15. BÖLÜM

2811 Words
Hafifçe araladığım gözlerimin önünde bir kişi duruyordu. O kişi, bir şeylerle ilgileniyor, telefonlara bakıyor, kavga ediyor, bir şeyler yazıyordu. Telaşla hesap numaralarını kontrol ediyor ve kendini kurtarmaya çalışıyordu. O kişi, sanırım benim babamdı. Babam olduğunu biliyor muydu? Bilseydi beni böyle sefilce bağlayıp bir köşeye atmazdı değil mi? Ya da biliyorsa, beni yıllarca acıya mahkum etmezdi. Peki ama benim Dece olduğumu nereden biliyor? Bir önceki yaptığım dejavularda da böylemi olmuştu? Melisa'nın dejavusunu düşündüm. O dejavuda Melisa'nın annesi de beni tanımıştı. Demek ki dejavu yaşayacak iki kişinin de benden haberi oluyordu. İki taraftan biri beni çağırdığında bunu diğeri de biliyordu. Yani Yoona beni çağırdığında babamında haberi olmuştu. Son kez babama bakarak, yerden destek alıp ayağa kalktım. Ellerim bağlı ama ağzımdaki şey yere düşmüştü. Hâlâ bulanık görüyordum. Omzumdaki acı da hâlâ tazeydi ancak yine de ilerliyordum. Babamın önüne kadar, onun karşısına kadar yürüdüm. O kadar meşguldü ki beni fark edemedi. Muhtemelen bana lanetler yağdırıyordu. Çünkü tüm kadınları serbest bıraktım ve bütün işleri bozdum. Benim Dece olduğumu bildiği için daha da sinirli olmalıydı. Aramızda birkaç adım kalana kadar yürüdüm ve "Ne yapıyorsun Mahir Samyeli?" diye sordum. İsmini söylerken içim ezilmişti. Bir insanın babasına, tıpkı bir yabancı gibi ismi ile hitap etmesi nasıl bir duygudur ilk defa hissediyordum. Ayağa kalkmama ve yanına yaklaşmama hiç şaşırmamıştı. İşlerine devam ederken karşılık verdi. " Kızımın geleceğini güzelleştiriyorum." Kaşlarım çatılırken gözlerimi sonuna kadar açtım. "Sevmediğin biri için neden bu tür şeyler yapıyorsun?" diye sordum. Ellerini bilgisayarın klavyesinden çeken babam bana bakmadan konuşmuştu. "Sevmemek mi? Bunu sana açıklamak zorunda değilim, hem zaten kısıtlı bir vaktim kaldı. İstesem de istemesem de vakti gelince dejavum yapılacak o zamana kadar halletmem gereken işlerim var." Anlamıyordum ama yanağıma süzülen sıcak bir şey hissediyordum. Bağlı olan ellerim ile yanağıma dokundum. Bir anda kendimden geçerek istemsizce bağırdım. "Hangi önemli işki, kızının hayatından daha önemli? Onun geleceğini düşüneceğine biraz onunla birlikte vakit geçirseydin muhtemelen onun için güzel bir gelecek bırakmış olurdun." Bana bakarken donup kalan babam, yanaklarını ısırdı. Ve derin bir nefes alarak "Zehirli bir yaraya sahip olsan ne yaparsın?" diye sordu. Anlamamıştım. Zaten istesem de bulunduğum ruh hali içinde anlayabileceğimi sanmıyordum. Sadece yüzüne baktım. Acı bir şekilde gülümseyen babam "Nasıl cevap vereceğini bilmediğini biliyorum. Daha çok gençsin, senin yerine ben cevap vereyim." Babam şefkatle gülümseyip konuşmasına devam ederken bir yandan da yanıma gelip ellerimi çözdü. "Eğer zehirli bir yaraya sahip olursan, onu bünyende barındırmaz, söküp atarsın. Her ne kadar o yarayı çok sevsen de. O yara senin için çok değerli olsa da. Sağlığın için bunu yapmalısın. İşte ben kızımı herne kadar çok sevsemde muhtemelen onun için zehirli bir yara gibiyim. Ve o beni atmak zorunda kalmadan ben onun hayatından çıktım." Babam nemlenen gözlerine inat gülümseyerek konuyu değiştirdi. Baştan aşağı beni süzerken "Pekte küçükmüşsün! Ben de Deceyi şöyle yaşlı teyze falan sanıyordum, hani şu elinde sihirli değneği olandan!" dedi muzipçe. İstemsizce gülümsemiştim. Benim de nemlenen gözlerim gülmem ile kırışmıştı. Ben da babamı baştan aşağı süzdüm. Beyazlaşmış saçlarını, buruşan derisini ve yaşlanan bedenini inceledim. "Baba!" diye bağırarak sarılmak istiyordum ama bir şekilde dilim tutuluyor ve bunu söyleyemiyordum. Ellerim titretken yerden yükseldiğimi hissettim. Sağ ve sol tarafımdan kanatlarım çıkmaya başlamıştı. Şaşkınca bana bakan babam koşarak son işlemlerini tamamladı. Ne yaptığını merak ediyordum ama soramıyordum. Zaten bir kaç saniye içinde Dejavu ve Yoona'da gelmişti. Babam son tuşuna basarak ceketinin önünü ilikledi ve Yoona'nın yanına geldi. Yoona utancından bana bakamıyordu gözleri yerdeydi ancak babam dikkatle Yoonaya bakmaya devam ediyordu. Gülümseyen babam Yoona'ya "Demek sonunda kararını verdin!" dedi acınası bir şekilde. Yoona başını kaldırmadan "Özür dilerim." dedi. Babam da "Hiç önemli değil, benim için canını feda ettin ama demek ki bu o zaman için geçerliydi. Şimdi her şey değişti ve ben senin için hiçbir şey ifade etmiyor olmalıyım. Oysa abin olmak için elimden geleni yapmıştım." Şaşkınca Yoona'ya baktım. Ne abisi, evlendiklerini söylemişti. Ama Yoona hiçbir şey dememişti. Gözlerini sıkıca kapatarak başını daha çok yere eğerek ve bağırdı. "Artık şu lanet dejavuyu yap Hazal!" Hâlâ şaşkınca bakarken istemsizce yumruğumu sıktım "Neler olduğunu anlatmayacak mısın? Yoona." dedim sinirle. Yoona kötü kötü bakarak "Anlatsam ne olacak bu neyi değiştirir, ben dejavu olmak istiyorum ve hayata yeniden dönmek. Mahir'in kızı olman ona ayrıcalık yapacağın anlamına gelmez ! Evet yalan söyledim ama bu neyi değiştirir?" Ben Yoona'ya babam bana şaşkınca bakarken, yerden biraz daha yükseldim. Babam bana hayranlıkla bakarken " Sen benim kızım mısın? Sen benim biricik Hazal'ım mısın yoksa? Benim kızım bir Dece mi?" diye sordu. Ona cevap vermek istiyordum ama ağzımı açamıyordum. Dejavu olayı başlamış olacak ki, artık babam da konuşamıyordu. Onun bana bakan yumuşak gözleri üzerinde ikisinin kaderleri değişiyordu. Yoona babamın yerine geçerken, babam da Yoona'nın yerine geçti. Yoona ayağa kalkarken, babamın cansız bedeni yere yığıldı. Dışarıdan heybetli görünen bir prenses olsamda içimde minik bir kızı barındırdığımı babam yanımda olunca çok daha iyi anlamıştım. Kanatlarım eski haline döndüğünde yere indim. Nefes nefese kalan bedenim güçsüzleşmişti. Kendimdeki son gücü harcayarak babamın yanına yöneldim. Canı çekildiği için buz gibiydi. Başı ve bedeni birbirinden bağımsızdı ancak yüzündeki ifade hepsinden bağımsızdı. Ölüme giderken gülümseyen babam, arkasında ne bıraktı da bu kadar mutluydu? Kendimi tutamayarak sıkıca sarıldım. "Baba! Babacığım! Kızın geldi, baba!" Yüzü elimde sallanırken gözünden bir küçük damla yaş düştü. Sıcacıktı. Bedeni buz gibi iken bu yaş nasıl böyle sıcak olabiliyordu? Babamın bedenine sarılırken, yavaşça yok olmaya başladığını gördüm. Telaşla yok olan yerlerini tutmaya çalıştım ancak parmaklarımın arasından buharlaşıp gidiyordu. Gelecekte bulunan Yoona'nın mezarına gömülmeye gidiyor olmalıydı. Önce ayakları sonra bedeni ve en son yüzü kayboldu elimden. Bağırarak feryad etmeye başladım. Dejavu'da yanıma diz çökmüş bir halde, hüzünle başını yere eğmişti. Ama ne Dejavunun nede benim bir Dece olarak yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu! Ellerim bomboş kalınca hâlâ bana suçlulukla bakmakta olan Yoona'yı ittirip bilgisayarın başına geçtim. Son işlemleri açıp baktım. Babam benim adıma yüklü bir hesap açmış ve uzun zamandır yatırıyordu. Bir de küçük dosya sıkıştırmıştı kenarına. Vakit kaybetmeden dosyayı açtım. Bir kaç satırlık bir şey yazıyordu. Kızım adını bilmiyorum bu yüzden sana sadece kızım diyeceğim. Muhtemelen sen bu notu okurken ben diğer dünyaya göçmüş olacağım. Geliyorlar. Ve anneni yakaladılar. Sıra bende. Benden seni istiyorlar ama annen ile seni sakladık. Bulamazlar. Sırplara asla güvenme! Beni alıkoyuyorlar. Yoona her şeyi biliyor ama onada güvenme salıver gitsin. Asla Bosna'ya gelme. Annen ve ben seni çok seviyoruz... Baban. Yazıyı okur okumaz gözlerim Yoona'ya kaydı. Hızla ilerleyerek Yoona'nın boynunu sıktım. "Yeniden hayata gelmişken , ölümü bir kez daha tatmak ister misin?" diye sordum dişlerimi sıkarken. Nefes alamayan Yoona "Anlatacağım ! Dur anlatacağım." diye inledi. Yakasını bırakmıştım ancak bir milim uzaklaşmadım. Derin bir nefes alıp "Baban Bosna'da çıkacak olan ikinci savaş için sırplarla anlaşma yapıyordu. Savaşı engellemek için yüklü bir miktar para verdi ama sırplar durmadı. O zamanlar beni bir abi gibi gözetleyen Mahir'e aşık oldum ve bunu ona söyledim. Ama baban evli olduğunu hatta bir kızının olduğunu söyledi. İçimdeki aşk büyüdükçe çekemez ve katlanamaz oldum bu yüzden sırplarla iş birliği yaptım. Amacım sadece babana sahip olmaktı ama ben.. ben... her şeyi kaybettim. Sonuç olarak önce anneni sonra babanı ve en sonda seni öldüreceklerdi ama sen Dece olunca." Yoona'nın daha fazla konuşmasına müsade etmedim ve onu duvara yaslayarak "Yeniden hayata dönmen dünya için büyük bir yazık oldu. Bin sene de yaşasan senin gibi bir insan hiç bir yere sığamaz, hiçbir yere ait olamaz. Sen asla güçlü ve iyi bir insan olamazsın. Sonsuza kadar da yalnız kalacaksın. Buna emin olabilsin." diye haykırdım. Sözlerimin ağırlığı ile ezilip yere düşen Yoona, yere kapaklanmıştı. Bütün nefretimi toplamışken başka bir şey yapmadım ve odadan çıktım. Yoona'nın hıçkırıkları kulaklarıma dolarken Dejavu ve ben koridorlardan yürümeye başladık. Daha güçlü ve daha emin adımlarla ilerliyordum. Dejavu'nun üzerimdeki gözlerini hissedebiliyordum. Bu cesaretim babam ve annemin iyi birer insan olmaları ve gurur duyabileceğim bir geçmiş bırakmalarından kaynaklanıyordu. Bu genel ev ile babamın adını kirletmeye çalıştılar ama başaramadılar çünkü altını çamura da batırsan yine de altındır. *** Dejavu gideli biraz olmuştu. Bende binadan çıkmak için çıkışa yöneldim. Tam binadan çıkacakken üzerime silahlar tutuldu. Birçok asker etrafımı sardı ve etten duvar örmeye başladılar. Korku ile etrafıma baktım. Hızlı yürüyüşü ile içlerinden biri çıkarak yanıma yaklaştı. Kaskı ve maskesi olduğu için yüzünü göremiyordum. İyice yaklaşan asker kuvvetle bana sarıldı. Geri geri adım atıp kendimi uzaklaştırılırken telaşla " Ne oluyor? Be...Be...Ben nişanlıyım." deyiverdim. Niye böyle saçma bir şey dedim bilmiyordum ama aklıma birden Tarık geldi. Böyle bir manzara onun hiç hoşuna gitmezdi herhalde. Gülümsediği sesinden anlaşılan asker maskesini ve kaskını çıkardı. Gıcık bir ses tonu ile "Kim ile nişanlısın merak ettim doğrusu." dedi kıkırdarken. Gözümü sonuna kadar açarken hiç beklemeden hızla Tarık'ın omzuna sarıldım ve "Tarık!" diye bağırdım. Birbirimize sıkı sıkı sarılırken, diğer askerlerin bize baktığını gördüm. Utançla Tarık'ın omzuna vurarak geri çekildim. Yavaşça arkasına gizlenirken "Beni görmeye neden bir ordu ile geliyorsun?" diye sordum. Çok utanç vericiydi. Tarık'a gülümseyip, başımı yine bir deve kuşu gibi gizlemeye devam ettim. *** Tarık ile muhteşem kavuşma merasimiz bitince beni askeri bir araca bindirdi. Aracın kapıları kapanır kapanmaz Tarık bana bir kere daha sarıldı. "Çok korktum. Sana bir şey olacak diye çok korktum." diye fısıldadı. Ben de ona sarılıp "Geride seni bırakacağım diye çok korktum." dedim. Aniden beni bırakan Tarık "Geride ben kalsam ne olur sen gittikten sonra? Bir daha böyle bir düşüncede olma, önce kendini düşün ve kurtar." dedi ciddiyetle. Tarık konuşurken, baştan aşağı süzüyorum onu. Asker kıyafeti içinde çok karizma gözüküyordu ama ordudan ayrılmıştı. Nasıl oldu da yeniden orduya katıldı diye düşünürken sanki ellerinde bir şey varmış gibi üzerine süren Tarık "Saçlarını yıkamalısın." dedi. Utançla yüzüne bakarken "Ne? Yalan mı?" diye tekrarladı. Yavaşça başımı üzerine iyice sürterek "O zaman benden biraz sana geçsin de bu kadar yakışıklı olma." diye dalga geçtim. Hem beni uzaklaştırıp hem de kahkaha atan Tarık'a bakarken keyfim iyice yerine geldi. O güldükçe ben de güldüm. Gülmeye devam ederken araç hareket etmeye başladı. *** Yol boyunca Tarık'ı izledim. Yaşadıklarımı anlatsam kim bilir ne düşünürdü. Başta ona Dece olduğumu açıklamam gerekirdi ki bunu yapamazdım. Bunun dışında da ne diyebilirdim ne annemden ne babamdan nede Yoona'dan bahsedemezdim. Ona her şeyi anlatmayı o kadar çok isterdim ki. Derin bir nefes alıp baş parmaklarımı birbirine geçirip düşüncelere dalmışken, ellerimin üzerine ellerini koyan Tarık "Sana hiçbir şey sormayacağım, kendini rahatsız hissetme! Sağlıklı bir şekilde bulduğum için çok mutluyum. Onun haricinde sonuna kadar her sözüne güveniyor ve inanıyorum. Ne için olursa olsun hangi sebebin olursa olsun sadece benim yanımda kalmanı istiyorum. Senden istediğim şey sadece bu. Bu yüzden kendini kötü hissetme ." dedi. Altta kalan elimi Tarıkın elinin üstüne koyarak "Senin yanında kalmamın tek sebebi sensin. Başka sebebim yok." dedim gülümserken. Tarık tatlıca gülümseyerek bana eğildi ve yavaşça alnımdan öperek başını başıma yasladı. "Benim de dünyada olmamın tek sebebi sensin. Birbirimiz için ne güzel sebebleriz öyle." diye fısıldadı. Tarık'ın ellerini daha sıkı tutarken araç durdu. Tarık başını başımın üstünden kaldırarak "Sana bir sürprizim var." dedi sevinçle. Merakla etrafı incelerken Tarık'ın arabadan indiğini gördüm. Hemen onu izleyip ben de indim. Bahçesi büyük bir binanın önüne gelmiştik. Tarık kollarını açarak etrafı gösterdi "Bak yeni okulumuz." diye bağırdı. Daha önce fark edemediğim binayı inceledim. "Gerçekten de bir okul!" diye bağırdım heyecanla. Tarık gibi kollarımı açıp etrafımda dönmeye başladım. "Yaşasın okulumuz açılıyor. Yaşasın!" diye bağırdım. Uzun bir müddet etrafımızda döndüm. Tarık mutlulukla beni izliyordu. Sırtını bana yaslayarak "Daha güzel bir sürpriz ister misin?" diye sordu. Heyecanla " Evet!" diye bağırdım. Arkamdan ayrılan Tarık yürüyerek önüme geldi. Asker üniforması, siyah asker çizmeleri ile Tarık çok ciddi gözüküyordu. Ürkütücüydü ancak aynı anda çokta sıcak hissettiriyordu. Saçlarını havaya dikmiş ve küçük siyah bir küpe takmıştı. Gözlerimin içine bakıyordu. Yağmura rağmen ondaki okyanus kokusu içime doluyordu. Ne yapacağını merak ederek nefesimi tuttum ve dikkatimi ona verdim. Tarık gözlerimin içine bakarak "Milyonda bir bulunan bir melek, kapımı çaldı. Milyonda bir bulunan bir masal beni içine çekti ve milyonda bir bulunan bir güzellik beni seçti." dedi. Tuttuğum nefesim boğazıma kaçmıştı. Elim ayağım titriyordu. Tarık'ın sözleri beni neden bu kadar çok etkiliyordu? Sanki şoka girmişçesine Tarık'a bakmaya devam ettim. Tarık'ta konuşmasına devam ediyordu. "Milyonda bir bulunan bir aşkın sahibiyim. Milyonda bir bulunan bir dua gerçekleşti. Sen benim duamın geçekleşmiş halisin." dedi . Bu konuşmanın nereye gideceğini merak ediyordum taki Tarık çizmesinin üzerine çökene dek. Bir dizini bükerek önümde diz çöken Tarık elindeki kutuyu bana uzattı. Ağzı açık olan kutunun içinde parlayan yüzüğü gördüğümde artık ne olacağını tahmin etmek güç değildi. Şoka girmişçesine öylece bakıyordum. Eğer, yani bir ihtimal, yani büyük büyük bir ihtimal böyle heyacanlı bir anı yaşandı ise ben nasıl unutabilmiştim? Tarık yüzüğü parmağıma takarken sordu "Benimle evlenir misin?" Hâlâ benden bir ses çıkmıyordu. Biz böyle dururken etrafımız Tarık'ın askerleri ile çevreleniyordu. Hepsi benden çıkacak cevabı bekliyordu ama benden hiç ses çıkmıyordu. Tarık merakla bana bakarken derin bir nefes aldım ve içimdeki kapıları kırarcasına hatta içimdeki bütün organları yırtarcasına bağırdım "Evet!" Böyle bir bağırışı beklemeyen Tarık şaşırmıştı ancak hemen sonrasında askerlerin alkış sesleri arasında kayboldu. Tatlıca gülümseyen Tarık beni kucağına alarak döndürdü. İkimizde mutlulukla dönerken askerler bizi sevinçle tebrik ediyorlardı. *** Bazı bağlar pamuk ipliği gibidir. Çekiştirilmeye kalmadan zamanla eskir çürür ve sonunda kopar gider. Bazı bağlar da kördüğüm gibidir. Aradan ne zamanlar, ne çekiştirilmeler ve ne de koparılmalar geçer ama onlar kopmazlar. Kopmadıkları gibi de her çilede biraz daha kuvvetlenirler... Nihayet eve gelmiştik. "Oh be insanın evi gibisi yok." dedim sessizce. Kısık bir şekilde gülümseyen Tarık "Evi bu kadar benimsediğini düşünmemiştim." dedi. Hesap sorarcasına "Ne olmuş? Kimin benimsemesini isterdin." diye sordum. Yanağımı sıkan Tarık "İnşallah kızımız sana çekmez." deyip kapıyı açtı. Gözlerimi dört açarak "Kime benzemesini isterdin ya! Tabii ki bana benzeyecek, asıl inşallah oğlumuz sana benzemez!" diye bağırdım. Birbirimize misilleme yaparken Tarık, içeri girip ayaklarını sehpanın üzerine uzatarak, öylece serilip oturdu. Mutfağa girmek üzere iken kalakaldım. "Öylece uzanacak mısın? Yemekleri kim yapacak?" diye çıkıştım. Gözleri kapalı gıcık bir şekilde "Tabii ki sen müstakbel karıcığım." dedi. Şaşkınlıkla ellerimdekini yere bıraktım ve bir hışımla Tarık'a koştum. Hızla kafasına indirirken, iki üç tane de sırtına vurdum. Bağırarak "Evlenince böyle mi koca olacaksın? Cevabımı tekrar gözden geçirsem mi?" diye sordum. Bağırışım evin içinde yankılanıyordu. Tam o anda Tarıkın kuvvetli kolları arasında sıkışıp kaldım. Burnumu saçlarıma gömüp derin bir nefes alarak fısıldadı. "Hiçbir şey değil de sonsuza kadar böyle kalmak isterdim. Eğer bir dilek hakkım olsaydı." Tuttuğum nefesi yavaş yavaş verirken, ben de kollarımı Tarık'a sardım. Derince bir nefes alarak onun okyanus kokusunu içime doldurdum. Bu koku benim benliğime işleyen güzel bir yara gibiydi. Hem tatlı, hem de çok acı. İçimden çıkıp gelen bir ateşin sıcaklığı ile gözümden akan bir damla yaş Tarık'ın koluna damladı. Tarık ve ben kendimizi çok daha iyi hissedene kadar öylece kaldık. Bu birbirimize olan hasretimiz, neden kaynaklanıyordu? Birbirimize olan büyük sevgimizden mi? Yoksa her an bir kabusun rüyamızın üzerine çökecek olmasının korkusu muydu? Her ne ise bizi birbirimize daha çok bağlıyordu. Bu bağ, öyle kuvvetliydi ki bizi geçmişte de, gelecekte de bir kılmıştı. *** Aradan geçen bir saatin sonunda Tarık ile birlikte mutfağa girip güzel bir yemek yedik. Tarık yemeğini bitirince alelacele izin isteyerek gitti. Ve odasının ışığını kapattı. Şaşkınca gözlerimi açıp kapatırken, evliliğimizin belki günler öncesini böyle teker teker geçiriyorduk. Belki daha romantik belki de daha otantik ne bileyim güzel bir şekilde geçirebilirdik. Sanırım ruhsuzun teki olduğunu kabul etmeliydim Tarıkın. Masayı topladıktan sonra ben de odama geçtim, elime de Tarık'ın lacivert ajandasını aldım. Şimdi baş başa kalmıştım kendimle. Pencereyi açıp temiz havayı içime doldurdum. Ve o anda gözlerime değdi. Uyuduğunu sandığım Tarık'ta penceresinden gökyüzüne bakıyordu, hem de benim yıldızıma. Onu gördüğümü fark edince, derin bir nefes alıp omuzlarını hareket ettirerek konuşmaya başladı. "Biliyor musun Hazal, bazen kendimi tatlı bir rüyanın içinde gibi hissediyorum. Sanki, sanki bir gün bu rüya bitecek ve uyanacağım gibi. " Bana bakmadan gözlerini yıldızımın üzerine dikmiş hüzünle konuşuyordu. Sesi öylesine acınası gelmişti ki gözlerimin yaşlarımı tutmasına daha fazla dayanamadım. Tarık'ta nemlenen gözlerini hissediyor olmalıydı ki sürekli kırpıyordu. Konuşmasına devam ederken ben de gözlerimi yıldızıma çevirdim. "Başka türlü sen, zavallı bana gelmezdin! Gelemezdin! Bu bir rüya olmalı değil mi?" diye tekrarladı cümlesini. Derin bir nefes aldım. Aldığım nefesimi serbest bırakırken o kadar zorlandım ki ciğerlerim sökülecekmiş gibi hissettim. Bu acı, Tarık'ın kalbime yaptığı ağırlık olsa gerekti. Bende böyle etki bırakmayı nasıl başarıyordu? Bunun bir dejavu olduğunu düşünürsek Tarık haklıydı. Evet bu bir rüyaydı. Ve bir gün ikimizde bu rüyadan uyanacaktık. Peki tam olarak ne olmuştu da biz, ikimiz gelecekte farklı dünyaların insanı olmuş çıkmıştık. Tam olarak nasıl bir kader bizi bir çöp gibi savurmuştu? İmkansız iki dünya birleşmiş ve imkansız bir şekilde ayrılmış, sonunda yeniden imkansız bir şekilde karşılaşmıştı. Şimdi Tarık'a ne diyebilirdim? Hangi teselli edici cümleleri sıralayabilirdim gerçeklerin karşısında ? Sessizce Tarık gibi uzun bir süre yıldızımı izledim. Yanıp sönüşünü, göz kırpışını ve parlaklığını... Tarık bana hiç bakmıyordu. Öyle yalnız gözüküyordu ki odasına gidip sarılmak ve ona geçeceğini onu hiç yalnız bırakmayacağımı söylemek istiyordum. İstiyordum istemesine ama, kendimde bu gücü bulamıyordum. Her şey bittiğinde ya ben, onun nefret ettiği biri olursam? Ya da o benim nefret ettiğim kişi olursa, her şeyden önemlisi tüm bu acılarının geçecek olmasının sözünü vermekti. Gelecekteki Tarık gözlerimin önüne gelince böyle bir sözün yalan çıkmasından korkuyordum. Ben de onun gibi tek kelime etmeden öylece gökyüzüne bakmayı denedim ama olmuyordu. Gözlerimi Tarık'tan alamıyordum. Belkide benim asıl yıldızım o olduğu içindir. Belkide tüm yıldızların arasından en parlağı o olduğu içindir. Tarık yıldızıma , ben Tarık'a bakarken aradan kaç saat geçti hiç anlamadım... ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD