Merkezin üst katlarında rüzgâr olmazdı. Ama o gece, havanın içinde bir akış vardı. Sanki binanın damarlarında dolaşan elektrik, duvarların arasından geçerken görünmeyen bir fırtına yaratmıştı. Tavan boyunca uzanan ışık bantları artık sabit yanmıyor, dar aralıklarla sönüp yeniden canlanıyordu. Her sönüşte koridor bir anlığına karanlığa düşüyor, sonra solgun beyaz ışık geri geldiğinde her şey birkaç santim yer değiştirmiş gibi görünüyordu. Yön duygusu bozuluyor, mesafe uzuyor, sesler duvarlardan sekerek insanın arkasından geliyormuş hissi yaratıyordu. Defne ilk kez merkezin gerçekten “YAŞAYAN” bir yapı olduğunu düşündü. Çekirdekte olanlardan sonra geri dönmek diye bir şey kalmamıştı. Sadece ilerlemek vardı. Ama ilerledikleri yönün özgürlüğe mi, tuzağa mı çıktığını artık hiç kimse tam olar

