Gece galerinin camlarına ağır ağır çökmüştü. Dışarıdaki siren sesleri artık kesilmişti ama şehir hâlâ uyanıktı. Uzaktan gelen motor uğultuları, ara ara geçen far ışıkları, kırık camın kenarından sızan rüzgâr… İçerideki hava farklıydı. Savaşın artığı değil. Bekleyişin yoğunluğu. Aras hâlâ Defne’nin yanındaydı. Bu kez kolunu omzuna atmıyor, belini sarmıyor, ama temas hâlindeydi. Parmakları Defne’nin elini bırakmıyordu. Tutuluşu sert değildi; fakat bırakılsa boşluk oluşacakmış gibi kararlıydı. Defne bunu fark etti. Elini hafifçe sıktı. “Rahat hareket edemiyorsan beni bırakabilirsin Aras” dedi yumuşak bir sesle. Aras bakışlarını kaçırmadan cevap verdi. “İstemiyorum.” Defne hafifçe gülümsedi. “İstememek başka, ihtiyaç duymak başka.” Aras bir an sustu. Cevap vermek için acele etmedi

