GİZEMLİ MİSAFİR

2500 Words
İyi misiniz? Beni duyuyor musunuz?" "Ha, evet iyiyim" dedi Naz. O kadar dalmıştı ki çocuğa. Simsiyah saçlar yeşile çalan ela gözler, boy, pos. Hepsi bu çocuktaydı. "Çok dalgın görünüyorsunuz. Trafik dalgınlığa gelmez. Kendinize dikkat edin." "Naz, biraz savunmaya geçerek açıklamaya çalıştı, "Hava çok sıcak, başım dönmüştü. O yüzden dikkat etmemiş olabilirim." Gerçekte ise, başı gerçekten de dönmüştü, ama bu sıcaktan değil, çocuğun etkisinden kaynaklanıyordu. Gözlerini çocuğun suratından alamıyordu. Fakat bu gerçeği dile getirmesi gerekmiyordu. Genç, sırt çantasından bir şişe su çıkarıp ona uzattı. "Alın, hiç kullanılmamış. İyi gelir." Tereddütsüz şişeyi eline alan Naz, suyu içince rahatladı. Daha sonra çocuğa elini uzattı: "Her şey için teşekkürler, hayatımı kurtardınız. Bu arada ben Naz." Ay niye ismini söylemişti ki? Çocuk ona ismini mi sormuştu? Delikanlı, gülümseyerek bu şaşkın kızın elini sıktı "Memnun oldum, ben de Sarp." Naz içinden, "Bana adını söyledi." diye geçirdi. "Kesin beni beğendi. Yoksa niye adını söylesin ki?" Yolun karşısına geçtiğinde uzaklaşan gence daldı gözleri. O yürüyüş o endam... Genç gözden kaybolana dek onu göz hapsine aldı. Otobüs durağına gittiğinde bekledi bekledi ama aradığı otobüs gelmemişti. O da yürümeye karar vermişti. O vapur illa ki kaçacaktı. "Keşke taksiyle gitseydim," diye geçirdi içinden. Madem vapuru kaçırıyordu o da yürürdü. Boşuna para ödemiş olmazdı. Uzun bir koşuşturmadan sonra üçüncü vapura yetişmek için genç kız, nefes nefese koştu. Vapurun düdüğünü son anda duyduğunda kalbi hızla çarpıyordu. Dualar ederek, içindeki endişeyi bastırmaya çalıştı. Babaannesinin sorgularına maruz kalmak istemiyordu çünkü. Mahalleye girdiğinde ise güneşin alçaldığı akşamın hafif serinliğini hissetti. Anahtarını kapının kilidine yerleştirirken, babaannesinin sorularını düşünmeden edemedi. Kapıyı açtığında, salonun içinde İpek ve babaannesini bulduğunda ise korkmuştu. Ya İpek her şeyi anlattıysa? Çekinerek selam verdi ve içeri girdi. Babaannesi, ciddi bir ifadeyle "Neredeydin kızım?" diye sordu. "Doğum günü partisindeydim babaanne." Babaannesi kaşlarını çattı, "Peki İpek'le niye gelmedin o zaman?" İpek, savunmaya geçti hemen, "Gelmesini istemedim. Çünkü arkadaşını yalnız bırakmak istemedim. Müzik gürültüsü başımı ağrıtınca çıkmak zorunda kaldım ama Naz, arkadaşlarıyla o kadar güzel anlaşıyordu ki bölmek istemedim." "Ah benim düşünceli kızım, ama benim torunumu yalnız bırakman beni üzdü." "Yaa özür dilerim Halime Teyze." "Benden değil Naz'dan dile." "Hayır babaanne," diye ortaya atıldı Naz. "Asıl ben özür dilerim İpek'ten. Sıkıldığını gördüğüm an gitmeliydik ama ben onun başının ağrıdığını bile göremedim. Nasıl bir arkadaşım ben, kendimden utanıyorum." Öyle şeyler deme Naz'ım, şimdi sarılın birbirinize bakayım. İki kız, yaşlı kadını kırmadılar. Sarıldılar. Babaannesi mutfağa gidince Naz, İpek'e göz kırptı. "Sağ ol beni ele vermediğin için sen bir tanesin." "Sen de öylesin Naz, ama o kızı hiç sevmedim. Kirli işler çeviriyor gibi." "Mine iyi kızdır aslında. Bana hep kol kanat geriyor." "Karşılığında ne istiyor, siz ne tür bir arkadaşsınız? Sana elbise almış. Bugün yol masraflarımızı ödedi. Bu kadar parayı nereden buluyor?" "Bilmiyorum ama meselen bu değil. Beni kaybetmekten korkuyorsun. Ondan bu tavırların." İpek üzülerek, "Benim yerimi o dolduracak diye çok korkuyorum." dedi. Naz, arkadaşını teselli edercesine sarıldı. "Senin yerini kimse tutamaz kanka. Hem, bu gece bizde kalsana." "Sana çok kırgınım ama kalacağım. Anneme bir telefon edeyim." diyerek telefonunu aldı ve odaya girdi İpek. Biraz sonra koşarak Naz'a sarıldı. "İzin verdi. Ben evden pijamalarımı alayım." "Ben sana pijama veririm İpek. Evden almana gerek yok." "Bari annemi arayıp haber vereyim." "Tamam ara, haber ver." İki kız, o gece cips ve kola eşliğinde odaya çekildiler. Naz, camdan yağmuru seyrediyordu. İpek'in sesiyle irkildi. "Bak ne diyorum Naz, yarın sahildeki balıkçıya gidelim mi? Yarın pazar nasıl olsa sen seversin orayı. Can da gelecek. Ben ısmarlıyorum." "Ha! Gelirim." "Aşık mısın kızım sen? Niye geç cevap veriyorsun?" "Galiba aşığım." "Şaka mı yapıyorsun kızım? Naz, aşık olmuş ha! Kulaklarım yanlış mı duydu?" "Sen kaçınca seni aramaya çıktım. Sonra kolumdan tuttu. Beni arabadan kurtardı. Çok yakışıklıydı." Boş ver sen o çocuğu. Bir kere gördün zaten şimdi nereden bulacaksın?" "Keşke takip etseydim," diye hayıflandı Naz. "Kızım manyak mısın sen? Bir de takip etseydim falan diyorsun. Sen onu boş ver de, mahalleye girerken sizin evden çıkan bir kadın gördüm. Çok güzel bir kadındı. Siyah bir arabaya binerek gitti." Naz, meraklanmıştı. "Allah Allah, kim ki bu kadın? Babaannemle ne ilgisi var?" "Kızlar, geçin salona. Size çay demledim. Mısır da patlattım." İpek,"harikasın Halime teyze." dedi. Daha sonra da Naz'a göz kırptı. Naz, babaannesine döndü. "Babaanne, İpek bizim evden çıkan bir kadın görmüş. Siyah bir arabaya binmiş. Kim o kadın?" Halime, "Boşver kızım." dedi ama Naz, tatmin olmamıştı. Fazla üstelemedi. Babaannesi de ona bu durumu açıklayamadı. Nasıl olsa yakında öğrenecekti. Sonunda günler birbirini kovalamış ve karne günü gelip çatmıştı. Karne günü, Naz için hem heyecan hem de hafif bir endişe dolu bir gün olarak gelmişti. Sabah güneşinin nazik ışıkları odaya dolarken, babaannesiyle birlikte masanın etrafında toplandılar. Kahvaltı masası, rengarenk meyve tabakları, taptaze ekmekler ve mis gibi demlenmiş çayla doluydu. Babaannesi, sevgi dolu bakışlarıyla Naz'a gülümsedi. Ancak, kapının zili çaldığında ani bir değişim yaşandı. Naz, heyecanla kapıya koştuğunda İpek'in aceleci tavrıyla karşılaştı. "Naz, acele et. Geç kalıyoruz!" dedi İpek hızla. Naz, bu telaşa karşı sakin ve umursamaz bir tavırla cevap verdi. "Geç kalalım İpek. Bu karne günü. Devamsızlığa yazılmaz, korkma." Ancak, babaannesinin sesi arka plandan yükseldi. "İpek kızımı üzme. Vaktinde gidin gelin. Hem torunum bana karne getirecek. Ben de ona karne hediyesi pasta yapacağım. Hep beraber yersiniz." Can'ın sesi duyuldu, "Bana yok mu Halime teyze?" Halime tebessüm ederek yanıtladı, "Sana olmaz mı Can oğlum? Sen de ailedensin." Bu jest, aile bağlarının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Naz, İpek'e dönerek "haydi gidelim" dedi ve yola koyuldular. Ancak, yolda Can'ın durgunluğu dikkatlerinden kaçmadı. İpek, ona sordu. "Can, neyin var senin? Durgun görünüyorsun." Can, içini dökmeye başladı. "Nasıl durgun olmam İpek? Çok kötüyğm. Bu sene fiziğim iyi geliyor. Normalde hepsinin pekiyi olması lazımdı." Naz hafifçe alaycı bir tonla, "Gerçekten karnen çok kötüymüş Can," dedi. İpek, Can'ın omzuna hafifçe dokundu ve teselli etmeye çalıştı. "Üzülme Can. Fizik sınavı zordu. Hepimizin kötü. Sen yine benden iyisin. Benim fizik ve matematiğim iyi. Ailemin yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum." Can'ın hayıflanmasıyla konuşmaya devam etti, "Bu sene ikimiz de onur belgesi alamadık." Naz, sessizce dinledikten sonra dayanamayarak konuştu. "Ay, bu sene de onur belgesi almayıverin. Notlarınız benimkinin yanında süper. Siz neyin derdindesiniz ya? Siz böyle konuşurken benim moralim daha da bozuluyor." Yolları ayrıldığında, Naz yavaşça adımlarını caddeye doğru sürdürdü. İçten içe, Can ve İpek kadar başarılı olamayacağını biliyordu. Ancak, bugün babaannesini hayal kırıklığına uğratamazdı. Ona bu gururu yaşatmalıydı. Mine'yle çektikleri kopyalar işe yaramalıydı. Başka yolu yoktu. Takdir olamasa bile teşekkür almalıydı. Okula girdiğinde doğruca sınıfa girdi. Etrafına bakındı. Mine ve arkadaşları henüz gelmemişti. Ön sıradaki çocuğa usulca seslendi. "Yanına oturabilir miyim?" Delikanlı, buruk bir şekilde Naz'a baktı ve "hayır, oturamazsın." dedi. Naz, üzülmüştü. "Atakan, neden böyle davranıyorsun?" dediğinde delikanlı istifini bozmadan, "kuzenim oturacak." dedi ve arkayı işaret etti. "Arka sıra boş." Naz, sessizce arka sıraya oturdu. Az sonra Mine ve arkadaşları kapıdan girdi ve arka sıraya geçtiler. Mine, Naz'ın yanına oturdu. "Naz, neyin var senin?" "Atakan, bana hep düşman gibi davranıyor. Ben ona ne yaptım ki?" Mine, kahkaha attı. "Daha ne yapacan kızım? Kuzenini bize dövdürdün ya. Tekme tokat dalmadık mı Melisa'ya?" "Ama Melisa'yla aramdaki sorun bu. Ona bir zararım olmadı ki." Aylin hemen atladı konuya. "Olmadı ama, Atakan ve Melisa kardeş gibiler. Birisiyle kötü olursan ötekiyle iyi olamazsın ki. Hem boş ver onu. Biz neyine yetmiyoruz senin? Unut onu." Naz, Aylin'e döndü. "Haklısın, belki de unutmalıyım." Ders zili çalmıştı. Tarihçi Oğuz hoca, elinde karnelerle sınıfa girdi. "Günaydın gençler." "Sağ olun hocam." "Evet gençler, bugün karne günü. Bazılarınız başarısıyla beni hiç şaşırtmazken bazılarınız çok şaşırttı. Yoklama sırasına göre karnelerinizi veriyorum." Diyerek tek tek öğrencileri saymaya başladı. Öğrencilerin çoğu belge alamamıştı. Yine üç kişi teşekkür almıştı. İçlerinde Melisa da vardı. Fakat bu sayı dört olabilirdi. Naz, umutluydu. Oğuz hoca devam etti: "Atakan, tebrikler oğlum. Yine takdir almışsın. Alkışlayın gençler." Tüm sınıf Atakan'ı alkışladı. "Mine ve Aylin, buraya gelin." "Mine, beni çok şaşırttın. Aylin sen de. Buyur karneniz. İkiniz de teşekkür almışsınız Alkışlayın arkadaşlar." Tüm sınıf, az durgunluktan sonra alkışlamaya başladı. Mine ve Aylin'den bunu beklemiyorlardı. Naz, şok olmuştu. "Ama bu, nasıl olur?" diye söylendi alkışlarken. Naz, buraya gel. Naz, hocanın ona seslenmesiyle ayağa kalktı. Yürürken dizleri titriyordu. Acaba belge alabilmiş miydi? Oğuz hoca gülümseyerek, "tebrikler Naz, teşekkür almışsın." dedikten sonra sınıfa döndü. "Naz'ı da alkışlayın gençler. Bu ilk teşekkürü." Naz, çok mutlu olmuştu. Babaannesini hayal kırıklığına uğratmayacaktı. Pastayı da haketmişti. Sırasına oturduğunda Mine, "aferin kız, senden beklemezdik." dedi. Naz, gülümsedi. "Ben de senden beklemezdim." Biraz sonra Orçun,oflayarak yanlarına geldi. "Belge alamamışım kızlar." "Üzülme Orçun. Seneye alırsın." diyerek teselli etti Mine arkadaşını. Zilin çalmasıyla Naz ve arkadaşları bahçeye çıktı. Naz, diğerlerine döndü. "Sahiden Mine, siz bu sene çok güzel notlar aldınız." Mine, Naz'a döndü. "Çok kolay kızım. Sınav sorularını çaldık, kopya çektik. Sen de korkaklık etmeyip bize katılsaydın takdir almıştın." Naz, merakla sordu. "Peki, Orçun niye belge alamadı? O da sizinleydi." Orçun "benim aptallığım." diye söylendi başını öne eğerek. "Onun aptallığı." diyerek devam etti Mine. "Matematik sınavında çaldığımız sınavın cevaplarını kaydırmış salak. O sınavdan iki doğrusu çıktı." "Yaa Mine başkan, salak felan ayıp oluyor ama." Aylin gülerek yanıt verdi. "Tamam Orçun, salak değilsin. Sadece sakar ve dikkatsizsin, o kadar." Az sonra uzun boylu iki çocuk yanlarına geldi. İçlerinden birisi, elindeki karneyi gösterdi. "Mine başkan, teşekkür almışım, sen ne aldın?" "Ben de teşekkür aldım Mert." diyerek karnesini göstedi Mine. Diğer çocuk sırıtarak, "Benim de müjdem var başkanım." dedi. Mine, alaycı bir tavırla cevap verdi. "Sen de mi teşekkür aldın Meriç? Çok şaşırırım buna." Meriç gülümsedi. "Yook, teşekkür almadım." "Ay yoksa takdir mi? Bizi yeme Meriç." diyerek kahkaha attı Aylin. Mert konuşacaktı ki Meriç, ona sus işareti yaptı. Daha sonra da kızlara gülümseyerek cevap verdi. "Sınıfta kaldım, beş zayıfım var." Naz, Mine ve Aylin kahkaha attı. Mine, Meriç'in elini sıktı. "Tebrik ederim. Bu muydu bize sürprizin?" "Anlasana Mine başkan. Sınıfta kaldım ya, seneye senin sınıftayım. Bu, müjde değil de nedir?" "Ya diğer sınıfa verilirsen." diyerek atıldı Aylin. Meriç, ona döndü. "O zaman Bora ve Simgeler'in sınıfında olurum." "Birileri benden mi bahsediyor?" Naz başını çevirdiğinde bu gelenler Simge ve Bora'ydı. Mine, gülümseyerek cevap verdi. "Evet sizden bahsediyorduk Simge. Meriç sınıfta kalmış da, seneye sizin sınıfta mı olur, bizim sınıfta mı? Onu tartışıyorduk." Simge, "Ay Meriç, kaç zayıfla kaldın?" diyerek Meriç'e döndü. Meriç sırıtarak yanıtladı. "Beş." "Ay bu sene azmış yine. Geçen sene altı zayıfın vardı" diyerek kahkaha attı Simge. "Harbiden çok azmış." diyerek ona katıldı Bora. Meriç, sinirle ikisine döndü. "Sizin karneniz nasıl?" "Ben teşekkür aldım." diyerek gururlandı Simge ve ekledi. "Sizin gibi kopya çekmedim, çok çalıştım." Mine, diğerlerine döndü. "Naz ve Simge'yi alkışlayın. Onlar emekleriyle belge aldılar." Hepsi, el birliğiyle onları alkışladı. Simge, Bora'ya döndü. "Senin karnen nasıl?" Bora, yanıtladı. "İyii." "Ne kadar iyi?" "Sınıfı geçtim işte. Ama, iki dersten kurula kaldım." Mine, Bora'nın omzuna vurdu. "Desene Bora? Bu yaz dolusun." Bora, üzgün bir tavırla "Maalesef." diye yanıtladı. "Çok sevinme Mine. O teşekkürü nasıl aldığınızı biliyorum. Üniversite sınavında çakacaksınız ama." Mine, Atakan'ı görmesiyle kaşlarını çatarak cevap verdi. "Sanane bizim karnemizden? Şimdi kaybol gözümden. Son gün dayak yemek istemezsin değil mi?" Atakan, cevap vermeden uzaklaştı. Meriç, Mine'ye döndü: "Son gün derken, bugün haraç almadık başkan." "Son gün almayalım, boşver." dedi Mine kararlı bir ses tonuyla. Daha sonra bahçede yürüyen bir çocuğu işaret ederek "eziik. Karne günü üniforma giymiş." dedi. "Bu okulda ezik çok, bak şu kız da üniforma giymiş." diyerek devam etti Simge. Naz, onlara döndü: "Ben eve gidiyorum. Siz burada mı kalacaksınız?" Mine, Naz'ı kolundan tuttu. "Kalsaydın Naz, daha kantinde çay içecektik. Hem ben ısmarlıyorum." Orçun atıldı hemen: "Helal olsun Mine başkana." "Üzgünüm Mine, kalamam." diyerek yürümeye başladı Naz. Çok mutluydu babaannesini mutlu edeceği için. Aniden kolunu birisi kavradı. Naz, arkasına baktığında Bora'yı gördü. "Rahat bırak beni." diye bağırdı. Bora, rahat bir ifadeyle. "Kötü bir niyetim yok. Sadece sana bir şeyler ısmarlamak istedim. Eğer benimle yemeğe gelirsen." "Hayır." "Kız niye böyle yapıyorsun? Korkma, yemem seni." "Eğer kolumu bırakmazsan bağırırım." Bora, Naz'ın kolunu bırakır bırakmaz Naz, koşmaya başladı. Bıkmıştı bu çocuktan. Her seferinde ona asılıyordu. Koşarak ilerliyordu. Mahalleye girdikten sonra eve varması uzun sürmedi. Kapının önüne geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Heyecanla zile bastı. Az sonra kapı açıldı. "Torunum, hoş geldin kuzum" Naz, babaannesine sarılarak cevap verdi. "Teşekkür almışım babaanne, bak." Babaannesi, karneyi eline aldıktan sonra onu alnından öptü: "Aferin benim kuzuma. Pastan hazır." Naz mutfağa girdiğinde babaannesi, ona pudingli pastadan bölüp tabağına koydu. Naz, pastadan bir çatal aldı ve babaannesine döndü. "Harika olmuş babaanne." "Çay da demledim kuzum, ondan da koyayım." Naz, minnetle babaannesine baktı. "Babaanne, biliyor musun? Bana senden daha iyi kimse bakamaz, annem bile. Yine de yanımda olsun, karnemi görsün isterdim. Beni hiç mi merak etmiyor?" Halime, torununu alnından öptü: "Öyle deme kuzum. Belki gelemiyordur, belki önemli bir sebebi vardır. Kim yavrusunu merak etmez ki? O da seni merak ediyordur belki." Naz, babaannesinin elini tutarak, "çok iyimsersin." dedi. "Sen de iyimser ol torunum. Bu dünya kısacık. Dargınlığa, canını sıkmana değmez. Hayata hep olumlu yönünden bak. Başında babaannesi bile olmayanları düşün. Senin yerinde olmak için nelerini vermezler?" Naz, başını "haklısın" diyerek salladı. Zilin çalmasıyla Naz, ayağa kalktı ve usul adımlarla kapıyı açtı. "Sürpriiiz!" "İpek, Can, hoş geldiniz." İpek ve Can, Naz'ın peşinden mutfağa girdi. Halime, onları görünce ayağa kalktı. "Hoş geldiniz çocuklar, oturun masaya pasta vereyim." Can, cevap verdi: "Bana iki dilim koy Halime teyze. Bir dilim kesmez beni." "Tamam oğlum, siz yeter ki karneden haber verin. Karneler nasıl?" İpek, elindeki karnesini göstererek, "ikimiz de takdir aldık teyze." dedi. Halime "aferin benim kuzucuklarıma" diyerek pastaları masaya koydu. Can, çatalını alır almaz pastaya saldırdı. İpek, "yavaş ol Can, boğulacaksın." diyince Halime "karışma oğluma." diyerek savunmaya geçti. İpek Naz'a döndü. "Bugün sizde kalayım mı?" "Kal İpek, ne zaman istersen." "Onur belgesi alamadım da, ailemden utanıyorum." "İpek, beni sinir etme." "Tamam Naz, birşey demedim." İpek ve Can, evlerine dönmüştü. Naz da o akşam babaannesiyle mısır patlatıp yemişti. O gün çok güzel geçmişti. Naz, o gece İpek ve Can'ı düşündü. Hiçbir zaman onlar kadar başarılı olamayacaktı belki. Ama harikaya bir babaanneye sahipti. Bu, şükretmesine yeterdi. Usulca gözlerini kapatıp kendini uykunun tatlı kollarına bıraktı. "Uyan torunum, saat on olmuş. Sana gözleme yapmıştım mis gibi. Çay da var." Naz, gözlerini açarken, "harikasın babaanne." Ayağa kalkıp yatağını düzeltti. Yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa girdi. Babaannesi çoktan sofrayı kurmuştu. Tabakta gözleme vardı ve çayı hazırdı. Naz, hemen masaya oturdu. "Sen yemeyecek misin babaanne?" dedi gözlemesini ısırırken. "Ben yedim torunum." Naz, kahvaltısını bitirdikten sonra masayı topladı. Daha sonra dolabı açtı. Şimdi çekirdek yese ne güzel olurdu? Çay da vardı. Tüm dolabı aradı ama çekirdek paketini bulamadı. Bitmiş olmalıydı. Bardaktan para aldı ve mutfaktan çıktı. "Naz, nereye?" sesini duymasıyla cevap verdi. "Bakkala babaanneciğim. Çekirdek alacaktım." "Tamam kuzum." Naz, evden çıktı ve koşarak bakkala girdi. Gözüne kestirdiği çekirdek paketini eline aldı. ve kasaya ilerledi ve elindeki parayı uzattı. "Bir çekirdek alacaktım." Bakkalcı Naz'ın elindeki parayı süzerek konuşmaya başladı. "Başka bir şey lazım mı kızım?" Naz, "yok amca." diyerek çekirdek paketini eline aldı ve bakkaldan çıktı. Aheste aheste yürüyerek evin önünde geldiğinde siyah lüks bir araba gördü. Belli ki misafir onlara gelmişti. "Kim bunlar acaba," diye söylenerek anahtarı çevirip eve girdi. Elindeki çekirdek poşetini masaya bırakarak oturma odasına girdi. Yaşlı bir adam ve genç, güzel bir kadın vardı. Özellikle kadın, rahmetli annesine çok benziyordu. Onu görünce babaannesinin gözleri doldu. Niye ağlamıştı ki? Babaannesi ayağa kalktı. "Hoş geldin babaannesinin gülü. Bak, seni kimlerle tanıştıracağım." Genç kadının da gözleri dolmuştu. "Ne kadar büyümüş güzelleşmişsin." Naz, merakla sordu. "Siz kimsiniz?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD