Naz, o gün özel bir ritüelle elbisesini giyindi. Tenine mavi ipek gibi seriliyordu elbise. Pırıltılı omuz dekoltesi ve diz üstü kesimiyle, zarif bir çizgi çiziyordu vücudu üzerinde. Aynanın karşısında durduğunda, kendi yansımasına öylesine hayran kaldı ki, kendi güzellik algısını sorguladı. Yıllar boyunca pantolonların rahatlığına alışmıştı, ama bu gün için her şey farklıydı. İlk defa bu kadar şık ve feminen hissediyordu.
Bir an, babaannesinin tanıdık sesiyle irkildi, arkasına döndü. Babaannesinin gözleri parlıyordu, "Torunum, çok güzel görünüyorsun," dedi gülümseyerek.
"Babaanneciğim, bu elbiseye bayıldım."
"Bana sormadan aldın galiba, öyle mi?" Babaannesi alaycı bir tavırla sordu.
"Aslında hayır, Mine hediye etti bana. Doğum gününe gidiyoruz."
Babaannesi bir kaşını kaldırdı, "Mine mi? Onunla iyi anlaştığını sanmıyorum. Seni etkilemeye çalışabilir."
Naz, hafifçe iç çekti. "Babaanneciğim, kimse beni değiştiremez. Ben kendim olurum."
Babaannesi bir an düşündü, sonra yüzündeki ifade yumuşadı. "Elbiseyi de o aldıysa, gerçekten güzel bir jest olmuş."
Naz gülümsedi, "Düzgün bir elbisem yoktu zaten."
Babaannesi alnını çattırdı, "Niye bana söylemedin? Sana alabilirdim."
Naz hafifçe özür diledi, "Babaanneciğim, böyle ufak şeylere ihtiyacım olmadığını düşündüm."
O sırada zil çaldı. Naz heyecanla kapıya koştu. Ancak beklediği kişi değildi karşısındaki. İpek, ona şaşkın bir bakış atarken, Naz'ı süzüyordu.
"Vay vay vay, Naz! Seni böyle görmek şaşırtıcı oldu."
Naz alaycı bir şekilde kaşlarını kaldırdı, "Yani normalde güzel değil miyim?"
İpek hızla cevapladı, "Tabii ki güzelsin ama bugün bir başka güzelsin."
Babaannesi hemen araya girdi, "Mine'yle doğum gününe gidiyor. Sen de katıl İpek, torunumu yalnız bırakma."
İpek düşündü, "Eğer uygunsa, neden olmasın?"
Naz içten içe İpek'in gelmemesini diledi, ama sevimli bir şekilde gülümsedi, "Elbette gel, ama çabuk olmalısın. Hadi hazırlanman için yarım saat var."
İpek çok mutlu olmuştu. Evde canı sıkılıyordu zaten. Bir doğum günü partisi kafasını dağıtmasına yeter de artardı bile.
"Ben hemen hazırlanmaya gidiyorum." deyip evden çıktı.
İpek, evden çıkarken, Naz onun ardından bakakaldı. İçten içe endişeleniyordu, İpek'e yalan söylemek zorunda kalacağı için. İpek, o ortamlara uygun bir kız da değildi üstelik .Tam kapıyı kapatmak üzereyken, gözleri uzakta beliren Mine'yi yakaladı. Hızlı adımlarla dışarı çıktı ve Mine'nin yanına gitti. Mine, ışıltılı uzun bir tişörtün içine siyah tayt giymişti. Bordo bir ruj sürmüş, bileğine zımbalı bir bilezik takmıştı. Naz'ın yanına yaklaştığında, onu göz ucuyla süzdü.
"Vay vay vay, Naz. Sana aldığım elbise çok yakışmış."
Naz, hafifçe gülerek sordu, "Hangi parayla aldın acaba? Seni gidi Mine?"
"Sus kız, babaannen duyacak."
"Hadi gel içeri girelim." dedi Naz, onu kolundan çekiştirerek.
"Ay gelmeyeceğim." diye omuz silkti Mine. "O babaannnen yine bana dik dik bakacak. Bıktım onun laflarından."
"Ama çantamı almalıyım. Topuklumu gitmeliyim."
"Git giy acele et."
O sırada babaannesi, adeta hesap sorarcasına araya girdi, "Bu kızı da mı peşine taktın?"
İki kız, birden yaşlı kadının sesini duyunca irkilmişti.
Mine, gözlerini devirdi ve hızla cevapladı, "Biz arkadaşız Halime teyze. Tabii ki birlikte gideceğiz." Sonra da Naz'a dönerek, "Acele et ve çabuk ol, bekliyorum."
Naz, eve doğru koşarken babaannesi Mine'ye dik dik baktı. Genç kız oralı bile olmayınca yaşlı kadın eve doğru yürüdü.
Naz, hızla askısından çantasını alıp topuklularını da giyerek dışarı çıktı. İki kız, hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı. O sırada ses duydular.
"Hey Naz, beni bekleyin. Daha hazırlanmam bitmedi."
Naz, yukarı baktığında İpek'i tamamen unuttuğunu hatırladı. Camdan bakan İpek'i gören Mine, sinirlenmişti:
"Bu kızı da mı peşine taktın?"
Naz mahcup bir sesle cevap verdi, "Babaannem taktı."
Mine gözlerini devirip gülümsedi, "Şu babaannen de bana ısınmadı bir türlü. Torununu yiyoruz resmen."
Naz hızla kendini savunmaya geçti, "Öyle deme babaanne yüreği. Babam öldüğünde ve annem beni terk ettiğinde, babaannem bana sahip çıktı. Ben onun her şeyiyim."
İki kız kaldırımın kenarına oturup beklediler. Mine, sıkılmıştı. "On beş dakika oldu neredeyse. Ne giyiyor bu Allah aşkına?"
"Tamam Mine, sakin ol.".
"Ayy, beklemekten susadım resmen." Dedi ve çantasındaki minik pet şişeyi kafasına dikledi Mine. İpek'i gördüğünde suyu, ağzından püskürttü. Bir gülme tutmuştu onu. Naz, onu dürttü. "Ayıp oluyor ama."
Mine cevap verdi. "Kenar mahalle dilberibe benzemiş."
"Mine, sus Allah aşkına."
İpek yanlarına vardığında yürümeye başladılar. İpek de Mine'yi gördüğüne memnun olmamıştı. Bu kızda itici bir şeyler vardı.
Mine, sonunda kendini tutamadı. Hafifçe kaşlarını kaldırdı ve İpek'e bakarak Naz'a söylendi. "Bu kız da her zaman çiçekli elbiselerle mi geziyor?"
İpek, bozulmuştu ama belli etmedi. Kendini savunmaya girişti.
"Doğum günü partisine gidiyoruz sonuçta. Nasıl giyinmeliydim Mine hanım?"
Mine, kahkaha attı, "Hahaha! Naz, gerçekten harika bir oyun oynamışsın."
Naz hızla İpek'e dönüp, "Sus, duyacak!" dedi endişeli bir ifadeyle.
"Ne demek bu Naz?"
Naz, mahcup bir şekilde cevap verdi. "İpek, biz aslında..."
Mine, araya girdi.
"Naz yalan söyledi. Evet, doğum günü partisine gidiyoruz ama Etiler'de lüks bir mekanda. Halime Teyze karşıya geçeceğimizi bilse Naz'a izin vermezdi."
İpek, heyecanlanmıştı. "Lüks mekan mı? Ay çok güzel. Merak etmeyin sırrını, bende."
"Teşekkür ederim İpek," dedi Naz.
Üç kız vapura yetiştiklerinde, güneşin batışı martıların eşliğindeydi. Banka oturdular ve İpek, poşetten çıkardığı simitleri masaya koydu. İpek, tatlı bir gülümsemeyle, "İster misiniz kızlar?"
Mine hemen bir simidi kaptı ve böldü, "İşte böyle kız, arada bir faydan oluyor."
Mine'nin sürekli laf sokmaları, İpek'i iyice germişti. Kızlar, simitlerini alıp yemeye başladılar. İpek, vapurda olmaktan her zaman keyif alırdı. "Naz, iyiki seninle doğum gününe gidiyorum. Bana da değişiklik oldu." Bunun üzerine Mine, kahkaha attı. "Hahaha! İlahi İpek."
"Komik mi?" dedi İpek sinirlenerek. Mine tam konuşacakken Naz, Mine'ye sus işareti yaptı. Tatsızlık çıksın istemiyordu. Ama İpek partiye gelince eninde sonunda yalanını öğrenecekti. Naz'ın içi bu yüzden huzursuzdu. Belki de İpek'e hiç yalan söylememeliydi ama yalan söylemek zorunda kalmıştı.
İpek, Mine'ye iyice öfkelendi. "Neden her söylediğime iğneli cevap veriyorsun?"
"Yani senin gibi ders çalışan bir inek bizimle takılmak istiyor, partilemek istiyor çok şaşırtıcı."
Naz, sesini yükseltti. "Mine, yeter artık. İpek'le uğraşmayı bırak."
Sonra da ortamı yumuşatmak için, "Kızlar yeter artık kavga etmeyin. Şu manzarayı izleyin bakın deniz ne güzel." diye cevap verdi.
Vapur Beşiktaş'ta durduğunda kızlar inmişti. Mine, saatine baktı. "Aslında yürüyerek yirmi dakikada varırız ama ben en iyisi taksi çağırayım." diyerek telefonunu eline aldı. Kızlar oyalanırken bir müddet sonra taksi geldi ve taksiye bindiler. Nihayet mekanın önünde inmişlerdi.
İpek, etrafına bakındı. "Doğum günü burada mı? Ay ne güzel."
Mine, Naz'ın kulağına, "Bu kız harbi saf", diye fısıldadı. Naz "sus" diyerek Mine'nin omzuna vurdu. Birlikte yürürken korumalar, onları durdurdu. "Kimlikleri göreyim."
Mine, kapıdaki korumalara kimliğini gösterdi ve "Benimleler", dedi ve korumalar kapıyı açıp "buyurun Mine hanım" dedi. İpek şaşkınlıkla Mine'ye döndü.
"Seni nereden tanıyorlar?"
Mine cevap vermedi. İpek de üstelemedi. İçeriye girdiklerinde pembe yeşil saçlı kızlar, kurukafa tişörtlü pirsingli erkekler dansediyordu. Bir sürü tuhaf insan vardı. Kahkaha atıyorlar, birbiriyle şakalaşıyorlardı. Kızlar, bir köşeye geçip oturdular.
İpek, ürkmüştü. Etrafına bakınarak, "kimin doğum günü?", dedi. Mine, iyice sinirlendi. Bu kız çok soru soruyordu. Artık dayanamadı:
"Kızım sen harbi safsın ne doğum günü, biz buraya eğlenmeye geldik, gel sen de bizimle dans et."
İpek, hayal kırıklığına uğramıştı. Sitemli gözlerle Naz'a baktı:
"Naz, bana yalan söyledin."
"Buraya gideceğimizi söylesem babaannem izin vermezdi, mecbur kaldım."
Mine, umursamaz bir şekilde "bu da parti işte. Nesini beğenmiyorsun?" dedi. İpek'in bakışları Naz'ı çok üzmüştü. Arkadaşının koluna dokundu ama İpek, kendini geri çekti.
Az sonra mor, kısa saçlı bir kız, Mine'nin yanına geldi:
"Kız Mine, sen de mi buradasın? Gel benimle."
Mine, Naz ve İpek'e dönerek, "Ben şimdi gelirim, siz beni burada bekleyin", dedi. Daha sonra da kızla uzaklaştı. Naz ve İpek, bir köşede oturdu. İpek dayanamadı.
"Biz niye geldik buraya."
"Eğlenmeye geldik İpek."
"Ben pek eğlenemedim ama. Bak Naz, Mine'yle ne iş çeviriyorsun bilmiyorum ama yanlış yoldasın."
Yandaki kızlardan biri, İpek'i göstererek, "Şunun elbisesine bak. Düğüne gider gibi giyinmiş. Kim davet etti bunu?" dedi. Daha sonra iki kız kahkaha attı. İpek, hırsla ayağa kalktı. Naz, İpek'i kolundan tuttu. "İpek, değmez. Boş ver."
Garson kız, elinde tepsiyle yanlarına geldi. "Ne içersiniz kızlar?"
İpek, "meyve suyu var mı?" deyince garson kız, kahkaha attı. "Hahaha! Meyve suyu ha. Hiç güleceğim yoktu. İlahi kızlar", diyerek gitti. Bunun üzerine İpek, Naz'a döndü. "Ben yanlış bir şey mi dedim? Meyve suyu istedim sadece."
Biraz sonra Mine, yanlarına geldi. "Nasılsınız kızlar, eğleniyor musunuz?"
"Mine, sen neredeydin?" dedi Naz sorgularcasına.
"Arkadaşlarımla bir şey konuşuyordum da. Siz ne yaptınız bakalım? Eğleniyor musunuz?"
"Hiç eğlenmiyoruz." dedi İpek bıkkınlıkla. İpek, ortamı sevmemişti. Naz'a sessizce yaklaştı. "Naz, ben sıkıldım hadi gidelim."
Mine, sinirle İpek'e bağırdı. "Sen de amma çömez çıktın kızım otur oturduğun yerde." İpek, bu çıkıştan korkmuştu.
Mine, "Az kalsın unutuyordum." diyerek çantasını açtı. Kırmızı bir hediye paketini çıkarıp Naz'a uzattı.
"Mine, bu ne?"
"Hediye. Bak görüyor musun şu ileride bir grup kız var."
"Evet gördüm."
"Siyah saçlı beyaz elbiseli kızı da gördün mü? Kahkaha atan."
"Evet, gördüm."
"İşte bu paket o kıza verilecek. Adı Afra. Mine başkan yolladı de alır."
"Tamam",diyerek paketi eline aldı Naz. "Sen niye vermiyorsun?" dedi İpek hesap sorarcasına. Mine, İpek'e sertçe bir baktı. "Fazla oluyorsun artık. Naz'la da tanışsın diye hediyeyi onla gönderdim fena mı ettim? O kız partinin sahibi. Koca mekanı kapattıran kız. Yoksa bu bar gündüzleri açık olmazdı."
İpek, "Madem bu kadar zengin, parasını mantıklı şeylere harcasa ya. Bu partiyi hiç sevmedim." dedi. Garsondan meyve suyu istedim bana güldü."
Mine, kahkaha attı. "Hahaha! Ben de gülerim buna." Sonra da Naz'a döndü. "Naz, hadi hediyeyi ver kıza."
Naz, "Tamam" diyerek yürümeye başladı. Kızlı erkekli masanın etrafında durdu. "Afra'yı görebilir miyim?" Siyah saçlı kız ayağa kalkıp "Buyur, benim." dedi. Naz, elindeki paketi kıza uzattı. "Bunu Mine başkan yolladı." Kız, sevinçle paketi aldı. yapmacık bir tavırla "Ay Mine çok ince davranmış. Her seferinde bana hediye alır. Dur bekle. Benim de ona bir hediyem var," dedi. Daha sonra da çantasından küçük, mavi bir paket çıkararak Naz'a uzattı. "Bunu Mine'ye ver ve teşekkürlerimi ilet."
Naz, bu yapmacık tavırlardan ve saf yerine konulmaktan hoşlanmamıştı. O artık bir çömez değildi. Sırlarını biliyordu.
Paketi alıp Mine'nin yanına gitti ve ona uzattı. "Kız çok teşekkür etti. O da sana hediye almış."
Bu garip hediyeleşme ritüeli İpek'in çok garibine gitmişti ama ses etmedi.
Mine, paketi eline alarak çantasına koydu. "Gel dans edelim", diyerek Naz'ın elinden tuttu. İpek'e dönerek,"Sen de bize katıl." deyince İpek, "Ben böyle iyiyim." dedi ve sıkılganlıkla bir köşeye geçip oturdu.
Naz'ın durgun hali Mine'nin gözünden kaömamıştı.
"Naz, hayırdır canım yüzünden düşen bin parça."
"Şu Afra, canımı sıktı. Safmışım gibi davranıyor. Ben ne verdiğimi ve aldığımı biliyorum halbuki. Çömez değilim ki."
"Tabii ki değilsin canım ama dikkatli davranmak zorunda. Ya takip ediliyorsak. Bu arada seninle de tanışmış oldu. Artık ne zaman istersen bu mekana ücretsiz girebilirsin."
"Sahi mi?"
"Tabii ki. Artık çetemize kabul edildin, biliyorsun. Senin için özel parti bile düzenlemiştim."
"Mine, bu çok gurur verici bir duygu. Kabul edildiğimden beri hayatım değişti."
"Tabii değişir. Artık babaannenin üç kuruşuna muhtaç değilsin sonuçta."
İpek, Naz'ın etrafına dolanmış olduğu fikrinden giderek pişman olmuştu. Mekanın içinde dolaşan kızlar, genellikle ışıltılı elbiseler veya sportif giysiler giyiyordu; siyah ve parıltılı renkler hüküm sürüyordu. İpek, günlük giydiği elbiseye baktı. Etraftakilerin bakışları, onun bu ortama uymadığını adeta haykırıyordu. Bu his, içinde garip bir rahatsızlık uyandırdı. Garsonun yanına gelmesiyle irkildi.
"Buyurun, içeceğiniz."
"Ben alkol almam, ayrıca kim yolladı bunu?"
Keçi sakallı bir adam, İpek'in omzuna dokundu. "Ben yolladım güzelim. Biraz takılalım mı?"
"Beni rahat bırak." dedi İpek, öfkelenerek. Bir de bu sapık eksikti.
Ya naz yapma be güzelim, anladım yalnızsın. Arkadaş olurum sana?"
"Defol git buradan, yoksa bağırırım."
"Sen harbi çok tuhaf kızsın. Mekana geliyorsun bir şey içmiyorsun, dans etmiyorsun, kimseyle takılmıyorsun. Öyleyse niçin geldin buraya?"
"Sanane, rahat bırak beni."
Arkadan birisi, adamın kolunu tuttu. "Kızı rahat bırak."
Bırakmazsam ne olur?"
"Döverim."
"Dövsene haydi, bekliyorum."
İki adam kavga ederken İpek, oradan çıkmak istedi. Naz'a çok sinirlenmişti. Naz, onu doğum günü diye bu saçma yere getirmişti. Hep o Mine'nin yüzünden. Naz'ın aklını çelmişti. Yoksa böyle bir kız değildi Naz. Mine'yle tanıştıktan sonra çok değişmişti. İpek, kankasını tanıyamıyordu artık.
Gözü dans eden ikisine kaymıştı. Naz ve Mine, eğlencenin tadını çıkarıyorlardı. Dans pistinde coşuyorlardı ve müziğin ritmine kapılmışlardı. Naz'ın bu kadar umursamaz olması İpek'i daha derinden üzmüştü. Hızla mekanı terketti.
Naz, dans pistinde Mine ile çok eğleniyordu. Ancak içinde İpek'e dair bir endişe belirdi. Dansı kesip etrafı gözetlemeye başladı. Gözleriyle etrafı detaylıca taradı, ama İpek'i bulamadı. Telaşla Mine'nin yanına döndü.
"Mine, İpek'i göremiyorum."
Mine, rahat bir tavırla cevapladı. "Buralardadır, endişelenme."
Naz, hala kaygılı bir şekilde etrafa baktı, "Ben hemen İpek'i bulup gelirim."
Mine, başını sallayarak cevapladı, "Çabuk ol."
Naz, koşarak her yere baktı ama İpek mekanda yoktu. Naz tekrar Mine'nin yanına geldi. Mine, bir kaç kızla gülüp konuşuyordu. Mine'yi dürttü.
"Ne var Naz? Arkadaşını bulamadın mı?"
"Bulamadım."
Mine, "çıkar bir yerden." diyince yanındaki kızlar kahkaha attı. Naz iyice sinirlenmişti. "Mine, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlayamıyorum. İpek'i bulmalıyım o bana emanet, sahip çıkmam lazım."
"Aman çıkarsan çık. Seni tutan yok burada. Hem ne emaneti. Çocuk mu o?"
Mine'nin yanındaki kızlar daha çok güldüler.
Naz, kızlara iyice sinirlenmişti. Tek kelime dahi etmeden mekandan çıktı.
Naz, aceleyle mekandan çıkıp İpek'e telefon etti ama telefonu cevapsız kaldı. En son aradığında telefon açıldı. Naz. "Nihayet" dedi.
"Naz ne oldu, neden arıyorsun?"
"İpek, neredesin sen? Merak ettim seni."
"Merak etme, ben iyiyim Naz. Beni kandırdın, yalan söyledin. Doğum günü diye o saçma yere götürdün beni."
"Üzgünüm İpek, sen gelmek istedin."
"Geldiğime pişman oldum. Neye kırıldım biliyor musun? Bana yalan söylemene. Kulübe gideceğini söyleseydin seni ispiyonlamazdım ki. Bu kadar mı güvenmiyorsun arkadaşlığıma?"
"İpek, çok üzgünüm. Özür dilerim. Neredesin sen?"
"Vapura binmek üzereyim Naz. Yarım saat sonra kalkacak, acele et."
"Hemen bir taksi bulmalıyım," diye geçirdi içinden. O sırada karşıdaki otobüs durağı gözüne çarptı.
"Şanslıyım, diye geçirdi içinden. En azından otobüs daha ucuz olurdu. Hızlı adımlarla yolu yarılamıştı ki bir el onu kolundan yakaladı. Onu tutan kişiye bakan genç kız, neye uğradığını şaşırdı.
Genç delikanlı, onu uyardı."Az kalsın eziliyordunuz. Dikkat edin arabalara."
Naz, genci görür görmez vurulmuştu.