Bölüm 19: "Hissikablelvuku"

1200 Words
Bölüm 19: "Hissikablelvuku" Duman, Her Şeyi Yak "Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk." Sezen Aksu  Eren Karadağ'dan❄️ Hani bazı anlar olur ya; çok huzurlusundur, kimse mutluluğunu bozsun istemezsin. Yıllardan sonra ilk defa böyle hissediyorsundur ama içten içe bunun bir şekilde bozulacağını bilirsin. Kötü bir şey olacağını tüm hücrelerimde hissediyordum. Hissikablelvuku deniyordu sanırım buna. Gecenin en karanlık tonunda, uykumun en huzurlu saatlerinde; uğursuz bir telefon alabileceğimi asla tahmin edemezdim. Telefonumun parlak ekranında tanımadığım bir numara gördüm. "Allah Allah!" Gecenin bu saatinde beni neden arasınlar ki diye düşünürken siyah çarşaflı yatağımda doğruldum ve telefonu kulağıma götürürken aramayı cevapladım. "Buyrun." "Eren, ben Ural. Defne'nin komşusu." "Hayırdır Ural? Gecenin bu saatinde rüyanda mı gördün beni?" "Hastanedeyim Eren. Defne hastaneye kaldırıldı." "Ne? Hastane mi? Hangi hastane? Defne'ye ne oldu? İyi mi?" "Sakin ol. Gelince anlatırım. Özel Ateş Hastanesi." "Tamam, geliyorum," deyip telefonu kapattım. O an her şey silikleşti. Neredeydim? Nasıl bir haldeydim? Neden her yeri bulanık görüyordum? Cevabı, meçhûldü. Silkinip kendime gelmeye çalıştım, telaşlı adımlarla üstüme bir şeyler geçirdim. Sanki ellerim ve ayaklarım tutmuyordu. Bir şeyler yapıyordum lâkin bunun bilincinde değildim. Yaptığım şeylerin farkındaydım ama ben yapmıyor gibiydim. Sanki kendimi üçüncü bir gözle izliyordum. Arabama bindiğimde ne ara buraya geldiğimin farkında bile değildim, telaşlı bir şekilde sürmeye başladım. Direksiyonu tutan parmaklarımı o kadar sıkmıştım ki boğumları bembeyaz olmuştu. Yaklaşık kırk-kırk beş dakika sonra hastanenin bahçesine girmiştim. Alel acele arabamı park ettim ve hastanenin danışmasına doğru koşarak yol aldım. Danışmada duran hanımefendiye, "Merhaba, ben Defne Kor'un yakınıyım. Onu nerede bulabilirim acaba?" dedim. Hanımefendi beni bir süre inceledikten sonra burnunun ucuna düşen gözlüğünü işaret parmağıyla ittirdi ve önünde duran bilgisayardan hızlıca kayıtlara baktı, "Defne Kor şu an 302 numaralı odada." dedi. Ben de, "Sağ olun." diyerek oradan hızla uzaklaştım. Koşar adım 302 numaralı odanın önüne geldiğimde tıklatmayı bile boş vererek içeri girdim. Defne melek gibi uyuyordu. Görünürde ise hiçbir yarası yoktu. Tek farkı beyaz olan teni iyice beyazlaşmıştı. Ural da baş ucundaki koltukta uyukluyordu. Ural'ın yanına gidip hafifçe omzunu dürttüm, Ural irkilerek gözlerini açtı. Gözleri beni bulunca sorar gözlerle bana bakarken, "Ural, Defne'nin durumu nedir?" diye sordum. O da, "Durumu iyi. Karnında fazla derin sayılamayacak bir bıçak yarası var." dedi. Canı çok yanmıştır! Bıçak yarası ne demek ya? Asıl soru bu değildi aslında. Defne'nin canının yanıp yanmaması beni neden ilgilendiriyordu? Ben de, "Nasıl olmuş?" diye bir soru yönelttim. Sesimin titrediğini belli etmemeye çalışıyordum. Ural, "Gece eve dönerken Defne'yi sokağın köşesinde bir adam sıkıştırmış. O da karşılık vermeyince bıçaklamış." dedi. Adi şerefsiz. Gözlerimi yumup sakinleşmeye çalıştım. Aklıma gelen detayla daha da sinirlenmiştim. Defne'nin başı her sıkıştığında bu herif yakınında olmak zorunda mıydı? "Sen nasıl buldun onu?" diye sorunca Ural, "Bizim evin köşesindeydi. Tesadüfen ben de camdan dışarıyı izliyordum. Onu görünce hemen ambulansı aradım." dedi. "Defne ne zaman uyanacak?" diye sordum. Ural kaşlarını havalandırarak, "On beş-yirmi dakikaya uyanır dedi doktorlar." dedi. "Ural, istersen sen git. Yanında ben kalayım. Taburcu olunca götürürüm onu hasteneden." dedim. Ural hafifçe gülümseyerek iki yanağındaki gamzeleri belli etti ve, "Tabi, olur. Görüşürüz." deyip Defne'ye baktıktan sonra odadan çıktı. Ural'ın kalktığı koltuğa geçtim ve uyanmasını beklemeye başladım. Yaklaşık on-on beş dakika sonra Defne'nin rahatsızca kıpırdandığını gördüm. Hemen yatağının yanına gittim ve elini tutup beklemeye başladım. Bir süre sonra Defne o güzel, havai mavi gözlerini araladı. Gözleri beni bulunca kısık ve çatallı bir sesle "Su," dedi. Köşedeki sürahiden bardağa su doldurdum ve içmesi için ona yardım ettim. Defne biraz öksürdükten sonra "Ne zaman çıkacağım buradan?" diye sordu. Ben de, "Doktorunla konuşayım bir, ona göre çıkarsın." dedim. Defne beni başıyla onaylayınca dışarı çıktım. Doktorun odasına, kapıyı tıklatarak girdim. Kır saçlı doktor beni görünce gözlüğünü çıkarıp "Buyrun." dedi. Ben de "Defne Kor'un yakınıyım. Hem durumu hakkında bilgi almak, hem de ne zaman taburcu olabileceğini öğrenmek için geldim." dedim. İhtiyar doktor, "Defne Hanım'ın yarası derin değil, hemen çıkabilir. Pansumanları yapıldı. Yalnız sizdem ricam batikonla ona pansuman yapın. Ağrısı olursa da ağrı kesici verin." dedi. "Peki, Doktor Bey. Ben her şeyi hallederim." deyip doktorun odasından çıktım. Defne'nin yanına geldiğimde hazırlanmış bir şekilde beni bekliyordu. "Taburcu olacağını nasıl anladın?" diye sordum, hayretler içerisinde. O da sol kaşını kaldırarak, "Anlamadım. Taburcu izni olmasaydı da gidecektim." deyince karşımdaki kadının ne kadar inatçı ve kararlı olduğunu bir kez daha anlamıştım. Defne'yi bir bebek gibi kucakladığımda, kaşlarını çatarak "Ne yapıyorsun Eren?" diye sordu. Ben de, "Şşt, yürürken canın acımasın diye." deyip onu susturdum. Arabaya bindiğimizde Defne sarsılmasın diye yavaşça sürmeye başladım. Yol üstünde eczane görünce hemen inip güçlü bir ağrı kesici ve batikonla gazlı bez aldım. Arabaya bindiğimde Defne soran gözlerle "Niye gittin?" dedi. Ben de, "Senin için gerekli olan şeyleri aldım." deyince Defne başını usulca sallayarak onayladı beni. Evime geldiğimizde Defne rahat etsin diye yuvarlak, siyah saten çarşaflı yatağıma yatırmıştım. Üstünü pikeyle yavaşça örttüm ve ona, "Ben birazdan gelirim. Pansuman malzemelerini alıp geleyim." dedim. O da başını sallayarak, "Tamam." dedi. Malzemeleri alıp yanına geldiğimde Defne etrafı inceliyordu. Yatağın köşesine oturup Defne'nin pikesini açtım ve, "Nasıl hissediyorsun Defne?" diye sordum. O da derin bir nefes alıp, "Biraz sızlıyor ama iyiyim." dedi. "Merak etme, şimdi yarana pansuman yapacağım." dedikten sonra tişörtünü sıyırdım ve hemşirelerin daha önce yapıştırdığı gazlı bezi çıkardım. Yara dikineydi, fakat derin değildi. Onu zora sokup sokmayacağımı düşünmek istemiyordum. Çünkü bunu yapmazsam uzun bir süre pişmanlık çekebilirdim. Ve istediğimi yaptım. Yarasına merhem oldum. Dizlerimi, Defne'nin bacaklarının yanına yerleştirerek onu kafesledim. Birden irkildi ve "Ne yapıyorsun Eren?" diye sordu. Ben de, "Şşt, güzelim rahatla. Sana istemeyeceğin bir şey asla yapmam," dedim ikna edici bir ses tonuyla. Başımı karnına doğru eğdim ve yaran üzerine dudaklarımı değdirdim, hafifçe öptüm. Kelebek kanadı kadar hafif bir şekilde. Tam olarak kanayan yerinden öpmüştüm onu. Bu çok... Anlatamadığım bir duyguyu yaşıyordum şu an ve beni eşsiz hissettiriyordu. Göz göze geldiğimizde, ona aşağıdan bakıyordum ve masmavi gözleri bana sevgiyle bakıyordu. İçini ısıtmıştım bu hareketimle sanki. Daha sonra yavaşça doğruldum, ellerimle yanaklarını tuttum ve saçlarına yumuşak bir öpücük kondurdum. Minik ellerini enseme atıp saçlarımı okşayınca gözlerimi yummuştum. Çünkü en güzel duygular gözle değil kalple hissedilendir. Yavaşça üstünden kalktım ve muzipçe sırıtarak "Pansumandan daha etkili bence." dedikten sonra göz kırptım. Defne'nin ise, bu hareketimden sonra yanakları al al olmuştu. Elime batikonu alıp bir gazlı beze döktükten sonra yavaşça yarasına sürdüm. Bir yandan da canı yanmasın diye üflüyordum. Yaranın sonuna gelince Defne acıyla yüzünü buruşturdu. "Canını mı yaktım?" diye sordum telaşla. O da gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve, "Sorun yok." dedi. Batikon sürdükten sonra gazlı bezle yarayı kapattım ve bantla bezi sabitledim. Pikeyi Defne'nin üstüne yavaşça örttüm ve "Geçmiş olsun." dedim. O da hafifçe gülümseyerek, "Teşekkürler." dedi. Baş ucuna eğilip saçlarının arasına minik bir öpücük kondurdum. Saçları böğürtlen gibi kokuyordu ve bu koku beni benden almıştı. Odadan çıkmadan önce, "İyi dinlen Defne. Allah rahatlık versin." dedin. O da bana, "İyi uykular." dedi. Işığı kapattıktan sonra odamdan çıkıp salona doğru ilerledim. Bölüm Sonu. ❄️ Instagram: iamzeynep09 Hikayelerim için _vera_35 Sanırım bu zamana kadar yazdığım en durağan bölüm oldu. Yavaş yavaş heyecanlı yerlere gelmeye başlıyoruz. Bu arada bir şey merak ediyorum cinayet okumayı mı yoksa Eren ve Gece okumayı mı seviyorsunuz? Sınav haftam çarşamba günü başladı ve bu hafta da devam ediyor. Umarım sizin de sınav haftanız güzel geçiyordur. Başarılar dilerim Kar Tanelerim. Ben şimdi kimya çalışmaya devam ediyorum. Haftaya görüşürüz. ♥️ S e v i l i y o r s u n u z . İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla... Shiva. ♥️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD