Bölüm 21: "Zehir"
Three Days Grace, Painkiller
"Kendimi bir balkondan aşağı daha rahat bırakabilirim, bir insana bırakmaktansa. Öyle çok korkuyorum insandan."
Sabahattin Ali
Bu bölümü bana hep destek veren, pusuda bekler gibi bölüm attığı an yorum yapan sevgili okuruma ithaf ediyorum. ♥️
okryzr45
Gökyüzü, güneşe kollarını açtığında; huzurlu bir uyku çektiğimi biliyordum.
Dün gece, ilk defa tam olarak kimsesiz hissetmemiştim.
Dün, gece ilk defa birinin şefkatini tüm hücrelerimle hissetmiştim.
Eren'e karşı hissetmemem gereken şeyler hissetsem de kendime engel olamıyordum. Sanki karşımdaki adam bir katil değildi ve ben de polis değildim.
O geceden sonra, sadece anı yaşamaya karar vermiştim. Eren'i hapse attığım gün, geçmişe baktığım zaman yaşadığımız güzel anları hatırlamak istiyordum.
Eren'le geçen güzel günümüzün ardından, bir işi çıktığını söyleyip beni evime bırakmıştı.
Eve yavaş adımlarla girdiğinde beni salonda bekleyen Alçin, ışık hızıyla yanıma geldi.
"Kızım, sen dün gece ne yaptın?" diye sordu, hayretle.
"Eren'le olduğumu söylemiştim, Alçin." dedim, gözlerimi devirerek.
"Onu biliyorum, demek istediğim ne yaptınız?" diye sordu, Alçin heyecanla.
Derin bir of çektim ve, "Alçin, şuradan bir uçarım sana. Saçmalama lütfen." dedim.
"Ne bileyim ya dehşet yakışıklı bir adamla geceyi geçirip bana sadece uyuduğunuzu söyleyemezsin." dedi Alçin, kızıl saçlarını savurmadan önce.
Ben de, "Sadece uyuduk, Alçin." dedim.
"Aman, iyi be. Çabuk hazırlan, olay yerine gideceğiz." dedi Alçin, suratında saf bir ciddiyet bürünürken.
"Ben hazırım, hadi." dedim ve evden çıktık.
İzmir'deki bir tanıdığımdan arabamı getirmesini istemiştim, o da sağolsun geçen hafta İstanbul'a getirmişti. Bebeğime binince motoru çalıştırdım ve hızla yola koyulduk.
Bir süre sonra, olay yerine vardığımızda Sarp ve Deniz bizi bekliyordu.
Yanlarına gittik ve, "Vay, vay, vay. Zenginler anlaşılan." dedim villaya kısa bir bakış atıp.
Deniz de, "Paraya para demiyorlar, Başkomiserim." deyince, "Hadi. Çağatay'ın yanına gidelim." dedim ve hep beraber Çağatay'ın yanına doğru gittiğimizde yerde yatan yaklaşık 1.80 boylarında genç, esmer bir adam gördüm.
Öldüğünü anlamamı sağlayan tek şey, kireç gibi bembeyaz olan teniydi. Bu yüzden zehirlenme ihtimali yüksek olmalıydı.
Çağatay beni görünce, "Merhaba Gece." dedi.
Ben de, "Merhaba Çağatay. Durum nedir?" diye sordum, sabırsızlıkla.
"Hazar Çelik, 25 Aralık 1982 doğumlu. Vücudunda herhangi bir bıçaklanma veya vurulma izi yok. İhbarı yaklaşık on buçuk sularında, ev arkadaşı Gökay Ata yapmış." dedi Çağatay.
Bizimkilere bakıp, "Ben bir evdekileri sorgulayayım, siz de bekleyin."dedim.
Görgü tanıklarının yanına doğru gidince bebeksi bir yüze sahip, 30-35 yaşlarında kumral bir adam gördüm. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.
"Merhaba, ben Gece Eroğlu. Maktulün yakını mıydınız?"
"Evet, ihbarı ben yaptım. Hem iş, hem ev arkadaşıyım."
"Anlıyorum, neler oldu bugün?"
"Bugün film gecesi yapacaktık. Güneş ve Tuğsem de gelecekti."
"Güneş ve Tuğsem?"
"Tuğsem, Hazar'ın; Güneş de benim kız arkadaşım."
"Peki, nasıl buldunuz Hazar Bey'i?"
"Hazar'la Tuğsem, biz film için atıştırmalıkları hazırlarken bir ara ortadan kayboldular. Önce Tuğsem geldi, daha sonra da Hazar. Fakat kısa bir süre sonra, Hazar iyi hissetmediğini söyledi ve tuvalete gitti. Uzun bir süre gelmeyince kontrol etmeye gittim. Fakat tuvalete gittiğimde yerde yatıyordu. Nabzına baktım ama çoktan ölmüştü."
"Peki Gökay Bey. Tuğsem Hanım'ın Hazar Bey'le arası nasıldı? Onu kim öldürmüş olabilir?"
"Bildiğim kadarıyla araları iyiydi. Ayrıca şu an büyük bir ihaledeyiz. En büyük rakibimiz Alp Tekin yapmış olabilir."
"Alp Tekin burada mıydı ki?"
"Evet, davetsiz misafir olarak katıldı aramıza."
"Anlıyorum. Birazdan resmi ekipten arkadaşlar gelip yazılı ifadenizi alacaktır."
"Peki." dedi Gökay Bey ve konuşmak için Tuğsem Hanım'ın yanına gittiğimde, karşımda şaşırtıcı bir şekilde sakin bir kadın duruyordu. Sevgilisi ölen bir kadın için fazla soğukkanlı ve normal gözüküyordu.
"Başkomiser Gece Eroğlu."
"Buyrun."
"Sevgiliniz Hazar Bey'le ne kadardır birlikteydiniz?"
"Bu sizi ilgilendirir mi?"
"Bırakın da ona ben karar vereyim, Tuğsem Hanım."
"Yaklaşık dört senedir."
"Aranız nasıldı?"
"Her çift gibi ufak tefek kavgalarımız olurdu, fakat beni çok severdi. Ben de onu."
"Hazar Bey ve siz, bir ara arkadaşlarınızın arasından ayrılmışsınız. Neden?"
"Erkek arkadaşımla cinsel birliktelik yaşadık."
"Anlıyorum. Sevgilinizi öldürmek isteyebilecek biri var mı?"
"Alp Tekin. O yapmış. Olabilir."
"Peki, bir şey aklınıza gelirse ekibimden birini arayın veya merkeze gelin ve şehir dışına çıkmayın."
"Tamam." dedi Tuğsem Hanım.
Güneş Hanım'ın yanına gidince şaşırmıştım. Tuğsem Hanım bir o kadar sakinken, Güneş Hanım kızarık gözleriyle, çökmüş göz altlarıyla ve kızarık burnuyla bir o kadar üzgün gözüküyordu.
"Buyrun."
"Başkomiser Gece Eroğlu. Sizce Hazar Bey'i kim öldürmüş olabilir?"
"Ben...şey...ben."
"Sizi dinliyorum, Güneş Hanım."
"Aramızda kalacak ama Başkomiserim."
"Merak etmeyin, her şey aramızda."
"Ben Tuğsem'den şüpheleniyorum."
"Neden?"
"Hazar'ın onu aldattığını düşünüyordu, Alp Tekin'in sevgilisi ile."
"Hazar Bey, Alp Tekin'le rakip değil miydi?"
"Evet ama Hazar, Alp Tekin'in sevgilisine karşı bir şey hissetmese bile sırf ihale hakkında bilgiler almak için bile onla birlikte olmuş olabilir."
"Peki, şehir dışına çıkmayın. Aklınıza bir şey gelirse de bize haber verin."
"Tamam." dedi Güneş Hanım ve konuşmak için Alp Tekin'in yanına gittim.
Üzgünden çok, şok içinde bir surat ifadesi vardı.
"Başkomiser Gece Eroğlu."
"Buyrun Başkomiserim."
"Hazar Bey'le aranız pek iyi değilmiş, doğru mu?"
"İhalede rakibimdi. Bu aramızı kötü yapıyorsa, evet kötüydü."
"Peki, davet edilmediğiniz hâlde neden buraya geldiniz?"
"Ben aramızın kötü olmasını hiç istemedim. Biraz tuhaf gelebilir ama medeni insanlar gibi iş yürütmemiz gerektiğini düşünüyordum. Bu sebeple aldım elime tatlımı ve Hazar'ı ziyarete geldim."
"Peki, Alp Bey. Ortalıktan kaybolmayın. İhtiyacımız olduğunda size ulaşabilelim."
"Tamam Başkomiserim." dedi Alp Bey ve ben de hızlıca bizimkilerin yanına doğru yürürdüm.
Alçin beni görünce, "Ne dediler Gece?" diye sordu.
Ben de, "Gökay ve Tuğsem, maktulün ihaledeki rakibi Alp Tekin yapmış olabilir dedi fakat, Güneş, Tuğsem'in yaptığını düşünüyor." deyince Deniz "Tuğsem, Hazar'ın sevgilisi değil miydi? Neden böyle bir şey yapsın?" diye sordu.
"Hazar, Tuğsem'i aldatıyormuş. Hem de Alp'in sevgilisi ile. Güneş'e göre, Hazar sırf ihale hakkında bilgi edinsin diye sevgilisini aldatıyor olabilirmiş." dedim.
Sarp, "Yani iki şüphelimiz var; Alp ve Tuğsem." dedi.
Ben de, "Bizim için herkes şüphelidir ama bir numaralı şüphelilerimiz şimdilik onlar." dedim, düşünceli bir ifadeyle.
Alçin, "Görev dağılımına başlayacak mısın?" diye sordu.
Ben de, "Hemen." dedikten sonra Deniz'e bakarak "Deniz, sen maktulün iş arkadaşlarının ifadesini al." dedim ve biraz duraksadıktan sonra Sarp'a "Sarp, sen maktulün ailesiyle konuş." dedim.
"Alçin, biz de senle Adli Tıp ve Kriminale gidelim. Sonra da Alp Tekin'in sevgilisini bulacağız." dedikten sonra üçü de aynı anda "Başüstüne." dediler.
Alçin'le, Sarp ve Deniz'e veda ettikten sonra arabama bindik.
Yaklaşık bir saat sonra Adli Tıp'a gelmiştik.
Seri ve sert adımlarla Adli Tıp'a girdiğimizde Nisa gülümsedi ve "Hoş geldiniz kızlar." dedi. Ben de "Hoş bulduk, Nisa." dedim, sıcacık bir tebessümle.
"Ne buldun Hazar'la ilgili?" diye sordu Alçin, sabırsız bir sesle.
Nisa eldivenlerini ve ağzındaki maskesini çıkardıktan sonra, "Hazar Çelik. 25 Aralık 1982 doğumlu. Vücudunda ne kurşun izi, ne de bıçak yarası var. Büyük ihtimalle zehirlenmiş." dedi.
Ben de, "Nasıl peki?" diye sordum.
Nisa, "Mide muhteviyatında ve kanında zehir yok." dedi.
Alçin de, "O zaman büyü mü yapmışlar bu adama? Nasıl zehirlenmiş?" diye sorunca Nisa "Aynen öyle, Alçin'cim." dedi. Alçin şok olmuş bir şekilde Nisa'ya bakarken, Nisa kendini daha fazla tutamadı ve kahkahalar atmaya başladı.
Biraz sonra kendini durdurabildiğinde Alçin'e "Surat ifaden çok komikti, Alçin. Gerçekten büyülendiğini düşündün." dedi.
Alçin, "Hiç de bir kere, şaka yaptığını anamıştım." deyince "Aynen, kesin öyledir." dedim.
Nisa suratına ciddi bir takınıp, "Kurban solunum veya deri yoluyla zehirlenmiş olabilir." dedi.
Ben de, "Hangi zehir, peki?" diye sordum.
Nisa, "Şu an net bir şey söyleyemem, toksikoloji raporunun elime geçmesi gerek." dedi.
Alçin, "Ne zaman ölmüş?" diye sorunca Nisa "Yaklaşık 2,5-3 saat kadar önce." dedi.
Ben de, "Yani 9.30-10.00 gibi." dedim.
Nisa beni onayladı, "Aynen, öyle."
"Güzel, bir şey bulduğunda bize haber verirsin." deyince Nisa "Tabi ki Başkomiserim." dedi.
Alçin'le, Nisa'ya veda ettikten sonra Adli Tıp Kurumu'ndan çıktık.
Arabaya bindiğimizde, "Şimdi nereye?" diye sordu Alçin.
"Bilişimdeki çocukları arayıp Alp Tekin'in sevgilisini araştırmalarını söyleyeceğim." dedim.
Alçin de "Aynen, hadi." deyince sol cebimden telefonumu çıkarttım.
"Merhaba Aral, Hazar Çelik olayı için yardımın lazım."
"Ne gerekiyor Başkomiserim?"
"Alp Tekin'in sevgilisini araştırmanızı istiyorum adresi lazım."
"Tamamdır Başkomiserim. Ev - iş adresi dahil her şeyini bulup size iletiyorum."
"Peki Aral." dedikten sonra telefonumu kapattım.
Alçin uzunca esneyip, "Eee, adresi öğrenene kadar ne yapıyoruz?" diye sordu.
Ben de, "Merkezde kahve içeriz, Alçin." dedim.
"Yine mi merkez?" dedi Alçin, gözlerini devirmeden hemen önce.
"Üzgünüm Alçin Hazretleri, sizi cennet bahçesine götürmeliydim." dedim alay eder bir sesle.
Alçin de gülerek "Ha, şunu bileydin Sebastian." dedi.
Başımı yola çevirdim ve hızımı biraz artırdım.
Yaklaşık kırk beş dakika sonra merkeze varmıştık.
Alçin ve ben odamdaki sandalyelere usulca oturduğumuzda Alçin, "Ben kahveleri alıp geliyorum Gece."
"Tamam."
Beş-on dakika sonra Alçin yanıma geldi ve "Sence katil kim?" diye sordu.
"Sence buna karar vermek için erken değil mi?" dedim sol kaşımı kaldırarak.
Alçin, "Evet. O zaman şüpheli olarak düşün." dedi.
Ben de, "O gece, evde olan herkes şüpheli. Kimin bir numaralı şüpheli olduğuna da deliller karar verecek." dedim.
Alçin manikürlü tırnaklarına baktı, "Haklısın."
Telefonumun yüksek perdeden olan zil sesini duyunca hemen cevapladım. Önemli olabilirdi.
"Evet?"
"Başkomiserim, Alp Tekin'in sevgilisinin adresini buldum. Kağıt, kalem alın elinize."
"Tamamdır Aral."
"Kadının adı Nurefşan Aydın. Adres de Kurtuluş Mahallesi, No:15 Polonezköy."
"Sağ ol Aral."
"Ne demek Başkomiserim. Diğer bilgilerini de mesaj olarak gönderdim size." dedi Aral ve telefonu kapattık.
Alçin, "Neresiymiş Gece?" deyince ben de "Polonezköy." dedim.
"Yol uzun desene."
"Aynen öyle, kızıl kafa."
Dinlediğimiz şarkıyı son sese getirdim. Çünkü müzik benim için, bazı insanların hobi demesine rağmen bir kurtuluştu. İnsanların sesini susturmaya yarayan bir araç. En önemlisi de kendi düşüncelerimden kaçışım.
Radyoda en sevdiğim grubun muhteşem bir şarkısı çalarken, açık camlarımızdan içeri giren hırçın rüzgar benim sarı, Alçin'in kızıl saçlarını savuruyordu.
Uzun süren, bizim sustuğumuz müziğin konuştuğu bir yolculuktan sonra Nurefşan Aydın'ın evine gelmiştik.
Alçin'le aynı anda arabadan indik ve evin önüne geldik.
Zili çaldığımızda kapıyı resmi kıyafetli bir görevli açtı ve "Buyrun, kime bakmıştınız?" diye sordu meraklı bir sesle.
Alçin kimliğini gösterdi, "Komiser Alçin."
Ben de kimliğimi gösterirken "Başkomiser Gece. Nurefşan Hanım'la görüşmemiz gerek." dedim.
Göevli anlayışlı bir şekilde başını salladıktan sonra "Tabi, buyrun içeri." dedi.
Alçin'le eve girdiğimizde, etrafımızı inceliyorduk. Evde genellikle mavi rengi kullanılmıştı ve bu içindeki insanlara huzur veriyordu.
Tıpkı Eren'in gözleri gibi.
Salonda oturan genç kadın bizi görünce afalladı, "Misafirlerim mi vardı Hatice?" diye sordu görevliye.
Hatice Hanım, "Polis Hanımlar sizinle görüşmek istiyor." dedi.
Nurefşan Hanım da, "Benimle neden görüşmek istiyorsunuz?" dedikten sonra bize eliyle oturmamızı işaret etti.
Alçin'le karşılıklı koltuklara oturduk.
"Hazar Çelik'in ölümü hakkında konuşmaya geldik."
"Ne öğrenmek istiyorsanız açıkça sorun, ben söylerim."
Alçin, "Hazar Bey'le bir ilişkiniz var mıydı?" diye sordu.
Nurefşan Hanım da yavaşça gözlerini kırptıktan sonra "Evet, vardı." dedi.
"Yani Hazar Bey, Tuğsem Hanım'ı; siz de sevgiliniz Alp Bey'i aldatıyordunuz?" dedim sorar gibi.
Nurefşan Hanım, "Tam olarak aldatma değil." deyince Alçin de "Nasıl aldatma değil?" diye sordu afallamış bir şekilde.
"Şöyle yani, ikimizin arasında duygusal bir bağ yoktu. Çıkar ilişkisiydi diyebilirim." dedi Nurefşan Hanım.
"Nurefşan Hanım, ağzınızdan lafları cımbızla almayalım lütfen. Daha açıklayıcı olun." dedim.
"Peki, nasıl isterseniz. Alp bana yeterli gelmiyordu. Hazar ise ihale hakkında bilgi istiyordu. Birbirimize istediğimizi veriyorduk. İki kişi arasında aşk olmadan da ten uyumu olabilir. Bizde de fazlasıyla vardı." dedi.
Alçin bu sözlerle yüzünü buruşturduktan sonra kendini hemen toparladı ve "Şimdilik bu kadar Nurefşan Hanım. Aklınıza bir şey gelirse haberdar edin ve ortalıkta olun." dedi.
Kısa bir vedalaşma faslından sonra Alçin'le yola koyulduk.
Bölüm Sonu.
❄️
Instagram: iamzeynep09
Hikayelerim için _vera_35
Sizce katil kim?
Bir sonraki bölüm şarkısı ne olsun yorumlarınızın arasından seçeceğim. ♥️
S e v i l i y o r s u n u z .
İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla...
Shiva. ♥️