Saatlerdir yoldayız ama hala Efe ısrarla nereye gittiğimizi açıklamıyor. Nedense zaten sürekli bir gizem, yanımdaki adamı tanıdığımdan beri hayatımda en bol olan şey gizem. Galiba beni meraktan kıvrandırmak kendisinin işine geliyor ama bende Mira isem ondan bunu öğrenmenin bir yolunu bulurum diye düşünürken birden arabanın durmasıyla merakla etrafıma baktım. Yanlış algıladıysam havaalanındaydık. Merakla Efe'ye döndüğüme bu halime küçük bir tebessüm etti ve ceketini ve gözlüğünü alıp arabadan indi. Bende aynı onun gibi yapıp çantamı ve gözlüğümü aldım ve arabadan indim. İkimizde gözlüklerimizi taktığımızda Efe yavaşça elimi tuttu ve ilerde büyük bir ihtimal bizi bekleyen özel jete doğru yürümeye başladı tabi ki bende onunla yürüyordum. Sonunda jete ulaştığımızda Efe bizi karşılayan hostese ve pilota başıyla selam verdi ve pilota dönüp
"Bagajdaki bavulları alın" deyip içeri doğru ilerlemeye başladı tabi ki bende onunla ilerledim ve jete bindik. Arkamızdan hostes kız da jete binince pilotun sesi duyuldu
"Yerlerinize oturup kemerlerinizi bağlayınız uçuşa geçiyoruz" pilotun sözleriyle hızla Efe'nin elini bırakıp koltuğa oturdum ve aynı hızla kemerimi bağladım. Bu hareketime Efe şokla baktı ve yanıma gelip oda kemerlerini bağladı ama gözleri hala üstümdeydi. Aklındaki soruya açıklık getirmek için ona döndüm ve
"Hayır, yükseklik korkum yok ama bir an biz oturmadan kalkar diye panik yaptım” dediğimde hostesin görmeyeceği şekilde hafif bir tebessüm etti ve
"Korkma Ahmet dünyanın en iyi pilotlarındandır. Öyle bir ihmalkarlık yapmaz” dediğinde olumlu anlamda başımı salladım ve uçağın kalkışını bekledim. Sonunda yeterli yüksekliğe ulaşmamızla tekrar pilotun sesi duyuldu
"Kalkışımız gerçekleşmiştir kemerlerinizi çözebilirsiniz. Herkese hayırlı uçuşlar diliyorum" dediğinde Efe hemen kemerini çözmüştü bende ona uyup kemerimi çözünce Efe'nin elimi tutmasıyla yavaşça ayaklandık.
Hala sorularıma cevap alamamamın verdiği huzursuzlukla Efe'yi kolumdan çekiştirince istemsizce durmak zorunda kaldı ve bana dönüp
"İstanbul'a kesin dönüş yapıyoruz. Artık işlerin merkezi İstanbul'daki şirket. Şimdi biraz çalışacağım" deyip yandaki kapıyı açıp içerisinde yatak bulunan odayı bana gösterdi ve
"İstersen burada dinlenebilirsin” dediğinde başımla onayladım ve
"Yorgun değilim, ihtiyacım olursa kullanırım" deyip üstünde dosyaların bulunduğu masaya doğru ilerleyip oturdum. Efe de karşıma oturdu ve önündeki dosyaları incelemeye başladı.
Aradan neredeyse üç saat geçmişti ama biz hala aynı oturuyorduk. Efe tek kelime bile etmemişti onu geçtim gözünün ucuyla bile bakmamıştı. Bu durum beni daha da sinirlendirirken bu kadarının fazla olduğunu haykıran aklıma uydum ve hışımla ayaklanıp bana gösterdiği odaya doğru ilerledim ve hızla kendimi yatağa atıp sakinleşmeye çalıştım ama bu öküzle pek de mümkün değil gibiydi.
Birkaç dakika sonra beklemediğim bir şekilde Efe yokluğumu anca fark etmiş olacak ki yanıma geldi ve yavaşça yatağa oturup yanıma uzandı ve ellerini iki yanağıma koyup
"Özür dilerim güzelim, işe dalmışım. Ben çalışırken zamanı unuturum. Kusura bakma" dediğinde ona da hak veriyordum çünkü bende öyleydim ama bu kadarı bir anda fazla gelmişti.
"Seni anlıyorum Efe bende öyleyim ama biz daha yeni sevgili olduk birazcık ilgi istiyorum sadece” dediğimde bana biraz daha yaklaştı ve
"Özür dilerim tekrar” deyip beni göğsüne çekti ve
"Daha on saatlik yolumuz var. İnene kadar uyursak İstanbul'da daha rahat ederiz” deyip kollarını sıkıca bedenime sardı ve yavaşça gözlerini kapattı. Bir heykeltıraşı andıran sert yüz hatlarını dikkatle incelediğimde fark etmiştim de Efe kilosuna rağmen fazla kemikli bir yüze sahipti ve bu ona daha da fazla ürkütücüdür katıyordu. Efe onu izlediğimi fark etmiş olacak ki saçlarıma küçük bir öpücük kondurdu ve
"Uyu güzelim. Daha uzun bir süre daha beraberiz. Beni izleyecek çok uzun yılların olacak” diyerek tekrar saçlarıma bir öpücük kondurduğunda yakalanmanın verdiği utançla hızla gözlerimi kapadım ve uyumaya çalıştım. Birkaç dakikaya kadarsa Efe'nin kalp atış sesiyle uyku moduna geçtim zaten.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum ama gözlerimi açtığımda hostes kadın başımızda dikilmiş ve bize sesleniyordu. Hostes kızı görmemle ayaklanmaya çalıştım ama Efe'nin kararla Efe'yi hızla ittiğimde Efe çoktan yeri boylamıştı. Efe uyku sersemliğiyle kendine gelmeye çalışırken ben size Efe gibi kocaman bir adamı nasıl yere itebildiğimi düşünmeye başlamıştım.
İkimizde şoktan kurtulduğumuzda Efe düştüğü yerden ayaklanıp yatağa oturdu ve
"İl elalem öpe okşaya uyandırır, benim hatun tekme atıyor." dediğinde istemsizce kahkaha atmıştım. Efe halime bakıp gülümsediğinde ise gene dünyaları bana bahşetmişti. Ben Efe'nin gülümsemesinde takılı kalırken Efe çoktan ayaklanmış kendine gelmişti. Bana döndü ve elini uzatıp beni de yataktan kaldırdı. İkimizde üstümüze başımıza çeki düzen verip el ele uçakta ilerlemeye başladığımızda içimde anlamsız bir heyecan peyda olmuştu.
Uçaktan indiğimizde bizi bekleyen siyah bir jeepe bindik ve yola koyulduk. Ne gittiğimiz yeri biliyordum ne de neden bu kadar ani bir dönüş yaptığımızı şu an bilmediğim şeyleri değil de bildiğim şeyleri saysam galiba daha kolay olurdu. Beynimin içindeki kargaşaya bir son vermek için her şeyi bir kenara bıraktım ve yola odaklandım.
Trafik sayesinde bir buçuk saatlik bir yolculuk sonunda her yerde müstakil evlerin bulunduğu sahile yakın bir yere geldik. Efe'nin arabayı park etmesiyle istemsizce ona baktım. Efe gerginliğimi fark etmiş olacak ki güven veren bir ifade ile bana gülümsedi ve
"Burası annelerim evi, yani tanıdığın ve bildiğin insanların evi. Yıllarca beraber kaldığın insanların bundan dolayı da gerilmene gerek yok" diye küçük bir açıklamadan sonra ikimizde arabadan indiğimizde Efe direk bagaja ilerledi ve valizleri çıkarmaya koyuldu. O onlarla uğraşırken bende etrafı inceledim. Hava kararmıştı ve henüz zifiri gecede değildi. Hafif bir loş ışık ve sokaktaki lambalar sayesinde her şey gayet net görülüyordu.
Önünde durduğumuz eve baktığımda evin normalden fazla geniş olduğunu fark etmiştim. Burası ev falan değil resmen malikaneydi ama şöyle bir gerçek vardı ki Tamamen Necla annemi yansıtan bir evdi. Ben eve dalmışken Efe çoktan bavullarıyla yanıma gelmişti bile. Bana küçük bir tebessüm bahşetti ve
"Yanındaki de abimlerin" dedi. Necla annelerinin evinin sol tarafında duran evi gözleriyle işaret ederekten. Oraya baktığımda ise karşımda tam tahmin ettiğim gibi bembeyaz bir aile evi vardı. Zaten Elif yengeme de anca bu yakışırdı. Hem asaleti hem de ihtişamıyla ev muhteşemdi. Efe açılan ağzımı tek eliyle kapattı ve
"Onun yanımdaki de Cem’lerin" dediğinde istemsizce gözlerim oraya kaymıştı ve ev tamda beklediğim gibiydi. Küçük Avrupa tarzı farklı bir evdi. Efe yüzüme baktı ve artık nasıl bir şekil aldıysa kahkayı basıp
"Boş ver orayı annelerim evin sağ tarafındaki ev de bizim" dediğinde hızla başımı oraya döndürdüm. Evimiz bizim evimiz miydi şimdi burası. Bu ev her haliyle muhteşemdi. Ön tarafı fazlasıyla sade ve şıktı. Acaba arka bahçesi var mı ki diye düşünürken Efe valizleri Necla annemlerin bahçeye koydu ve
"Gel sana arka bahçesini de göstereyim. Ben bu evde hiç kalmadım. İçi döşeli değil. Yani her şeyini beraber alacağız ve ilk kez beraber burada kalacağız" deyip elimden tuttu ve evin beni arka bahçeye doğru geçirdi. Asıl şu an şoktan ölebilirdim. Bu ev her açıdan muhteşemdi. Efe'ye baktığımda o da bana bakıyordu.
"Beğendim galiba" dediğinde gözlerimi kocaman açıp ona baktım ve
"Ne beğenmesi, bayıldım. Burası muhteşem bir yer" dediğimde Efe beni kolunun altına aldı ve
"Seninle mükemmel bir yuva olacak inşallah" deyip alnıma küçük bir buse kondurdu ve beni Necla annemlere doğru yönlendirdi. Evimizden çıkıp Necla annemler için bahçeye geçtiğimizde gene gerilmeye başlamıştım. Efe güç verircesine elimi tuttu ve kapıya doğru ilerledi.
Efe'nin kapıyı çalması ile kapının açılması bir olmuştu. Kapıyı açan Ece olmuştu. Ece ile kapıda bir güzel hasret giderdikten sonra gene Efe elimi tutmuştu ve içeriye doğru ilerlemiştik. Salona girdiğimizde şok olmuş öylece kalakalmıştım.
Annem ve babam şu an karşımda duruyorlardı. Kanlı canlı karşımdalardı hem de yıllar sonra. Babam yaşlanmıştı, göbeği büyümüş saçlarındaki aklardan siyah saç kalmamıştı. Annem ise çökmüştü. Gözlerinin kenarları kırışmış kaz ayakları oluşmuştu. Annelerim gözyaşları eşliğinde boynuma sarılmasıyla bende daha fazla dayanamadım ve gözyaşlarımı serbest bıraktım. Anneme kocaman sarıldıktan ve hasret giderdikten sonra ikimizde birbirimizden zorlukla ayrıldığımızda annemin gözleri Efe'yle ellerimize kaymıştı. Ben hemen elimi çekmeye çalışsam da efe daha sıkı tuttu ve saygıyla eğilip annemin elini öptü sonrada ekledi
"Tanıştığımıza memnun oldum efendim" dediğinde annem büyük bir şaşkınlıkla bana bakıyor bir açıklama bekliyordu. Peki şu an ben ne diyecektim. Ben bön bön etrafa bakarken Efe birden Necla anneme döndü ve
"Miraya benim odamı hazırladınız demi?" diye bir soru yönelttiğinde Necla annemde başını olumlu anlamda salladı. Efede beklediği cevabı almış olacak ki memnuniyetle başını salladı ve
"O zaman mira biraz dinlensin izninizle yolda baya yoruldu normal olarak" diyerek beni o ortamdan kurtardı ve yavaşça yukarı çıkardı.
Odanın kapısına geldiğimizde ellerini yanaklarıma koydu ve
"Bu oda benim istediğin gibi kullan Amerika'daki kıyafetlerini bir süreliğine buraya hazırlattım. Güzel bir duş al ve uyu güzelim. Hiçbir şeyi de kafana takma ben halledeceğim" deyip beni odaya yolladığında tabi ki de hiçbir şeyi düşünme ve dinlen ilkesini kabul edemedim. Ne kadar tüm hücrelerim bunu yapmak istesem de aklımdaki bin bir soruyla bu iş çok zordu.
Yarın saatlik bir düşünme seansından sonra elimde hiçbir şey olmadığını fark etmemle yavaşça yataktan kalktım ve duşa girip biraz gevşedim. Ardından üstüme yazlık bir pijama çekip yatağa yattım. Birkaç dönüşün ardından sonunda uykumu bulmuştum. Tam gözlerim kapanacakken yatağın diğer tarafının çökmesiyle arkamı döndüm. Tabi ki de efeydi başka kim olabilirdi ki. Merak uykumu kaçırmıştı. Tam doğrulacakken Efe beni göğsüne çekti ve
"Uyu dünya güzeli her şey güzel olacak" deyip beni tüm sorularımla baş başa bırakıp bugünün bitimine doğru yummuştu gözlerini.