8.Bölüm- (Yemyeşil Gözleri Vardı, Beni Benden Alan)

1271 Words
Cenk Efe'den... Mirayı odaya girmeye ikna ettikten sonra derin oh çekip arkama döndüğümde karşımda emine hanımı görmeyi beklemiyordum. Emine hanım öylece durmuş meraklı gözlerle bana bakıyordu tabi bariz belli olan sinirini de es geçmemek lazımdı. Ne kadar haklı olsa da mirayı asla onlara veremezdim. Bu durumu burada konuşmamızın uygun olmayacağının aklıma gelmesiyle bir elimi önüme doğru uzattım ve "İsterseniz çalışma odama geçelim orada daha rahat konuşuruz" dediğimde karşımdaki hayli sinirli kadın daha da çattı kaşlarını ve "Ne münasebet benim seninle konuşacak bir şeyim yok. Ben kızımla konuşacağım" diyerek tam odaya yöneldi ki bir adam geri atıp Emine hanımın yolunu kestim ve "Bu durumda bir suçlu varsa o da benim. Bu yüzden eğer biri azarlanacaksa o da benim. Bundan dolayı lütfen çalışma odamda konuşalım" dediğimde karşımdaki kadın bu sefer hafif bir merakla gözlerime baktı ve gösterdiğim yöne doğru ilerlemeye başladı. Çalışma odamın önüne geldiğimizde kapının kilidini yavaşça açtım ve önden Emine Hanım ardından da ben içeri girdik. Odaya göz gezdirdiğimde her şeyin bıraktığım gibi durduğunu fark etmiştim. Anlaşılan ben gelmeden Hatice abla burayı da temizlemişti. O an aklıma bu odada yalnız olmadığımın gelmesiyle Elimi koltuktan tarafa uzatıp 'Buyurun oturun işareti yaptım' bu hareketinle Emine Hanım yavaşça masanın önündeki tekli koltuklardan birine oturduğunda bende hızlıca karşısına oturdum. Karşılıklı oturduğumuzda etrafta derin bir sessizlik olmuştu ve bu sessizlik istemsiz bir gerginlik yaratmıştı bende bundan dolayı da bacaklarımı iki tarafa açıp dirsekleri mide diz kapaklarıma koyarak öne doğru eğildim ve ellerimle oynamaya başladım. Bu sessizlik artık sabır sınırlarımı zorlamakta başladığında söze benim girmem gerektiğini anladım ve kafamı yerden kaldırıp cümleleri kafamda toparladım. Onunla hikayemizi ilk kez baştan sona birine anlatacaktım. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. "Biliyorsunuz ki mira üniversitenin ilk yıllarında formaliteden biriyle evlendi. O kişi bendim daha sonra boşanmak istedi ama ben Amerika’ya gelmediğimden dolayı hâkim boşamadı çünkü orda iki tarafı da dinlemeden boşanmaya izin verilmiyor bende Mirayı tanımadığım için pek takmıyordum doğrusu. Hem 18 yaşında bir kız evlenecek değildi ya bu yüzden de yıllarca hiç Amerika’ya uğramadım. Zaten o zaman orada bir şirketimde yoktu ve Almanya’daki şirketi oturtmaya çalışıyordum. Zamanla şartlar değişti Amerika'da da bir şirket kurdum ve Almanya'da ortağım işe hakimdi. Bundan dolayı da artık Amerika'ya dönme vakti gelmişti ama tek dönüş nedenim şirket değildi. İlk kez bu kadar heyecanlı, meraklı ve meftundum. Meftun olduğum Amerika değildi ama. İçinde yaşayan bir kuş yürekli sevdaydı. Kalbimi görme semde kalbimi çalan bir kadındı. Mirayı görmek ihtimali kalbimi yerinden çıkaracak gibi attırıyordu. Bunca senelik hayatımda kalbim olduğunu o zaman anlamıştım. Diyeceksiniz ki hiç görmediysen nasıl oldu bu sevda? Aradan geçen bu beş yılın her gününde annem bana Mirayı anlatıyordu. Annemin anlattığı kadarını biliyordum ama bu bile yetmişti çaresiz kalbimi anlaşılan. Annemin anlattığına göre kız çok masum, çok efendi, çok akıllı, çok dişli, çok saygılı ve bir o kadar da edepli ve iffetliydi. Bu özellikleri bu devirde hele de yurtdışında bir kızda bulmak imkansızdır. Etrafımda hep gereğinden fazla kadın olmuştur ama bunların hepsi eğlenilecek kızlardandır çünkü tek bildikleri cidden giyinip süslenip gezmek. İşte bundan dolayı da Mira beni adeta çekiyordu ama annemin bana beğendiği kızlar her zaman çok çirkin köylü kızları oldukları için emin olamıyordum. Yani aslında mühim olan nereli olduğu falan değil. Mühim olan annemin özenle seçmiş gibi nerede çirkin, görgüsüz kız varsa onu karşıma çıkarmasıydı. Bundan dolayı miraya da fazla bağlanmamalıydım ama olmuyordu işte bu kızın adı bile farklı güzeldi. Seferkine de pek bağlanmamaya çalışıyordum ama miranın adını duymak hile geni deli ediyordu. Bundan dolayı da hızla Amerika'ya geldim ve onu gördüm. Şirketten çıkmıştı ve arabasına biniyordu. Onun mira olduğunu o an bilmiyordum aslında ama gözüme çarpmıştı. Saçları, minik burnu ve dünya güzeli gözleri. Eve gidip onu tekrar karşımda gördüğümde adeta beynimden vurulmuşa döndüm. O sabah gördüğüm dünya gözlü melek şu an karışımdaydı ve benim kalbim her gün onun adıyla atıyordu. O an emin oldum ki bu kız giderse bende giderdim bu hayattan ama tek bir sorun vardı. Kız çok masumdu. O dişli görüntüsünün altında kırılgan bir melek vardı. Bense kara delik gibiydim. Ne başım belliydi ne de sonum. Ben ona aşıktım ama o bana âşık olabilecek bir kız değildi. Ertesi birkaç olay oldu ve tartıştık boşanalım dedi. Bir gün olacağını bilsem de bu kadar hızlı beklemiyordum doğrusu. O an neye uğradığımı şaştım ama karşı da çıkamadım. Yetkim yoktu ne diyecektim ki mecburen tamam dedim. İki hafta sonra mahkeme günü gelip çatmıştı. O an sanki nefes alamıyordum. Onu son görüşümdür bundan dolayı da onunla son kez konuşmak için yanına gittim biraz konuştuktan sonra konu içinde 'Ben artık özgürüm istediğimle olurum' dediğinde bende ipler koptu benim bakmaya kıyamadığımı elin adamı da üzemezdi. Mirayı kolundan çektiğim gibi dağ evine götürdüm ve ona aşkımı itiraf ettim. İşte o gün onun da beni sevdiğini öğrendim ve dünyalar benim oldu şimdi siz isterseniz hayır deyin olmaz ayrılın boşanın deyin umurumda değil diyemem çünkü miranın annesisiniz ama şuna da yemin ederim ki mirayı asla bırakmam ve siz evet diyene kadar gerekirse her gün her saat kapınıza dayanırım. Ve o kösü alana kadar da vazgeçmem çünkü ben artık onsuz olamam" dediğimde derin bir oh çekmiştim. Anlatmış rahatlamıştım. Umarım kendimi anlayabilmişim ümidiyle Emin'e hanımın yüzüne baktığımda hiçbir mimik değişmemişti. Bu durum biraz ürkütse de asla yolumdan dönmeyecektim. Tam umutsuzlukla başımı eğmeye başlamıştım ki Emin'e Hanım elini diz kapağımın üstüne iki kez vurup elini oraya koydu ve "Sen çok güzle anlattın efe ama il el alem ne der. Evliyiz biz deyip çıkmak hiç olur mu? Hem Mirada bizim ilk göz ağrımız birimde onunla ilgili birçok hayalimiz var elbette. En başta da onu teliyle duvağıyla gelin etmek geliyor" deyince Emine hanımın amacını anlamıştım. Zaten benim de içime böyle sinmiyordu. Bundan dolayı aklımdaki fikri Emin'e hanımla da paylaştım. "Efendim siz beni yanlış anladınız ben her şeye en baştan başlamak istiyorum. Her şeyi usulüne göre tekrardan yapmak istiyorum. Tabi sizinse izniniz olursa" dedim ve umutlu gözlerle Emine hanıma bakmaya başladım. Emin'e hanım bu bakışlarıma dayanamamış olacak ki "Kızımı üzersen seni mahvederim, abisi yok ama ben dört abiye bedelim" dediğinde istemsiz bir rahatlama ve huzur kaplamıştı tüm bedenimi. Bu his ile yüzümde oluşan hafif tebessüme en gel olmadım ve "Onu üzersem ben ölürüm zaten" dedim ve ayağa kalkıp Emin'e hanımın elini öptüm ve tüm içtenliğimle "Teşekkür ederim annem güvenini boşa çıkarmayacağım" dedim o da bana aynı sıcaklıkla gülümsedi ve ayağa kalkıp beraberce odadan çıktık. Ben miranın girdiği odaya doğru ilerleyecekken Emin'e annem kolumdan tuttu ve "Aynı odada kalamazsınız" dediğinde şok olmuştum "Öyle mi" dedim birden istemsiz, ani ve şaşkın bir tepkiyle emine annem ise bana sinirle bakıyordu. O an ne dediğimi fark ettim ve "Tamam anne bugün onunla uyumama izin ver. Çok korktu biraz yatıştırayım daha sonra bir daha yatmayız" dedim biraz düşündü ve "Kızıma dokunursan seni doğrarım" dediğinde cidden korkmuştum. Bu kadın fazla sertti. Miranın o bakışları kimden aldığı şu an belli oluyordu. "Asla anne, asla böyle bir şey yapmam ben onu kendimden sakınıyorum bir yerine zarar vereceğim canını yakacağım diye aklım çıkıyor siz ne diyorsunuz" dediğimde biraz düşünce ve "Tamam o zaman sana güveniyorum" deyip yavaşça gitti. Emin'e annenin gözden kaybolması ile bende odaya girdim. Meleğim kocaman yatakta küçücük kalmıştı. Minik bir bebek gibi uyuyordu. Üzerimi değiştirip yavaşça yatağa girdim. Bu sahneye Daha fazla dayanamayıp arkadan sarıldım. Bunun sonucunda tabi ki de irkildi ama Allah'a çok şükür çok korkmamıştı hemen bana döndü ve "Ne yaptın ne oldu" dedi yüzünde hafif uykulu ama çok meraklı ifadeyle "Hallettim bir şey yok" dediğimde şokla bana baktı ve "Nasıl yani" dedi anlaşılan beklemediği bir şeydi ama şu an konuşacak halim kalmamıştı "Sabah konuşalım çok yorgunum "deyip mirayı göğsüme çektim ve orda yatmasını sağladım. Saçlarının mis kokusunu içime çekerek kapattım gözlerimi. O da zaten biraz kıpraştıktan sonra uyudu dünya güzelim benim, şiir gibi gözleri, masal gibi dudakları, roman gibi tavırları vardı beni edebiyata aşık ediyordu bu kız. Bu kız benim dünyamdı şimdim ve geleceğimdi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD