Bölüm 22: "Panzehir"
Son Feci Bisiklet, Pazar Ve Ertesi
"Hepimizin cepleri geçmişin günahlarıyla dolu."
(UTC)
Merkeze geldiğimizde; Sarp ve Deniz karşılıklı oturmuş, kahve içiyordu.
"Selam, millet." dedim ikisine hitaben.
"Selam!"
Alçin, "Anlatın bakalım, ne buldunuz?" diye sorunca Deniz hemen atladı.
Konuşma fırsatını asla kaçırmazdı.
"Hazar'ın iş arkadaşları hakkında kötü bir şey söylemedi. Bildiğimiz şeyler işte, Alp'in yapabileceğini söylediler." dedi.
Deniz'in ardından Sarp konuşmaya başladı, "Ailesinin biraz tuhaf olduğunu söyleyebilirim. Anne ve babası, oğulları ölmüş gibi değiller. Aşırı sakinler. Zaten kardeşi de yokmuş."
Deniz, bana ve Alçin'e bakarak, "Siz ne öğrendiniz?" diye sordu.
Alçin de, "Ölüm saati 9.30-10.00 gibi. Zehirlenmiş ama midesinde veya kanında zehir yokmuş." dedi.
Sarp, "Bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordu yüzünü sıvazlayarak.
Başımı kaşıdım, "Nisa deri veya solunum yoluyla olabilir dedi."
Deniz onaylamaz bir sesle, "Solunum olamaz bence. Evdeki herkes etkilenirdi." dedi.
Alçin, "Haklısın. Geriye tek seçenek kalıyor. O da deri. Ama nasıl?" diye sorunca Sarp, "Güzel soru." dedi.
Bir anda aydınlanma yaşadım.
Tabi ya!
"Aklıma bir şey geldi. Ya Hazar direkt zehirlenmediyse?" diye sordum.
Deniz kaşlarını çattı, "Nasıl yani?"
"Şöyle, Tuğsem'le Hazar'ın cinayetten önce birlikte olduğunu biliyoruz. Tuğsem'in de Hazar'ı öldürmek için sebebi var. Kendi tenine sürmüştür. Birlikte olduklarında Hazar da etkilenmiştir." dedim.
Sarp, "Güzel anlattın Başkomiserim, ama atladığın bir şey var. Diyelim, Tuğsem zehri kendi tenine sürdü. O zaman zehirlenmesi gerekmez miydi?" dedi.
Ben de, "Evet. Bunun cevabını ancak delil bulursak Tuğsem'den alabiliriz." dedim.
"Nasıl bir delil olacak o?" diye sordu Alçin.
Deniz de, "Kadının yüzünde ten renginden açık lekeler vardı. Yanlış bilmiyorsam vitiligo* hastalığı yüzünden oluşuyor. Bu hastalık için krem gibi bir şey kullanıyorsa onu delil olarak kullanabiliriz." dedi.
Sarp onayladı, "Doğru."
"O zaman bizimkilere söyleyeyim, yarın ilk iş kriminal raporunu masamda istiyorum. Bugün yorulduk, baya geç oldu. Çıkalım artık." dedim.
Deniz bağırarak, "Adamsın Gece." dedi.
Adamsın derken?
Kaşlarımı çatınca Deniz'in yüzü tuhaf bir hal aldı, "Yani...şey... Öyle demek istemedim." dedi gözlerini kaçırarak.
"Tamam, hadi gidelim." dedim gülümsedikten hemen sonra.
Kısa bir 'görüşürüz' faslından sonra Alçin'le arabaya bindik.
Sanırım yorgunluktan müziği bile kaldıramayacağımızı düşündük ki, ikimiz de radyoya ellerimizi uzatmamıştık.
Az bir mesafe olduğu için eve hemen gelmiştik.
İkimiz de suratlarımıza dahi bakmadan kendimizi yataklarımıza attık.
Bazen çok yoruluyorduk. Polislik zordu, belki. Gecemiz gündüzümüz belli olmuyordu, hayatımız her an tehlikedeydi. Ama yine de hiçbirimiz şikâyet etmiyorduk. Böyle olmalıydı zaten. Birileri fedakâkar olmalıydı ki hepimiz huzur içinde yaşayabilelim. Aslında bu yüzden polis olmuştum. Ülkemizi daha huzurlu bir hâle getirmek için.
Yıllar önce aileme polis olmak istediğimi söylemiştim. O zamanı şimdi hatırlıyorum da, ne kadar çabuk geçmiş o kadar sene.
Gerçi onlara kalsa polis olamayabilirdim.
7 Mart 2009❄️
"Annecim, babacım..."
"Efendim kızım." dedi annem.
"Ben ilerideki mesleğim hakkında konuşmak istiyorum. Malum lise son sınıftayım." dedim tedirginlikle.
"Avukat olmak istiyorsun değil mi Gece?" diye sordu babam.
Annem de, "Benim kızım doktor olacak." dedi.
"Hayır, avukat olup bizim şirkette çalışacak."
"Hayır, kızım senin isteklerini yerine getirmek zorunda değil. Doktor olacak ki yardıma muhtaç insanları iyileştirsin."
"Benim kızı-"
Araya girmem gerekiyordu, "Yeter! Ben ne avukat ne de doktor olmak zorundayım. Zaten olmak istemiyorum. Ben karar verdim. Polis olacağım."
Annemin yüzü üzgün bir hâl aldı, "Polis mi?"
Babam da kaşlarını çattı, "Başka meslek mi kalmadı?"
"Anne, baba. Siz hiçbir zaman bana karışmadınız ve kararlarıma saygı gösterdiniz. Şimdi neden göstermiyorsunuz?"
Babam yanıma oturdu ve elinin sırtıyla yanağımı okşadı, "Emin ol başka bir meslek olsa böyle tepki vermezdik, ama polislik..."
Annem araya girdi, "Seni kendi ellerimizle ölüme gönderemeyiz Gece."
"Ama ben bu kutsal görevi yapmak istiyorum. Hepimiz bir gün öleceğiz. Bir saniye sonrasının dahi garantisi yok."
Sokak kapısını elimle işaret ettim, "Şu kapıdan çıktıktan sonra bana araba da çarpabilir, ayağım takılır ve kafama darbe de alabilirim, kazara da ölebilirim... Bunun gibi daha bir sürü sebepten ötürü ölebilirim. Peki, bu sebep neden insanların daha huzurlu bir şekilde uyumalarını sağlamak olmasın?" dedim, annem ve babama umut dolu gözlerle bakarak.
Annem gözlerini kaçırıp isteksiz bir sesle, "Tamam." dedi. Sesindeki hüznü anlayabiliyordum.
Babam da, "Kızımız haklı. Ne ara büyüdü de bizle bu konuları konuşuyor bilmiyorum ama onunla gurur duyuyorum." dedi. Duygularını ne kadar gizlese de üzgün olduğunu biliyordum.
Ardından anneme aşkla, bana da sevgiyle bakıp "Gelin buraya." dedi ve kollarını açtı.
İkimiz de anında yerimizi alıp babama sarılmıştık.
Huzur kokan adama.
Günümüz❄️
Onlar beni ölüme gönderemeyeceklerini düşünüp polis olmamı ilk başta istememişlerdi. Oysaki ölüme gidenin kendileri olacaklarını nereden bilebilirlerdi?
. . .
Bu nasıl bir ses ya! Telefonum lütfen çalma sabahın köründe...
İnsanın sağır olası gelir...
"Efendim."
"Başkomiserim, sizi bekliyoruz Sarp'la."
"Deniz?"
"Buyur."
"Saat kaç?"
"Altı."
"Daha alarmım bile çalmadan ne diye beni arıyorsun?"
"Sabah ilk iş raporunu masanda istemiştin. Rapor çıktı da."
"Sonuç?"
"Buraya gel ve öğren."
"Beni sinir etme Deniz."
"Görüşürüz Başkomiserim." dedi Deniz ve telefonu suratıma kapattı.
Sabah sabah bu enerji nerden geliyor?
Hemen hazırlanıp merkeze gitmeliydik. "Alçin, kalk!" diye bağırdım uyanmasını umut ederek.
Alçin hazırlanmış bir şekilde odama girince şaşkınlıktan gözlerim yuvalarından fırlayabilirdi.
"Alçin sen ne ara kalktın da hazırlandın?" diye sordum.
"Deniz seni aramadan önce beni aradı." dedi gözlerini devirerek.
"İyi, tamam. Ben hazırlanayım." dedim.
Hemen üzerime siyah yüksek bel, ispanyol paça bir pantolon geçirdim. Siyah bir gömlek giyip eteklerini pantolonuma tıkıştırdım. Siyah bir kemer taktıktan sonra ise hazırdım.
Aynadan aksime bakınca siyahın yakıştığını bir kez daha anlamıştım.
Saçımı sıkı bir atkuyruğu yaptım ve Alçin'le evden çıktık.
Arabaya bindik ve hızlı bir şekilde sürmeye başladım.
Kısa süren bir yolculuktan sonra merkeze gelmiştik. Seri adımlarla odama çıktık.
Sarp ve Deniz, Alçin'le beni görünce gülümsediler.
Deniz bana baktı, "Hadi, gel de dosyaya bak."
"Sabırsızlanıyorum zaten." dedim ve elinden kırmızı kapaklı dosyayı hızla çektim.
Yazanları hızlıca okudum, "Demek zehir..."
. . .
Yarım saat sonra Deniz'le Adli Tıp'a gelmiştik, Nisa detaylı raporu bugün verecekti.
Nisa'yı görmemle, "N'aber?" dedim.
"İyiyim sizden n'aber?" diye sordu o da.
"Raporu verirsen daha iyi olabiliriz Nisa'cım." dedi Deniz.
Nisa alınmış gibi yaparak, "Ben de beni görünce daha iyi olurdunuz sanıyordum." dedi.
Deniz, Nisa'nın yanağını okşadı, "Tabi ki, seni görünce daha iyi oldum bebeğim."
Çok tatlılardı ama ne yeri ne de zamanıydı.
Yalandan bir öksürükle dikkati üzerime çektim, "Ne diyorduk?"
Nisa gözlerini kaçırdı, "Toksikoloji rapor elime geldi. Zehir-"
Nisa cümlesini tamamlayamadan Deniz, "Siyanür." dedi.
Nisa şaşkındı, "Siz nereden biliyorsunuz?"
"Tuğsem'in vitiligo için kullandığı kremi delil olarak aldık. İçinde siyanür varmış." dedim.
"O zaman, Hazar yerine Tuğsem'in zehirlenmesi gerekmez miydi?" diye sordu Nisa.
Deniz de cevapladı, "Onu daha biz de çözemedik."
"Teşekkürler Nisa, biz gidelim." dedim.
Deniz tebessüm ederek, "Görüşürüz Nisa." dedi.
Nisa da aynı sıcakkanlılıkla ona cevap verince Adli Tıp'tan ayrıldık.
Merkeze vardığımızda Sarp ve Alçin'in bizi beklediğini gördüm.
"Merhaba!"
Alçin, "Eee, Nisa ne dedi?" diye sordu sabırsızlıkla.
Derin bir nefes verdim, "Siyanür." dedim.
Sarp, "Yani Tuğsem'in kremindeki zehirle maktulü öldüren zehir aynı." dedi.
Deniz başını salladı, "Aynen öyle."
Alçin, "O zaman Tuğsem'i sorguya almamız gerekecek." dedi.
Ben de bunu onaylayarak, "Evet, arkadaşlara söyleyelim Tuğsem'i getirsinler." dedim.
. . .
Yaklaşık bir saat sonra içeriye memur arkadaşlardan biri girdi ve, "Tuğsem Anıl iki numaralı sorgu odasında Başkomiserim." dedi.
"Peki, sağ ol."
Sarp beklentiyle bana baktı, "Sorguya ben de geleyim mi?"
"Olur, hadi gidelim."
Sorgu odasından içeri girdiğimizde suratı kıpkırmızı olmuş bir kadın görmeyi beklemiyordum.
"Neden buradayım?" diye sordu.
Sarp, "Sen daha iyi bilirsin." deyince Tuğsem "Hiçbir şey anlamadım." dedi.
"Hazar'ı neden öldürdün?" diye sordum sakin bir şekilde.
"Onu ben öldürmedim." diyerek inkâr etti Tuğsem.
"Öyleyse neden Hazar'ı zehirleyen maddeyi senin kreminde bulduk?" diye sordum.
"Ben bilmiyorum. Hem benim kremimden zehir çıkması, beni kurban durumuna getirmez mi?" dedi Tuğsem bilmiş bir şekilde.
Sarp'a kaş göz işareti yaptım ve sorgu odasına çıktık.
Odaya girdiğimizde Alçin, "Ne oldu?" diye sordu.
Ben de, "İnkâr etti." dedim
Deniz, "Nasıl ya? Zehri bulduk, nasıl inkâr edebilir?" diye sordu.
Sarp, "Kendi kreminde bulduğumuz için masum olduğunu iddia ediyor." dedi.
Alçin, "Aklıma bir şey geldi." dedi mutlulukla.
Sarp, "Nedir?" diye sordu.
Alçin derin bir nefes verdi, "Şimdi biz Hazar'la Tuğsem'in birlikte olduğunu biliyoruz. O gün giydiği kıyafeti delil olarak alırsak suçluluğu ispatlanır."
"Alçin, sen bir tanesin." diyerek ona sarıldım.
Alçin gözlerini devirdikten sonra, "Biliyorum harikayım ama övgülerini sonraya sakla. Kapatmamız gereken bir dosya var." dedi.
"O zaman Çağatay'a söyleyeyim de delili alıp kriminale getirsin." dedi Deniz.
. . .
Yaklaşık iki saat sonra, beyaz önlüğüyle Lavinia, odaya girdi. Elinde kırmızı kapaklı bir dosya vardı.
"Merhaba Başkomiserim." dedi, dosyayı masaya bırakırken.
"Rapor bu değil mi?" diye sordum.
Lavinia da, "Aynen öyle." dedi.
Hızlıca dosyayı alıp okumaya başladım. Son satırları da okuduğumda katili bulduğumuzu anlamıştım.
Bizimkilere baktım, hepsi söyleyeceklerimi heyecanla bekliyordu. "Katil Tuğsem." dedim.
Deniz, "Tuğsem'i zaten sorgu odasına aldırtmıştım." dedi.
Ben de şaşırarak, "Neden?" diye sordum.
"Yüksek ihtimal katil çıkacaktı ki çıktı da. Vakit kaybı olmasın istedim." dedi.
"İyi o zaman, sorguya gidiyoruz Deniz." dedim.
Seri adımlarla sorgu odasına geldiğimizde biz Deniz'le içeri geçerken Sarp ve Alçin camın arkasında izliyordu.
Tuğsem bağırarak, "Gene niye geldim buraya?" dedi.
Deniz, "Sesini yükseltme. O lükse sahip değilsin şu an." dedi kısık bir ses tonuyla.
Ben de, "Suçunu itiraf etmek için buradasın." dedim.
Tuğsem, "Ne suçu?" deyince, "Artık inkâr etme Tuğsem. Kremi kendine sürüp Hazar'a tesir etmesini sağladığını biliyoruz." dedim.
Tuğsem yıkılmış bir şekilde, "Nasıl?" dedi.
Deniz, "O gece giydiğin kıyafette siyanür tespit ettik." deyince Tuğsem, "Kahretsin." dedi.
"Şimdi bize cinayeti neden işlediğini anlat, bir de zehrin seni nasıl etkilemediğini?" dedim sabırlı bir şekilde.
Tuğsem derin bir nefes verdi, "Ah Hazar... Onu gerçekten çok seviyordum. Onun için her şeyi yapabilirdim. Peki, o ne yaptı?" deyip bize baktı. Kızgınlıktan ellerini yumruk yapmıştı.
Biz bir şey demeyince anlatmaya devam etti, "Beni aldattı. Rakibinin sevgilisiyle hem de. Sırf ihale hakkında bilgiler alabilmek için. Kendime yediremedim. Bana iğrenç bir insanmışım gibi bakmayın. Artık dayanamıyordum. Onu öldürmeye karar verdim. Zehri, vitiligo için kullandığım kreme karıştırdım. Daha sonra zehirlenmeyeyim diye siyanürün panzehirini kullandım. Ardından kremi kendime sürdüm. Gerisini zaten biliyorsunuz. Hazar'a bulaştırmam pek de zor olmadı."
Deniz, "Pişman mısın?" diye sordu.
Tuğsem gözleri dolu bir şekilde bize baktı, "Onu hâlâ çok seviyorum ama değilim." dedi.
Deniz'le sorgu bittiği için dışarı çıktık.
Bizi gören Sarp bir cümleyle özetledi duygularını. "Demek her şeyin fazlasının zarar olduğu doğruymuş. Aşkın bile."
Bölüm Sonu.
Tuğsem Anıl, tasarlayarak ve kasten adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanıyor.
Vitiligo* Dış derinin renk kaybına uğramasıyla oluşan beyaz plaklarla seyreden bir deri hastalığıdır.
❄️
Instagram: iamzeynep09
Hikayelerim için _vera_35
Bölümü beğendiniz mi? Katilin Tuğsem olduğunu tahmin etmiş miydiniz?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sizi çok seviyorum!
İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla...
Shiva. ♥️