3. BÖLÜM

4417 Words
Yaşananlar sadece tek bir kişinin etrafında dönmez! Bu hayat, daha bir çok kişinin bedenen, ruhen, aklen birlikte olması gereken bir toplama kampıdır... **** Kime ait olduğunu, kimin anılarının olduğunu bilmediğim kağıtlara, resimlere ve daha birçoğuna dokunuyor, deşiyor, karıştırıyordum. Bu normalde herhangi bir insan için kabalık olsa da, şu an ki durumum bunu gerektiriyordu. Belki de benim tüm hayatımı değiştirecek gün ya da gece şimdiydi. Okuduğum gazete parçasını, bakılmış anlamında ayrı bir yere yerleştirirken, diğerlerine de giden ellerimi durduramıyordum. Sanki bugün benim kıyametim yada yeni bir yaşam günümmüş gibi sürekli farklı sürekli garip şeylerle karşılaşıyordum. Aradan geçen dakikalar ve boğucu anlar sonunda içim kararmaya başlamıştı. Loş ışık da kendimi kaybetmiş deli gibi bir şeyler aramak ve belliki deli edecek kadar kötü bir hayatı olan bu insanların yazdıkları bir kaç cümle için debelenmek benim için çok çok fazla oluyordu. Kendimden utanmaya başlamıştım. Kendi kendime debelenirken dışarıda kopan kıyametten kısa süreliğine koptuğumun farkına vardım. Hâlâ evin kapısında olan Yeşim, adamdan okkalı bir tokat yemişti. Çığlık atmamıştı ama elin yüze çarpılışından doğan sesi kulaklarım gayet iyi algılamıştı. Onun bu hali ile tekrar, kendimi koruma pozisyonuna almam geç olmamıştı. Bu sefer gerçekten zangır zangır titriyordum. Dişlerim bile benden izin almadan öylesine deli gibi birbirine çarpıp duruyorlardı. Hatta öyle kendilerinden geçtiler ki, üst dişlerimden bir kaçı alt dudağımın içini kesti. Bunu ağzıma gelen yoğun kan tadını almadan önce fark ettim çünkü gerçekten tiz bir acısı vardı. Dişlerime lanetler okurken bir yandan da, sağ elimin dışı ile dudağımı sildim. Şimdi çantamı alıpta içinden peçete çıkarma sırası değildi. Bu kadar zayıf olduğumu bilmiyordum, gerçi sadece sızlayan dudağımdan ötürü değil! İçimdeki büyük korku ve tedirginlik ile büyük baskı altında kalmış olacağım ki gözlerimde beni dinlemeyi bırakmıştı. Gözyaşlarım akıyordu. İlk akan damla pıhtılaşıp elime yapışarak kuruyan kanlı sağ elime düşmüştü. "Harika! Doğal çeşme. Hem de hijyenik çünkü tuzlu!" diye mırıldandım. Kendimi bedavaya bir şey yapmış gibi mutlu hissediyordum. Hem yüzümde oluşan belli belirsiz tebessüm ifadesi, hem de gözlerimden boşanan yaşlar ile karşıdan bakan birisi için akıl sağlığı yerinde olmayan biri gibi gözüktüğüm kesindi. "Evet tıpkı bir deli gibi gözüküyorsun!" diye haykırdı biri. Dikkatimi verdiğim yerden hızla ayrılıp sesin yönüne doğru kendimi çevirmem saniyemi almamıştı. Bu sefer ne bir cıklama ne bir vahlama, bu sefer normal bir insanmış gibi konuşarak ve bakarak karşımda beliren Dejavu'nun suratında eski muzipliğinden eser kalmamıştı. Büyük bir ciddiyet vardı. Elleri cebinde değil, abuk sabuk bir şeyler giymemişti. Gayet yerinde, kendine uygun koyu lacivert bir takım elbise, ona uygun ayakkabılar giymişti. Yalnız kıravat takmamış üstten birkaç düğmesini de açık bırakmıştı. Bıkkın adımlarla bana doğru gelip tam yanıma yavaşça oturdu. Bir yandan yaşlarımı silerken bir yandan da, Dejavu'nun bu halini inceledim. Ne olmuş olabilirdi ki? O bir insan bile değildi. Hayal ürünüm olan bu şeyin ne derdi olabilirdi? "Hey! Neyin var?" Kafasını duvara yaslayarak, sağ dizini kaldırmış, sağ elini de dizinin üzerine yerleştirmişti. Bitkin ve umursamaz yarıya kadar açık gözleri ile tek bir tepki bile vermedi. Gözleri tek bir noktaya takılı, ağzı çok az açık, bir şeyin şokunu atlatırmışçasına düşünüyordu, ya da dalmıştı bilmiyorum. Durum ciddileşiyordu, bu çocuk hiç böyle olmamıştı. Yani onu tanıdığım zaman zarfında onu hiç böyle görmemiştim. Elimi kaldırarak hafifçe dürttüm, çok hafif sarsıldı. "Neyin var Dejavu kardeş?" Bitkin ve sanki sırtında taş taşımış gibi yorgun bakışları ile beni süzdükten sonra, iki dudağının arasından belli belirsiz bir kaç kelime çıkıverdi. "Kardeş mi dedin?" İyice garipleşiyordu, derdi neydi bunun? "İyi misin? Neden bahsediyorsun ne oldu?" diye tekrarladım. Başını eski haline koyarken bir yandanda öncekinden daha güçlü cümleleri ile beni susturmuştu. "Neden kendin öğrenmiyorsun?" Neyi öğrenecektim? Sanki daha net görmeye çalışırmış gibi bir kaç defa gözlerimi açıp kapadım, sonra baktığı yöne doğru döndüm. Gözlerini diktiği şey, lacivert renkli dışı deri gibi bir şeyle kaplı bir ajandaydı. Bana onu işaret ettiğini düşündüğüm için o deftere doğru yöneldim ancak dışarıdaki sesle tekrar irkildim. Gürültü ile kapanan kapı, derme çatma odacığın sarsılmasına neden olmuştu. Adam sonunda Yeşim'i kovmuş, eski halini almaya koyuluyordu. Bu aslında benim için pek iyi bir durum değildi. Eve gitmek için son şansımı da kaybetmiş oluyordum. Bu demek oluyordu ki bu gece buradaydık. Derince bir iç çekişten sonra, tekrar küçük aralıklardan adamı izlemeye başladım. Yaptığım şu şeyi kesmenin bir yolu yok muydu? Adam her zaman ki gibi yalpalaya yalpalaya, ezildiği dünyanın ağır yüküne inat yürüyordu. Küçük ve ağır adımlarla ilerleyip eski yerine ulaşmayı büyük bir iştahla istiyor gibi gözüküyordu. Ne vardı bu kartonlarla çevrili yerde? Neden içimi yakıyordu? Attığı her adımı yüreğimin derinlerinde ince bir sızı olarak hissetmem nedendi? Yeniden yerine oturup bir dizini havaya kaldırıp elini üstüne koydu ve kafasını duvara yasladı. Bekliyordu, bekliyordu. Hep bekliyordu. Kimi? Neden bekliyordu? Sorularıma hiç bir cevap bulmamış olarak arkama döndüğümde Dejavu'nun hâlâ aynı yerde olduğunu gördüm . Kaldığım yerden ajandayı incelemeye devam ettim. Kalın bir ajandaydı içinin dolu olduğu belliydi. Özenle bir sayfa aralarken dejavunun yanına eski yerime oturdum. Ajandanın sahibi: Tarık sipahi Demek ajanda Tarık beyinde. Başlığı okur okumaz yüzümde nedensiz bir tebessüm oluşmuştu. "Sonunda onun hakkında bilgi" dedim fısıltı ile. "Bak Dejavu kardeş, Tarık beyin ajandası" Ajandayı alıp Dejavu'nun yüzüne doğru tuttum ama tek bir hareket olmadı. Burnumu kıvırarak tekrar ajandaya döndüm. Bir sayfa daha araladım. Tarık beyin şahsi bilgileri yazıyordu. Boy, kilo, kan grubu.. Bir de not tutulmuştu. Bu, gözlerinin derinliğinde kaybolduğum, beni benden alan tek amacım için hazırlanmış bir ajandadır. Seni seviyorum... "Bizim Tarık bey de az değilmiş." diye fısıldadım. Bu kız Hazal samyeli dedikleri nişanlısı olsa gerekti. Gerçi, arkasından iş çevirmiş ama sanırım aralarında güçlü bir bağ varmış. Neyse dercesine başımı sallayıp, işaret parmağımı hafifçe ıslatarak tekrar bir sayfa daha çevirdim. Bir yandan da gözlerim dejavuya kayıyordu. Hâlâ hiç bir kıpırdanma yoktu. Şaşkınlıkla başımı salladıktan sonra bir sayfa daha çevirdim. Altında Tarık sipahi yazan bir resim çıktı karşıma. Genç, yakışıklı, umut dolu ışıl ışıl parlayan bir çift göz ile tatlı bir gençti. Bu Tarık beyin eski bir resmi olmalıydı. Yinede tanıdık, çok tanıdıktı. Gözlerimi dört açıp resme bakıyor bakıyor içine düşecekmiş gibi oluyordum. Defteri iyice yüzüme yaklaştırıp resmin adeta içinde boğuldum. Fazla incelememe de gerek yoktu işin aslında. Resimdeki kişi tamı tamına Dejavu'ydu. Dejavu bu adamın ta kendisiydi. Bir dünyadan kopmuş dejavuya bir de resimdeki adama baktım. Gerçekten de o idi! Kocaman açtığım gözlerimle, titreyen işaret parmağımı Dejavu'ya doğru tuttum ve korku kekelemeye başladım. "Sen! Sen! Tarık Sipahi'sin!" *** 10-10-2010 Okyanus kokusu! Mis gibi okyanus kokuyor. Zaten her zaman okyanus kokardı... Onun kokusunu çok uzaktan bile alabilirsiniz. Öyle taze öyle keskin bir kokusu var ki, bir anda üzerinden balıklar çıkıp zıplayacak ya da deniz mercanları kol gezdirecek sanırsınız. Parfümünün markasının ne olduğunu uzun seneler boyunca soramamıştım ancak sonradan anladım ki onun kendi kokusuymuş bu.. Okyanus yürekli insanın, mis gibi okyanus kokusu... Hayranlıkla okuduğum bu yazıyı kimin yazdığını merak etmiştim. Tarih 2010'u gösteriyordu ve lacivert ajandanın ileri ki sayfalarına sonradan bir bant yardımı ile monte edilmişti. Tarık beyin yazısına hiç benzemiyordu. Özenti ile derin bir nefes alıp göğsümü şişirirken, odacığın aralıklarından Tarık beyin ne yaptığını merak ettim. Sürekli gözetlemekten kastım bir hayat belirtisi falan gösterip, farklı bir şeyler yapmasıydı. Boynu falanda mı ağrımıyordu? Saatler geçmişti ama o pozisyonunu hiç bozmamıştı. Gecenin ilerleyen saatleri olduğu için ay çıkmış, ışığı ile bizi aydınlatmaya başlamıştı. Yakamozu görmek isterdim eğer yakınımda bir deniz olsaydı, ya da su birikintisi. Çünkü derler ki yakamoza bakıp bir avuç su alırsan, su perileri avcunda birikerek sana şans dilerler. Tabi bunların hepsi birer masal. Bu arada ayın ortalarında olduğumuz için dolunay vardı, öyle parlaktı ki, sokak lambasının içeriye verdiği loş ışığı açık ara arkada bırakıyordu. An be an ayın yükselmesi ile tüm deliklerden içeri ışık sızmaya başlamıştı. Böylece odacığın ne kadar delik deşik olduğunu anlayabildim. Burası yılların verdiği acı ile paramparça olmuş bir yüreğin dışına fener tutmak gibi bir şeydi. Öyle anlaşılıyordu ki burayı, bu eşyalarını korumak için yapmıştı, aksi halde ne yaşanılacak ne de herhangi bir amaçla kullanılacak bir hali vardı. İyi de bu adam zengin değil miydi? Ne işi vardı burada? Ne yani nişanlısı onu soyup soğana mı çevirdi? Giden servetine mi böyle yanıyor? Ah bir anlasam! *** Aradan geçen dakikalardan sonra Dejavu aklıma gelmişti. Ajandanın sayfalarını tutmadığım için başa dönmüş tamda Dejavunun yani Tarık beyin resminin olduğu sayfaya gelip takılmıştı. Demek Dejavu Tarık beydi! Zavallı adam ne hale gelmiş! Kendi kendimi biraz acınası biraz şaşkınlık arası duygularda yüzmekten kurtardığımda birden başımın üstünde bir ampül yanarcasına, bir şey donk etti. Sersemlemiş olarak kendi kendime konuşmaya başladım. "Bir saniye! Bu Dejavu mudur, nedir! Onu ben hayal etmiyor muyum? Yani benim hayal dünyamda olan bir şey değil mi? İyi de, iyi de... Şaşkınlıkla sağ elimin bir kaç parmağını ağzıma alıp tıkıştırırken bir yandan da Tarık beyin resmine bakıyordum. Neden Tarık beyin eski hali benim hayal dünyamda? artık kabul ediyordum bu gün her zamankinden farklı, Yeşim'in beni aramaya buraya gelmesi, benim garip davranışlarım ve sonunda gelip bu odacığa tıkışarak bir ton sırrı açığa çıkarmak ile yüz yüze gelmem! Dejavu bir şeyler biliyor olmalıydı. O hali neydi öyle? Tarık sipahi olduğunu benden önce öğrenmiş olmalı. Nasıl bir saçmalıktı bu böyle? Birden ajanda canımı sıkmıştı. Okuduğum yere kadar olan bölüme ilk baktığım gazete parçasını yerleştirip kapatarak bir kenara koydum. Duvara yaslanıp gözlerimi kapattım ve bir süreliğine rahat bir nefes almak istedim. Bu gün yaşadıklarımı sindirmek ve gözden geçirmek istiyordum. Nasıl bir durumun içindeyim? Ne yapıyorum? Ne yapmalıyım? Yada neden yapmalıyım? Sadece hiçbir şeyden habersiz öylece yaşayıp gitseydim olmaz mıydı? Böyle düşünürken kısık ancak içten bir ses ile irkildim. Tarık bey! Tarık beye bir şey olmuş olmalıydı. Hemen deliklerden birine koyuldum, sarsıla sarsıla bir şey yapıyordu. Aslında fazla incelememe de gerek yoktu. Tarık sipahi hüngür hüngür ağlıyordu. Ağlama sesi yoktu. Haykırma yoktu. Sadece, kendisini sıkmaktan ötürü meydana gelen bir basınç sesi vardı. Yine de içimi yakmıştı. Hiç bir insanı önemsemeyen ben, yabancı bir adamın gözyaşlarına eşlik ediyordum. Durduramıyordum kendimi öyle içten öyle derinden ağlıyordu ki, istediği şey uzayda olsa onu alıp gelecek kadar üzmüştü beni. Kimi bekliyordu? Onu bu hale ne getirmişti? Tarık bey aradan geçen zaman zarfında içini birazcık olsun dökmüş içi açılmıştır diye düşünüyordum ancak gözyaşları dinmemişti. Sürekli elini gözüne götürüp bir şeyler siliyordu. Üzüntü ve çaresizlik ile arkamı dönüp tekrar eski pozisyonumu aldım. İçimdeki dürtü herneyse bu adama yardım etmek istiyordum. Tarık beyin eskisi gibi Dejavu gibi -hayat dolu ve huzurlu- olmasını istiyordum. Göz altlarında gördüğüm morluk, sürekli ağlamasından ve nerede ise hiç uyumamasından kaynaklanıyor olmalıydı. Derince bir nefes alıp ağzımdan verdikten sonra, ajandaya tekrar uzandım ve kaldığım sayfayı açtım. Bu adamın geçmişi her neyse burada bir kaç bilgi olmalıydı. Tüm sayfaları hızlıca geçtim ancak nerdeyse tamamı yazıydı, bayağı uğraşıldığı anlaşılıyordu. Yinede açık açık hiçbir şey yazmıyordu. Gözüm kağıt dolu kutuya değdi. Biraz karıştırdım ancak kayda değer birşey bulamadım. Duvarlar her yer resimlerle doluydu. Yine de hiçbir işe yaramıyorlardı. Çünkü resimlerde Tarık bey ve başı kesik bir kız vardı. Her resim aynıydı. Bu kız her kimse Tarık bey ile arası bayağı kötü olmalıydı. Kutuya yeniden yöneldim. Kağıt dolu tüm kutuyu altından tutarak kaldırıp yere döktüm, böylece kağıttan başka işe yarar ne varsa görebilecektim. Kutunun dibi gözükmüştü. Hiçbir şey yoktu. Son olarak bir kağıt düştü. Altın kaplama gibi gözüken bu kağıt ışıklarla donatılmış gibi parıl parıl parlıyordu. Tam açacağım esnada, " Dur!" dedi birisi. Sesi öyle kesin öyle ikna ediciydi ki anında durdum. Karşımda Dejavu belirmişti. Kaşları çatıktı ve daha önce hiç olmadığı kadar ciddiydi. "Ne oldu Dejavu kardeş?" "Dur Hazal! Önce bir düşün, bu hayatının dönüm noktası olabilir buna hazır hissediyor musun?" diye soru ile cevap verdi. Boş bakışlarla Dejavu'yu süzerken yerden eğilip kağıdı aldı ve bir iki defa sallayıp bu var ya bu dercesine gözümün önüne getirdi. "Bu her şey!" Bir anda sinirlenmiştim. Sesimi yükselterek "Sinirlendirme beni de, düzgünce anlat ne işe yarıyor?" d "Bu kağıt seni Tarık beyin anılarına götürecek olan geçit kapısı. Yalnız tamamı anılarla dolu ve gittikten sonra geri gelebileceğin hakkında bir teminatımız yok." Yine garip şeyler oluyordu. Bir iki defa yutkunup Dejavu'nun dediklerini sindirdikten sonra bana dikkatle bakan Dejavu'ya döndüm. "Geri dönememek derken? Ö,ölümden mi bahsediyorsun?" diye sordum. Kaşlarını kaldırırken bir yandanda aynen öyle dercesine başını bir yukarı bir aşağı sallayıp duruyordu. Hemen sonrasında ikiye katlanmış olan bu kağıdı açtı. "İyi de ,sen açtın!" diye titredim. "Açtım çünkü ben bir hayal ürünüyüm ama sen bu geçmişte kayıtlı bir üyesin ve sen açarsan derhal içine girersin!" dedi. Hem saçmalığından şüphe eder hem de şaşkınlığımdan ötürü yanaklarıma aldığım havayı bir hamlede boşalttım. Dejavu, sanki beni bir şeylerden korurmuşçasına kağıdı alıp bir kenara koyarken bir yandan da benim yanıma oturmuştu. Bir yandan samimiyetle elini omzuma koyarken gözlerimin içine odaklanmıştı. Eski muzipliğinden eser kalmamıştı. Yerinde yeller esiyordu. "Bak Hazal, açıklayamadığım birçok şey var biliyorum, ancak açıklamam için yeterli yetkiye sahip değilim. Çok zor bir durum içinde olduğunun farkındayım, her şey karmaşık ve inanılması güç . Ama lütfen bana güven, bunların hepsi gerçek ve sen bu olayın tam ortasındasın, bir satranç oyununda ki son hamle kadar kıymetli bi o kadar da tehlikelisin! Yapacağın tek bir hata sadece sen değil bir çok insanın hayatına mal olabilir." dedi açıklayıcı bir şekilde. O çok açıklayıcıydı ama ben anlamamıştım. Elimi kaldırıp onun sözünü kesercesine "Dur bir dakika zaten birçok şeyi açıklamıyordun ancak şimdi gerçekten sır gibi bir cümle kurdun. Şimdi baştan alalım ben diğer insanlarda olmayan bir Dejavu türü yaşıyorum. Dejavu geçmişi yeniden yaşamak olduğuna göre buna benzer bir şeyi daha öncede yaşadım" dedim. Konuşurken bir yandanda Dejavu'nun beni tasdik edip etmediğine bakıyor ona göre anlatmaya devam ediyordum. "Ve şimdi geçmişte yarım bırakılmış bir şeyin ana karakteri olduğumu söylüyorsun, o zaman, o zaman !" Bir şeyler anladığımı düşünüyordum ve gözlerim sonuna kadar açılmış kaşlarım ciddiyetle çatılmıştı. İçimin yangısını sızlayan burnumda hissediyordum. "O zaman! O geçmiş her neyse ben ve Tarık beyin arasında, yani yani Tarık beyi... Aman Allahım!" Dejavu anlamamış ve saçma bulmuş bir şekilde üst dudağının bir kısmını havaya kaldırmış, kafasını yana eğmişti. "Hey deli kız! Dur bi saniye, durumu drama bağlama hemen , ne çıkardın sonuç olarak da böyle kafayı yemiş gibi davranıyorsun ?" "Yani Tarık beyi bu hale ben getirmedim mi? Bu sonuç çıkmıyor mu ortaya?" diye sordum. Hayır der gibi kafasını sallarken, sağ elinin işaret parmağını başıma götürdü. Hafifçe bir iki defa vurduktan sonra. "Her şey burada Hazal, her şey! Ben de, geçmişte gelecekte. Lütfen orayı kullan!" Hâlâ başıma vurduğunu hissettiğimi zannederken çoktan kaybolmuştu bile. Bir iki defa kafamı sallayıp kendime gelmeyi denedim ve deliklerden birinden tekrar Tarık beye baktım. Hâlâ aynı pozisyondaydı. Sonra emekleyerek kağıda uzandım sağ sol yaparak iyice inceledim. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu. Ne ön söz, ne fihrist ne de başka bir şey. Tek yapmam gereken cesarete gelip açıp geçmişe gitmekti. Neler olduğunu bilmediğim geçmişe... İki saniye içinde delirdiğimi düşünerek kağıdı bir kenara attım, neden canımı riske atayım ki? Gerçek olduğu hakkında bile emin olmadığım bir şey üstelik. Ayak ayak üstüne atıp kollarımı birbirine bağladım, biraz üşümüştüm. Yanlış mı duyuyordum yoksa ayak sesleri mi geliyordu, yok canım kim gelecek ? Tekrar rahatlama pozisyonunu almıştım ki birden sarsıldım. Tarık bey! Hızla deliklerden birinden baktım yerinde yoktu! Yerinde yoktu! Delicesine ayağa kalktım bir o yana bir bu yana dönerken beynim makine gibi çalışıyordu ancak bulduğu tek aptalca çözüm altın sarısı kağıttı. Hayır hayır en son çözüm, en son çözüm! Korkuyordum bu adamla ne gibi bir geçmişimiz vardı bilmiyordum. Korkuyordum. Paniğe kapılmış olmalıyım, hızla eğilip yerdeki kağıdı aldım, kapı gıcırtı ile açılmaya başlıyordu. Kapının altından ayakları görebiliyordum tek çıkış yolu ise bu kağıt paçasıydı... *** Müthiş bir duygu içindeyim. Sanki, sanki her yer okyanus gibi kokuyor. Gözlerim kapalı. Açmak istemiyorum, zaten açamıyorum da. Ilık ve yumuşak rüzgar tenimi okşarken, kuşların itina ile söyledikleri şarkılarındaki ritimlere eşlik ediyor ayaklarım. Ayaklarım demişken, uzanmış yatıyorum. Yer biraz nemli gibi sanki. Sırtımda hafif ıslaklık hissediyorum ama bu ılık bir sıvı, rahatsız etmekten çok rahatlatıyor. Ellerim göğsümün altına bağlanmış ve birbirine kenetlenmiş halde yatıyorum. Hâlâ gözlerim kapalı. Kirpiklerim hareket ediyor bir de ayaklarım, bunların dışında bütün vücudum uyuşmuş gibi. Ama mutluyum, çok mutlu. Sebebini bilmediğim mutluluk ile coşuyor içim. Dudaklarımda sürekli bir tebessüm hali var, ve sonra bir anda onu hissediyorum. O yumuşacık eli omzumdan başlayarak bileklerime, sonra da elime doğru ilerliyor. Öyle narin dokunuşları var ki tüy kadar hafif, pamuk kadar yumuşak. Elleri ellerime değdiğinde içimde bir kıpırtı oluşuyor. Parmaklarını açarak parmaklarıma geçiriyor. Aslında ben benim, ancak sanki vücûd benim değilmiş gibime geliyor. Kapalı gözlerime değen güneş ışığı mütiş bir duygu oluşturuyor. Bu an hiç bitmesin istiyorum. Bu arada başım! Başım yumuşak bir şeyin üstünde duruyor. Nihayet ellerimi çözüp yavaşça başımın altına götürüyorum. Bu birinin bacağı. Evet birisinin dizinin üstünde başım. Bu diz muhtemelen omzumu okşayan elin sahibine ait. Hiç ama hiç korkmuyorum. İçim huzurla dolu. Ancak gözlerimi açıp baksaydım iyi olurdu diye düşünürken, alnımda bir sıcaklık hissediyorum. Aynı kişi alnıma küçük bir buse kondurduktan sonra saçlarımı okşamaya başlıyor ve eline aldığı birkaç tutam saçımı nazikçe kokluyor. Bunlar öyle itina öyle istekle yapılıyor ki her hareketine kalbim ritim tutuyor. Beni fazlasıyla etkiliyor. Ve yüzümden tebessüm hiç eksilmiyor. Öyle güzel bir duygu içindeydim ki, gerçek olmayacak kadar güzel. Sonra birden hava soğuyor, çok soğuyor! Önce kollarım sonra vücudum garip bir şekilde üşüyor. O kişi kolları ile beni sarmalamasa da üşümeye devam ediyorum. Yer çok soğuk üşüyorum. Çok üşüyorum. Artık beni sarmalayan ellerde çok soğuk. Gözlerimi açmak için zorluyorum olmuyor. Bir defa daha zorluyorum, yine yapamıyorum, üçüncü defasında çok az açılan gözlerim direkt ona gidiyor. Ona, o, ona! Dizinde yattığım kişi Dejavu! Evet Dejavu'nun ta kendisi. Ama bakışları hareketleri Dejavu gibi değil! Sanki beni yıllardır tanıyormuş ve ben, ben onun ... Hâlâ bana tatlı tatlı gülümseyerek bakıyor. O zaman beni öpen, okşayan kişi Dejavu muydu? Üstelik onun dizinde yatmaktayım. Narin ve şefkat dolu sesine uyumlu aşk dolu gözleri ile bana bir şeyler fısıldıyor. "Ben her zaman senin yanındayım." Sonra bir şeyler daha ekliyor ancak sesi öyle kalınlaşıyor ki anlamıyorum. Kalınlaşıyor ve korkunç bir hal alıyor. Etraf kararıyor. Aniden Dejavu'nun görüntüsü siliniyor bir gelip bir gidiyor. Ve yerini Tarık bey alıyor. Onun görüntüsü ile Dejavu birbirine karışıyor. En son Tarık bey oluyor. Ve sonunda yine acı, bıkkınlık ve umutsuzluk dolu bir çift göz kalıyor. Onu, yani Tarık beyi ilk kez böyle yakından görüyorum. Dejavu'nun aynısı. Tabi eğer mor dudaklar, şiş gözler, derin alın çizgileri ve saçı sakalına karışmış bu zavallı halini saymazsak! Şimdi ben ve Tarık bey göz gözeyiz. O da yavaşça ellerini kaldırıyor. Sakince izliyorum. Yukarı kalkan bir elini diğeri izliyor ve iki eli de bana yaklaşıyor. Sonuçta Tarık bey ile Dejavu aynı kişi, aynı şeylerin tekrarlanacağını düşünüp gözlerimi kapatıyorum. Bekliyorum, bekliyorum ve tam olarak boğazımda bir çift el hissediyorum. Hızla gözlerimi açıp baktığımda kıpkırmızı olmuş gözleri ile dişlerini sıkan Tarık beyin beni boğduğunu görüyorum. Nefes alamıyorum. Boğuluyorum. Gözlerimi sonuna kadar açmış gözlerine bakakalmışken yaş dolu gözlerinden bir damlası gözüme damlıyor. Tuzlu sıcak damlanın etkisi ile hızla kapanan gözlerimi tekrar açamıyorum... *** "Hey Hazal! Hazal uyan! Uyansana Hazal!" Bu ses çok tanıdık. Daha fazla beklemeden gözlerimi hızla açtım. Karşımda duran Dejavu merak ve korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Yattığım yerden hemen kalkıp üzerimi düzelttim. Odanın içindeyim ve hâlâ gece. Başım ağrıdığı için sertçe şakaklarımı sıktım. "İyi misin Hazal?" diye soran Dejavu'ya şöyle bir baktım. Benim ile birlikte değil miydi? Gittiğimiz her nereyse o da oradaydı. "İyiyim." diye mırıldandım. Sonra bir anlık Dejavu'nun sıcak elini omzumda hissederken yaşadıklarım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Yine aynı duyguyu hissediyordum. Sanki Dejavu bir insanmış gibi nerdeyse ondan ilgi bekleyecektim. Gözlerine bakıyorum, ellerine bakıyorum aynı, benim hayal dünyamdaki Tarık bey nasıl bu kadar ayrıntılı olabilir ? "Hazal sen iyi misin?" diye yeniden soran Dejavu'ya biraz sert bir şekilde "İyiyim dedim ya! Ne sorup duruyorsun?" diye çıkıştım. Şaşkın ve bir o kadar da üzüntü karışımı bakışları ile karşımda duran bu Dejavu zımpırtısı günden güne daha çok canımı sıkıyordu. "Hem neden soruyorsun sen de benimle geldin ya!" Anlamamış gibi alt dudağını kaldıran Dejavu hışımla savunmaya geçti. "Nereye geldim Hazal?" "İşte anının içindeydik beraber!" Anlatmaya devam edecektim ki beni susturdu. "Anı mı?" Bir saniye ya? Neden hatırlamıyor ki bu çocuk? Anının içindeki o değil miydi? diye kendi kendime düşünmeye başladım. Derin bir nefes alıp açıklama yapmasını yalvarırcasına beklerken Dejavu konuşmaya başladı. "Dur bi dakika Hazal, sen beni mi gördün?" "Evet" "Ama nerede?" "Buldum! Bu bir rüya, Hazal sen Tarık beyin bir rüyasına gitmişsin." Dejavu'nun açıklaması bana yeterli gelmişti. "Doğru ya kağıdı açmadım ki ne anısı? Birkaç dakika önce Tarık bey odaya yaklaştı bende telaşla kağıdı elime aldım, ama saniyede bırakmam bir oldu. Çünkü Tarık beyin dikkatini çeken başka bir şey oldu. O geri dönünce ben de kağıda bir daha el sürmedim." dedim heyecanla. Bulduğu çözümün işe yaradığını görünce biraz mutlu olan Dejavu gözüme çok tatlı gözüküyordu. "Bu durumda düşündüğüm şey olmuş olmalı." dedi gülümseyerek. Dejavu yeni bir şey daha bulmuşçasına elini çenesine götürüp bir iki sıvazlamadan sonra hızla deliklerden birine yönelip Tarık beye baktı o çekilince bende baktım. Tarık bey uyuyordu. "Bu ne anlama geliyor?" diye sordum. "Düşündüğüm şey oldu!" dedi. Korkunç gözlerle bana baktı, sanki başın saolsun der gibi bir hali vardı. Yüzünü acı bir şekilde büzerek "Hazal sen Tarık beyin rüyalarına da gidebiliyorsun! Ve bu senin için biraz olsun iyi bir şey, ancak yine de tehlikeli. Bu senin ile Tarık beyin bedenen olduğu gibi ruhen de uyumlu olduğunuzun kanıtı." dedi. Artık hiçbir şeye imkansız gözüyle bakmıyordum. Her şey olabilir herşey mümkündü! İyi de neden daha önce değil! Neden şimdi? Benim geçmişim çocukluğum i, onca zaman! "Dur bir saniye! Çocukluğum?" diye mırıldanıyorum. Gözlerimi dört açmış karşımda merakla bir iki cümle etmemi bekleyen Dejavu'ya dönüp kekeleyerek zorlukla bir kaç kelime söylüyorum "Dejavu, ben çocukluğumu hatırlamıyorum!" Dejavu ellerini tekrar omzuma koydu. Utanmasam sarılıp ağlayacağım, çünkü çocukluğum demişken anında algıladığım başka şeyler var. Annem, babam, ailem kardeşlerim kısaca tüm geçmiş hayatım hakkında tek kelime hatırlamıyordum. Bunu neden daha önce hiç düşünmedim? Kendimi deli gibi zorluyorum ancak hatırladığım tek şey Yeşim ile üniversite için ev ararken karşılaşmamız, onunla olan zamanım, okul arkadaşlarım, Dejavu ve tarık bey! Bir an kendimi çok yalnız hissettim. İçim yanıyordu. Hıçkırarak Dejavu'ya sarıldım. Bir an büyük bir boşluk ile ağlamaya başladım. "Doğru söyle ben hafızamı mı yitirdim? Bana oyun mu oynuyorsunuz? Ne olur bırakın oyunu çok korkuyorum artık!" Hıçkırıklarım göz yaşlarıma karışırken bir şeyi fark ettim. Aslında Dejavu'nun içinden geçebiliyordum ancak şimdi iki koluyla beni sarmalamış ve sımsıkı sarmıştı. Galiba ilk içinden geçtiğim sırada beni ikna etmeye çalışıyordu. Şimdi ise teselli. Loş ışıkta da olsa gözlerinde parlayan akmamış yaşları görüyordum. Bu geçmiş her neyse Tarık bey ile aramda ve çok derindi. Yalnız Tarık bey beni rüyasında boğuyordu. Tarık beyden korkuyordum! Onun karşısına çıkma cesaretim yoktu. Uzun bir müddet ağladıktan sonra Dejavu ile yanyana yere oturup ayaklarımızı uzattık. Elimde altın renkli zarf vardı. Sallayıp duruyordum. Daldığım düşünce havuzundan Tarık beyin gerneşme sesleri uyandırdı. Deliklerden birinden baktım. Sadece boynunu hareket ettiriyordu ama inleme gibi sesler çıkarıyordu. Bakmam bitince tekrar eski pozisyonumu aldım ancak yanımdaki Dejavunun garip hali dikkatimi çekti. Bu çocuk kendisinin Tarık bey olduğunu öğrendi öğreneli garipleşti. Zarfı önünde sallayarak "Hey dejavu kardeş!" dedim tehditkar bir sesle. Sanki daldığı bir şeyden uyanırcasına titredi. "Ne oldu iyi misin?" diye sordum. Tepkisizce "Bir şey yok düşünüyorum." diye cevap verdi. Hem şaşkınlık hem de biraz muzipçe "Ya çok garip ya, sen bir hayal ürünüsün. Neyi nasıl düşünüyorsun?" diye sordum. Ancak bunun sırası değilmişçesine alt dudağını ısırarak beni eleştiri yağmuruna tutmaya hazırlandı. "Ya sen nasıl bir kızsın ve neden sen? Hayır bir amca olsaydı ya da bir çocuk! Neden sen? Neden senin Dejavu meleğin olmak zorundayım? Nasıl bir geçmişin var böyle işin içinden çıkamıyoruz. Ayrıca ben Tarık'sam ve o bu haldeyse benimde öyle olmam gerekmez mi mantık olarak?" Bir sürü şey söylüyordu ve ben hiçbir şey anlamıyordum. "Yani rol mü yapıyorsun?" diye sordum. O da bana soru ile cevap verdi "Ne rolü Hazal?" Daha fazla katlanamayarak "Hey! Kendin ol Dejavu kardeş! Senin nasıl çılgın biri olduğunu biliyorum. Tarık bey görünümlü olsan da sen Dejavu'sun!" dedim. Sanki Dejavu'nun ne demek olduğunu çok bilirmişçesine ona akıl veriyordum. Dejavu iyice köpürdü. Sanki ona sen adam değilsin deli deli ortalarda dolaş demişim gibi davranıyordu. Niye böyle alındı ki? Bana daha fazla katlanamıyormuş gibi gözlerini devirerek burun kıvırdı. Hızla ayağa kalkıp gitmeye hazırlanırken, birden durup tekrar bana döndü. "Bu arada rüyada benimde olduğumu söylemiştin öyle değil mi? Ne yapıyordum?" diye sordu . Sanki bir açığımı söylemiş gibi gözlerim sonuna kadar açılmış, vücudum titremeye başlamıştı. Yüzümde bir kızarıklığın olduğunu yanan yanaklarımdan hissedebiliyordum. Saçma bir şekilde utanmıştım ama kimden? Kendi hayal ürünüm olan şu zımbırtıdan mı? Sonra birden kafamın içinde ağır bir ses yankılandı. "Seni duyabiliyorum!" Gitmekten vazgeçmiş halde bana doğru iyice eğilmişti ve beni sıkıştırıyordu. "Söyle! Beni nasıl gördün? Hazal söyle! Söyle! Söylesene!" Kaçacak bir yerde yok ki? Ne diyecektim ona dizinde yatıyordum ve... Anında tekrar başımın içinde sesi yankılandı. "Ne! Seni dizime mi yatırdım? Aman allahım çıldırmış olmalıyım!" diye çığlık attı. Daha fazla katlanamayacaktım benimle aynı duyguları hissetmediği kesindi. "Ah tamam Gidebilirsin artık yeni bir şey olunca gelirsin, zaten hiçte bir şey yapmadın? Ha bir dahaki sefere ellerine dikkat et!" diye sitemkar bir üslupla cümleleri sıraladım. Altta kalmayan Dejavu "Sen de bir daha salya sümük ağlama! Sümüklü Hazal!" dedi. Bu sözleri nedense beni güldürmüştü, eski Dejavu geri gelmiş ve en azından etrafımda hayat dolu hayal ürünü de olsa biri vardı. Zira Tarık bey ve sonunda ben, tüm hayattan elimi eteğimi kesmiş durumdaydım. Dejavu'ya gülerken kapıya birinin vurmaya başladığını duydum. Deliklerden bakarken Tarık beyin açtığı kapıdan bir teyze girdi. Elinde bir tabak ve bir kaç dilim ekmek vardı. Tarık bey mırıltıyı andıran bir ses tonuyla teşekkür ettikten sonra tabağı alıp tekrar eski yerine döndü. Ama kapıyı kapatmamıştı zaten teyze de gitmemişti. Tarık beyin biraz olsun iyi davrandığı bu teyze Tarık beye acınası gözlerle bakıyor ve bir şeyler mırıldanıyordu sanırım onun için dua ediyordu. Sonunda teyze gitmişti. Tam gözlerimi kapıdan çekecektim ki içeri başka biri daha girdi. Bu adam, Tarık beyden daha yaşlı daha çökmüş ve daha zavallı gözüken bir adamdı. Buruşmuş elleri ile bir kaç defa kapıya vurdu ve Tarık bey sanki yıldırım hızıyla yürüyerek geldi. Elinde ki tabak ve ekmekleri o adama verdi. Aslında kendisi de ağzına tek lokma koymamıştı. Yaşlı adam Tarık beyin başını okşayarak bir şeyler söyledi, söylenenleri duymak için kulağımı yasladım. "Gelecek, gelecek, gelecek..." dedi üç defa. Tek söylediği buydu, sonra birden Tarık bey sarsılmaya başladı, ağladığı belliydi. O da bir şeyler fısıldadı. "Öldü, o öldü!" Tarık bey ağlıyor yaşlı adam da hep aynı şeyleri söylüyordu. Her gece böyle mi oluyordu? Daha fazla izleyemedim arkamı dönerek yaşla dolu gözlerim ile zarfa bakmaya çalıştım. Bu Hazal Samyeli denilen kişi bendim, artık bunu anlamıştım. Mechül bir geçmişim garip bir geleceğim, saçma bir halim vardı. Ben kimdim? Gözlerimden akan yaş yanaklarıma kadar süzülmüş, burnum acı ile sızlıyordu. Gözlerimi sonuna kadar açmıştım. Artık dayanamıyor bir çıkış yolu istiyordum. Ve sağ elim ile tuttuğum zarfı açtım. Kalbim heyecandan hızla atmaya devam ederken Tarık beyin hıçkırıkları kulaklarımda yankılanıyordu. Açılan zarftan büyük bir ışık çıktı, ve tüm vücuduma yayıldı. Işık öylesine yoğundu ki tüm odayı doldurmuştu. Bu ışığı sadece benim gördüğüme yemin edebilirdim. Çünkü dışarıdan hiç bir tepki olmuyordu. Bütün hücrelerim ışığı süzüyormuşçasına tüm bedenim ışık içinde kalmıştı. Zarf yok oldu, elimi kaldırdım ve elimdeki ışık içinde gözlerimi kapattım gidiyordum, gidiyorum. Tarık bey ve benim olan geçmişe gidiyorum...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD