Bölüm 18: "Sessiz Sinema"

1611 Words
Bölüm 18: "Sessiz Sinema" Ceza feat. Sagopa K, Neyim Var Ki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun. Şundan eminim ki, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Şu an özgür vatandaşlar olmamızı sağlayan, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bütün şehitlerimizin ruhu şâd, mekânı cennet olsun. ?? Uykumun derinliklerinde iken burnumda hissettiğim kaşıntı yüzünden rahatsız bir şekilde kıpırdandım. Aynı kaşıntı beşinci kez olunca bunu yapanın Alçin olduğunu anlamam zor olmamıştı. Gözlerimi açmadan, "Kaçabilmen için sana beş saniye veriyorum, yakalarsam olacaklardan ben sorumlu değilim. 1, 2, 3, 4 ve... 5" deyip gözümü açtığımda Alçin çoktan toz olmuştu. Gardrobumun karşısına geçip koyu gri, baskılı tişörtümü ve buz mavisi kotumu giyip odamdan çıktım. Beyaz ayakkabılarımı giyinirken Alçin'e, "Ben hazırım!" diye bağırdım. İki saniye sonra burnumun dibinde biten Alçin'le birlikte yola koyulduk. Emniyet binasına girdiğimizde Alçin odama; ben ise elimdeki kahveyle kriminale doğru gidiyordum. Kriminale gelince, "Son durumlar nedir Lavinia?" diye sordum. Lavinia da, "Maktul ve karısının kanında uyku ilacı tespit ettik. Fakat Nisa size bir şey söylememi istedi. Maktulün hem midesinde hem de kanında uyku ilacı varken, karısının sadece kanıda tespit edildi." dedi. Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırıp, "Yani? diye sordum. "Yani Başkomiserim, maktulün yemeklerine uyku ilacı katılmış. Bu sayede katil çok kolay bir şekilde öldürmüş. Karısının ise yemeklerine uyku ilacı katılmamış, direkt kan yoluyla verilmiş." dedi. "Anlıyorum, Lavinia teşekkürler." deyip laboratuvardan çıktık. Odama girdiğimde Deniz, Sarp ve Alçin olay hakkında tartışıyorlardı. Benim geldiğimi görünce sustular. "Katili buldum, artık nefesinizi tüketmeyin." dedim. Sarp, "Kim Başkomiserim?" diye sorunca ben de, "Karısı Sıla Vural." dedim. Deniz, "İtiraf mı etti?" diye sordu. "Hayır ama itiraf etmesini sağlayacağım, o iş bende." dedim. "Nasıl?" dedi Alçin. Ben de, "Sıla'yı sorguya alın, gerisini izleyip görün." dedim. Hepsi aynı anda, "Emredersiniz." dediler. Yaklaşıp yarım saat sonra odamdaki telefon çaldı. "Buyrun." "Başkomiserim, Sıla Vural dört numaralı sorgu odasında." "Anlaşıldı." deyip kapattım ve, "Sorgu odasına gidiyorum. Siz de gelin." deyip yürümeye başladım. Sorgu odasına girdiğimde Sıla karşımda duruyordu. "Anlat bakalım Sıla." "Neyi?" "Kocanı nasıl öldürdüğünü." "Onu ben öldürmedim." "Akıllıca, uyku ilacını kendine enjekte ettin ki o saatte uyuduğunu düşünelim ve şüpheli gözükme diye." "Onu ben öldürmedin." "Evliliğin her beş yılı için bir bıçak darbesi. Tam beş kere bıçaklamışsın." "Onu ben öldürmedim." "Cinayet silahını bulduk." "Yalan söylüyorsunuz." "Niye? Bıçak sarı saplı bir meyve bıçağı değil miydi?" "Ama...siz?! Nasıl?! Tamam, kabul. Her şeyi anlatacağım." "Hah, şöyle. Öt." "Aras'ın beni aldattığını düşünüyordum. Ama elimde kesin bir şey yoktu. Ne yapabilirim diye düşünürken aklıma dedektif tutma fikri geldi ve kesinleştirdim. Hastanedeki asistanı Eyşan'mış. Çok kıskandım, yediremedim kendime. Kadınlık gururu sonuçta Başkomiserim. Onu öldürmeye karar verdim. Uyku ilacını Aras'ın yemeklerine katınca uyuyakaldı ve onu kolayca öldürdüm. Beş kez meyve bıçağıyla bıçakladım. Ardından evi temizledim ve bıçağı da bankaya gidip hesabımdaki kasaya koydum. Eve gelince uyku ilacını kendime enjekte ettim. Böylece cinayet sırasında uyuduğum kesinleşmiş olacaktı. Keşke, bankaya gitmeseydiniz." "Oraya gitmesek de başka delil bulurduk. En profesyonel katil bile arkasında delil bırakır." deyip odadan çıktım. Deniz, "Cinayet silahını bulamamıştık ki?" dedi. Ben de, "Doğru, fakat mutfaklarında bir bıçak seti vardı ve içindeki bir bıçak eksikti. Eksilen bıçak mıydı cinayet silahı veya sarı renkli miydi bilmiyordum ama blöf yaptım, o da yedi." dedim. Deniz, "Çok zekisin Gece." deyince yandan bir bakış atarak sırıttım. Alçin "Şimdi ne olacak?" diye sordu. Ben de, "Cinayet silahını delil olarak bankadan alacağız, Sıla'yı savcıya sevk edeceğiz. İtiraf etti sonuçta." deyince "O zaman gidiyor muyuz?" diye sordu sordu Sarp. Ben de, "Evet." dedim. Alçin, "Millet bizim ekip bizde mi toplansak bu gece ya, pijama partisi gibi bir şey yaparız?" diye bir soru yöneltti. Sarp, "Toplanıp ne yapacağız?" dedi oflayarak. Deniz de, "Sessiz sinema oynarız." dedi zıplarken. Sarp gözlerini devirip, "Çocuk muyuz biz Deniz?" dedi. Ben de, "Haksızlık etmeyin çok eğlenceli olur bence." dedim. Hepsi beni onaylayınca arabama ben, Alçin, Lavinia ve Nisa bindik. Deniz ve Sarp da kendi arabalarına bindi ve yola koyulduk. Eve geldiğimizde Deniz ve Sarp'a daha rahat edeyim diye aldığım erkek pijamalarından verdim. Alçin de, Lavinia ve Nisa'ya kendi pijamalarından verdi. Odama geçip üstüme siyah bir tişört ve siyah şort giydim. Ardından salona geçtim. Hepimiz salona toplandığımızda, "Ne içersiniz millet?" diye sordum. Deniz ve Alçin aynı anda, "Bira!" diye bağırdı A harfini uzatarak. "O zaman içiyoruz." dedim gülerek ve biraları getirmek için mutfağa gittim. Elimde bira şişeleriyle salona döndüm ve herkese birer tane verdim. "Peki, takımlar nasıl olsun?" diye sordum. Nisa, "Ben bu tarz oyunları sevmiyorum. Oynamayıp sizi izlesem?" diye sorunca ben de "Tabi, olur. Zorla oynatacak halimiz yok ya." dedim. Alçin, "Bence Sarp, Lavinia ve ben bir takım olalım. Sen de Çağatay ve Deniz'le takım ol." dedi. Ben de, "Tamam, bana uyar." dedim. Çağatay, "İlk hangi takım anlatıyor?" diye sordu. Sarp, "Siz başlayın. Ben sana film söyleyeyim Çağatay, yanıma gel." dedi. Çağatay da onun yanına gidince Sarp, fısıldayarak bir şeyler söyledi. İşte şimdi başlıyorduk. Hep gürültüyü dinledik, şu an da sıra sessizliğin sesine gelmişti. Çağatay, Deniz ve benim önümde durarak elleriyle anlatmaya başladı. Baş parmağını aşağı doğru işaret etti ve Deniz "Yerli." dedi. Çağatay