14. BÖLÜM

3268 Words
Kursak diye bir yer var; sevdiklerim, umutlarım, hayallerim, rüyalarım, mutluluklarım ve sanki her şeyim orada kaldı... Yoona gözlerini dört açmış bana bakarken, Dejan kapıyı açmıştı bile. Korku ile Yoona'ya yaklaştım. Bu arada Yoona'da Dejanın açtığı kapıyı büyük bir hızla yeniden yüzüne kapattı. Kapı Dejanın yüzüne büyük bir hızla çarptı ve sanırım yere düştü. Acele ile arabaya binen Yoona benim de binmem için işaret yaptı. Saniyeler içinde arabaya binmiştim ama Dejan yeniden kapıyı açmıştı. Elinde bulunan silah ile üç el ateş etti. Yoona kendini düşünmeden benim başıma baskı uygulayarak yere indirdi. Üç kurşundan birisi Yoona'nın kolunu sıyırmıştı. Akan kanın damlaları yere kadar uzanınca, elimle kolunu sıkıştırdım. Kanamanın durması için hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Yoona'nın bunu düşünecek halinin olmadığını gördüm zira sadece arabayı sürmekle meşguldü. Dejan arkamızdan ne kadar bağırsa da Yoona beni kurtarmıştı. Nefes nefese bir kapışmadan hemen sonra kendimizi Mostar köprüsüne atmıştık. Gecenin zifiri karanlığında, sadece yıldızların ışık yaydığı bir zamanda gelinecek en akıllı yer burasıydı. Yoona yarasını tedavi ederken, aklıma Tarık geldi. Beni o halde görmüştü. Şimdi korkudan ne yapacağını bilemez halde olmalıydı. Yoona'ya "Gitmem lazım." dedim. Şaşkınca "Neden?" diye sordu. Aslında anlaması gerekiyordu beni öylece çekip götürürken Tarık'ın şimdi ne halde olduğunu tahmin etmesi gerekiyordu ama o yinede bana neden diye sormuştu. Yoksa benim anlamam gereken bir şey mi vardı? "Sevgili Dece!" dedi Yoona. "Biliyorum Tarık için çok endişeleniyorsun, onu çok önemsiyorsun ama unutma geçmişi değiştiremezsin! Sen şu anda istediğin bir şey için Dece oldun ve unuttuğun geçmişini hatırlamak için buradasın. Ve sen hatırlarken geçmiş ne ise devam edecektir. Değişmeden ve değiştirilmeden!" Çatılan kaşlarım ile ciddi bir şekilde dinlediğim Yoona'ya bakarken onu tasdiklercesine başımı salladım. Sanırım Yoona'nın ne demek istediğini anlamıştım. Bana boşuna Tarık için endişelenme! Sen bu olayı geçmişte yaşadın ve şimdi geçmişte ne olduysa o olacak diyordu. Aldığım nefesi kısık kısık verirken ben de Yoona gibi sırtımı köprüye yasladım. Ellerimi önüme bağlarken, karanlıkta parmaklarımı inceledim ve derin bir nefes alarak "Babamla arandaki bağ ne? Yoksa Dejavu yaşayacağın kişi benim babam mı?" diye sordum. Yoona yaptığı işi aniden bırakarak sessizce kalakaldı. Acı bir şekilde gülümseyerek "Demek doğru!" dedim. Bir nefes daha alarak "Onu daha hiç görmedim." diye mırıldandım. Yoona da derin bir nefes alarak "Özür dilerim." dedi. Hızla Yoonaya dönerek "Neden özür diliyorsun? Lütfen kendini suçlu hissetme." dedim. İstemesem de oluyordu. Gözlerim beni dinlemiyor yaşlarımı damla damla boşaltıyorlardı. Ağlamamak için alt dudağımı ısırıyordum. "Babam!" dedim. "Babam, sevdiğin biri miydi?" Yoona sıkıntılı bir şekilde aldığı nefesi geri verirken "Üzgünüm ama hayır!" dedi. "Mahir Samyeli'nin senin baban olacağı aklıma hiç gelmedi. Eğer önceden bilseydim işler farklı olur muydu bilmiyorum ama Hazal, bazı insanlar ölümü hak edecek kadar kötüdür. Senin baban hayatında birçok hata yaptı ve bunu söylemek istemiyorum ama ..." Kısa ve keyifsiz bir kahkaha atarak "Ah! Tuhaf olacak ama onun neye benzediğini merak ediyorum." dedim. Yoona da gülümseyerek "Sanırım birazcık senin için anlatabilirim." dedi. Yoona'nın üzerimdeki gözlerini hissedebiliyordum. İkimizde şimdi köprüye önümüzü dönmüş , dirseklerimizi yaslayarak yıldızlara bakıyorduk. Yoona sırf benim için zorunlulukla anlatmaya başlamıştı. "Babanın açık kahverengi gözleri var ve upuzun boyu var. Buna zıt olarak kapkara bir kalbi var. Ama sana karşı değil! Belki de hep senin için çalıştı ve kötü işlere bulaştı diyebiliriz. Yine de aç kalsanızda keşke o böyle şeyler yapmasaydı." Başını öne eğen Yoona "Üzgünüm daha fazla yapamayacağım, baban gerçekten benim için çok kara bir kimlik." dedi. Nefes alırken gözlerimi daha çok açıp gözyaşlarımı yere düşürürken "Olsun çok teşekkür ederim, önümde şekillendi. Bunun için minnettarım." dedim. Şimdi en azından rüyalarımda yüzü soluk kişi yerine, güzel bir silüet görebilirdim. Yoona başımı okşayarak "Sen gerçekten çok iyi bir kızsın." dedi. O öyle deyince aklıma birşey geldi. Eğer babam şimdi bu sene yani 2010 da ölecekse gelecekte bana para gönderen ve babam olarak bildiğim kişi kimdi? Ailem olan kişi kimdi? Gelecekte bana bakan kişiler kimdi? Düşüncelere daldığımda Yoona'ya bir soru daha sordum. "Peki babamla geçmişte neler yaşadın? Normalde Dejavu yaşayan kişiler sevdikleri kişi için yapıyorlar bunu sen de babamı sevmediğine göre." Elleri titreyen Yoona derin bir nefes alarak gözlerini kıstı ve "Ben bir mülteciydim aslında. Endonezya asıllıyım ama annem ölünce beni Filipinli bir aile evlatlık edinmiş. İsmimi de onlar vermiş. Mutlu bir hayatım vardı. Ta ki Filipinli üvey babam beni satana kadar. O gün anneme çok yalvarmıştım ama o da babam ile aynı şeyi düşünüyordu. Ölüm benim için kaçınılmazken, kaçarak Bosna'ya geldim. Bir mülteci olarak yaşadığım dönemlerde baban bana yardım etti. Ve evlenmeye karar verdik." Son cümlesinden sonra gözlerimi dört açarak Yoona'ya baktım. "Biliyorum çok farklı bir durum ve senin için çok abes. O zamanlar senin varlığından habersizdim ve annenin. Zaten Mahir ile normal bir evlilik hayatımız olmadı. Onunla evlenir evlenmez beni büyük bir genel eve getirdi. İçeride yüzlerce Boşnak kız vardı. Savaştan sonra zorla sırplardan olan kızlarını istemeyen Boşnak kadınlar kızlarını sokağa atmıştı onlarda çaresizce bir lokma ekmek parasına kendilerini bu eve atmışlardı. Hazal o manzarayı sen görseydin eminim ağlamaktan kendini öldürebilirdin. Ve ben orada birçok sene kaldım. Hatta dejavusu yapılan melisanın annesi ile beraberdik. O kadın da çok acılar çekti. Ve tüm bunların tek sorumlusu savaş Hazal! Şimdilerde ikinci bir savaşın çıkacağı söyleniyor. Boşnaklar daha ilk savaşın etkisini üzerlerinden atamadı ikinciyi hiç kaldıramazlar." dedi. Bir noktaya odaklanmış Yoona'nın anlattıklarını düşünürken "Demek babamın ismi o yüzden orada yazıyordu yani Melisa'nın annesini kurtarmaya gittiğim genel evin kapısında." dedim. Yoona evet anlamında başını sallarken "Yine de senin için fazla endişelenmiyorum çünkü etrafında seni seven birçok insan var." dedi. Anlamamışça yüzüne bakarken "Yeşim." dedi. "Yeşim seni çok seviyor." Tiksinmiş bir şekilde yüzümü ekşiltirken Yoona'yı dinlemeye devam ettim. "Lunapark olayında Dejan seni bir an önce öldürmeyi planlamıştı ama Yeşim onu durdurarak bu işi kendisinin yapacağını söyledi. Bende oradaydım, zaten seni öldürmek gibi bir planı yoktu o kadar çok acı çekiyordu ki, eğer ölecek olursan seninle beraber ölmeyi planlıyordu. " Şaşkınca Yoona'ya bakarken "Tüm bunlar Dejan'ın işi mi ?" diye sordum. Evet anlamında başını sallayan Yoona "İntikam için Mahir Samyeli'nin kızını öldürme fikrini bana veren de o, nereden bilebilirdim o kızın sen olduğunu?" İflas etmişçesine kısık bir gülümseme yerleştirdiğim dudaklarımı yeniden toplarken. Yoona'yı inceldim. Bilek kemikleri ve kaburgaları sayılır haldeydi. O kadar zayıftı ki, yorgun bakan bir çift göz ve tıpkı Melisa'nın annesinde olan örselenmiş dudakları vardı. Yanaklarındaki morlukları çözememiştim ama onun gibi acı bir hayatı olan bir kişi için açıklanması çok zor olmayan bir durum olurdu herhalde. Yeniden başımı önüme eğdiğimde Yoona "Çok zavallı gözüküyorum değil mi?" diye serzenişe geçti. Aksi bir şey söylememe fırsat vermeden "Farklı bir şey söylemene gerek yok, öyle olduğumu biliyorum. Açıkçası yeniden hayata geldiğimde hayatımı nasıl sürdüreceğimi de bilmiyorum. Ama herhalde eğer daha ömrüm varsa bir şekilde yaşarım değil mi?" Başına gelen tüm kötülüklere rağmen, hayata gülümsemeye devam eden bu insana umut dolu gözlerimle baktım. Demek ki insanoğlu o kadar güçlü yaratılıyordu ki, başka bir insanın onu alt etmesi imkansızdı. Ne olursa olsun bir şekilde kardelen gibi kışın en soğuk gününde karın altından çıkıyor, lotus çiçeği gibi en kirli suları arındırıyordu. Ben bunları düşünürken Yoona bir soru sordu. "Sahi sen nasıl Dece oldun?" Gözlerimi dört açarak baktım, ben deceliği kabul ederken Yoona da oradaydı ama şimdi nedenini soruyordu. Omuzlarımı kaldırarak "Bilmiyorum." dedim. "Birden kendimi bu işin içinde buldum, gelecekte bir gün yolda giderken Tarık'ı gördüm o ve onun o zavallı hali çok acayibime gitti. Bir şekilde onu takibe başladım ve onun yanında geçirdiğim bir müddet sonrasında bu olaylar olmaya başladı." Yoona alt dudağını kaldırarak "Sen ve Tarık arasında görünmeyen bir bağ olsa gerek." dedi. Onu tasdiklercesine başımı salladım. Eminim Yoona da benim kadar merak ediyordu. Geçmişin sonunda ve gelecekte neler olduğunu. "Her şey tamam da..." dedim derin nefes alırken. "Her şey tamam da ben Bosna Hersek'e neden geldim? Okumak için neden burayı seçtim? Tarık'ı tanımadan önce yani!" Aniden titreyen Yoona "Bilmiyor musun?" dedi. Şaşkınlığı gözlerinden anlaşılan Yoona büyük bir dikkatle bana bakıyordu. "Yoo Hazal buraya sadece üniversite için gelmedin." dedi. Aldığım nefesi hızla verirken, istemsizce göz kapaklarım titreşti. Nemlenen gözlerime yapışan kirpiklerim gittikçe ağırlaşıyordu. Kursağımda biriken korku ile "Peki ne için?" diye sordum. Evet sordum çünkü, ben hariç benim geçmişimi herkes biliyordu. Ben hariç herkes benim için endişeleniyor, benim için korkuyor, benim için üzülüyordu. Yoona'nın iki dudağının arasından çıkacak olan kelimeleri beklerken kalbimin teklediğini hissettim. "Annen için geldin!" Yoona'nın cümlesi kulaklarımda yankılanırken, ayaklarım geri geri gidiyordu. Titremeye başlamıştım. Bu duygu çok farklı bir duyguydu. Babamın varlığını hissettiğimde aynı şeyi yaşamamıştım. Şimdi çok farklı bir duygu içerisindeydim. Aitlik, şefkat ve özlem. Titrek sesimle "Annemi tanıyor musun?" diye sordum. Kesin bir şekilde, olumlu anlamda başını sallayan Yoona, beklediğim cevabı vermişti. Birden yüreğimde büyük bir mutluluk doğmuştu tıpkı, güneşin üzerimize doğurduğu gibi. Saat altıya gelirken, güneşin kısık ışıkları içimizi ısıtmaya yetmişti. "Seni ona götüreyim mi? " diye soran Yoona'nın ellerine sıkıca sarıldım. Kocaman açtığım gözlerim ile ona bakarken, sevinçten dört köşe olan yüreğim yerinden çıkmaya çalışıyor gibiydi. Önden giden Yoona "Vaktimiz yok, benim dejavum gerçekleşmeden görüştürmeliyim sizi, yoksa belki bir daha görüşemeyiz." dedi. Hızlı adımlarla önümde ilerleyen Yoona'yı takip ederken, küçük bir kız gibi sektiğimi hissettim. Bu duygu her neyse, tıpkı şey gibiydi. Imm, bahar! Evet tıpkı bahar gibiydi. Soğukta donan kalbimin yeniden canlanmasını sağlayan, yeşil ve mis gibi kokan bir bahar. *** Yoona ile arabaya bineli çok olmamıştı ama şimdiden sabırsızlığım başlamıştı. Acaba annem nasıldı? Babam gibi kahverengi gözlü mü? Yoksa benim gibi mavi gözlü müydü?. Yollardaki işaretler ve ağaçlar hızlı hızlı geçerken sabırsızlığım bin kat daha artıyordu. Bu heyecanımın arasında saatin erkenliğini farkettim, Yoona'ya eğilerek "Ziyaret için erken bir saat değil mi?" diye sordum. Kısıkça gülümseyen Yoona "Bir anne için evladının gelmesinin vakti yoktur, eminim annen içinde öyledir." dedi. Onun gülümsemesi ile ben de gülümsedim ve derinden bir nefes aldım. Pijamalarım vardı üstümde, ne garip bir gündü bugün. Hatta garipliği geceden başlamıştı. Hala kalbim hızlı hızlı atıyordu. Söylemek bir sır olmasa, anneme Dece olduğumu da söylemek isterdim. Tarık'ı ve birçok şeyi daha. Yaklaşık bir saat sonra arabayı durduran Yoona aşağı indi. Ben de onu takip ettim ve arkasından yürüdüm. Yoona eğilerek yerden bir demet çiçek kopardı bana uzatarak "Ona eli boş gelmek istemezsin değil mi?" diye sordu. Sevinçle gülümseyerek Yoona'nın elindeki çiçekleri aldım ve saçlarımı düzelttim. Boğazımı temizleyerek ilk önce içinde bulunduğum durumu neresinden anlatmaya başlayacağımı düşündüm. Boş bir arazinin olduğu yere geldiğimizde Yoona durdu. Etrafı inceleyip, nefesimi düzene sokmaya çalışırken heyecanla "Nerde? Annem nerde?" diye sordum ve Yoona'nın işaret parmağının olduğu hizayı takip ettim. İşaret parmağının gösterdiği hiza, yerden biraz yüksekçe başına küçük bir kaya parçası yerleştirilmiş tümsekten başkası değildi. Önce gözlerim tepki verdi bu yere, gözlerimdeki umut ışığı sönüverdi birden. Sonra devreye dudaklarım girdi. Gülümseyen ve heyacandan titreyen dudaklarım soluklaşmaya ve normal hallerini almaya başladı. Sonra ellerim verdi. Elimdeki onlarca papatya yere saçıldı ve en son dizlerim verdi. Sanki o yere aitmişçesine yere kapaklanan dizlerim kendileri ile birlikte beni de sürüklerdiler yanlarında. Tamamen yere düştüğümde ise, tatlı bir koku yayıldı etrafa. Bu, yerin altında olan annemin mis gibi cennet kokusuydu. Bu, annemin mezarında biten papatyaların kokusuydu. Bu, annemin kokusuydu. Annem! Benim bir tanecik annem! *** Tatlıca esen rüzgar, ellerimden düşen papatyaları annemin mezarının üzerine sürüklerken, yanağımda sıcak bir dokunuş hissettim. Rüzgar sanki beni okşayıp geçmişti. Ellerimdeki papatyayı sahibine gönderircesine esen bu rüzgar, kalbimi de ısıtmıştı. Saçlarım da aynı yere sürüklenirken bu tatlı havanın beni çağırdığını düşündüm. Dünyada anne gibisi yok derlerdi de inanmazdım. Onun kokusu bile yetiyormuş meğerse. Sahi ben hiç anne kokusu duymuş muydum? Sürüne sürüne annemin mezarına kadar geldim. Tükenmiş olan vücudum ile ilerlemek zor geliyordu. Gözlerimden akan yaşlar bitmiş olacak ki ağlamama rağmen tek bir yaş bile akmıyordu. Kim bilir annemin nasıl bir hikayesi vardı? Ya da gelecekteki ben, tam olarak nasıl biriydim? Annesi ve babası olmadan gururla yaşayan bir Hazal samyeli! Hiç akla mantığa sığmıyordu. Kendimden şüphelenmeye başlamıştım. İsmimin Hazal olduğundan bile şüphe etmeli miydim? Beni böyle savunmasız bırakıp nereye gittin anne? Ellerim annemin bedeni ile bütünleşen toprakta geziniyordu. Sanki saçlarını okşayıp, yanağına dokunuyormuşum gibiydi. İsmi bile bulunmayan bir mezar taşı ile yapayalnız yatıyordu. Bu zamana kadar kimsenin onu arayıp sormaya gelmediği o kadar açıktı ki. Kim soracaktı ki kızı bile bilmezken. Mezarındaki taşları temizlerken arkamı dönmeden Yoona'dan annemi anlatmasını rica ettim. Derin bir nefes alan Yoona "Anneni Mahir ile tanıştıktan çok sonra öğrendim." dedi. "Eğer bilseydim hiç onunla görüşmezdim zaten. Mahir o zamanlar yani ilk tanıştığımız, sanırım seninde daha bir bebek olduğun zamanlarda çok kötü birisi değildi. Bana yardım bile etmişti. Sonra ne oldu ise Mahir çığrından çıktı. Beni genel eve sattı, kendi bu işlerle ilgilenmeye başladı ve anneni de buna zorladı. Bosna'dan yaptığı baskı Türkiye'deki anneni zora sokmuştu çünkü ortadaki mesele sen olmuştun. Eğer annen gelmezse baban seni alacaktı." Hem şaşkınlık hem korku ile "Babam neden böyle bir şey yaptı?" diye sordum. Sorumu sorar sormaz da arkamı döndüm. Yoona tahminimce ağlıyordu çünkü gözleri kızarmıştı. Gözlerim gözlerine takılmış iken "Neden ağladın ne oldu?" diye sordum. Soruyu sormam ile birlikte ayaklarıma kapandı. "Yalvarırım benim dejavumu yap! İsteyerek yapmadım! İsteyerek olmadı, beni öldürecekti!" diye kekelemeye başladı. Yoona'nın yalvarmalarından hiçbir şey anlamamıştım. Kollarından tutarak onu kaldırdım. "Lütfen ne olduğunu anlat. Geçmiş geride kaldı lütfen anlat." dedim yalvarırcasına. Korku ile bana bakan zayıf kadına acımıştım birden. Şakaklarına düşen aklar ile yaşından anladım ki, eğer yaşasaydı annemde böyle olurdu. Birden onun gözlerinde kendi annemi gördüm . Yoona'yı duymuştum fakat,tepki veremiyordum. Ağlamasına devam eden Yoona, anlatmasına da devam etti. "Annen seni babandan kurtarmak için Türkiye'de bir yetimhaneye verdi. Bunu baban dahil kimse bilmediği için seni bulamadı. Baban hep bir kızı olduğunu bilirdi ama seni hiç görmedi. Annen babanın korkusu ile Bosna'ya geldiğinde benden yardım istedi, kaçmak için babanı polise teslim etmek için. Elimize büyük bir şans geçtiği zamanda annene yardım etmedim, onu öylece yapayalnız bıraktım. Arkamı dönüp gittim. Neden yaptım bilmiyorum ama sanırım kıskanmıştım onu. O çok güzeldi ve Mahir onu çok seviyordu. Mahir'in ona olan ilgisini kıskandım. İşimi bitirip, birkaç saat sonra geldiğimde annenin yerde bulunan cesedini gördüm. Eğer annene yardım etseydim belki de şimdi hayatta olacaktı." Yaşla dolu olan gözlerimle son bir soru soruyorum "Annem intihar mı etti yoksa?" Benim kadar yaş akıtan yoona gözlerini kısarak "Bilmiyorum" dedi sessizce. Canım yanıyordu. Sinirlerim bozuluyor ve üzüntü tüm bedenini sarıyordu. Ellerimde olan Yoonanın ellerini büyük bir kuvvetle attım. Sanki bana dayanmış ve tüm gücünü bana vermiş gibi gözüken kadın benim hareketim ile yere kapaklandı. Ama beni bırakmadı. Ve ayaklarıma yapışarak "Yoo! Yapamam! Yalvarırım kızım! Gözlerin tıpkı annen gibi. O da ölmeden önce bana böyle bakmıştı. Tamam istersen dejavumu yapma ama ne olur beni affet! Ömrümde o kadar acı çektim, o kadar çok hayat dayağı yedim ki hiçbiri annenin o son bakışları kadar kuvvetli değildi. Canım çok yanıyor. Ne olur affet beni, annenin huzurunda affet beni." diye yalvardı. Çenem titreye titreye ağlıyordum. Ayaklarımı kurtarmak istiyordum ama bırakmıyordu. Yerde bir iskelet gibi bir deri bir kemik kalmış kadına bakarken yüreğim burkuldu ama annem gözümün önünde canlanınca nefretim kabarıyordu. Üst dudağımın titremesi ile dişlerimi sıkmaya başladım. Son bir kuvvet ile Yoonayı ayaklarımdan uzaklaştırıp yürümeye başladım. Daha fazla arkamdan gelmemişti ama uzun bir süre yerde hıçkırarak ağladığını işittim. Çok uzaklara gittiğimde bile sesini duyuyordum. Pişman, üzgün, bitkin ve yorgun. Peki ya ben? Ben nasıl hissetmeliydim? *** Yoona'dan epeyce uzaklaşınca bir kaya parçasının üzerine oturdum. Dizlerim titriyordu. Küçük bir kız gibi ağlamak ve rahatlamak istiyordum ama ben ağladıkça daha çok derdim çıkıyordu ortaya. Geçmişimin ağırlığında eziliyor, sürekli ortaya çıkan sırlarımın üstünde kayıp yere düşüyordum. Ne zaman biri elimden tutup kaldıracaktı? Şimdi Tarık'tan da çok uzakta yapayalnız hissediyordum. Alt dudağımı iyice ısırıp gözyaşlarıma mani olmaya çalıştığım zamanda omzumda bir el hissettim. Ve hızla arakama döndüm. Bu elin sahibi belki de benim hikayemdeki en önemli kişiydi. Belki o kişi benim ta kendim ama o kişi benim için çok değerliydi . Bu kişi Dejavu'dan başka kim olabilirdi? Gözleri dolmuş ve üzgün bir halde karşımda duruyordu. Isırdığım dudağı daha çok ısırıp daha çok gözyaşı akıtarak "Çok ağırlaştı." dedim. Gözlerine dolan yaş yere düşerken , evet anlamında başını sallayan Dejavu, başımı okşamaya başladı. Ağlamaya devam ediyordum. "Biliyor musun ben öksüzmüşüm. Ayrıca yetimhanede büyümüşüm." dedim hıçkırarak. Hıçkırıklarım hızlanırken konuşma yetimi kaybediyordum. Sitemim ne öksüz olmama nede yetimhanede büyümümeydi. Benim sitemim kendime ve sırlarla dolu olan hikayemeydi. Başımı Dejavu'nun omzuna yaslarken gözlerimi kapattım. Sadece bir saniyeliğine dünya daha güzel bir yer olsun istiyordum. Sadece bir saniyeliğine hayatım daha normal olsun istiyordum. Sadece bir saniyeliğine annemi, sadece bir saniyeliğine çocukluğumu istiyordum. Sadece bir saniyeliğine ... *** Kendime gelir gelmez başımı Dejavu'dan ayırıp saate baktım. Ve "Yoona'nın dejavusu ne zaman?" diye sordum tellaşla. Kaşlarını çatan Dejavu "Bir saat sonra ne oldu ki? diye sordu. Alelacele ayağa kalkarak "Dejavusu olmadan önce Mahir samyeli ile görüşmeliyim!" dedim. Şaşkınca yüzüme bakan Dejavu "Yetişemezsin!" dedi ciddiyetle. "Yetişirim tabii eğer.." diye kekeledim. Anlamamışça yüzüme bakan Dejavu'nun elinden tutarak kaldırdım. "Beni Mahir Samyeliye götür." yalvarırcasına Dejavu'ya bakıyordum, hiç böyle bir istekte bulunmamıştım daha önce fakat Dejavu bana çok ısrar ettirmeden kabul etti ve ikimizi birden Mahir Samyeli'nin binasına kadar getirdi. Bir hayaldi! Dejavu rüya gibi bir şeydi! Gözümün önünde açılan ışık geçitinden ışınlanarak geçmiştik. Bu zaman boyunca böyle bir geçişi ilk defa yaşamıştım. Çok garipti! Sözde babamın bulunduğu genel eve geldim. Tam kapının önünde öylece bakarken badigart gibi kapıya dikilmiş iki kişi bana kötü kötü bakıyorlardı. Onlara doğru ilerlediğimde ise beni sorguya aldılar ancak onları dinleyecek vaktim yoktu. Aralarından sıvışmalıydım. Benim aralarına girmem ile ikisi birden yere düşdü. Nasıl olduğunu anlamamıştım bu yüzden arkama baktım ve omuzları ile alt dudağını kaldırarak masum ve hiçbir şey bilmiyormuş gibi bana bakmakta olan Dejavu'yu gördüm. Gülümseyerek gözlerinin içine baktı ve yürümeye devam ettim. Yine birçok adamın olduğu koridora gelmiştik. Hepside Kocaman vücutlu ve uzun boylulardı. Hiçbirine dokunmadan hepsi görünmez bir el tarafından yere seriliyordu. Sadece ben ve dejavu üyelerinin gördüğü bu kişiye, yani Dejavu'ya tekrar tekrar teşekkür ediyordum. İlk önce yapmam gereken şeyi düşününce hemen gözüme kapılar geldi. Kapılar ve üzerinde bulunan kartlar. Her kapının üstünde saat ve isim yazıyordu. Kartı çekince kapı açılıyor. Demek ki bu kartlar bir çeşit anahtar gibiydi. Sıradan bir kapının önüne gelerek kartı çektim. Sonuna kadar açılan kapıdan bir müddet hiç ses çıkmadı. Sonra bir kadın ürkekçe başını çıkardı. Karşısında beni görünce korku ile içeri kaçtı. Hızla içeri girerek kadına yaklaştım "Teyze dışarı çık!" dedim nazikçe. Hayatında ilk kez duyduğu bir kelime gibi bakan kadın "Ne dedin sen? Yeni misin? Eğer bu odadan bir adım atarsam başkan bizi öldürür." dedi korku ile. Elleri titreyen kadının ellerini tutarak kulağına fısıldadım. "Sizi kurtarmaya geldim. Kaçın hadi!" Kadını dışarı çıkarırken onun etrafa olan bakışlarını seyrettim. Uzun yıllar hiç odadan çıkmamış gibi gözüken kadın sürekli etrafını izliyordu. Odasında dışarı açılan bir pencere bile görememiştim. Bu insanlar burada nasıl yaşıyorlardı? Aslında, belki de ağlamalıydım zira yüreğimde çok duygu birikmişti ancak duracak vakit değildi bu yüzden çıkarttığım kadına yolu gösterirken bir diğerini çıkardım. Sonra diğerini ve diğerlerini. Bütün bina boşalmıştı. Bina boşalırken alarmlar çalıyor, görevliler geliyor ama hepsi yere seriliyordu. *** Geçen yarım saat sonrasında kısıtlı bir vaktim kaldığını anladım. O adamı yani sözde babamı bulmak için koşmaya başladım. Boşalttığım odalardan hızla geçerken binanın bir planını buldum. Duvarda asılı duran planı incelediğimde, başkanın odasının üçüncü katta solda olduğunu gördüm. Koşarak merdivenleri çıktım ve sola yöneldim. Nihayet kocaman kapısı olan bir odaya gelmiştim. Elim kapının kolu üzerinde uzun bir müddet bekledi. Alt dudağımı ısırmaya başladığımı hissettim. Bu kendimi ağlamamak için tuttuğum bir hareketti. Yine canım çok yanıyor olmalıydı. Tüm gücümü toplayarak kola baskı uyguladığım anda iki elim büyük bir kuvvetle arkaya çekilip birbirine monte edildi. Ellerimin kelepçelendiğini hissederken, bağırmak için ağzımı açtım ancak ağzımda kapatıldı. Boynumdan kuvvetle tutan kişi beni kendine yasladı. Kim olduğunu göremiyordum fakat kulağıma eğilerek söylediği kelimeleri ve sıcak nefesini hissettim. "Hiç hoş gelmedin sevgili Dece!" Kim olduğunu görmek için arkama dönmeye çalıştım o sırada yine omzumda bir önceki hissettiğim acıyı hissettim. Yine uyuşan bedenim iğnenin içindeki ilacın etkisi ile zihnimin bulanmasına sebeb oluyordu. Dizlerimin bağı çözülürken gördüm o gözleri. Kahverengi ... Tıpkı Yoona'nın anlattığı gibiydi. Benim gözlerim gibi büyük ve bana çok benziyordu. "Baba." dedim fısıltı ile ama beni duymadı. Ağzımı kapatan elleri fazla sertti. Gözlerim kapanırken, bir kez daha derin nefes aldım cömertçe. Sonuçta babamın kollarındaydım değil mi? Bir kızın en güvende hissedeceği yerde. Bir nefes daha aldım ta derinden, babamın kolları arasında...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD