Odanın ağır havasını, eski tahta mobilyaların çıkardığı cızırtılar ve saate benzeyen bir cihazın monoton tik tak sesleri dolduruyordu. Nermin’in gözleri, karşısındaki koltuğa gömülmüş, kapalı gözlerle derin nefesler alan Elçin’e kilitlenmişti. İncecik bir gülümseme dudaklarının kenarında belirmişti; bu gülümsemenin içinde hem başarı hissi hem de ürpertici bir otorite vardı. “Serçe..." diye fısıldadı. Sesi odaya yayıldı, ama daha çok Elçin’in zihninde yankılandı. “Artık Serçe benliğine dönmeni istiyorum, hafızanı uyandır. Sen Serçe’sin. Gümüş Serçe Timi'nin bir parçası olan Serçe." Elçin’in dudakları hafifçe kıpırdadı. Göz kapakları altında titreyen göz bebekleri, zihninin derinliklerinde açılan kapıları ele veriyordu. Nermin, yanında duran küçük kayıt cihazının kırmızı ışığının yanıp y