hızlıca kafasını salladıktan sonra baş parmağıyla sağ tarafı gösterdi. Ben de "Film." dedim. Çağatay bunu da onayladı. Elinin iki parmağını kaldırdı ve sonra tekrar iki parmağını gösterdi. Deniz de, "İki kelime ve ikincisini anlatıyorsun." dedi. Çağatay eliyle dudaklarını kapattı ve çarpı işareti yaptı. Bize beklentiyle bakarken mal bir surat ifadesiyle onu izliyorduk. Çağatay bize ümitsiz vakaymışımız gibi baktıktan sonra namaz kılar gibi hareketler yaptı. "İbadet ediyorsun." dedim ve türetmem için eliyle saçma salak şeyler yaptı. "Zekat vermek, namaz kılmak, oruç." dedim ve Çağatay eliyle susturdu beni. Sanırım oruç, cevaba yakındı. Deniz, "Ramazan." dedi, Çağatay eliyle değiştir işareti yaptı. Ben de, "Recep, Şaban, Ramazan." deyince Çağatay elinin iki parmağını havaya kaldırdı. Deniz, "Şaban." dedi, ben de "Şabanoğlu Şaban." dedim bağırarak. Çağatay sırıttı ve, "Sonunda bildiniz, artık gerizekalı olduğunuzu düşünmeye başlayacaktım." dedi. Çağatay yanımıza oturdu, ben de Lavinia'ya "Ben de sana film söyleyeyim Lavinia, gelsene." dedim. Lavinia yanıma gelince kulağına doğru eğildim ve fısıldayarak, "Şirinler." dedim. Lavinia, Sarp ve Alçin'in karşısına geçti ve baş parmağıyla yukarıyı gösterdi. Sarp, "Yabancı." dedi sonra Lavinia baş parmağıla sağ tarafı gösterimce Alçin "Film." dedi. Lavinia onları başıyla onayladıktan sonra tek parmağını havaya kaldırdı ve Sarp, "Tek kelime ve birincisini anlatıyorsun." dedi. Lavinia eliyle Alçin'i sever, okşar gibi hareketler yaptı. Küçük çocuklara cici derkenki hareketimiz gibi. Şirin kelimesini tarif etmeye çalışıyor sanırım. Ama suratlarına bön bön bakan Sarp ve Alçin'i görünce sinirden suratı kıpkırmızı oldu. Kendini devleştirdi ve elini küçücük yapıp elindekini sordu. Şirinlerin küçük olduğunu anlatmaya çalışıyor ama bizim salaklar hâlâ anlamadı. En sonunda Lavinia üstünde duran mavi renkli pijamayı gösterdi ve iki elini yana açarak "Bu ne?" tarzında bir soru sormuş oldu. Alçin, "Tişört, pijama, penye, rahat..." diye sayarken Sarp "Mavi." dedi. Lavinia da eliyle türet işareti yaptı. Alçin de, "Avatar." dedi. Lavinia kafasını iki yana sallayarak reddetti. Sarp, "Şirinler." deyince Lavinia, "Hele şükür kıçımdan ter aktı." dedi. Alçin, Deniz'i yanına çağırdı ve kulağına fısıldayarak bir şeyler söyledi. Artık Alçin ne dediyse Deniz' in suratı bembeyaz oldu ve ona bağırarak, "Çok kötüsün Alçin." dedi. Alçin de karşılık olarak dizilerdeki kötü kadın kahkahasından attı. Deniz, Çağatay ve benim karşıma geçti. Eliyle yukarıyı işaret etti. Ben de, "Yabancı." dedim. Sonra Deniz, eliyle sağ tarafı gösterince Çağatay, "Film." dedi. Deniz elinin iki parmağını kaldırdı ve birini indirdi. Ben de, "İki kelime, birincisini anlatıyorsun." dedim. Deniz iki kulağını elleriyle çekti ve yanaklarını havayla doldurarak şişirdi. Çağatay da, "Allah affetsin ama Deniz seni şöyle görenler ibret alır, Allah'ın zulmünü gördüğünü düşünerek." deyince tam 1 dakika 40 saniye boyunca kahkaha attım. Gözlerim kısıldı ve gözlerimden yaşlar gelmeye başladı. Gülmemi durdurabildiğimde "Bu iyiydi." deyip Çağatay'la yumruk tokuşturdum. Başımı Deniz'e çevirince bize alınmış bir şekilde bakıyordu. Gülerek, "Devam etsene." dedim. Sonra Deniz eliyle bir şeyi soyar gibi yaptı ve onu yedi. Ardından mal mal hareketler yapmaya başladı. Kollarını yuvarlaklaştırıp iki yanına sürdü. Çağatay ve ben, gülmemek için kendimizi zor tutarken Çağatay, "Maymun." dedi. Ben de gülümseyerek, "Maymunlar Cehennemi." dedim. Deniz yanımıza gelirken, "Aşk olsun size. Ayrıca siz kimsiniz de bana gülüyorsunuz? Ben ki Hazreti Denizus'um ve mükemmel kelimesinin sözlük anlamıyım... Hatta Google görsellerde mükemmel kelimesini aratsanız benim fotoğrafım çıkar. Siz ne zannediyorsunuz kendinizi?" deyince bu sefer kimse kendini tutamadı ve aynı anda kahkaha atmaya başladık. Hepimiz gülüşmeye devam ederken bir yandan biralarımızı içtik bir yandan da oyuna devam ettik. İlerleyen saatlerde sırayla herkes birer defa film veya dizi anlattı. Gecenin sonuna geldiğimizde Alçin'lerin takımı bir puan farkla kazanmışlardı. Alçin bağırarak, "Kazanmak için doğmuşum be, kahretsin çok mükemmelim." deyince "Papucumun mükemmeli." dedim. Sonra hepimiz yüksek perdeden kahkahalar attık. Yaklaşık kırk beş dakika sonra Deniz sağ gözünü ovuşturarak "Hadi, yatalım artık." deyince onu başımı sallayarak onayladım ve gardrobumdan nevresimleri, salona ve misafir odasına götürdüm. Herkese gereken eşyaları verince Alçin ve ben iyi geceler dileklerimizi diğerlerine iletip odamıza geçtik. Odama girince saten nevresimli yatağıma girdim ve gerinerek dudaklarımdan mırıltılar çıkardım. Ne yalan söyleyeyim baya yorulmuştum. Tam uykuya dalacaktım, göz kapaklarım uçurumdan atlayan biri gibi gözlerimin üstüne düşecekti ki, telefonuma bir mesaj geldi. Merakıma yenik düşüp hemen açtım ve okudum. İnsan gecenin ikisinde mesaj atanı merak ediyordu doğrusu. "Güzel uyu, Gece Eroğlu. Bugün çok yoruldun. Güçlü ve dinç kalmalısın, yoksa Eren Karadağ'ı nasıl hapse tıkacaksın? Ya da Defne Kor mu demeliydim? -X" Şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Stresten terleyen avuç içlerimi siyah saten çarşafa sürttüm. Bu mesajı yazan beni kesinlikle tanıyordu. Üstelik sahte kimliğimden de, Eren Karadağ'la ilgili olan gizli görevimden de haberi vardı. Biri polis olduğumu biliyordu. İşte şimdi gerçekten hapı yuttum, Eren'in bunu öğrenmesi demek, benim artık hayatta gözlerimi yummam demektir. Peki kim bu Gizemli X Kişisi..? Bölüm Sonu. ❄️ Instagram: iamzeynep09 Hikayelerim için _vera_35 Sıla Vural, planlayarak ve kasten adam öldürme suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanıyor. X kişisinin kim olduğu hakkında tahminler? Beğenmediğiniz bir şey varsa yorum yapın lütfen. S e v i l i y o r s u n u z . İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla... Shiva. ♥️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD