Ses

1986 Words

Rüzgâr, kentin üstüne bir şeyi örtmeye çalışır gibi esiyordu. İstanbul’un kenarında, denize uzak ama tuz kokusunu bir yerlerden sızdırmayı başaran sokakların birinde, gökyüzü iki katmanlıydı: Biri herkesin gördüğü kurşuni tabaka; diğeri yalnızca bazı gözlerin, bazı sinir uçlarının “Yanlışlıkla” yakaladığı, daha parlak ve daha soğuk bir yüzey… Aras bunu günlerdir “Çift zemin algısı” diye adlandırıyordu. Ama bugün, o ikinci yüzey sanki daha yakındı. Sanki bir parmakla dürtülse kırılacak kadar ince. Aras koşmuyor, kaçmıyordu. Koşmak artık onu bir yere götürmüyordu. Koşu, sadece onu daha görünür kılıyordu. Bunun yerine yön kırıyordu. Keskin, mantıksız görünen ama içeriden çok mantıklı olan sapmalar… Bir köşeden dönüyor, iki sokak sonra durup geri dönüyor, bir apartmanın girişinde iki nefes be

Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD