Boğaz, gecenin içinde ağır ağır soluyordu. Sis, suların üzerinden yükseliyor, gökyüzüne gri bir perde çekiyordu. Aras Demirhan, villanın balkonunda ayakta duruyordu. Elinde yarısı içilmiş bir kadeh vardı. Gözleri karşı kıyıya, hiç bitmeyen ışıklara kilitlenmişti.
Ama onun aklında ışık yoktu, sadece karanlık vardı.
Nihat.
O adı düşündükçe, parmaklarının arasında tuttuğu bardak daha da sıkıldı.
O an kapı aralandı.
Ceylan sessizce içeri girdi, gözlerinde endişe vardı.
— “Yine uyumadın.”
— “Uyuyacak zaman değil,” dedi Aras, kısık bir sesle. “İçeriden biri bana oyun oynuyor.”
Ceylan bir adım yaklaştı.
— “Selim miydi?”
Aras başını salladı.
— “Onu konuşturdum. Ama mesele o değil. Arkasında biri var. Ve o biri, uzun süredir beni izliyor.”
Ceylan’ın kalbi hızla atmaya başladı.
— “Ne demek bu?”
— “Demek ki, bu şehirde artık yalnız değilim. Birisi benim düşmemi istiyor.”
Aras kadehini masaya bıraktı. Ellerini yüzüne sürdü. Birkaç saniye sessiz kaldı, sonra gözlerini kaldırdı.
— “Ceylan,” dedi. “Eğer işler kötüye giderse… sen buradan git. Kimseye bir şey deme, sadece kaybol.”
Kadının içi buz gibi oldu.
— “Ya sen?”
— “Benim için geç.”
Ceylan, onun gözlerine baktı. Orada bir adam değil, sanki bir fırtına gördü.
— “Hayır,” dedi sertçe. “Seni bırakmayacağım.”
Aras gülümsedi.
— “Sen hâlâ anlamıyorsun. Benim olduğum yerde herkes yanar.”
Ama Ceylan gitmedi. O gece, Aras’ın yanında kaldı.
Birlikte sessizce oturdular; konuşmadılar ama birbirlerinin nefesini duydular. Dışarıda fırtına patlamış, gök gürlüyordu. Her gök gürültüsünde Aras’ın gözlerinde bir anlık parıltı yanıp sönüyordu — tıpkı cehennemin kapıları gibi.
⸻
Sabah – Tehdit
Sabahın erken saatlerinde Aras’ın telefonu çaldı.
Ekranda tanımadığı bir numara vardı.
— “Kim?” dedi, soğuk bir tonla.
Telefondan bir erkek sesi geldi.
— “Demirhan. Kral gibi yaşadığın o villadan çıkmadan önce arkana bir bak.”
Aras’ın yüzü gerildi.
— “Kimsin sen?”
— “Sana geçmişin bedelini ödetmeye gelen biri.”
Hat kesildi.
O an Aras’ın içindeki sessizlik patladı. Elindeki telefonu masaya fırlattı, camlar paramparça oldu.
Ceylan içeri koştu.
— “Ne oldu?”
— “Geçmişim beni buldu.”
Odanın ortasında durdu. Derin bir nefes aldı.
— “Artık saklanmak yok.”
⸻
Karşılaşma
O akşam, Aras’ın arabası Kuruçeşme’nin ara sokaklarında yavaşça ilerliyordu.
Rüzgâr sert esiyor, denizden tuz kokusu geliyordu.
Aras, siyah ceketinin yakasını kaldırdı. Yanında yalnızca bir silah vardı — ve içindeki hesaplaşma isteği.
Köhne bir depoya girdiğinde Nihat onu bekliyordu.
Masada iki bardak, bir şişe viski, bir de geçmişin tüm sırları.
Nihat gülümsedi.
— “Yıllar sonra yine karşı karşıyayız, Demirhan. Ama bu sefer senin arkan boş.”
Aras bir adım yaklaştı.
— “İhanetini gizlemek için çok bekledin, Nihat. Ama ben sabırlıyımdır.”
— “Senin sabrın, benim planıma hizmet etti. Artık senin zamanı doldu.”
Bir anda adamın çevresinden silah sesleri yankılandı. Nihat’ın adamları karanlıktan çıkmıştı.
Ama Aras hazırlıklıydı.
Bir anda silahını çekti, yere eğildi, ilk kurşun birinin omzuna saplandı.
Sesler yankılandı, depoyu barut kokusu doldurdu.
Aras, Nihat’a doğru yürüdü.
Yüzünde kan vardı ama gözlerinde bir ateş.
— “Beni öldüremedin,” dedi nefes nefese.
— “Ama sen de kurtulamayacaksın,” dedi Nihat.
— “Ben zaten çoktan öldüm.”
Aras, tetiği çekti. Ses depoyu doldurdu.
Sonra sessizlik.
⸻
Sonrasında – Ceylan’ın Gözleri
Aras sabah eve döndüğünde üstü başı kan içindeydi.
Ceylan onu kapıda görünce dizlerinin bağı çözüldü.
— “Ne yaptın sen?”
— “Bir borcu kapattım.”
Aras banyoya girdi, aynaya baktı. Yüzündeki kanı yıkarken kendi yansımasına baktı.
O anda Ceylan arkasında belirdi.
— “Ne kadar daha böyle yaşayacaksın?”
Aras başını kaldırmadan konuştu.
— “Bu şehir benimle yaşıyor, benimle ölecek.”
Ceylan ellerini onun omuzlarına koydu.
— “Artık sadece bu şehir değil, ben de seninle yanıyorum.”
Aras gözlerini kapattı.
O an, savaşın tam ortasında bir huzur hissetti.
Ama biliyordu ki bu huzur, fırtınadan önceki sessizlikti.
⸻
Aynı Anda – Yeni Bir Tehdit
Nihat’ın ölüm haberi şehirde yankılandı.
Ama perde arkasında biri daha vardı:
Emir Yesari.
Barış Yesari’nin abisi… ve Aras’ın geçmişindeki en karanlık figür.
Emir, bir binanın tepesinde duruyordu. Elinde Aras’ın fotoğrafı vardı.
— “Yine kan dökmüşsün, Demirhan,” dedi alaycı bir sesle. “Ama bu kez seninle ben ilgileneceğim.”
Fotoğrafı ateşe verdi, kül havada savruldu.
Ve o kül, rüzgârla birlikte Boğaz’a doğru uçtu.