yarın alışveriş de yaparız. Üst baş alırız sana." Naz, o gün annesine kavuşmuştu. Tabii buna kavuşmak denirse. En azından annesinin nerede olduğunu biliyordu. Annesi, her zaman kalbinde yaşayacaktı. Ve aynı gün zengin olmuştu. Rüyasında görse zengin olacağına inanmazdı. Hayat gerçekten çok tuhaftı. Yeni hayatında onu çok şey bekliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD