bc

STAR IŞIĞI

book_age12+
326
FOLLOW
2.1K
READ
revenge
badgirl
kickass heroine
comedy
mystery
lies
secrets
sassy
tricky
like
intro-logo
Blurb

O senden iyisini hak ediyor.

"Günaydın."

Sesi, yataktan kalkıp hızlıca sabah ayazına çıkmak gibi ürperticiydi ama yine de içinde o yatağın sıcaklığını barındırıyordu. 

"Burak Bey, bıraksanıza."

Onunkine tezat olarak muhtemelen berbat çıkacak olan sesimi bir fısıltıyla kamufle etmeyi tercih etmiştim. Kolumu yavaşça bırakırken bir yandan da yattığı yerden kalkıp arada mesafe açılmasına izin vermedi. Anlık konum bildiriyorum: Dizinin dibindeyim!

"Daha iyi misin?"

"Evet," dedim kekeleyerek, kafamı hızlı hızlı sallarken. "Ya siz, siz iyi misiniz? Rahatsız olmadınız mı burada?"

Cevabı ufak bir "cık," sesi oldu ama bu saçma ses bile neden kulağıma bu kadar etkileyici geliyor, anlayamıyorum.

"İşten çıkarmalı mıyım seni acaba?" diye ciddi ve düşünceli bir halde gözlerime bakarken şimdi konunun neden buraya geldiğini sorguluyordum. Yoksa?

"Ee, siz bilirsiniz ama neden, niye, ne oldu ki?"

"Hatırlamıyor musun?"

Elini yanağına yaslamış büyük bir ciddiyetle bana bakıyordu. Neden korkuyorum?

"Neyi?" Asla kendimden ödün vermiyordum. Sonuna kadar inkar.

Ama kesin bi halt yedim!

Hala beni bu kadar yakından ve ayrıntılı incelemesi bir yandan ruhumu okşarken diğer yandan huzurumu kaçıyordu.

Her şeyi anlatmış mıydım?

Polisler yolda mıydı? 

Bitmiş miydi her şey yani?

"Çok istekliydin dün gece de o yüzden.”

İçimden "Bu kadar mı?" diye sormak geçtiyse de izin vermedim buna çünkü bu yarım bıraktığım işi tamamlamak olurdu. Gözlerimi kısa bir an kapatıp açtıktan sonra elimle saçımı düzeltir gibi yapıp vakit kazanmaya çalıştım. En sonunda saçma bir şekilde gülüp, "Sarhoş aklı işte," dedikten sonra kalkmaya yeltendim ama eli yine kolumu tuttu sıkıca ve olduğum yerde kalmamı sağladı.

Şikayetçi değil gibiydim sanki.

"Bana söylemek istediğin bir şey varsa söyleyebilirsin."

Kafamı iki yana salladım sadece cevap vermek yerine ama sonra aklıma neden burada olduğum geldi.

"Aa, şey… Ben... Neden buradayım?"

"Nerede olmayı isterdin?"

Tam şu an olduğum yerde.

chap-preview
Free preview
KÖTÜ SÜRPRİZ
Doğradığım salatalıkları sinirle, söylenerek dağıttım. Artık bu işten ve bu kadından çok sıkılmıştım. Ellerimi tezgâha dayayıp gözlerimi sıkıca yumdum ve sakinleşmeye çalıştım. Bu sırada arkamdan temkinli ama sert adımların yaklaştığını duydum. Kulaklarım keskindi. En basit tıkırtıları bile duyar, dikkat kesilirdim. Adım sesleri arkamda, az ötemde durduğunda hemen arkama döndüm ve sert bir şekilde bana bakan adamla göz göze geldim. Bakışlarım, henüz rengini anlayamadığım gözlerden dağılmış saçlarına çıktığında boğazımın kuruluğunu ancak yutkunduğumda anlayabildim. Selin'in evine sayısını bilmediğim kadar çok insan girer, çıkardı ve ben hepsinden tiksinirdim fakat karşımdaki adamın öyle bir havası vardı ki hala saçlarından çekemediğim gözlerimi tam o anda hatırladım. Derhal bakışlarımı normalleştirip önüme döndüm. Kontrollü bir insandım. Şu ana kadar beni etkileyen hiç kimse olmamıştı. Bundan sonra da olacağını sanmıyordum. Bu olsa olsa anlık bir hormon düzensizliğidir diye düşünerek üzerinde durmamaya karar verdim. Ne istediğini sormaya yeltenmiştim ki sert ama büyülü sesi mutfakta yankılandı. "Kahve var mı?" Soru basitti, cevabı da öyle... Ama o sesin etkisinden çıkabilmek... Şu ana kadar duyduğum en güzel sese ve yakışıklılığa sahip adama dehşetle baktım. Gençliğinin baharında canına mı susamış bu adam? Bu ne rahatlık? Neyin nesidir anlamak için biraz vakit tanımaya karar verdim. E böyle bir yakışıklıya kıyılsın istemezdim doğrusu. "Tabi, elbette var, nasıl içersiniz?" Suratını buruşturup paragraflarca konuşmuşum gibi bir sinirle suratıma baktı ama cevabı çok yalındı. "Sadece kahve." Konuşmak, cümle kurmak ne kadar zor olabilir ki diye düşünürken birden aklıma, bana derdini anlatmaya çalışan zavallıları hiç dinlemek istemediğim, hatta onları duymamak için kulaklık taktığım zamanlar geldi. Bu adam da benden pek hoşlanmamıştı sanırım. E bunun için de oldukça sağlam bir sebebi vardı. İçinde bulunduğum aptal hizmetçi kıyafeti! "Bu kıyafet olmadan yeterince elit görünmüyorsun şekerim." Kafamın içinde Selin'in ağdalı konuşması tekrar yankılandığında, en az bu yakışıklı kadar meymenetsiz göründüğümden neredeyse emindim. "Hadi artık, şu kahveyi getir, başım çatlıyor." Daldığım yerden başımı iki yana sallayarak hızla çıktım ve gülümseyerek bardağı beyzademizin önüne nazikçe bıraktım. Bunu yaparken, bu adamın bana bir kahve makinesi muamelesi yaptığını mümkün mertebe düşünmemeye çalıştım. Çünkü neden düşüneyim? Bu yakışıklı yaşamalı ve mümkünse olabildiğince çoğalmalıydı. "Yiyecek bir şey yok mu bu evde? Ne biçim hizmetçisin sen!" Aklımdaki düşünceler, gıcıklığı yakışıklılığından fazla olan bu adam tarafından dağıtıldığında, az önce arzu ettiğim şeyi tekrar düşündüm. Tamam, fikir berbattı. Dünyanın en çekici adamı bile olsa asla çekilmezdi. "Var elbette efendim, sadece bu evde kahvaltı biraz geç yapılır. Bu yüzden düşünemedim, kusura bakmayın." Kahvaltı için hazırladığım poğaçalara kahvaltılık bir şeyler daha ekleyip hemen kahvesinin yanına koydum. Poğaçalarıma ve bana umutsuz bir 'Nur Yerlitaş' bakışı attıktan sonra konuşmaya başladı: "Sence bu vücuda sahip biri bunları yer mi?" Ya sabır! İçimdeki canavarın dışarı çıkmasına beş kalmışken kendimi dizginlemeye çalışıyordum. Kör olsam ve bu tipi görmesem, ilk soracağım şey muayyen gününde olup olmadığı olurdu! Sabrımın sınırlarında gezerken, pozitif cevaplar vermeye devam ediyordum. "Şuan hazırda olanlar bunlar efendim, kahvaltı bir saat sonra bahçede kurulmuş olur." Sevimli cevaplarıma tahammül edememiş olsa gerek, kahvesinden bir yudum alırken, "Bu kahve de berbat zaten, Selin niye seni burada tutuyor acaba?" deyip küçümser bir bakış attıktan sonra mutfaktan çıkıp gitti. Hala yakışıklılığı benim için bir adım öndeydi ve evden çıkıp gitmesini umut ettim. Çünkü bir yarım saat daha oyalanırsa, ona çok yazık olacaktı. Masayı hazırlamak için bahçe ve mutfak arasında mekik dokurken, yukarıdan gelen kahkaha seslerine kulaklarımı tıkamaya çalışıyordum. Bu Selin nasıl böyle rahattı? Ah! Yoksa? Birazdan burada çok dehşetengiz olaylar yaşanacaktı. O sırada nereye saklanıp, ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Şimdi hemen yukarı gidip, bu iki arsızı döve döve birbirinden ayırmak vardı ama... Neyse ki sesler kesilmişti. Bu evdeki herkesin can sağlığı için olay yerinin derhal boşaltılması gerekiyordu. Ben bunun için içimden dua ederken, dualarımın reddi hızla bildirildi. Nasıl mı? Bahçede masaya ellerim titreyerek son birkaç ekleme yaparken, giriş kapısında gördüğüm o fazlasıyla lüks araçla yerimde donup kaldım. Ağzımdan çıkan tek kelime: "Eyvah!" olmuştu. Aynı saniyelerde kıkırtılar eşliğinde merdivenlerden aşağı inip, bahçeye gelen mutlu çifte umutsuzlukla başımı salladım. İkisi de çok gençti. Çok yazık olacaktı. Bu arada tek derdi hala kahvaltı olan adam kinayeyle yüzüme bakıp: "Uyuşuk hizmetçin sonunda kahvaltıyı hazırlamış," dedi. Selin kıkırdayarak, "Yok canım, eli çok çabuktur onun. Hazırlıksız yakaladık ondandır," deyip manasızca tekrar kıkırdadı. Arkadan yaklaşan tehlikenin farkında olsaydınız keşke. Birazdan burası çok fena karışacaktı. Muhtemelen bu herif de karnını kahvaltı yerine kurşunlarla doyuracaktı. Arkamdan gelen aşinası olduğum sert adım seslerinin yaklaşmasını titreyerek bekledim. Tam karşımda duran Selin, arkamdan yaklaşan adamı fark ettiğinde kocaman gözlerle bana baktı. Bu bakışı biliyordum. Şeydi bu: "Deminden beri adamla kırıştırıyorum, niye haber vermiyorsun?!" Onun bu bakışına üzüntüyle başımı salladım. Konuşmama izin verdiniz sanki! Sonra gözlerim hala adını bilmediğim bu adama kaydı. Yüzünde korku ya da dehşete dair ufacık bir iz bulamadım. Ya çok cesurdu ya da hiçbir şeyden haberi yoktu. Ben kesinlikle habersiz olduğunu düşünüyordum. Çünkü arabası bile bir canavarı andıran bu yaklaşan tehlikenin, adının baş harfini dahi duyan bir erkek, "Bari imansız gitmeyeyim," diyerek şahadet getirmeye başlardı. Beklenen an gelmişti. Karşımdaki herif hala sanki normalce tanışacakmış gibi karşısındaki canavarı izliyordu. "Ya Beril'cim iyisin hoşsun da işe başlarken bu eve asla erkek arkadaşını getirmemeni söylemiştim sana. Mahir abini tanımıyormuş gibi bu ne rahatlık anlamadım doğrusu." O an içimden gelen, yapmak istediğim tek şey, şiddetli bir şekilde alkışlayıp, eline bir Oscar ödülü tutuşturmaktı. Ama imkânlarımız kısıtlıydı ne yazık ki. Mahir Abi benim sözde erkek arkadaşımı incelerken, Selin bana yalvaran bir bakış attı. Bende ona alaycı bir bakışla karşılık verip, umutlarını bir hayli söndürmüş olmalıyım ki gözlerinin dolduğuna şahit oldum. E seviyordu yaşamayı ne yapsın! Hele de böyle ekmek elden, su gölden yaşarken... Dudaklarımı birbirine bastırıp üzüntüyle konuşmaya başlayacağım sırada, karşımda kendini zor tutan adama kısa bir bakış attım. Selin kolunu çaktırmadan sıkı sıkıya tutmuş, 'sakın ağzını açma' der gibiydi. "Mahir Abi kusura bakma, telefonum kapanınca beni merak ettiğinden çıkıp gelmiş. Bir daha olmaz." "Evet canım, bir daha olmayacak ve sen hemen eşyalarını ve sevgilini alıp buradan çıkıp gideceksin. Böyle olmaz ki namusuma leke sürdürecektin resmen!" Gözlerimi hayretle açıp, aşırı derecede ileri giden kadını hayretle süzdüm. O ise benden tarafa asla bakmıyor, gözlerini sözde 'namusunun sahibinden' bir saniye olsun çekmiyor, ona âşık bakışlar atıyordu. Bu adamsa hala ağzını açmamıştı. Yüzüne baktığımda, korktuğundan değil de ne olduğunu bilmediğinden yaşadığı şaşkınlığın tutulmasını yaşıyor gibiydi. Bakışlarımı Mahir Abiye çevirdim. Çünkü onun onayı olmadan bu eve hiç kimse girip, çıkamazdı. Onun o en sert bakışlarından biriyle istemeye istemeye karşı karşıya geldiğimde ellerimin titrediğini fark ettim. "Selin Hanım ne diyorsa doğrudur, hadi ikileyin!" Bu şaşırtmıştı işte. Mahir Abinin aklından muhakkak bir şeyler geçiyordu. Çünkü beni buradan gönderiyor olması başka türlü pek mümkün olmazdı. Karşımdaki adam Mahir Abiyi incelerken, bakışları belinde durdu. Orada gördüğü silahla gözleri kocaman oldu ve kolumdan tutup, "Yürü hadi, gidiyoruz," deyip çekiştirmeye başladı. Mahir Abinin gözleri benim üzerimdeyken, bir şey çaktırmamak için normal görünmeye çalışıyordum ama ne kadar uğraşsam da olmuyordu. Evde kalan eşyalarım vardı ama önemsemedim. Bu eve gelirken asla çok özel bir eşyamı getirmezdim zaten. Peşine takıldığım adam, evin önünde park edilmiş arabasına kadar hızla gidip yolcu kapısını açtı ve beni içine ittirdi. Normalde bu asla yapamayacağı bir şeydi. Fakat ben şu an basit bir hizmetçiydim. Fazlasını sahneye çıkaramazdım ne yazık ki. Yoksa bu adamın sıkı bir dayağa ihtiyacı olduğu kesindi. Onun arabaya binmesini beklerken ellerimi bacaklarımın üstünde birleştirmiş, sıkmakla meşguldüm. Çünkü serbest kalırlarsa hiç hoş olmayan şeyler yapacaklardı. Birkaç saniye içinde o da arabaya binmiş, emniyet kemerini takmış ve bana da ters ters bakarak takmamı söylemeye çalışmıştı. Yolda ilerlerken evime yakın sayılabilecek bir noktaya vardığımızda, sinirimi dizginlemeye çalıştığımı çok belli eden bir ses tonuyla: "Şu ilerde bırakabilirsiniz beni," diyerek elimle yol kenarını işaret ettim. Bana yandan bir "Kes sesini!" bakışı attı ve yola hızını arttırarak devam etti. Susup onu dinleyecek değildim. Bu kez hırçınlığını umursamadığım bir sesle konuşmaya başladım: "Az evvel senin yüzünden işimden kovuldum ve artık işsiz olduğum için de kibar davranmaya hiç niyetim yok. Hemen indir beni!" Kurduğum cümleler ortamda hiçbir etki yaratmadan hızla yok oldular. Ne arabanın hızı değişti ne de adamın yüzündeki her hangi bir ifade. Bu kale alınmazlık sinir kat sayımı artırmaya başladığında, iş dışında pek umurumda olmayan kontrolsüzlüğüm gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Elimi direksiyonun üstünde sabit duran elinin üzerine koyup yol kenarına doğru çevirdim. Kontrolü kaybetmekten korkan adam, ölüm korkusu vuku bulmuş olacak ki hızla yavaşlayıp frene bastı ve aynı hızla bana dönüp "Manyak!" diye bağırdı. Umurumda değildi açıkçası. Çünkü öyleydim. Cevap vermeden kapıyı açmaya yeltendim. Henüz açamadan niyetimi anladığı için kapıları kilitledi. Sinirle ona döndüğümde bakışları artık daha normaldi. "İneceğimi söylemiştim, seni tanımıyorum. Ne bileyim ben nereye götürüyorsun!" Kaşları hafif bir alayla havaya kalktı ve "Tanımıyor musun?" diye alaylı bir soru sordu. "Nereden tanıyayım, İstanbul'da kaç milyon insan var, haberin var mı?" "Korkmana gerek yok, orada olanları sakin bir yerde bana anlatmanı istiyorum sadece. Başka bir şey olmasını gerektirecek klasmanda değilsin zaten." Alayla güldüm ve "Evet, Selin tam senin klasmanın, gördüğüm gibi anlamıştım zaten," deyip cama çevirdim bakışlarımı. Sonra bu kabullenişime daha çok sinirlendim. "Ben gelmek istemiyorum ki, daha kendi klasmanımda bir iş bulmam gerekiyor, indir beni şu arabadan." "Of! Ne mızmız çıktın ya bir sus!" Birkaç dakikalık sessizliğin ardından araç, bir rezidansın otopark girişinden geçerek park etti. Araba durur durmaz kilit kapıları açıldığında, hızla kendimi dışarı atıp çıkışa yöneldim. Biraz ilerlemiştim ki kolumdan yakalanmamla birlikte durmak zorunda kaldım. "Seni kaçırıyormuşum muamelesi yapma, insanlar yanlış anlayacak, itibarım var benim." "İtibarını s..." Hayretle açılan gözlerinden duyduğum utançla devam edemediğim konuşmama rağmen gözlerini kısıp, iğrenmiş gibi baktı ve "Edepsiz," dedi beni ayıplayarak. Ona, alaylı bir ifadeyle süzerek baktım ve kolumu kurtarmaya çalıştım. Sabahtan beri şöyle döveyim, böyle parçalayayım diyorum ama herif cidden güçlü çıktı. Buna şaşırdığımı belli etmedim çünkü gücümün farkına varması istediğim bir şey değildi. "Ya bıraksana işim gücüm var benim, yüreğin varsa git Mahir'le konuş! Bana ne sizin çok edepli aşk üçgeninizden!" Edepli kelimesine özellikle bastırmıştım ve o da mesajımı almış olacak ki savunmaya geçti. "Ne olduğundan haberim bile yok benim! İki aydır flört ediyoruz. Ben ne bileyim kadının belalısı olduğunu!" Yüksek bir kahkaha kaçtı ağzımdan. Adam sıkıntıyla çevresine baktı ve umutsuz bir yüzle tekrar bana döndü. "Rezil oluyorum. Gel inat etme, yukarıda anlat işte ne var ne yok." Hafif yalvarır bir havayla konuşması gururumu okşamıştı doğrusu çünkü sabahtan beri bana, 'Sana sümüğümü bile atmam kızım,' der gibi bakıyordu. O bana yalvarırken ben, itici göründüğümü bildiğim bir edayla tırnaklarımı kontrol etmekle meşguldüm. Konuşması bittiğinde umursamaz bir tavırla yakışıklı ama bezgin yüzüne bakıp, "İşim var benim, gidiyorum," dedim ve arkamı dönüp çıkışa doğru yürümeye başladım. Bir yandan da iğrenç hizmetçi önlüğünün altındaki gizli cebimden küçük telefonumu çıkarıp, Emrah'ı aramaya niyetlenmiştim. E bu kılıkla İstanbul sokaklarında gezecek halim yoktu. Bu havalı artist bilmese de benim de bir klasım vardı. Hem bu kıyafetle bir sürü andavala fantezi malzemesi olmaya da hiç niyetim yoktu. Telefonumu kulağıma götürdüğümde ilk arama sesini duyar duymaz ilahi bir güçle ayaklarım yerden kesildi. Ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçen bir kaç saniyenin ardından fark ettiğim gerçekle sinirlerim tepeme düştü! Evet, düştü! Çünkü çıkması için gereken yeterli fiziksel şartı şuan sağlayamıyordum. Deminden beri şöyle klasım, böyle itibarım diye söylenip duran adam, her şeye boşvermiş, beni çok değersiz bir eşya gibi omzuna atmış, istediği yere zorla götürmeye çalışıyordu. Beni beni..! Hızla çırpınıp "Bıraksana lan!" diye bağırmaya başladım. O ise hızla yürüyordu ve bacaklarımı çırpınmamam için sıkı sıkıya tutuyordu. Bir de sanırım eteğimi aşağıya çekiyordu. Tövbe estağfurullah, daha neler görecektim acaba? "Bırak ulan eteğimi!" diye cırlarken elimdeki telefondan Bir böğürme sesi yükseldi: "Laan! Ne eteği, ne oluyor? Cevap versene kızım!" Derinden gelen sesi sadece ben duyuyordum ve aynı saniyede beni sırtında taşıyan adam demeye çekindiğim herifte konuşmaya başladı: "Bırakayım da oranı buranı görmeyen kalmasın istersen!" Telefonu çaldırdığımı unutmuş, kendimi bu herifin ellerinden kurtarmaya odaklanmıştım. Elimde sıkı sıkıya tuttuğum telefonu hatırlayınca hemen kulağıma götürüp, "Bir şey yok Emrah, arayacağım," deyip telefonu yüzüne kapattım ve sırtında olduğum adama bağırmaya başladım: "Ya bırak artık, bak çok fena olacak!" Artık iyiden iyiye yılmış sesi kulağıma ulaştı: "Ya Allah aşkına bir sus artık, yıldım!" "İndirsene o zaman beni hasta!" "Başka şans bıraktın sanki keçi!" Çevreme baktım ve her şeyi ters görüyordum. Kafam umutsuzca aşağı düştüğünde gördüğüm manzarayla gözlerimi sıkıca yumup,  tövbe etmeye başlamam aynı anda olmuştu. "Tamam bırak, geleceğim seninle, yeter artık," Ayaklarımın üstünde tam karşısında yere bastığımda onun sırıtan yüzüyle karşı karşıya kalmıştım. "Geçmiş olsun, koca otoparkta ciyak ciyak bağırdıktan sonra verdiğin karar çok isabetli oldu," deyip alkışlayarak benimle dalga geçti. Asansöre bineceğimiz sırada, kafamın üzerinden birine doğru bakıp, işaret ve orta parmağını makas şekline getirmiş sallıyordu. Kafamı oraya çevirdiğimde güvenlik olduğunu gördüm. Ne olduğunu soramadan arkamdan itilip asansöre bindiğimizde, çıkacağımız kata bastıktan sonra birbirimize sinirli bakışlar atarak yolculuğumuza devam ettik. "Ne dedin adama, neyi keseceksiniz? " Bana dönüp soğuk bir tavırla: "Seni," dedikten sonra kocaman açılan gözlerimi görünce, "Yani rezilliklerini!" dedi ve çatılmış kaşlarıma keyifle bakıp,  kapıya doğru döndü. O bilindik 'trink' sesinin ardından kapı açıldı ve yürümeye başladık. Bir dairenin önünde durup, kapıyı elektronik kartıyla açarken hafifçe bana döndü. "Sevgilin miydi? Bir kriz daha yaşamak istemiyorum!" Gözlerimi kısıp ona tehditkâr bir ifadeyle baktım ve konuşmaması gerektiğini anlamış olacak ki biz girer girmez yanan ışıkların ve devreye giren elektrikli cihazların kendine has uğultusu eşliğinde uzun koridorda yürümeye devam ettik. Arayanın sevgilim olması mı onu daha çok ürkütürdü yoksa korumam olması mı diye düşüncelere dalmışken, sonunda bir kişinin yaşaması için fazlasıyla büyük olan evin salonuna girdik. Az önce beni sırtında zorla buraya getiren o değilmiş gibi bir ev sahipliğiyle "Hoş geldin," deyip oturacağım koltuğu gösterdi. Çekingen bir tavırla lüks, siyah deri koltuğun hemen ucuna emaneten oturdum. "Rahat ol, korkulacak biri değilim. Sadece neler olduğunu anlat bana, sonra nereye istersen seni bırakırım." "Sabahtan beri defalarca söylediğiniz gibi ben bir hizmetçiyim! Ne bileyim ne olduğunu?" dedim sinirle. Derin bir nefesi havalı bir şekilde teneffüs edip, dirseklerini dizlerine, ellerini de boynuna dayadı ve bana hemen orada, ayaküstü bir kapak pozu verdi. O an yakınlarda ayna olsa gözlerimin ışıltısını görebilirdim belki! "Bak, özür dilerim. Sabah kahve almaya gelirken, sen öyle kendi kendine Selin'e kaba saba konuşunca kızdım. İşinin değerini bilmez, yanında çalıştığı insanın arkasından böyle atıp tutan insanları hiç sevmem." "Neyse ne, siz de takdir edersiniz ki bu durumlar beni hiç ilgilendirmiyor!" Açıklaması hoşuma gitmişti doğrusu. Sonuna kadar da haklıydı. Fakat bilmediği şey, benim Mahir Abinin çalışanı olduğum ve ona bağlılığımdı. Elbette bunu bilmesine de gerek yoktu. "Bu kadın iki aydır benimle birlikte, çok da hoşlanıyordum. Sırf kimseye zarar gelmesin diye sustum orada. Adamın sağlam ayakkabı olmadığı o kadar belli ki! Selin gibi bir kadının o dağ ayısıyla ne işi var anlamadım!" "Hop hop!" diye Mahir Abiyi korumaya geçecektim ki keskin bir virajdaymışım gibi bir dönüş yaptım. "Yani Mahir'e yapışan Selin Hanımdı. Sonra da Mahir Bey aşık oldu ona. Selin Hanım çapkın kadındır. Mahir Bey evde olup bitenleri anlatmamı istedi ama bugüne kadar sustuysam onun ekmeğini yediğim içindir. Yoksa şimdiye kadar Selin diye biri kalmazdı. Gördünüz işte tehlikeli adam; Selin de kurnaz. Kaç yıldır yanında çalışıyorum. Bak iki dakika da bastı tekmeyi. İyi de oldu çok sıkmıştı artık!" Bana hayretle bakan adamla gözlerimi çekinmeden buluşturdum. Böyle gözüne bakınca yalan söyleyemem triplerinde falan değildim. Masum, günahsız biri de değildim. Şimdi Selin için ah vah, kadıncağız ayakları yaparak bu adamı Mahir Abimin idam sehpasına çok rahat gönderirdim ama bu adamda asla kapılmak istemediğim bir çekim vardı. Bu çekime rahatlıkla karşı koyardım ama suçsuzken kıyacak kadar da gaddar olamazdım. Yapabilecekken yapmazdım bunu. "Öyle işte," diyerek ayaklanmıştım ki, "Dur dur," dedi telaşla. "Sen emin misin yani bu kızı zorla yanında tutmadığına?" Alayla güldüm. "O kadınla yattığınız yatak bile o adama ait, ötesini tartışmayalım isterseniz." İğrenerek bana baktığında kaşlarımı ve omzumu "Öyle ama, ben ne yapayım?" der gibi kaldırdım. Yüzünü ovalayarak, "İnanamıyorum," dedi. Acıdım o an ona. İyice soğuması için azıcık daha ayrıntı verdim: "Bu olağan bir döngü! Mahir Bey Selin Hanım'ı azıcık boşlayıp, gözü dışarı kaydığında, Selin Hanım birini bulur. Mahir Bey de o herifi ortadan kaldırır ve aşk devam eder! Siz yine iyi yırttınız hadi sayemde!" diyerek gözünü biraz daha korkuttum. Korkuyla yutkunması bile bende çok acayip hisler uyandırıyordu. Daldığım yerden beni çıkaran hala elimde tuttuğum, titreyen telefonumdu. Gelen mesajı açtığımda okuduklarımın saçmalığıyla şaşkınlığım birbirine karışmıştı. Mahir Abi – Ne yap ne et o evde çalışmak için adamı ikna et. Şimdi bu adama ağlayıp beni işe al diye yalvaracak mıydım yani? Tiksintiyle titredim. Yahu benim çilem ne zaman bitecek! Bunca yıldır bunun için mi çalıştım ben! Alttan almayan, suçlayıcı bir tavırla "Ben de sayenizde işsiz kaldım işte," diye devam ettim konuşmama bu manasız duraksamanın ardından. "Haklısın valla... E adın neydi bu arada? O hengâmede sormayı da unuttum." "Beril," dedim ve uzatmadan "Sizin?" diye de sordum. "Gerçekten mi?" diye sordu alayla gülerken. "Ne var ya tanımıyoruz dedik ya, ama isterseniz egobank diyebilirim!" O etkileyici sesiyle üzerinde sakil durmayan bir kıkırtı çıktı ağzından. "Burak benim adım," dedi. Beğenmemiş gibi burnumu kırıştırdım ve "Çok değişikmiş," dedim sıradanlığıyla dalga geçerek. Şöyle bir etrafta gözlerimi gezdirdiğimde evin dağınık ve kirli olduğu gözüme takıldı ama sabahtan beri adama gururlu pozlar verirken, "Azcık toplayım mı evini?" diyemezdim. Adamın da umurunda değildi normal olarak benim işsiz kalmam. Burak sıkıntıyla etrafa bakıp, dağınıklığa bir göz attı. Hah! Tamam, hemen işe başla diyecek diye heveslendim. Ama sadece "Bir şey içer misin?" diye sordu. Attığı asisti gole çevirmenin tam vaktiydi. "Iyy! Bu evde ne bir şey yerim ne de içerim," dedim, tiksinerek etrafa bakarken. "Haklısın valla, akşam burada parti vardı, buradan sizin eve geçmiştik, daha kimseyi çağıracak vaktim olmadı." Heh! Hadi sorsana! "Çıkacağım zaten birazdan, gelir birileri." Of! Hizmet ayağına gelmiş, farkında değil, mal mı ne? Tam kalkmak için ayaklanmıştık ki kapı kırılırcasına tekmelenmeye, zil ardı arkası kesilmeden çalmaya başladı. Bunu tanıyordum. Kapıyı kırmadan hemen uzun ve loş koridorda ilerleyip kapıyı açtım. "Yavaş hayvan!" diye kısık bir sesle onu sakinleştirip, herkesin duyabileceği bir sesle: "Aa, abicim nereden buldun burayı, ben de tam çıkıyordum!" deyip kapıdan çıktım ve onu da ardımdan sürüklemeye çalıştım. Emrah'ın izbandut bedeni benden bilmem kaç kat güçlüydü. Elbette yerinden oynatamamıştım. "Bu kim?" dedi sinirli bir sesle. "Bir yanlış anlama oldu, Selin karı... Eee hanımın evinde, beyefendi zor durumda kalınca açıklama yapmak zorunda kaldım." "Ulan! Benim bacımın eteğine dokunan lavuk sen miydin?" deyip Burak'ın üstüne yürümeye başlamıştı ki ikisine göre oldukça küçük vücudumla aralarına girdim. Parmak uçlarımda yükselip Emrah'a doğru yükseldim ve "O değildi," dedim uyaran bakışlarla. Kaşlarımı hareket ettirerek, konuşmadan "Hadi, yürü," der gibi asansörü işaret ettim. Derhal arkamı dönüp "Gürültü için kusura bakmayın, iyi günler," diyerek asansöre yöneldim. Yürürken arkamdan "Sen de kusura bakma!" diyen adama hafifçe arkamı döndüm ve gerçekten gülümseyen yüzünün büyüleyiciliğiyle ben de utangaç bir gülümseme bahşetmiş bulundum. Yürümeye devam edip asansöre yönelmişken hala gözümü ondan alamayıp, önüme dönememiştim. Çarptığım asansör kapısına hayretle döndüğümde, onun Emrah olduğunu fark ettim. "Ulan ayı, inin mi sandın burayı? Az kibar olsana." Bağırdıktan iki saniye sonra asansör kapısının henüz kapanmadığını fark ettim. Krize girmiş bir şekilde kahkaha atarak bana bakan adama utançla gülümsedim ve  gözlerimi çektim. Nereye koyacağımı bilemediğim elim şaşkınlıkla boynumu buldu. Asansör kapısı kapanırken son bir kez daha göz göze geldik ve artık ikimiz de gülmüyorduk.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
526.6K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

HÜKÜM

read
225.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook