Mustafa artık bütün işi gücü bırakıp çocukların anlattığı olayı araştırıyor ama elle tutulur bir delil yoktu. O çocuklar neden öldürüldü ve bunun ardında kim vardı. Çünkü ne arama emri çıkıyor du ne erişim vardı yurda sanki kapalı kutu idi.
Çocuklar ise yine aynı şeylere devam ederken Mahmut amcalarınin verdiği paraları biriktiriyorlar, kış kapıda olduğu için soba ve odun alacaklardı. Geçim sıkıntısı onlarıda bulmuştu küçücük yaşlarına rağmen tutumlu olup azla yetinmeyi öğrenmişlerdi.
" Helin bu peynir yine bitmiş " diyen şimal tek kahvaltılarının bitmesi üzmüştü. Aslında Selda ablaları yiyecek içecek getiriyordu ama pars bunu reddetti çünkü çok yük olduklarını biliyorlardı.
" Bizde sobanın üzerinde ekmek ısıtır yeriz şimal olmaz mı "
" O nasıl oluyor ki "
" Geçen gün öğretmenimiz söyledi evde sobası olanlar ekmeği ısıtıp üzerine yağ sürüp yiyorlarmış onun çocukluğu öyle geçmiş " dedi gülümseyerek
" Imm güzel oluyordur. Sonuçta öğretmen yiyormuş" diyip iki küçük çocuk gülümsediler bugün tatil olduğu için çizgi film izliyorlardı. Serkan ve Pars da yine işe gitmişlerdi.
Kapı çalınca iki kız birbirine baktılar ve usul usul kapının yanına geldiler.
" Şey siz kimsiniz" diyen şimal korku ile bekliyor du. Helin Şimal'in elini tuttu kapının ardında gelen tanıdık sesle derin bir oh çektiler, Helin kapıyı açınca Hacer teyzeleri gelmişti yine o yüzüne çok yakışan gülümsemesi ile baktı çocuklara.
" Kızlar ne yapıyorsunuz "
" Çizgi film izliyorduk Hacer teyze" dedi şimal
" Kızlar yardımınıza ihtiyacım var, pazara ve markete gideceğim de sizde bana yardım etseniz olmazmı" dedi sevecen anaç bir tavırla kızlar birbirine bakıp kafa salladı. Helin koşarak televizyonu kapattı şimal ise kapşonunu giyiyordu, Helin de kırmızı montunu aldı ve kapıyı kilitleyip çıktılar. Aslında Hacer teyzeleri çocuklara biraz sebze meyve alacaktı marketten de kahvaltılik birşeyler almaktı niyeti.
Şimal gördüğü muz ile yutkundu helinde bakıyordu ve Hacer teyze 2 kilo muz alıp pazar arabasına koydu. Biraz ondan biraz bundan alıp çıktılar kızlar pazarda birbirlerinin elini asla bırakmamış ve Hacer teyzelerinin yanından ayrılmamışlardı, pazardan çıkıp markete girdiklerinde bir çok kahvaltılık ve bir kaç şeyler alıp çıktılar. Eve geldiklerinde ise kızlar yorulmuş gibi kapı eşiğine oturdular zaten Hacer teyzeleri ile yan yana idi evleri yanlız onların evi iki katı güzel bir bahçe düzenine sahip çocukların bahçeleri ise yıkık dökük tü.
6 yıl sonra ....
Çocuklar artık iyice büyümüş tü bu geçen zamanda iki büyük kayıpları olmuş olan çocukların sanki gerçekten anne ve babaları ölmüş gibi hissettiler. Hacer ve Mahmut amcaları 1 yıl ara ile vefat etmişlerdi. Mustafa evlenmiş eşi Mustafa abileri gibi polis ve öyle hanımefendi bir insan dı ki Selda ablaları hâlâ evlenmemiş ve bekarlık sultanlık kafasında ilerliyordu. Gelelim çocuklara ...
Pars artık 15 yaşında bir çocuk olurken Serkan da 15 yaşında idi. Şimal 13 olurken Helin de 14 olmuştu 6 yıl çocuklara çok şey öğretmiş ti hepsi büyük bir olgunlata idi. Yaşadıkları aslında hiç güzel değildi ama bu çocuklar kendi çabaları olsun ve en önemlisi ise aile bildikleri Mahmut amcaları ve Hacer teyzeleri idi.
" Helin bak şurayı iyi temizle ama hiç temiz değil " diyen şimal bugün bahçe temizliği yapıp Selda ablasına sipariş ettiği domates, biber, salatalık fidelerini dikecekti.
" Kızım sabahtan beri ot yoluyoruz ama "
" Ne yapalım Helin herşey pahalı "
" Doğru doğru biz ne zorluklar atlattık ki bunlar bize vız gelir"
Düşünmeye başladı kızlar.
" Helin o gün hiç aklımdan çıkmıyor biliyormusun " dedim helin'e bakarken
" Ben hâlâ gece rüyalarımda görüyorum şimal "
" Hep neden diyorum biliyormusun neden kıydılar ki o çocuklara bizim çocukluğumuza, ailemiz tarafından zaten sevmemiştik ne istediler ki "
" Çocukluğumuzun katillerini hiç af etmeyeceğim bizim bu yaşta oyun oynamak veya gezmek gibi şeyleri düşüneceğimiz yerde o pahalı bu pahalı diyoruz. Pars ve Serkan olmasa idi nasıl ve nerede olurduk acaba "
" Bizde bir yerlerde ölmüş olurduk, ama biz ikinci bir şansı değerlendiriyoruz. Hacer teyze ve Mahmut amcayi çok özledim " dedim ve dolan gözlerimi helin'e çevirdim. Helin benden bir yaş büyük olmasına rağmen bana hep bir anne edasında davranıyor du.
" Bende çok özlüyorum ama dua etmekten başka bir şey yapamıyoruz hadi kalk bakalım sıcak iyice geçecek başımıza şimal " diyen helin'e kıkırdadım ve kalktım. İlk geldiğimiz evde oturuyorduk hâlâ Pars ve Serkan hâlâ aynı kırtasiye dükkanında çalışıyorlar yanlız bu kez tek çalışıyorlar küçüklükten alışkın oldukları için her işi kusursuz yapıyorlar. Mahmut amcam bu evi ve kırtasiye dükkanı çocuklarının rızasını alarak bize vermişti, ölürken bile bizi düşünen canım amcam. Biz ise evi kazandığımız paralar ile biraz daha güzelleştirdik. İki odasını daha döşedik ve erkeklerin odası ile bizim odamız ayrı oturma odamiz ise çok şirin bir ortam oldu.
Pars tan
Koskaca 6 yılı düşünüyorum yıllar bizi nasıl yıprattı nasıl küçük bir çocuk olarak kaçtığımız o yurttan koskaca bir insan olduk inanın bilmiyorum çok şey geçti ömrümüz den şimdi diyorsunuz belki 15 yaşında ki bir çocuğun ömrü ne olur diye ama hiç kolay şeyler geçirmedik biz dört kişi herkesin aşağılamak için fırsat kollaması bir suç olduğunda bizim üzerimize atma çabaları çok kötü aslında biz Mahmut amca yı bulmamış olsaydık belki çoktan ölmüştük ama olmadı demekki daha görecek günlerimiz var, o yurttan hiç bir şey çıkmıyor Mustafa abi o kadar çalışmasına rağmen hiç bir sonuca ulaşamıyor sanki her yolu kapatan çok büyük bir güç var arkalarında biz ise hep birlikte kalmayı başaran 4 kişiyiz çok şey atlatiyoruz ama o günlerde geçip gidiyor.
" Daldın gittin gene kardeşim " diyen Serkan havayı gösterdi kararmış ve biz son müşteriyi de ugurlayip temizlik yaparken dükkanın telefonu çaldı Serkan elinde ki işi bırakıp telefona baktı
" Tamam Helin gelirken alırız tamam o markete gideriz " diyip kapadı telefonu
" Ne oldu Serkan " dedim
" Evde çay bitmiş te markette indirim varmış ordan alıp gelin dedi Helin hanım " diyerek güldü.
" Tamam Serkan ben gideyim kapanmadan sen dükkanı kapatıp eve geç olur mu " dedim
" Tamam kardeşim " diyen serkan'a kafa salladım ve çıktım. Bu mahalle akşamları içki içenlerin, kötü madde kullananların yuvası oluyordu günlük polis siren sesleri ile sabah ederdik. Şimdi ise bu korkunç sokakta markete doğru giderken bir kadın çığlığı doldu kulaklarıma ara sokaklardan gelmişti bu ses sağıma soluma bakarken
" Ne olur yapmayın" diye yalvaran sese kayıtsız kalamadim. Ve hızla ara sokaktaki sese doğru ilerledim, iri yarı bir adam ve kadına saldırıyor du. Kadın yalvarıyor ve adam bu yalvarmadan zevk alıyor du. Yan tarafıma doğru baktığımda bitmiş içki şişesi kırıp iri adama doğru koştum ve saldırdım yerdeki adamın tam omzuna sapladım kırık şişeyi ve adam büyük bir bağırtı ile yere yığıldı. Kadın korkarak bana bakarken şok olmuş durumda ağlıyordu ve birden nefes alış verişi hızlanmış tı tacizci pislik adam hızla kalkıp giderken, kadın sanki birşey demeye çalışıyor gibi bana bakıyordu.
" A abla ne ne diyorsun anlamıyorum " dedim kadının eli boğazına giderken üzerimde ki şoku atıp kadının yanına gittim, kadının boğazında ki elini tutmaya çalıştım nefes alamıyor du ne yapacağımı bilmiyordum. Yine polis sireninin sesi gelirken iyice panik olmuş halde idim. Kadın birden dizlerime düştü korktum ne yapacağımı bilemedim
" Ellerini yukarı kaldır " diye duyduğum ses ile korku ile kaldırdım ellerimi polis yanıma doğru geldi dizlerimde yatan kadına baktılar.
" Ne yaptın " diye sinirle bağıran polis memuruna korku ile baktım.
" Be ben bi birşey yapmadım " dedim
" Kes bu kadına ne oldu o zaman, hakan tutukla bu çocuğu " derken ben olayın şokunu üzerimden atamamış ve bir kadına bir polise bakıyordum. Hakan dediği polis yanıma geldi önce kadının nabzina baktı.
" Atmıyor nabzı amirim " dedi. Bana döndü elime kelepçeleri taktı. Gözümden bir damla yaş aktı ve polisin sürükleyerek götürmesine ses etmeden ilerledik.
" O kadını neden öldürdün "
" Polis bey ben birşey yapmadım "
" Yapmadiysan o kadın senin niye dizlerinde can verdi?"
" Ben yağ almak için markete gittim, sonra duyduğum çığlık ile koştum bir adam bulduğum ablaya saldırıyordu ve ben onu kurtardım. O dama kırdığım şişeyi sapladım omzuna siren sesini duyunca kaç-"
" Amirim boluyorum kusura bakmayın ama kadin hastahanede bir kez kalbi çalışmış o yaptı gibi bir şey konuşmuş " dediğinde yıkıldım. Sinirli polis yüzüme bir tokat indirdi yana savrulan yüzüm birşey diyemedim.
" Hani lan sen yapmamıştın "
" Yemin ederim ben yapmadım " dedim ağlayarak bu şeyler artık çok fazla idi.
" O zaman neden senin adını verdi " dedi sinirle
Saatler süren sorgu da ben suçlu bulunmuştum ve şimdi ise gözaltına alınmıştım. Tek başıma bu kodeste oturmuş hâlâ düşünüyordum nasıl böyle birşey olur diye insanın kaderi gülmez ise gülümüyormuş işte
Sabah bir polis memuru gelip beni yine kelepçeleyip çıkardı beni bir askeri araca bindirip cezaevine götürdüler.
Ne olup bitiyor ne yapıyorum ben burada bilmiyorum hiç bir suçum yok iken birden bu suçlama karşısında kendimi hapishanede bulmuştum ve kadını öldürmek suçu ile hüküm giymiştim. Hayat bazen karşımıza öyle oyunlarla çıkıyorki, ne oluyor? Ne bitiyor bilemiyorsun. Ben şimdi işlemediğim bir suçtan ötürü hüküm giyerken o adam sırf parası var diye belli bir miktar ödeyip çıktı. Suçlu idi o adam lakin adamın olması lazım içerde, velasıl eğer ardında biri yoksa her daim yeniliyor ve düşünmeye mahkûm oluyoruz.
Bugün çocuk cezaevine getirilmiştim. Mustafa abi çok uğraştı Selda abla bütün hafta boyunca uğraştı ama gözlerinde beni suçlu gördükleri için yada o adama suç atmak istemedikleri için günah keçisi olarak ben seçilmiştim. Mustafa abi birkeresinde şey demişti her yerde olduğu gibi bu meslektede parayı mesleklerinden daha üstün tutan var demişti aynı şey şimdi benim için geçerli idi, çocuklara birşey söylemesinler diye çok tembih ettim Selda abla ve Mustafa abiye kaçtı gitti diyim dedim. O kadar üstlerinde yük var iken bide bana üzülmesinler istedim. Çok özledim onları aslında şimal'i, Serkan'ı ve helini, şimdi bensiz devam etsinler hayatlarına ve mutlu olmalılar.
Bir hafta önce...
" Mustafa abi nasıl gider söylesene"
" Aa ama bi bizi bırakıp nasıl gider Selda abla "
" İnanmıyorum Pars bizi bırakıp gitmez " çocuklar çok sinirlenmiş, üzgünler ve kırgınlıklardı. Pars böyle birşey yapmazdı inanmıyorlar dı ama Selda ablaları ve Mustafa abileri nasıl da bir anda gitti demişlerdi.
" Serkan ne olur gitmedi de bizi bırakmadı de " diyen şimal göz yaşlarını sildi. Helin gidip şimale sarıldı ve Serkan da iki kızı kendine çekip sardı.
" Bi bilmiyorum kızlar " Serkan artık sanki tümden yanlız kalmıştı dostum kardeşim dediği insan nasıl kaçıp giderdi aklı almıyordu, ama gitmezdi adı gibi biliyordu gitmediğini ve başka birşey olduğunu anlayacak kadar olgundu.
" Biz artık 3 kişi mi kaldık " dedi Helin göz yaşlarını sildi Mustafa abisi ve Selda ablasi ağlayarak bakıyorlar di.
" Neden karşı çıkmadınız Selda abla Mustafa abi nere gidecek pars ne yapacak söyleyin" dedim. Şimal ve Helin de cevap almak gibi baktılar.
" Çocuklar biliyoruz çok üzgünsünüz ama çok durdurmak istedik olmadı gideceğim dedi tutturdu. Sıkılmış burdan bizden hatta şey sizden bile " şimal sildi göz yaşlarını ama yerine yenisi aktı. Kafa salladı ama birşey demedi diyemedi zaten Mustafa abiler ve Selda ablada gitmişti.
Öylece oturduk hiç birşey yiyemez ve konuşamaz hâlde idik. Helin yine bir anne gibi bizi çekip çeviriyordu.
" Hadi çocuklar sofra hazır " diyen Helin elinde ki melemen tavası ile girdi içeri. Şimal kalkıp gitti odasına benim de yemek yiyecek halim yoktu.
" Ben yemeyecegim Helin " dedim Helin kaşını çattı elini beline götürdü ve boğazını temizledi.
" Serkan otur şuraya " diyip Şimal'in odasına gitti.
Helinden....
Pars'ın gitmesi hepimizi derinden etkiledi ama gitmişti. Şahsen ben kendi isteğiyle gittiğine inanmıyorum, kimseye birşey demiyorum çünkü Serkan yıkılmıştı şimal ise parsı bir abi gibi değilde daha farklı sevdiğini biliyordum ama o yüzden sadece benim dik durmam gerekiyordu ben Parsı bir abi gibi seviyorum her zaman destek oluyordu hep bir abi edasında idi. Ben hâlâ şaşkındım niye gitti neden böyle birşey yaptı ama birinin ayakta durmasını gerektiğini pars'tan biliyorum.
" Şimal hadi kahvaltı yapalım okula geç kalacağız " dedim ama şimal beni dinlemiyordu Pars'ın ona hediye olarak aldığı walkman'e bakarak göz yaşı döküyordu.
" He Helin bunu bana almak için Mahmut amcanın verdiği harçlıklarını biriktirip almıştı, böyle ince düşünen biri neden bizi bırakıp gitti " dedi
" Şimal ben bıraktığına inanmıyorum bizim Pars'ımız devamlı abilik, babalık yapan biri tam toparlanmışken gitmez sana söz veriyorum onu bulacağız ama ne olur salmayın kendinizi ben de yoruldum " dedim gerçekten çok yorulmuştum şimal yerinden kalkıp dolabımızın kapağını açıp okul önlüğünü giydi ve artık hazırdı. Gülümsedim ve kahvaltı yapıp çıktık günlerden sonra ilkkez dışarı çıkmış ve okula gidiyorduk bizim okumamız gerekiyordu ve çok üzülsek bile hayatta kalmamız lazımdı.
Günler akıp gidiyor biz daha fazla çalışmaya devam ediyorduz Serkan ve ben artık kırtasiye ile ilgilenirken şimal de evde işlerle ilgileniyor bazen ise yanımızda duruyordu.
Pars'tan
Islah evi tam anlamıyla kaçtığımız yere benziyor, bir sürü gardiyan var yaramazlık yaptığımız zaman ceza veriyorlar karanlık bir odada bir kaç gün aç ve susuz bırakılıyoruz, bazen ise çıplak bırakıp üzerimize tanzikli su sıkıyorlar. Evet bunlari yaşıyoruz ben şimdiye kadar ceza almadım, oturuyorum bir yere düşünüyorum bu nasıl bir düzen diye hayattan beklentim okuyup tüm kötülere rağmen iyi biri olmaktı ama yine olmadı doğduğun yer kaderindir demişler benim de kaderim demekki hep kötü geçecekmiş.
Bugün 10 yıl hüküm giymiştim gençliğim burada çürüyüp gidecekti, erkekler ağlamaz diye saçma birşey uydurmuşlar ben katılmıyorum 15 yaşında ki bir çocuğu kadın öldürme suçu ile getirip attılar ama o adam dışarıda eli kolu serbest geziyor, ne malum şimale veya heline saldırmayacağı ne malum başkasına saldırmayacağı buradaki insanlara alışmaya çalışıyorum bazılarının 10 günü kalmış bazılarının 1 yılı derken herkesin günü geçip gidiyor. Farklı farklı suçlardan hüküm giymiş çocuklar mesela Ahmet adında ki 17 yaşında koğuş arkadaşım babası annesini döverken bıçaklamış babasını ve adam ölmüş annesi çok kurtarmaya çalışıyor görüş günü bura bayram alayı oluyor bizim gibiler ise bir köşeye geçip düşünüyoruz.
1 yıl, 2 yıl, 3 yıl, 4 yıl ve 5 yıl geçmiş ti burada evet artık 20 yaşında genç biri oldum. Hayat beni çok yordu 18 yaşımda normal hapishane sevk olmuş ve hâlâ yaşamaya çalışıyorum Serkan şimal ve Helin burnumda tütüyor Mustafa abi ve Selda abla arada geliyorlardı ama onlar da gelmez oldu. Çok zor geliyor artık burası güneşi görüp saatlerce yürüyememek, ben yazı çok severdim şimdi yazdan da nefret ediyorum çok zorluklar çektim herşeyden ve herkesten nefret ediyorum önceden bir umudum vardı şimdi o bile söndü.
" Pars evladım bir çay getirde içelim " dedi dursun amca
" Tamam dursun amca" müebbet yemiş dursun amca bir zamanların mafya babası imiş oğlu tarafından polise şikayet edilip hapise atılmış aslında şuan istese çıkabilir ama çıkmak istemiyormuş kaç kez avukatları geldi ikna etmek için ama o asla dedi kaç gündür benimle konuşmak istiyor du bugün fırsat buldu galiba hapishane de sözü geçtiği için beni en iyi şekilde okuttu evet ben ne kadar okumak istemesem bile beni zorlayarak okuttu
" Buyur dursun amca" dediğimde Tebessüm etti yanında ki boş sandalyeyi gösterdi. Bende gösterdiği sandalye ye geçip oturdum, çayından bir yudum aldı.
" Pars oğlum seni buradan çıkaracağım, senin suçsuz olduğunu araştırmalar sonucunda buldum ve avukatlarım mahkeme kuruluna başvurdu. Ve sana büyük bir sürpriz daha o adamı da buldurdum en az 1 hafta sonra çıkacaksın. Gideceğin bir yer yok bildiğim kadarıyla oğlum seninle iletişime geçecek ve sana iyi bir yaşam sürmen icin fırsat verecek evladım sende kabul edeceksin " dedi. Ben şok olmuş bir şekilde dursun amcaya bakıyordum, elimdeki çay önce yere düştü ne diyeceğimi bilemedim. Bir kişinin bile bana güvenmesi öyle güzel bir histi ki tarif edemem 5 yılım geçti çok güzel şeyler yaşamadım burada çok kez ceza aldım dayak yedim, ama bugün değdi diyorum.
" Dursun amca bu gerçek demi "
" Tabiki gerçek evladım "
" Çok teşekkür ederim dursun amca" diyip kalkıp elini öptüm sarıldı bana kötü insanlar çok olduğu kadar iyi insanlar da vardı.
" Ne demek evladım 3 yıldır buradasın kimse ile bir kavgan gürültün olmadı evladım o yüzden sana yardımcı olmak istedim idealleri olan bir gençsin ve eğer düşecek olursan burayı düşün ve daima önüne bak çünkü bu hayat sana hiç adil olmadı ve şimdi git gençliğini yaşa " daha bir sıkı sarıldım dursun amcaya. Buradan çıktığım da ilk iş Serkan'ı, şimal'i ve Helin'i bulmak ti.
" Seni şikayet eden oğlun mu yardım edecek dursun amca" dedim şaşkınca
" Evet, Buğra yani oğlum benim mafya babası olmamı hiç istemedi avukat olur olmaz beni dava etti. Neden diye sorduğum da ise ben adalet için avukat oldum baba ve senin ne iş yaptığını bile bile adalet saglayamam dedi. Biliyormusun pars ben hiç kızmadım küsmedim çünkü ben derdim oğluma eğer istediğin mesleği olursan yani avukat olursan ilk beni şikayet et diye " diye diyip sustu soğumaya yüz tutmuş çayından bir yudum daha aldı gülümsedi bende gülümsedim ve gözlerim doldu. Ben de avukat olmak istiyordum ama sicilim temiz değildi.
Helinden...
Üniversitede tam burslu olarak okuyordum, 5 yıl koskaca 5 yıl geçti ve biz dağıldık evet Şimal'in dedesi varmış zorla götürdü o gün öyle kötüydü ki. Yine okuldan gelmiştik Mustafa abi kırtasiyeyi bugün açmayın dinlenin demişti. Bizede bu teklif çok iyi gelmişti dersler aşırı zorlaşmış ve bizde yoruluyorduk. Temmuzun 15 idi harıl harıl bahçe de ders çalışırken son model bir araba durdu ve bahçe kapısından içeri iki kişi girdi kıyafetleri bizim bir aylık mutfak malzemelesini görürdü. Arkalarından bir kişi daha geldi ve bize tiksinerek bakıyordu.
" Şimal kim " dedi baraton bir sesle şimal hemen korku ile yanımıza geldi.
" Si siz kimsiniz " diyerek sordu Serkan hemen ayağa kalktı adamların karşına dikildi sanki koca adamları dövecek gibi.
" Ben Sacit Şahsuvaroğlu yani senin dedenim " dedi, şok içinde bakıyorduk şimal kendinden beklenmeyecek bir şekilde olduğu yerden dikleşti ve Sacit Şahsuvarın karşınsına dikildi.
" Benim akrabam bu insanlar sizi tanımıyorum " dedi.
" Taniyacaksin " dedi alaycı çıkan sesi ile
" Siz benim hiç birseyim değilsiniz benim şimdi polis çağırmadan lütfen gidin dedi " Sacit Şahsuvar yanında ki adamlara bir kafa işareti yaptı. İki adam beni ve Serkan'ı tuttular, Sacit bey ise torununun kolundan tuttu ve götürmeye çalıştı. Allahtan Mustafa abi yetişti de bıraktırdı. Ama pes etmedi Sacit Şahsuvar, Şimal'in annesi ile geldi DNA testi yaptırdılar Selda ablanın olduğu hastaneden ve test sonuçları olumlu çıktı şimali götürmek için geldiklerinde şimal istemeyerek te olsa gitti. Öğünden beri şimalden de haber alamıyoruz çünkü dedesi Serkan ve beni olduğumuz mahalleden taşımamız için başka eve çıkardı. Şimal anne ve dedesi ile anlaşma yapmış eğer bizi okutursa asla bizi görmeyecekmiş şimdilerde yanımda bir Serkan kaldı bir kere parsı görmeye gittim bana yemin ettirdi. Evet hapishane de olduğunu bir şekilde öğrendim, ve onu görmeye gittim öyle özlemiştim ki kardeşimi herşeyi baştan sona anlattı ben çok üzülmüştüm ama çıkarmak için maddi anlamda gücümüz yoktu. Pars tanımadığı biri için hayatının en güzel yıllarını o kodeste geçirdi. Zaten hep iyi niyetli insanlar kayıp etmiyormu bu dünyada. Biz hep iyi olduk hep kayıp ettik, şimal canım dostum onu hiç göremedim dedesi bizden gizlemiş ti bir kere görüştük telefonda ve baştan sona herşeyi anlattı annesi üzerine titriyormuş ama onun umrunda değildi. Annesi 18 yaşında şimale hamile kalmış ve babası bunu aldıracak sın diye tehtit etmiş ama annesi doğurmakta kararlı olduğu için karnını gizlemeyi başarmış ve doğurduğu gün dedesi öğrenmiş hemen bizim yurda göndermiş çok zengin bir aileye sahipti bizim kız. Şimal'in hayat hikayesi uzundu ama çok az konuşabildik o günden sonra konuşmadık bir daha. Serkana gelecek olursak hâlâ yana yanayız sevgili olduk evet sevgiliyiz ama bizim sevgililik bir birimize dost, arkadaş, anne, baba, oluyoruz çocukluğum gençliğim herşeyin oldu, Serkan Mustafa abinin dediği gibi polislik okuyor, ben öğretmen olacağım çok istiyorum öğretmen olup bir çocuğun bile hayatına dokunmayı hayata hazırlamaya. Parsı, şimal'i çok özledim hayat bizi 4 kişi olarak büyütürken 2 kişi olarak devam ediyoruz.
" Ne düşünüyor benim sevgilim " diyen ses kulaklarıma doldu yanağıma bir öpücük. Gülümsedim serkan'a elinde sevdiğim kahve ile oturunca yanıma hemen kedi gibi sokuldum ve huzur burada idi.
" Ne yapıyorsun bitanem "
" İyi canım benim, ders bugün erken bitti seni bulacağım yeri bildiğim için sevdiğiniz yerden sevdiğiniz kahveyi aldım hanımefendi" dedi ve gülmeye başladık. İkimiz çok güzel şeyler atlamadık ama önümüze bakıyoruz artık dostlarımizı hiç unutmadık ama hayatta devam ediyor.
"Hakkını helal et dursun amca"
" Helal olsun evladım, dediğim gibi seni Cavit karşılayacak ve direk olarak seni eve götürecek dostlarını bulmana da yardım edecek şimdi yeni hayatinda sana mutluluklar sakın ha sakın hiç üzülme ve daima yoluna bak tamam mı " dedi ve herkes ile vedalaştım bu esaret son buluyordu artık hayatım kendi ellerimde idi ve ben bu kez hayatımı iyi değerlendirmek istiyorum.