ŞEYTAN ÇEMBERİ: NİTRİK ASİT

2305 Words
3. BÖLÜM: ŞEYTAN ÇEMBERİ | NİTRİK ASİT "Kim Hyou mu? Ne işi olabilir burada?" Soruma kayıtsız kaldı. "Bilmem artık." Yanımdan ayrılıp arabasına binecekti ki arkasına döndü. "Ona hiçbir şey söylemeyeceğim." "Bunu yapamazsın," diye hatırlattım. "Emin olmadığımız sürece her şeyi bilmeye hakkı var." Başını kendi kendine salladı ve postalını yere öfkeyle vurdu. "Doğru, her zaman haklısın." "Bunu kastetmiyorum." Arkasını döndü. "Tam olarak bunu kastediyorsun." Tripleri umrumda değildi. Tek istediğim tek başıma rahatça düşünebilmekti. Tüm dünyanın arasında sıkışık kalmıştım. Bu adamla annemin nasıl bir bağlantısı vardı? Sipariş ettiğim kahveden numune alıp tüpleri teslim ettikten sonra ofisteki boş odaya kapanarak çalışmaya başladım. İçeriye Kim Hyou girdiğinde şaşkına döndüm. Hiçbir şeyi belli etmek istemiyordum. "Haberin var mı? Yeni bir video yayınladı." Açık duran bilgisayara baktım ve klavyede parmaklarımı oynattım. "Yine ne zırvalıklar ama?" dedi arkamda dikilirken. Kail ona güvenmememi söylemişti. Onun arkamda olmasından rahatsızlık duymalı mıydım? Ana sayfada video hemen belirdi. Kaydı açtım. "En zor sorular felsefe ile ilgili sorulardır. Ama tuhaf bir şey var ki beynini kullanamayan insanlar için her soru birbirinden daha zordur. Barmen sorum o kadar basitti ki tek bir kişi bile düzgünce yanıtlayamadı. Ne kadar can sıkıcısınız. Siz dedektifler ne kadar beceriksizsiniz. Yerinizde olma fikri bile tüylerimi diken diken ediyor, midemi bulandırıyor." "Bu kadar mı?" dedim sinirden gülerek. Kim Hyou, fareye uzanıp görüntüyü geriye sardı. "Açılışta bir sembol var, dikkat ettin mi?" İşaret ettiği yere baktım. Fotoğraftaki ve kapı kolunun altındaki sembolün aynısıydı. "Neyi çağrıştırıyor?" "Muhtemelen barın eski simgesi." İnternete bir şeyler yazdı ve görsellere tıkladı. "İşte, Marget'teki o sinema salonunun eski amblemi. 2003'te gösterime giren bir filmin oyuncusu kısa sürede intihar edince salonun adı değiştirilir ama oyuncunun ölümünden sonra kimse bir daha salona adım atamaz." "Nereden öğrendin?" Hyou bana tuhafça baktı. Alışık değildi. "Soruşturdum." "İyi o zaman." Ayağa kalkarak yüzüne baktım. Kail'in hakkında söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Ve de tabii ki gördüklerim. Roswald'da ne işi vardı?" "Bugün Roswald'daydın." Az da olsa şaşırarak ona döndüm. "Sen de." "Sadece tahmin etmiştim," dedi. Yalan söylüyordu. Düpedüz. "Sanmam," dedim. Çok hızlı mı davranmıştım. Oysa yapmak istediğim bir şey vardı. "Geçenlerde kardeşini kaybettin. Bunun için üzgünüm. İzin almanı ve Kore'ye dönmeni beklemiştim." "Aramız yakın değildi." Bozuk İngilizcesiyle cevap verdi. "Öyle mi? Yine de..." "Sanmam, her şey kan bağı değil." Kim Hyou çenesini kaşıyarak ellerini ceplerine soktu. Ne yapmaya çalışıyordu? "İnsanlar senin hakkında çok az şey biliyor." "Bildikleri şeylerde yanılıyorlar," diye ekledi memnuniyetsizce. "Hangi konuda?" "Aile ilişkilerim artı özel hayatım. Herkes çok önemi varmışçasına bunun peşinde." "Ben değilim, tek istediğim davayı çözmek." Başını hafifçe eğdi. "Peki ala. O zaman benim isteğim de kuşkusuz o. Bir de kanıt saklayamazsın." Olduğum yerden yüzünü seyrettim. "Ne kanıtı?" "Bilmiyor gibi davranıyorsun bir de. Elbette o fotoğraf. Sorguladığınız sarhoş genç bana fotoğrafı sana verdiğini söyledi." "Evet, annemle ilgili ve özel." "Ama o bir kanıt ve Carrot Pie'nin sana gönderdiği bir şey. Bunu gizleyemezsin." Haklı olmasına karşın kaşlarımı çattım. "O olduğundan emin olamayız," dedim. Yapma der gibi baktı. Ellerim ne kadar izin vermese de fotoğrafı çıkarıp sırf niyetini görmek için eline tutuşturdum. Siyah beyaz fotoğrafa bakarak işaretin aynı olup olmadığını teyit etti. Bir terslik mi vardı? Bakışları tuhaflaşmıştı. "O-lamaz." Başını iki yana salladı. "Bu simgeler tıpa tıp aynı değil. Bu hilal diğerine benzemiyor. Daha çok çakma gibi." ... Orta yaşlardaki adam yerdeki minderin üzerinde bağdaş kurmuş bir halde meditasyon pozisyonu almıştı. Elleri çenesinde bağlı, etrafı mumlarla çevrili bir çemberin içinde gözlerine vuran ışıklar altında karanlığa dalmıştı. Hafif yağan kar inceden buz tabakaları oluşturmaya başlamıştı. Parmaklarını bükerek sol işaret parmağının eklemini dudaklarına sürttü. Tek burun deliğinden nefes alıp verdi. Genzinde acı bir tat vardı. "Zor bir soru da değildi oysa," dedi. Kendini hesaba çekerken ellerini boynunda çaprazladı. "En basit soruları soruyorum. Ama cevap yok. Gururum rencide oluyor." Çaprazlama geçirdiği parmaklarını göğüs kafesinde yumruk yaptı. Parmakları kalbinin üzerine tonlarca ağırlık ekleyen bir yumruydu. Mum ışıkları bir yanıp bir sönüyor, camın önündeki mermer karla kaplanıyordu. Kış gecelerinin pervasız soğukluğunu, asla sıcak tutmayan ufak tefek ayakkabıları, insanı iki kat gösteren kabanları ve paltoları düşündü. Hepsi birer saçmalıktı. Meditasyona odaklandı. Gözleri ağırca açıldı. Mumları söndürdü. Işıklar gitmiş, yüzü kara gölgelerin altında görünmez olmuştu. Kayıt ekranını açtı. ... "Uzunca zamandır yakalanamayan kaçak basit bir soru sorduğunu iddia etti. Güvenilmez olan kimdir? Sınav yeri aynı kaldı. Polis ekipleri olaya çoktan müdahil!" Haber kanalındaki spikerin görüntüsü kafamda adeta yavaşlamış bir versiyonda yeniden oynatılıyordu. Kail düşünceli bir tavırla kalemi döndürüyordu. Kim çıkmıştı, odada yalnızdık. Müdür kapıda göründü. Sinir nöbeti geçiren biri edasıyla kıravatını düzeltti. "Güvenilmez olan kimdir?" diye tekrarladı alnı kırışıklar içinde kaybolurken. Burun kemerini saran gerginlik, çökmüş yanaklarında da mevcuttu. Pencereye vuran karı seyreden Kail'e bir bakış atmama rağmen bana tepki vermedi. "Eski bir vaka. Ölen şu garson adam. Julian Garden. Hani intihar etmişti. Onun eşi Misa Garden'i Roswald'da gördük." "Davayla ne ilgisi var?" "Acayip derece benzerlikler var," diyerek lafa girdim. Bildiğim her şeyi anlattıktan sonra Kim Hyou'nun söylediklerini de aktardım. Kail sert bir nefes vererek güvensizliğini gösterdi. "O adamla ilgili ipucu toplama girişimlerinin hepsi çıkmaz yol!" diye şikayetlendi müdür arkasına yaslanarak. "Farkında mısınız bilmem ama gitgide halkın gözünde küçük düşüyoruz! İnsanlar bize bir ucubeyi yakalayamayan beceriksiz dedektifler gözüyle bakıyor. Teknik meslek mezunu olduğumuzu düşünenler var. Olumsuz yorumlar fokur fokur kaynıyor ve biz burada öylece oturuyoruz. Delphi." Gözleri bendeydi. Dinlediğimi gösterircesine omzumu dikleştirdim. "Bu işi en kısa sürede halletmek zorundayız, duyuyor musunuz? Şu adamın kayıtlarındaki her bir detay, kıl ucu kadar bile önemli olabilecek her husus dikkatle incelenecek. Duydunuz mu? Sonra şu kadın. Kim onu araştıracak? Misa Garden." Kail ile birbirimize baktık. Onu bizzat resital odasında kendimiz görmüştük. Kapı açıldı, Kim içeri girdi. "Misa Garden daha önceden bir barda şarkıcıymış. Sonrasında Julian onun erkekler önünde sahneye çıkmasından rahatsız olarak arka planda müzik çalmasını teklif etmiş. Misa gururlu bir kadınmış. Julian hayatta olduğu süreçte onun görüşlerine değer vermemiş. Adam intihar ettikten sonra, her nedense, kadın resitale çekilmiş. Duvarlarda bir dolu seksi kadın resimleri." "Kadının olduğu bir resitalde mi?" "Resital başkasına ait olmalı, tahminimce. Daha önce bir erkek şarkıcı için ayarlanmış olmalı." Kim elindeki dosyayı sallayarak müdürün önüne bıraktı. " Caz sanatçısı. Petro King. 35 yaşında. Koreli ama Amerika'ya taşınmış. Aynı zamanda erkek kardeşim olur kendisi." Masadakiler dikkatle ona baktı. "Nasıl yani?" dedim dosyaya göz ucuyla bakmaya çalışırken. "Erkek kardeşin mi?" "Öldü, kanserden değil. Roswald'da bir Çinli onu bıçakladı. Ayrıca Roswald bar sahibiyle arasında güçlü bir bağ varmış. Bay Roswald'ın yüzünde epey keskin bir iz olduğuna bakılırsa." Müdürün bakışları biraz donuk, tedirgin bir hâl almıştı. Yüzündeki ifadeyi düzeltmeyi çalışmasını izledim. "O derbede esnasında olduğunu nereden biliyorsun Kim?" Müdür sordu. "Eski fotoğraflarda yok. Kardeşim öldüğü günden sonra sosyal medya pozlarının tamamında." Bir dizi fotoğraf çıktısı gösterdi. "Herifte aynı yara izi var." "Kardeşinle hiç görüşmüyor muydun? Hayattayken?" Kail soğuk bir şekilde sordu. "Aramızda bir bağ yok." Tıpkı bana verdiği cevap gibi umursamazdı Kim'in yanıtı. "Ama yine de bununla ilgili her şeyi bilmekte üstüne yok." "Bilmiyorum, araştırıyorum." Kim Hyou net bir şekilde yanıtladıktan sonra bir sandalye çekip oturdu. "Ama bir şey daha var. Bu simgeler." Benimle göz teması kurdu. "Bana gösterdiğin resital kapı kolunun altındaki iz videodaki ile aynı. Buna rağmen fotoğraftakinden farklı." "Bu ne anlama geliyor?" dedi Kail. "İki farklı kişi," dedim. "Carrot Pie neden cevabımızı beklemeden o adamın burnuna bir makas sapladı? Neden cesedi sahiplendi? Bu belki de haberi olmadan gelişen bir şeydi." "Katil kendini ayırt etmek için yapmış olamaz mı?" Kim araya girdi. Müdür hepimize belirsizce baktı ve en son onunla göz göze geldi. "Yani kaçaktan kendini ayırmak için bir simge mi?" Bu mantıklı bir fikir olurdu. Ne de olsa katiller eserlerini sahiplenirlerdi. ... Güvenilmez olan kimdir? Güvendiklerimiz mi yoksa kararsız kaldıklarımız mı? Ya da cevap herkes mi? Tuvalet aynasında saçlarımı düzelttikten sonra ellerimi tezgaha yasladım. Ayna beni eski günlerden birine çekip götürdü. "Annene asla güvenme çocuğum." Onun, annemin sesini işitir gibi olduğumda nefes nefese ellerimi çekip dışarı çıktım. Duvarlar üzerime üzerime geliyordu. Şu mekana yeniden gitmeliydim. Marget'teki sinema salonuna. Oradan Roswald Bara. Bir ipucu bulana kadar tekrar tekrar denemeliydim. Ellerimi yıkayıp peçeteyle kuruladım ve dışarı çıktım. On beş dakika gibi bir süre içinde Sur Köprüsünde beyaz arabamın içindeydim. Lanet olası 4 Aralık Günüydü. Midemde bir bulantı, karnımda keskin bir ağrı vardı. Marget tıpkı o günkü kadar kalabalıktı. Tuhaf pozlar veren insanların arasından sıyrılıp düzlüğe çıktım. Konuşan iki kişi dikkatimi çekti. Siyah şapkası ve deri ceketiyle Kail'den başkası değildi. Kapüşonunu açtığında yüzünü net olarak gördüm. Karşısında kim olduğunu ancak biraz sonra seçebileceğim Kim Hyou vardı. Hararetli bir şekilde bir şeyler tartışıyorlardı. Kail bağırdı. "Onu Roswald'da gördün mü görmedin mi?" Hyou kibirli bir şekilde konuştu. "Ya sen, sakladıklarından diğerlerinin haberi var mı?" Kendimi kenara saklamıştım, buradan konuştukları her şeyi duyuyordum. Neyi saklamaktan bahsediyorlardı. Kendime tekrardan sordum. Güvenilmez olan kimdir? Güvenilir diye elediklerimiz mi? Olduğum yerden Hyou'nun Kail'e bir şey uzattığını gördüm. Ne yazık ki bu şeyin ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Ama gözükmediğine göre küçük bir şey olmalıydı. "Misa'yı ara," dedi ve arkasını dönüp mağaranın içine doğru kayboldu. Tümseğe eğilerek içeri sığındım. Misa mı? Misa Garden yani. Ne karıştırıyorlardı? ... Roswald Bar çok kalabalıktı. Masalardan tut ta mekanın her bir yeri tıklım tıklım doluydu. İçeride oturan bir grup adam ihtiraslı bir sohbete dalmışlardı. "Ne diyordum? Bu iş basit değil. Hem de hiç. Önce gerekli olan düzgün konumu bulmaktır. Sopayı çekersin, ayarlarsın. Görüş açıları fişekte olmalıdır. Sonra bam!"" "Hadi ama, bu kadar iyiysen neden vazgeçtin?" dedi Petro. Yüzünde laubali bir ifade gezindi. Hemen masadaki çaya uzandı ve herkes sırıttı. Biri omzuna vurdu. "Şu illeti bırakmayacaksın değil mi?" "Biliyorsun ki dostum bağımlılık yapıyor," dedi saçları kırmızıya boyalı üç numara tıraş olmuş bir adam. Parmakları yüzüklerle doluydu. Petro samimi sayılacak bir şekilde ona bakarak "Adamsın Mido," dedi. Mido'nun yüzünde belli belirsiz bir ifade geziniyordu. Mavi lensli biri araya girerek "Misa nerede?" diye sordu. Bu konu herkesin ilgisini çekmişti. Petro'nun yanakları bir anda soldu. Sert mizacı yumuşamış, kasıklarında bir haz duyar olmuştu. "Gelecektir," dedi parmağını kaldırarak. "Her zaman gelir." "O her zaman gelir ama sen her zaman var mısın?" "Ya da?" dedi kırmızı saçlarının arasından elini geçiren Mido. "Her zaman sen mi sahipsin ona?" Petro çok kötücül bir kıskançlıkla Mido'ya baktı. "Her daim." Kesin konuşmasından birinden öç almak üzere olduğu düşünülebilirdi. Barmen masaya geldi ve bardakları bıraktı. "Misa henüz gelmedi mi?" diye sordu masadakilere bakarak. Mavi lensli adamın gözleri turkuaza kaydı. Gömleğinde bir renk cümbüşü vardı. "İşte geliyor," dedi gözleriyle ileriden görünen kadını işaret ederek. Üzerinde kısa bir elbise vardı. Petro saatini kontrol etti. "Resital yeni bitmiş olmalı." Mikey gelen kadınla uzun süre göz teması kurmak istedi ama hepsi ona berbat bir şekilde baktı. Kadın yaklaştıkça Petro bardağı daha sıkı şekilde tutuyordu. Misa yanlarına gelir gelmez keskin çehresini çevreleyen yoğun makyajının altından masadakilere baktı. "Bu şekilde açıkta her haltı yemeniz ne denli iyi?" Petro'ya doğru eğilerek fısıldadı. "Kim senin öldüğünü düşünüyor." "Bunun için Roswald'a para ödedim. Normal değil mi?" "Hep kafanın dikine gideceksin değil mi?" dedi Misa tüyleri diken diken eden sesiyle. Petro, Mido'nun bakışlarının Misa'da olduğunu gördüğünden rahatsızca kıpırdandı. Misa bir sandalye çekerek oturdu. "Ondan korkmalısın." "Neyden bahsediyorsanız biz de bilelim," dedi ağzından çıkan çöpü masaya bırakan Mido. Petro ona tersçe bakarken, mavi lensli adam da her ikisine tersçe baktı. Gözlerini Misa'dan alamıyordu hiçbiri. Güzelliğinin altında gizlenmiş yoğun şehvet hepsini derinden titretti. Gözlerini sertçe bir noktaya dikti. Mikey bir masadan dönerek yeniden yanlarına yaklaştı. "İster misin içecek bir şeyler?" Misa başını iki yana sallayarak reddetti. Ona da bir ders vermek ister gibi baktı. "Yanıma gelirken kimsenin olmadığına emindin değil mi?" Kısık bir sesle konuştu. Hepsi dikkatini bu sohbete verdi. "Eminim, bana güven," dedi Mikey. "Kimse yoktu." "Bir polis?" "Asla," dedi barmen onunla yakınlık kurma derdiyle yanıp tutuşurken. Misa umursamadan başını arkaya attı. "Of." Mikey ve Misa beraber dikkat çekmeden kalkarak resital odasına giden koridora çıktılar. Sağda solda dans eden insanlar vardı. Hepsi kendilerinden geçmiş bir şekilde şarkılar söylüyor, biri elini diğerinin omzuna sarıyordu. Birbirine kenetlenmiş kapıyı aralayarak yürüdüler. Koridor bomboştu. Misa Garden kapıyı anahtarıyla açarak içeri girdi. Burası bir piyano, dört sade duvar ve bir deri sandalyeden oluşuyordu. İçeriye açılan daha küçük bir odanın kapısı seksi tablolardan birinin altındaydı. Barmen etrafı kolaçan ederken Misa kapıyı açtı. İçeriden ekşi bir koku geldi. İkisi de yüzünü buruşturdu. Işıklar yanar yanmaz masaların üstünü kaplayan cam bardaklar göründü. Yerde uzanmış yatan birisi dikkat çekiyordu. Onlar gelir gelmez mumları söndürdü. "Ne yapıyorsun?" dedi Misa Garden. Mikey, şaşkınca, yerde duran adama ve Misa'ya baktı. "O da kim?" "Bulaşıkçı, burada gelip uyumasına müsaade ettiğim biri sadece. Rahat ol," dedi Misa güven verircesine. Barmen tam anlamıyla rahatlayamasa da başını salladı. "Peki ala, o hâlde güvenilir biri olmalı." Yerde oturan adam orta yaşlarda, dalgın bakışlı bir adamdı. Koyu renk gözbebeklerini ikisine de dikerek acısı varmış gibi gülümsedi. "Güvenmeniz gereken ideal kişi!" dedi ellerini kaldırarak. Misa barmene eğilerek "Kaçık," dedi. "Adın ne?" Başını iki yana salladı barmen cebinden bir sakız çıkarıp ağzına atarken. "Adım Rio, Rio Mandle." Misa tekrar barmenin kulağına eğildi. "Adını sürekli karıştırıyor, akli dengesi fazla yerinde sayılmaz." "Bir deli mi o halde?" "Hey, siz ikiniz ne konuşuyorsunuz?" dedi yere bağdaş kurmuş adam. Mumlardan birinin ışığının hâlâ yanmakta olduğunu gördüğünde şaşkınca baktı. "Meditasyonumu böldünüz. Hani sen..." İşaret parmağıyla Misa'yı gösterdi. "Benim burada kalmama izin vermiştin. Sana idolümün öldüğünü söylemiştim... Beni anladığını söylemiştin." Sesinde acındırıcı bir iz vardı. Hayal kırıklığıyla sordu Rio. Çatlamıştı dudakları. Kıyafetleri ayin kıyafetlerinden farksızdı. "Ne oldu şimdi?" Misa "Tamam," dedi. "İstediğin gibi takıl Rio." Mikey, Rio'ya güvensizce baktı. Misa Garden perdelerden birini aralayarak arkada görünen dolabın kapağını açtı. İçeriden yüzü etiketsiz bir şişe çıkardı. "Tahriş edicidir" uyarısı göze çarpıyordu. Barmen ona baktı. Aralarında anlaşıldık bir şey varmış gibi göz kırptılar. "Bunu Petro'ya götür," dedi Misa. Barmen şişeye baktı. Başını ağır ağır salladı. "Kim Hyou, onun hayatta olduğunu öğrenecek." "Ona güvenme," dedi Misa neredeyse duyulmaz bir sesle. Rio dikkatini onlara vermişti. Ellerini çenesinden kaydırarak indirdi. Kimler güvenilmezdi? Sadık olmayanlar. Parlak gözleri cam bardaklarda zıplayan ışıkta gezindi. Cebinden defterini çıkararak her zamanki gibi yazdı. "Güvenilmez olanlar şişelerin içinde ve dışında ne olduğunu bilmeyenlerdir." Barmen şişeyi eline alır almaz, cam tuzla buz olmuştu. Misa çığlık attı, barmenin attığı çığlık basık odanın tavanında kaybolup gitti. Asit dokusu elini yakmış, parçalamıştı. Rio yere düşen ele baktı ve yandan gülümsemesini yok ederek Misa'ya doğru korku yüklenmiş bir çığlık attı. Nitrik asit!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD