gri sislerin içinde

592 Words
Bölüm:3 Gri Sisler İçinde İlerledikçe daha da daralan dağ yolu sonsuz bir labirenti andırıyordu, gri geceye çökmüş yoğun sisin de yön bulmasında yardımcı olduğu hiç de söylenemezdi; Liliana artık kaybolduğuna inanmaya başlıyordu. Sonsuz bir zaman gibi gelen saatler boyunca yol almış olmasına rağmen sanki bir arpa boyu yol almamış gibi hissediyordu, bulunduğu yerde daireler çiziyor olabilir miydi? Bu düşüncenin gerçek çıkma ihtimalinin düşüncesiyle korkudan tüm bedeni histeri krizine girmişcesine titredi. Zihnini menfur düşünceler sarmaya başladı; ya olduğu yerde daireler çizmişse uçsuz grilik bunun aksini düşündürecek bir kanıt da sunmuyordu ki?! Avuç içleri soğuk soğuk terlemeye başladı, hava sanki boğazında düğümleniyor daha da ilerlemek isterse gırtlağını bir alev topu gibi yakıyordu. Bir alev topu gibi... Düşüncelerinin yarattığı histeriyi moirasının dingin sesi yatıştırdı: "Güzel Liliana sana ait olandan niçin korkuyorsun?" Şu an burada olmasını dilediği son kişi de olsa moirasının varlığıyla, yabancı bir şehirde eski bir tanıdığa rastlamanın verdiği huzur kapladı içini. Nefesi rutinine dönmüş, kanının damarlarında bir karınca gibi düzenli bir akışla gezindiğini hissetmeye başlamıştı ama yelkenleri suya indirmek istemeyen bir edayla: "Ne geldiyse başımıza senin yüzünden geldi ve hala buradasın! Seni lanet.. Seni düzenbaz..." Sözlerini nasıl tamamlayacağından emin olamamış gibi bir anda sustu. Bu suskunluğu bilinçli değildi sanki bedeni; Aptal çocuk neye isyan ediyorsun? demişti de bu basit olduğu kadar doğru tespitle onu suspus etmişti. Kendi içinde daldığı bu derin hesaplaşma Rhea bilir daha ne kadar sürecekti, içini huzurla dolduran ses araya girdi: "Sabırlı ol kızım, çok az kaldı. Yolumuz uzun ama tükenmez değil, zor ama aşılamaz deği..." Yine bilmece gibi konuşmaya başlamıştı işte(!) Bu huyundan nefret ediyordu! Sağlam kalmış son bir kaç beyin hücresini de moirasının bitmek bilmez bilmecelerini çözmek için harcamaya hiç de niyeti yoktu doğrusu hem... Burnunu kıl payı ıskalayarak arkasındaki ağaca isabet eden bir ok bölmeseydi, kafasının içinde kendisiyle girmiş olduğu sağlam kavga daha uzun süre devam ederdi buna emindi. Hem haklı değil miyd... Kafa sesini dahi kolaylıkla bölen bir başka okla kendine geldi. Vücudu bir anda savaş ya da kaç moduna aldı kendisini, şakaklarından yükselen hızlı kan akışıyla avuçlarında bir sıcaklık hissetmeye başladı. Parmak eklemleri sarf ettiği eforla yanıyor avucunun içi adeta canlı canlı pişiyordu;parmakları tanıdık bir kıvrılmaya eğilip bükülmeye başlamıştı, uzaktan gören bir göz için korkunç olabilecek bir tabloydu doğrusu(!) Uzun süre baskılamış olduğu için miydi emin değildi ama sanki ne kadar çağırırsa çağırsın... O gelmiyordu... Senelerdir onu bir kendi haline bırakmayan moirası, sözlerine alınmak için bu anı seçmiş olamazdı. Yüzüstü bırakılmak için hiç de uygun bir an değildi doğrusu(!) üstelik henüz tehdidi görebilmiş bile değildi... Kendi fikirlerinden onu uyandıran okların sahibinin hemen önündeki kayada bir anda beliriverişi oldu! Harika en azından canını sıkan bu sorun çözülmüş, tehdit görünür hale gelmişti. Kanlı canlı karşısında duran tehdidi içinde bulunduğu duruma hiç de uymayan bir sakinlikle incelemeye başlamıştı ki... Haydut tekrar gözden yitiverdi, taa ki boğazında kemikli parmakların kavradığısoğuk metali hissedene kadar! Üstünlük elde etme şansını kaybetmişti, kendisini soktuğu durumun ahmaklık seviyesine karar vermeye çalışırken tüm avantajı elinde tutmanın haklı gururuyla haydut emretti: "Tre Rosse ormanında ne arıyorsun yabancı!" Korkunun verdiği dilini yutma gibi şık nedenlerle konuşma yeteneğini yitiren Liliana şoka girmişti, ne hareket edebiliyor ne dilinden tek kelime dökülüyordu; moirasının sükunet içinde usul usul konuşan sesi onu şoktan çıkardı: "Tatlım konuşmama izin verseydin eğer sana bunu söylemek üzereydim. Yolumuz üzerindeki ilk durağımız Tre Rosse ormanı... Sana henüz küçük bir kızken anlatılan hikayeleri anımsıyor musun?" İçinde bulunduğu hali unutan Liliana moirasıyla sesli konuşmaya başladı: "Bunlar yalnızca efsanelerden ibaret, hiç biri gerçek değil! Hiç biri hiç biri gerçek degi..." Sabrı taşmış gözüken haydut önce Liliana'yı boynuna yaptığı ufak bir baskıyla etkisiz hale getirdi, ardından davetsiz misafirini sırtlayarak yola koyuldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD