Bölüm 20: "Kimsesiz"
Bağzıları, Ağlama Bebeğim
"Ben sana mecburum sen yoksun."
Atilla İlhan
Güneş ışıklarının yüzüme vurmasıyla gözlerimi yavaşça araladım. Yeni uyanmamın verdiği sersemlikle, yavaş ve sarsak adımlar atarak banyoya gittim. Dün geceki yorgunluğumun izleri suratımdan okunuyordu. Göz altlarım morarmış, gözlerimin beyaz yerlerindeki kırmızı damarlar belirginleşmişti.
Yüzüme hızla soğuk suyu çarparak ayılmaya çalışıyordum. Dişlerimi de fırçaladıktan sonra nefesim taze mentol kokuyordu.
Yüzümü, yüzeysel olarak havluyla kuruladım.
Banyodan çıktığımda Defne'nin bana seslendiğini duydum.
Hızlıca odama girdiğimde, Defne benim yatağımda uzanır vaziyetteydi. Beni görünce toparlanarak yatakta bağdaş kurdu.
Yanına gittim ve, "Günaydın Defne." dedim.
O da yeni uyanmasının verdiği mahmur sesiyle "Günaydın Eren." dedi, sessizce mırıldanarak.
"Yürüyebileceksen bugün seni bir yere götürmek istiyorum." dedim, kaşlarımı hafifçe kaldırıp.
Defne "Derin bir yara değil, yürüyebilirim. Nereye götüreceksin?" diye sordu, kıkırdayıp.
Ben de. "Sürpriz, hadi kahvaltı yapalım. Sonra çıkarız." dedim.
Defne, "Üzerime verebileceğin bir kıyafet var mı Eren? Bunlar hastane kokuyor." diye sordu.
Ben de, "Kuzey'in İtalya'da yaşayan bir kız kardeşi var. Kuzey'le onu bir kere misafir etmiştim. Kıyafetlerinden unuttuğu olmuştu. Dur, ben bir bakayım." dedim.
O da, "Peki." dedi.
Ben, "Odamda banyo var, ihtiyacın olursa." dedim.
"Tamam, kullanırım."
Misafir odasına gittiğimde Miray'ın sadece pantolon unuttuğunu gördüm.
Defne siyah giyinmeyi sevdiği için siyah, dar olan bir pantolon aldım.
Odama geri döndüğümde Defne'ye bakarak "Sanırım bu sana olur. Tişört yoktu, kendiminkilerden vereceğim." dedim.
Defne, "Tabi, olur." dedi.
Gardrobumdan bordo bir tişört çıkardım ve pantolonla birlikte Defne'ye uzattım. Gülümseyerek bana teşekkür etti.
"Hâlâ nereye gideceğimizi söylememekte ısrarcı mısın?" diye sordu Defne, gözlerini merakla kocaman yaparak.
Ben de, "Hayır, söylemeyeceğim. Bir de üstünü değiştirdikten sonra çıkabilir misin? Ben de giyineceğim." dedim.
Defne'nin yanakları hafifçe kızardı, sanırım benim odamda kaldığını yeni fark ediyordu. Gözlerini kaçırdıktan sonra sessizce mırıldandı, "Tabi."
Kendi kendime, Defne'nin küçük bir kız çocuğu gibi olan haline gülümseyerek odamdan ayrıldım ve mutfağa gittim.
Dolaptan kaşar ve salam çıkardım, tost ekmeklerinin arasına kaşar ve salamları doldurduktan sonra ekmekleri tost makinesine yerleştirdim. Onlar pişerken su ısıtıcısına kaynaması için su koydum.
Yaklaşık beş-on dakika sonra Defne mutfağa gelmişti.
Karşımda benim tişörtümle duran bu kadın gözümde, geçen günlerin ardından çok iyi bir konuma gelmişti.
Hafifçe gülümseyerek, "Tişört bol gelmiş ama yakışmış. Ayrıca kıyafetlerimden giyinen ilk kadınsın." dedim. Defne'nin gözlerinden bir an şaşkınlık geçti.
Tabi, benim daha önce bir kadına kıyafetlerimden giydirmememe inanamadı. Ben de onun yerinde olsam inanmazdım, fakat şöyle bir gerçek vardı ki Miray'dan başka evime gelen tek kadın Defne'ydi.
"Teşekkür ederim, kıyafetler için." dedi. Defne, minnet dolu gözlerle.
Ben de, "Etme, önemli değil." dedim, hafifçe kaşlarımı çatarak.
Usulca kafasını sallayarak bir sandalye çekip oturdu.
"Defne tostları kontrol eder misin? Ben de üstümü giyineyim." dedim, ona bakarak.
O da, "Tabi, sen rahatına bak." dedi.
Odama girdiğimde Defne'nin topladığı yatağımı gördüm.
Yatağımın örtüsünü açtım ve Defne'nin kullandığı yastığı elime alıp burnuma götürdüm.
Yastığı kokladığımda aldığım; Defne'nin böğürtlen kokusuyla, benim tarçın sigara karışık kokum yüzünden istemsizce gözlerim kapanmıştı.
Beni mest eden bu kokuyu istemeyerek de olsa bıraktım ve gardrobumdan Defne'ye aynı olmak için, bordo bir gömlekle siyah pantolon aldım.
Üstüme kıyafetlerimi geçirdikten sonra belime siyah kemerimi taktım. Tarçınlı odunsu parfümümü sıktım ve mutfağa doğru yürümeye başladım.
Mutfak kapısının önüne gelince gördüğüm manzara beni büyülemişti.
Az önce benim yaptığımın aynısını Defne yapıyordu. Tişörtümün yakasını burnuna götürmüş, gözü kapalı bir şekilde kokluyordu. Bu manzaranın tadını çıkararak izledim.
Arkasını dönünce beni kapının pervazına yaslanmış bir şekilde gördü ve birden irkildi. "Sen ne ara geldin?" diye sordu Defne.
"Şimdi geldim, korkuttum mu?" diye sordum.
O da, "Sorun değil. Hadi, kahvaltı hazır." dedi.
"Peki, kahve mi çay mı?" diye sordum.
Defne da "Kahve, şekersiz ve sütsüz." dedi.
"Tamam, sen otur. Ben kahveleri getireyim." dedim.
Su ısıtıcısında kaynayan suyu iki kupaya doldurdum ve içine kahve döktüm. Bir kaşıkla karıştırdıktan sonra sakin adımlarla mutfak masasına bıraktım.
Beraber tostlarımızı yemeye başladık.
Yemek yerken çok tatlı olduğunun farkında mıydı acaba?
Yanakları, lokmaları yüzünden şişmiş, göz bebekleri yemeğinden aldığı lezzetle büyümüştü. Karşısında kimin olduğunu umursamadan iştahla tostunu yiyordu.
Derdi kibar olmak değildi, doğal haliyle de sadece...
Defne'ydi işte. Yanımda kendini kasmayan, olduğu gibi olan, zoraki kibar olmayan bir kadındı. Kısaca Defne'ydi.
Onu izlediğimi hissetmiş gibi başını tabağından kaldırıp bana baktı, ben de "Kuzey'i aramam gerekli." dedim. Başını sallayarak onayladı beni.
"Kuzey sana işim düştü."
"Buyur kardeşim, yine ne var?"
"Kuzey getirtme beni oraya!"
"Tamam Eren, söyle."
"Defne'yi sürpriz bir yere götüreceğim ama oraya gitmeden bana hem kız, hem de erkek için oyuncak alman lazım."
"Düşündüğüm yere mi gideceksiniz?"
"Evet."
"Tamam, zaten AVM'de işim vardı. Tam çıkmadan aradın, yarım saate gelirim."
"Tamam, görüşürüz Kuzey."
"Görüşürüz abi." dedi ve telefonu kapattım.
Defne, "Neden oyuncak getiriyor Kuzey?" diye sordu.
Ben de, "Sürpriz." dedim, tek kaşımı kaldırarak.
Cevap vermedi, sanırım bu sürprizi bayağı merak ediyordu.
"Gel, Kuzey gelene kadar salonda oturalım." dedim.
O da, "Peki." dedi, tebessüm ederek.
Defne'yle sohbet ederken kapı çaldı. Ona baktım ve "Kuzey gelmiştir." dedikten sonra sokak kapısına doğru gittim.
Kapıyı açtığımda karşımda elleri torbalarla dolu bir Kuzey gördüm. Torbaları bana uzattı ve "Yeteri kadar, hatta fazla aldım kardeşim. Size iyi eğlenceler." dedi Kuzey.
Ben, "Çok sağ ol, Kuzey. Yarın sana uğrayacağım." dedim.
Kuzey de, "Beklerim." dedi ve gitti.
İçeri torbalarla girdim ve Defne'ye bakarak "Gitme vakti geldi." dedim.
Defne merakının verdiği heyecanla hemen ayaklandı ve evden hızlı adımlarla çıktık.
Arabamın yanına gelince bagajı açtım ve oyuncakları yerleştirdim.
İkimiz de aynı anda arabaya bindik.
Defne'ye yandan bir bakış attım ve "Hazır mısın Meraklı Melahat?" diye sordum.
Defne de gözlerini devirdikten sonra "Bir, ben Meraklı Melahat değilim. İkincisi de hazırım." dedi.
"Kaptanın Eren Karadağ konuşuyor, kemerini bağla çünkü çok yakışıklıyım." dedikten sonra alayla sırıttım.
Sanırım, otuz dört yaşında biri böyle bir şaka yapmamalıydı. Defne de bilmiyordur zaten.
Defne kahkaha attı ve, "Çengel'de mi takılıyorsun Eren Karadağ?" dedi.
Ya da biliyordur.
Birden gaza asıldım ve sürprizime doğru sürmeye başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra gideceğimiz yere vardığımızda; ikimiz de arabadan indik.
Binanın önüne geldiğimizde, Defne bana hayranlık dolu bir ifadeyle bakıyordu. "Sen ne kadar güzel bir adamsın böyle, Eren Karadağ ."
"O senin güzelliğin, Defne Kor."
Arabadan oyuncak torbalarımızı aldık ve Defne'ye LÖSEV binasına doğru yürümeye başladık.
Bir anda bakışlarım adımlarımıza kaydı, Defne bilerek benimle aynı adımları atıyordu.
Hafifçe tebessüm ettim ve, "Küçük bir kız çocuğu gibisin, Defne." dedim.
O da, "Ne var canım? Hoşuma gidiyor." dedi.
Canım.
Lafın gelişi dese bile annemden sonra ilk defa bir kadın bana 'canım' demişti.
İçeri girdiğimizde danışmadaki Ayça Hanım bana selam verdi, "Hoşgeldiniz Eren Bey ve hanımefendi."
Defne, "Merhaba, ben Defne Kor." diyerek kendini tanıttı.
Ayça Hanım da, "Memnun oldum, ben de Ayça Demir." dedi.
Ayça Hanım'a bakarak "Biz çocukları ziyaret etmek istiyoruz, hediye de getirdik." dedim.
Ayça Hanım, "Tabi Eren Bey, çocuklar sizin geldiğinizi görünce çok sevinecek." dedi.
Defne'yle, Ayça Hanım'ın yanından ayrıldık ve çocukların kaldığı yere doğru gittik.
Çocuklar beni gördüklerinde koşarak bacaklarıma yapıştılar ve bağırarak, "Eren abi gelmiş." dediler.
Bütün çocuklara tek tek sarıldık, Defne'yi onlarla tanıştırdım ve hediyelerimizi verdik.
Yüzlerindeki gülümseme bana mutluluk veriyordu.
Çocukların yanından biraz uzaklaştım ve Defne'ye "Seni özel olarak tanıştırmak istediğim biri var." dedim.
Defne gülümseyerek "Kimmiş o?" diye sordu.
Ben de, "Burada tedavi gören bir kız çocuğu var, adı İlkim ailesi yok. Benim manevi kızım, o yüzden tedavi masraflarını karşılıyorum." dedim.
Defne birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, gözleri dolmuştu. "Ben on dokuz yaşındayken tek başıma kaldım Eren. Annem, babam, kardeşim beni terk etti. Sen de ailesi yok deyince aklıma benim yaşadıklarım geldi."
Konuşurken sesi titremişti. Ben de, "Üzme kendini, hem İlkim kimsesiz değil. Ben varım. Ayrıca sen de kimsesiz değilsin." deyince, "Öyle mi dersin Eren? Arkadaşlarımdan başka kimim var ki?" diye sordu, umutsuz bir sesle.
Kendimden emin bir şekilde gülümsedim ve, "Ben varım. Kimse olmasa bile ben varım." dedim.
Defne öyle bir gülümsedi ki içimin ısındığını hissettim.
"Sen Eren Karadağ, bu sancılı hayatımda başıma gelen en muhteşem şeysin."
"Sen Defne Kor, karanlık dünyamda başıma gelen en saf şeysin."
"Hadi tanışayım şu ufaklıkla." dedi Defne, gözünü kırparak.
Beraber İlkim'in yanına gittiğimizde; İlkim koşarak yanıma geldi.
"Eren abi hoşgeldin." dedi İlkim.
Ben de, "Hoş buldum abicim. Bak seni birisiyle tanıştırmak istiyorum." deyince Defne "Merhaba ablacım, ben Defne." dedi ve sıkmak için İlkim'e elini uzattı.
İlkim, Dolunay'ın uzattığı eline ters ters baktıktan sonra bana döndü ve, "Eren abi, bu abla senin sevgilin mi?" diye sordu, bozulmuş bir ifadeyle.
Defne'ye baktığımda tebessüm ederek bizi izliyordu.
Tekrar İlkim'e baktım, tam ağzımı açıp konuşacaktım ki İlkim'in sözleri cümlelerimi yutmamı sağladı.
"Hani biz senle evlenecektik Eren abi. Niye bu ablayla geziyorsun?" diye sordu İlkim, kaşlarını çatarak.
"Abicim zaten senle evleneceğiz sadece büyümeni bekliyorum. O ablaya gelince; Defne benim sevgilim değil, sadece arkadaşım. Hem baksana çok çirkin." dedim.
İnşallah çarpılmam.
Dedne, çatık kaşlarıyla bizi izliyordu.
"Ay, evet Eren abi. Ben çok güzelim ama değil mi?" diye sordu İlkim.
Ben de, "Tabi ki abicim, sen dünyadaki en güzel kızsın." dedim.
İlkim kıkırdadı ve beni yanağımdan öptü.
Defne, İlkim'in yanına geldi ve "Sen de İlkim olmalısın." dedi.
İlkim bilmiş bir ifadeyle, "Madem Eren abimin sevgilisi değilsin, seninle konuşabilirim. Evet, adım İlkim." dedi.
"Çok güzel bir ismin var İlkim." dedi Defne.
İlkim de, "Teşekkür ederim Defne abla. Bir şey soracağım, senin kardeşin var mı?" dedi.
İlkim'in bu sorusu yüzünden Defne'yle göz göze geldik ve aynı anda sertçe yutkunduk.
Defne, "Vardı ablacım. Annem, babam ve kardeşim vefat etti." dedi.
İlkim de üzgün bir sesle, "Yani, sen de benim gibi kimsesizsin." dedi.
Defne kesin bir dille reddetti. "Hayır. Ne sen, ne ben kimsesiziz. Senin bir abin var, benim
de arkadaşım." dedi.
"Gerçekten mi Defne abla?" diye sordu İlkim.
"Gerçekten." dedi Defne da sağ gözünü kırparak.
İlkim'e baktım ve, "Abicim, Defne ablan biraz hasta. Gitsek olur mu?" diye sordum.
İlkim de "Tabi, olur. Geçmiş olsun Defne abla." dedi.
Defne "Sağ ol bebeğim." dedi ve İlkim'e veda ettikten sonra LÖSEV'den ayrıldık.
Arabama bindiğimizde Defne, "Teşekkür ederim." dedi.
Ben de, "Ne için?" diye sordum.
"Uzun zamandan beri beni bu kadar iyi hissettirdiğin için." dedi. Bu sözüyle hafifçe tebessüm ettim.
Birden gaz pedalına asıldım ve yola koyulduk.
Bir süre sonra, Defne eve gitmediğimizi anlayınca, "Nereye gidiyoruz Eren?" diye sordu.
Ben de, "Gidince görürsün." dedim.
Ardından, marinaya geldiğimizde; arabadan indik ve yürümeye başladık.
"Artık nereye gittiğimizi söylemeyecek misin?" diye sordu, Defne.
Ben de "İşte geldik." dedim, çarpık bir tebessümle.
Defne bir sağa, bir sola baktı ve "Ben bir şey göremiyorum." dedi.
Ben de karşımızda duran yatı gösterdim ve "Günümüzü burada geçirelim istedim." dedim.
O da, "Bu yat senin mi?" diye sordu, büyülenmiş bir şekilde.
"Babamdan kaldı." dedim.
İçeri girdiğimizde Defne'nin yüzünde güller açıyordu.
"Denizi seviyorsun, bu kadar çok gülümsediğine göre." dedim.
O da, "Evet, İzmir'de yaşayınca öyle oldu sanırım. Bütün hayatım denizde geçti neredeyse." dedi.
"Peki, öyleyse. Benle beraber sürmek ister misin yatı?" diye sordum, sol gözümü kırparak.
O da, "Ben çok isterim ama bilmiyorum ki." dedi, alt dudağını sarkıtıp.
İçtenlikle gülümsedim ve "Ben senin yanında olurum Defne, merak etme." dedim.
Daha sonra Defne'yi, sol elimi beline yerleştirerek yata yönlendirdim.
Güvertenin önüne geldiğimizde Defne yanımda duruyordu.
"Hazır mısın bakalım çekirge?"
"Hazırım kaptan."
İri ellerimi nazikçe Defne'nin beline yerleştirdim.
"Hadi, geç önüme. Beraber sürelim o zaman." dedim ve ellerimi, iki yanından dümene yerleştirdim.
Aramızda neredeyse milimler vardı. Yakınlaşmamızın etkisiyle Defne, sık ve kesik kesik nefesler alıyordu.
Aramızdaki şey ne bilmiyorumdum. Basit bir çekim olmasını umuyorum, çünkü ben âşık olmam. Olmak da istemiyorum.
Sert bir ses tonuyla, "Şimdi dümeni sola kırıyorum." dedikten sonra iki elimle, Defne'nin ellerini dümene yerleştirdim.
Ellerimiz birbirine değerken, aramızdaki elektriğin cızırtılı sesini duyabiliyordum.
Sıcak nefesim ensesini okşuyordu ve bedeninin kasıldığını görebiliyordum.
Bir süre sonra; ellerimi Defne'nin, soğuk ellerinden ayırdım ve "Demir atıp geliyorum, Defne." dedim.
O da gülümseyerek, "Peki kaptan." dedi.
Soğuk ve ağır olan demiri denizin derinliklerine saldım ve Defne'nin yanına sert adımlarla ilerlemeye başladım.
Yanına gittiğimde, Defne güvertenin ucunda, dalgınlıkla denizi seyrediyordu.
Gözlerinden birden fazla duygu geçiyordu.
Hasret, hüzün, mutluluk...
O kadar dalgındı ki, geldiğimi fark etmedi bile. Hafifçe omzuna dokunduğumda birden irkildi ve "Sen miydin?" dedi.
Ben de "Korkuttum mu?" diye sordum, saf bir merakla.
Defne, "Dalmışım sadece." deyince, "Seni bu kadar derin düşüncelere sokan şey nedir?" dedim.
Dolunay, ciğerlerinden derin ve içli bir nefes bıraktıktan sonra "İzmir. İzmir'i özledim. Denizi izlerken aklıma İzmir'deki hatıralarım geldi. İstanbul gerçekten çok güzel bir şehir ama," biraz duraksadı ve gözleriminin içine baktıktan sonra devam etti, "Hiçbir yer, benim için oranın yerini tutamaz. İlk adımlarım, ilk kelimelerim, ilk mutluluğum, ilk üzüntüm, ilk hayal kırıklığım... Hepsini orada yaşadım.
Üstelik ailemle de orada yaşadım. Şimdi orayı bırakıp İstanbul'a gelmek... Ne bileyim? Ailemi de terk etmişim gibi." dedi.
Gözleri bulutluydu ve sesi titriyordu.
Yanağını sol elimle kavrayıp gözlerinin içine baktım ve "Defne, bak güzelim. İzmir'den buraya gelmen, aileni terk ettiğin anlamına gelmez. Sen İzmir'de olsan bile kalbin hala orada, kalbin ailenle. Böyle düşünüp kendini üzme, tamam mı?" dedim.
Def e ani bir hareketle kollarını boynuma doladı ve bana sıkıca sarıldı. Tereddüt bile etmeden ellerimi beline yerleştirdim ve aynı şekilde ona karşılık verdim.
Birkaç saniye sonra boynuma değen ıslaklıkla Defne'nin ağladığını anladım.
Onu kendimden biraz uzaklaştırıp göz yaşlarını sildim ve, "Şşt, geçti. Artık ağlama." dedim.
Burnunu çektikten sonra, "Teşekkür ederim." dedi Defne, minnet dolu gözlerle.
"Etme, ne olursa olsun yanındayım." dedim şefkatle.
Belinden tutarak Defne'yi yatak odasına götürdüm.
Dolunay yatağa oturdu ama ben ayaktaydım. "Güzelce dinlen Defne. Ben hemen yan odada olacağım, bir şey olursa seslenmen yeterli." dedim, düz ve mekanik bir sesle.
Defne'nin gözünden bir an üzüntü geçti, sol elimi sıkıca tuttuktan sonra, "Gitme. Bana kitap okur musun Eren?" dedi.
Şaşkınlığımdan dolayı bir süre cevap veremedim.
Defne istemeyeceğimi düşünerek "Lütfen." dedi yalvaran gözlerle.
O, böyle baktıktan sonra okumamam tuhaf olurdu zaten. Hemen kendimi toparlayarak, "Tabi ki okurum." dedim ve Defne'nin soluna yattım.
Seri hareketlerle çantasından çıkardığı kitabı bana uzattı.
Kitabın kapağına bakınca, ona doğum gününde aldığım hediye olduğunu fark ettim.
"Bu, o kitap." dedim, tebessüm ederek.
O da beni, başını sallayarak onayladı ve "Evet." dedi.
Çalıkuşu.
Kitabın ilk sayfasını açtım ve sakin bir sesle okumaya başladım.
"Dördüncü sınıfta idim. Yaşım on iki kadar olmalıydı. Fransızca muallimimiz Sör Aleksi, bir gün bize yazı vazifesi vermişti..."
Defne'ye baktım, gülen gözlerle beni izliyordu. Ben de hafifçe dudağımın sol kenarını kıvırdım ve okumaya devam ettim.
"...Dudaklarımı parmaklarımla sıkmama rağmen, ağzımdan bir ses çıktı. Bu, galiba bir feryattı..."
Başımı Defne'ye çevirdiğimde uyuyakaldığını gördüm. Yüzünde masum ve huzurlu bir ifade vardı.
Elimdeki romanı yavaşça yatağın yanında duran komidine bıraktım ve yatağa iyice yerleştim.
Defne'nin beline ellerimi yerleştirdim. O da uyumasına rağmen, kollarını boynuma dolayıp sarılışıma karşılık verdi.
Sanırım mutluluk, bu kadının kolları arasında saklıydı.
O gün, bir kadınla ilk defa masum hislerle vakit geçirdim.
O gece, ilk defa bir kadına kitap okudum ve ona dokunmadan uykuya daldım.
O gece, ilk defa kendimi masum hissettim.
Bölüm Sonu.
❄️
Instagram: iamzeynep09
Hikayelerim için _vera_35
S e v i l i y o r s u n u z .
İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla...
Shiva. ♥️