Arabanın içinde yine her zaman olduğu gibi sessiz şekilde yol almaya başladık. Çünkü nedense yine Çağdaş beyimiz bir şeylere kızmış ve kendi kendine trip atıp duruyordu. Her ne kadar bakmasam da Çağdaş efendinin dikiz aynasından bana dik dik bakışlarını hissediyordum. İçimden ya sabır çekip ,'sakin! Sakin!, Sakın bulaşma şuna' diyerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.
Fakat arabanın arkasında burnundan soluyarak bana dik dik bakarken bu hiç kolay olmuyordu. 'Derdin ne senin?' diye soracağım ama yine altından +18çıkacak diye korktuğum için pek cesaret edemiyordum.
" Arabayı durdur!!!" diye kükredi birden, derin bir nefes alıp ,
" İşte başlıyoruz!" diyerek sessizce dediğini yaptım. Ama içimdeki öfke ile hızla arabayı kenara çekip sert bir fren yaparak..
" Aşağıya in!" İkinci kükreyişte geldi.
" A anlamadım! O niye?" diyerek sordum fakat o kadar sert bir şekilde bakıyordu ki, hafiften devrilen gözlerle.
" İyi!!" Deyip dediğini yine yaptım. Oda peşimden inip ,bir sağa bir sola sinirle gitmeye başladı.
" Ben anlayamıyorum gerçekten, güzel bir otele, oldukça seksi bir kızla geliyorum. Ve niyetim bu kızla sabaha kadar sev....."
" Hey! Hey! Hey! Durun orada, siz yine beni Haydar Dümen'le karıştırmaya başladınız herhalde. Sizin özel hayatınızdan bana ne niye sürekli şeyinizin derdini anlatıp duruyorsunuz." dedim.
Dibime kadar girip ,sinirle gözlerimin içine baktı.
" Doğru özel hayatım! Sayende artık kalmayan ve biten özel hayatım!" deyince, artık şarterlerim attı. Adamın şeyinin derdi beni ne ilgilendiriyor anlamıyorum.
" Ya sizin derdiniz ne benimle? Ne diye habire beni suçlayıp duruyorsunuz?" diye söylendim.
Gözlerini sinirle kısıp, daha çok burnundan solumaya başladı.
" Derdim mi ne??"
" Evet!! Derdiniz ne????"
" O zaman iyi aç kulaklarını da dinle erkek Fatma!" dedi sinirle, sonunda ne derdi var anlamak üzereydim, fakat bu mümkün olmadı ,çünkü aniden telefonum çaldı. Gözlerimle hala Çağdaş efendiye gıcık gıcık bakarken, telefonu belki annem arıyordur diyerek cevapladım.
" Efendim!" Arayan Nazlı'ydı ve sesi oldukça endişeli geliyordu.
" Dur sakin ol Nazlı ,sakin sakin anlat!" dedim,
" Annen Hilal annen , kalp krizi geçirdi."
" Ne !! Ne krizi ! O o nasıl" deyip ağlamaya başladım. O an karşımdaki Çağdaş efendinin ağlamaya başlamamla bakışları değişti birden,
" Kötü bir şey mi oldu!" diyerek sordu endişeyle.
" Selma teyze şimdi iyi , hastanedeyiz Hilal ama buraya gelmen lazım!" dedi Nazlı.
" Ta! Tamam! Ben geliyorum hangi hastane!" diyerek sordum. Telefonu kapatınca da duyduklarımın şokunu hemen atlatamayınca şaşkın ördek gibi bir sağa bir sola gitmeye başladım.
" Be! Benim! acil gitmem lazım! Annem! Annem! Hastanede! "dedim bu halimi gören Çağdaş.
" Tamam! Önce sakin ol, bu halde araba kullanamazsın, sen yana geç ,ben kullanırım." dedi bende sessiz bir şekilde ağlayarak başımı sallayıp onay verip dediğini yaptım, çünkü o an elim ayağım ayrı titriyordu. Hayattaki tek dayanağım annem ,kalp krizi geçirmişti. Ve ben babamdan sonra onu da kaybetmeye dayanamazdım. Bunun korkusunu yaşarken arabayı kullanmam mümkün değildi.
Arabaya binince Çağdaş’a sadece hangi hastane olduğunu söyleyebildim. Yol boyunca beni teselli etmek için sözler sarf etse de ona cevap verecek halim yoktu. Sadece,
" Ne olur Allah'ım onu benden alma, annemi bana bağışla" diye dua edip ağlayıp durdum.
Sonunda yol bitmiş ,hastaneye varmıştık. Araba durur durmaz kendimi dışarı atıp, hızla hastaneye doğru koştum. Koşarak acile vardığımda Nazlı ve ailesinin acil kapısının önünde beklediğini gördüm. Hızla yanlarına varıp,
" Annem! Annem nasıl yaşıyor değil mi?" diyerek sordum, bakışlarımsa ne olur öldü demeyin' der gibi yalvarıyordu
" Merak etme Hilal! Selma teyze iyi" dedi sonra Nazlı " ama!" diye ekledi.
" Ama! Ama ne Nazlı?" dedim daha da panikleyip, o an yanımıza Nazlı'nın babası geldi.
" Sakin ol kızım annen, Selma hanım iyi! Ama acilen ameliyat olması gerekiyormuş kızım" dedi , sözünü tamamlayamadan da acil kapısı açıldı, içeriden de annemim sürekli muayene olduğu doktoru Ahmet bey çıktı.
" Hilal hanım, geldiniz demek." deyince başımı sallayıp, hemen " Evet doktor bey! Annemin durumu nasıl?" diyerek sordum.
" Şu an için durumu stabil, ama her an yeni bir kriz gelebilir. Size güzel bir haberim var ama ,sonun da annenize uygun donör bulundu. "dedi ve ben sevinçten kendimi tutamayıp Nazlı'ya sarıldım, tekrar doktor beye dönüp.
" Bu! Bu çok güzel bir haber doktor bey" dedim ve doktor beyin devamında söyledikleriyle sevincim maalesef yarım kaldı.
" Aslında bu donör iki hastamıza da uyuyor ve ben Selma hanımın aciliyeti yüzünden diğer hastaya haber vermedim. Şey size pahalı bir ameliyat olduğunu söylemiştim Hilal hanım, umarım parayı toplayabilmişsinizdir, yoksa hastane kurallarını biliyorsunuz ve üzgünüm ki maalesef benim elimden de bir şey gelmiyor." dedi.
O an üzüntüden başım dönmeye ve gözlerim kararmaya başladı. Hızla bir elimle yanımdaki duvara tutundum. Nazlı benim kolumdan tutup kendime gelmemi sağladı. Kendimi toparlayınca,
" Ama ben bu parayı henüz toparlayamadım." deyip yalvaran bakışlarla doktor beye baktım.
" Ne olur Ahmet bey! Yardım edin bana, annemi kaybedemem!" deyip kolundan tutup yalvarmaya başladım. Ahmet bey kolundan tuttuğum elimden üzüntüyle tutup,
" Üzgünüm! Sizin için daha önce hastane yönetimi ile konuştum fakat olumlu bir cevap vermediler. Maalesef elimden bir şey gelmiyor. Bu durumda diğer hastaya haber vermek durumundayım." dedi ilerlemeye başladı. Fakat tam giderken,
" Durun doktor bey, siz bir an önce ameliyat hazırlıklarına başlayın, ben gereken parayı vereceğim." diyen Çağdaş'ın sesi ile doktor bey olduğu yerde durdu. Hepimiz şaşkın halde Çağdaş'a bakarken , doktor Ahmet bey ,meraklı bakışlarla,
" Peki! Siz..."
" Çağdaş , Çağdaş Türkoğlu! Ben Hilal hanımın patronuyum" dedi.
" Peki Çağdaş bey, emin olun bu yaptığınızla bir doktor olarak hastamın kurtulmasını sağladığınız için ben kendi adıma size çok minnettarım . Hemen başlıyorum hazırlıklara, izninizle" deyip doktor bey daha fazla vakit kaybetmemek için hızla uzaklaştı.
Hala şokta olan ben ise , bu sefer üzüntüden döktüğüm göz yaşlarını sevinçten dökmeye başlamıştım , yaşadığım sevinçle Çağdaş'ın boynuna sarılıp,
" Teşekkür ederim! Teşekkür ederim Çağdaş bey? Şu an size nasıl mutlu olduğumu anlatamam" deyip geri çekildim. O an nedense kaskatı durup , şaşkın halde bakan Çağdaş'ın yüzüne bakıp,
" Söz! Ben bu parayı size ödeyeceğim, çalışıp son kuruşuna kadar ödeyeceğim, söz veriyorum size" deyip Nazlı'ya döndüm ve ona da sıkı sıkı sarıldım. Nazlı'dan ayrılınca Çağdaş bey,
" Şu an bunun bir önemi yok, önce annen iyi olsun sonra kon..." diyordu ki sözünün devamı yarım kaldı. Çünkü Nazlı'nın babası araya girip,
" Bu bey demek patronun kızım" dedi Nazlı'nın babasına cevap verecekken, Çağdaş bey araya girerek.
" Evet patronuyum efendim, ben Çağdaş Türkoğlu. "deyip elini uzattı. El sıkışıp tanıştıktan sonra, Ayşe teyze ve Rıfat amca da benim gibi, Çağdaş beye teşekkürlerini ve minnetlerini sundular. Çünkü Ayşe teyze ve Rıfat amca annemi bir kardeş beni de kendi kızları gibi görüyor ve öyle seviyorlardı. Babam öldükten sora bize aileden biriymiş gibi daima ilgi göstermişlerdi.
Bu arada bir saat önce sinirle birbirimizin boğazına yapışmaya hazırlanan biz, nefret dolu bakışlarla birbirimize bakarken, şimdi benim bakışlarım sevinç ve minnet dolu onun ise acıma ve teselli dolu bakışlara dönmüştü.
Öyle olamasa bile annem için ,onun yaşaması için nefreti bir kenara bırakmalıydım. Annemin yaşamı Çağdaş beyin yardımına bağlıydı. Tabi bu parayı ne olursa olsun ona geri ödeyecektim.
" İzninizle ben bir an önce parayı ödeyip ,ameliyat işlemlerini halledeyim." dedi, bende önünde başımı minnetle eğip,
" Yine size çok teşekkür ederim Çağdaş bey, bu iyiliğinizi asla unutmayacağım ve borcumu mutlaka geri ödeyeceğim" dedim. Elini omzuma koyup muzurca güldü.
" Valla istersen ödeme erkek Fatma , nasıl olsa ödemezsen ben maaşından keserim." deyip , gülerek uzaklaştı.
Çağdaş bey parayı yatırınca ,o gece annemi hemen kalp nakli için ameliyata aldılar. Ameliyat tam dört saat sürdü, fakat bana aylarca bekliyormuşum gibi oldukça uzun geldi. Heyecan ve endişe ile geçen koca dört saat, ameliyat boyunca Nazlı ve ailesi gibi Çağdaş beyde beni hiç yalnız bırakmayıp, beni teselli edip sakinleştirmeye çalıştı.
Dört saatlik ameliyat sonunda , ameliyathanenin kapısı açıldı ve sonunda doktor Ahmet bey göründü. Zar zor oturduğum sandalyeden hızla fırlayıp doktor beyin yanına koştum.
" Annem! Annem nasıl Ahmet bey! Kurtuldu değil mi?" diyerek endişe ile sordum. Çünkü aksini düşünmek bile istemiyordum.
" Sakin olun Hilal hanım! Anneniz Selma hanım iyi ve ameliyat tahminimden çok daha iyi ve başarılı geçti. Fakat tedbir amaçlı annenizi iki gün daha uyutmamız gerekiyor. Sizde artık rahat nefes alabilirsiniz. Çok geçmiş olsun." deyince doktor bey, mutluluktan ağlamaya başlayıp, dibimde bizim kadar merakla bekleyen Çağdaş beye sarıldım.
Sonra kendime gelince , yaptığımı anlayıp geri çekilmek istedim. Fakat nedense Çağdaş beyde bana sıkı sıkı sarılmıştı. Ayrılmak biraz güç oldu. Zorda olsa ondan ayrılınca benim kadar üzülen ve ağlayan canım kankime sarıldım.
" Biliyordum! Selma teyze güçlü kadın! Kurtulacağını biliyordum. "deyip bana daha da sıkıca sarıldı Nazlı.
Ameliyat bitince annemi odasına aldılar. Annem iki gün uyutulacağı için Çağdaş bey daha fazla beklemesine gerek olmadığı için izin istedi.' sizi evinize bırakayım desem de,
" Gerek yok, arabada sende kalsın, annen iyileşinceye kadarda izinlisin "dedi ,bende son kez tüm yaptıkları için teşekkür edip, onu hastane kapısına kadar yolcu ettim.
İki gün Allah razı olsun Ayşe teyzede benle beraber hastanede kaldı. Annem iki günün sonunda kendine gelip gözlerini açtı.
" Annem ! Kurtuldun! Beni çok korkuttun" deyip elini, yüzünü boynunu öpücüklere boğdum. Annemin kendisine gelip iyice toparlanması da bir haftayı buldu. Bu bir hafta boyunca Çağdaş bey her gün arayıp annemin durumunu sordu.
Hastaneden taburcu olup eve geldiğimizde, Ayşe teyze,
" Annen iyi kızım! Hem yanında biz varız. Gözün arkada kalmasın ,ben annene gözüm gibi bakarım. Sen artık işine başla" dedi. Ayşe teyze annemin ahiretliği sayılır. Annem ve Ayşe teyze çocukluktan beri, tıpkı Nazlı ve benim gibi çok yakın iyi iki arkadaş olmuşlar.
Fakat Ayşe teyzeye ne kadar güvensem de ,annemi bırakmak istemediğim için başta kabul etmedim ama annem.
" Git kızım ben artık iyiyim , Nermin teyze bana bakar ,daha fazla işinden geri kalma ,hem Çağdaş bey oğluma borçluyuz biliyorsun" dedi , anneme parayı Çağdaş beyin verdiğini ve üstü kapalı ,tam detay vermeden ,eski işyerimden ayrılıp onun yanında işe başladığımı anlattım.
Annemin işe gitme konusunda ki ısrarlarıyla da ertesi gün erkenden kalktım, giyinip evdeki işlerimi hallettikten sonra ,arabaya binip Çağdaş beyin villasının yolunu tuttum.
Villaya girince de kapı önünde durup Çağdaş beyin gelmesini bekledim. Çok geçmeden kapı açıldı ve Çağdaş bey kapıda göründü ,tabi peşinde bu sefer kızıl bir afetle.
"Ha! şimdi koleksiyonumuz tamam, kızılımızda gelmiş" dedim içimden alayla, sonra önüme bakıp, " Sana ne be adamın hayatından, işine bak sen!" diyerek kendime kızdım. Kendime söylenmem bitince kafamı kaldırıp, Çağdaş beye baktım. Yüzünde alışık olmadığım bir gülümseme vardı. Hızlı adımlarla yanıma kadar geldi.
" Demek geldin! Aslında seni biraz daha beklemiyordum. Selma hanım nasıl iyi mi?" diyerek sordu. Bende gülümseyerek, annemin onun sayesinde iyi olduğunu söyleyip tekrar teşekkür edip, minnetimi sundum.
Bu arada kızıl afette yanımıza gelip ,bizi dinlemeye başladı. Bende hatuna bakıp,
" Önce hanım efendiyi mi bırakacağız Çağdaş bey?" diyerek sordum.
" Hayır? Seren hanım kendi gider evine" deyince çok şaşırdım. Tamam kızlarla işi bitince başından atıyordu ama bu sefer ki çok erken olmuştu. En azından evlerinden alıp evlerine bıraktırıyordu. Kızıl afette her ne kadar, ' Niye böyle yapıyorsun Çağdaş, yaşadıklarımızı bu kadar çabuk unutamazsın" dese de, kızın yüzüne bakmadan bana dönüp,
" Artık gidelim" dedi kızı umursamayan tavırla, tabi hem cinsimin bu duruma düşmesi beni üzdü haliyle, fakat mecburen sesimi çıkarmadan Çağdaş beyin dediğini yaptım. Çünkü işe gelmeden önce,
" Sakın işine karışma, imada bulunma hatta cins bakışlar bile atma, unutma bu adam annenin hayatını kurtardı. Ona borçlusun" diye kendime hatırlatmalar yaptım.
Arabaya binip villadan çıkış yaptık, kısa süre sonra nedense " Onu ben çağırmadım kendi geldi ve bizim aramızda hiçbir şey..... " diyerek açıklamaya yapmaya başladı ama ben hemen araya girip sözünü kestim. Dikiz aynasında ona bakıp,
" Bana bir şey anlatmamıza gerek yok Çağdaş bey , tamam bu tür şeyler benim yaşantıma ve inançlarıma ters, yani evlenmeden önce ,ama bu sizin hayatınız ve beni hiç ilgilendirmez , ben sadece sizin şoförünüzüm. Eğer bir sözüm veya bakışlarımla sizi rahatsız ettiysem özür dilerim, bundan sonra daha dikkatli olacağım" dedim.
Dikiz aynasında ona baktığımda nedense gözlerini sinirle kısıp bana baktığını hatta bir ara sinirden gözünün seğirdiğini fark ettim. Sert ve kırıcı ses tonuyla,
" Doğru sadece şoförümsün ve bu mevzuyu uzatmaya da gerek yok, kısa kes ve şirkete sür" dedi.
??????????
O günden sonra tam iki ay boyunca bana olan anlamsız siniri hiç geçmedi. İki ay boyunca sürekli bana ters davranıp durdu. Hatta sırf eziyet olsun diye kendi işte olduğu zamanlarda bile beraber olduğu kadınların şoförlüğünü ve hamallığını yaptırdı durdu.
Ben ise ona olan borcum yüzünden sesimi çıkarmadan işimi yapmaya devam ettim, fakat benim bu halim sanki onu daha çok üstüme gelmesine neden oluyor gibiydi. Tüm bu yaptıklarına sabır ettim ta ki sabır taşımın çatlağı o kaza gününe kadar.
Bu iki ay boyunca şirkette olduğum anlarda Emir'le arkadaşlığımız oldukça ilerlemeye başlamıştı. Hatta izin günlerimizde beraber yemeğe ,sinemaya ve gezmeye gidiyorduk. Arkadaştık ama bu aramızdaki arkadaşlıktan biraz ileri hal almaya başlamıştı.
Meğer Emir şirketin küçük hissedarlarındanmış ,bunu öğrendikten sonra, Çağdaş beyden çekinmeden şirkette Emir'le konuşmaya başladım. Çünkü daha önce söylediği gibi istediği zaman onu kovamayacağını öğrenmiştim. Ve benim bu rahat halim Çağdaş efendiyi kızdırdığı kesindi. Ogün Çağdaş beyin bana angarya iş yüklemediği ve öğle yemeğine gidebilirsin dediği gün. Emir'le beraber yemeğe şirket yakınlarındaki güzel bir Restaurantta gittik.
Her şey çok güzeldi, aramızda hoş bir muhabbet vardı. Ta ki Çağdaş efendi gelip limon sıkana kadar. Masamıza kadar gelip,
" Yarım saattir seni arıyorum niye açmıyorsun." Diyerek kükreyince ,kafamı kaldırıp ters ters ona baktım.
" Aradınız? Ama benim telefonum çalmadı Çağdaş bey" dedim, sinirle bana bakıp,
"Neyse ne! Hadi kalk acil gitmemiz gereken yer var."
" Ama öğle molam ve yemek yiyordum." söylediğime daha da sinir oldu. Alaylı sözlerle,
" Tüh! Romantik yemeğinizi böldüm demek . Hayallah!"deyince Emir girdi araya,
" Hilal hanımın öğle molası ,eğer şoföre ihtiyacınız bu kadar acilse ,buraya kadar gelmek yerine şirketteki şoförleri alsaydınız." dedi sert ifade ile, Çağdaş ise daha da sinirlenip,
" Sizi ilgilendirmez Emir bey , Hilal benim şoförüm ve şu an kalkıp gelecek" deyince Emir sinirle yerinden kalktı. Bense kavga çıkmaması için, hızla ayağa fırlayıp,
" Tamam! Tamam Çağdaş bey haklısınız gidelim" deyip Emire dönüp "Sorun yok lütfen!" diyerek kavga etmemesini rica ettim. Allahtan Emir beni dinleyip sessiz kaldı. Fakat restauranttan çıkıncaya kadar ikisi de birbirine öldürücü bakışlar atıp durdu.
Arabaya binip nereye diyerek sordum. " Sen sür karar verince söylerim" deyince artık bende şarterler attı,
" Anlamadım karar veririm derken ,siz benle dalgamı geçiyorsunuz? "diyerek bağırdım. O an benim öfkem gibi gök gürlemeye ve şimşekler çakmaya başladı. Sabahtan beri açık ve güneşli olan hava birden bozmuş bardaktan boşalır gibi yağmur yağmaya başlamıştı. Arabanın silecekleri hızla çalışsa da önümü net görmeme pek yardım etmiyordu. Bu şekilde yolda ilerlerken,
" Karar verdiniz mi nereye gidiyoruz? " dedim hala atamadığım sinirle,
" Eve!"
" Eve mi? Gerçekten bana doğru cevap verin sizin benle derdiniz ne? İki aydır sürekli bana eziyet yapıp duruyorsunuz," diyerek sordum. Fakat o alaycı tavırla " Sence? Benim seninle derdim olur Erkek Fatma, niye uğraşayım seninle?" deyince, sinirime hakim olamayıp.
" Psikopat olduğunuz için olabilir mi? "diyerek bağırdım.
"Düzgün konuş!!"
" Sizde ne derdiniz var söyleyin, hem merak etmeyin size borcum bitince bırakacağım bu işi, yüzümü bir daha görmek zorunda kalmayacaksınız" dedim.
Fakat dökülmeye başlayıp " Madem öyle ne derdim var söyleyeyim erkek Fatma, çünkü sen aptalsın" dedi . Ama bu söylediği sözler bardağı taşıran son damla oldu. Gözümü zar zor gördüğüm yoldan ayırıp, dikiz aynasından ona öldürücü bakışlarla baktım. Tekrar bakışlarım yola döndüğünde ise nereden çıktığını anlayamadığım ters yönden gelen tırı fark ettim. Tıra çarpmamak için direksiyonu sola kırdım. Son hatırladığım da arabayla yol kenarındaki bariyerlere çarptığımız ve başımı kapının camına vurmamla camın tuzla buz oluşu. Birde her gece rüyalarımda duyduğum o boğuk çıkan kadın sesinin "Lanet olsun!" diyerek bağırışı.
Sonrası karanlık......