Yan Kapı

705 Words
Kapı kapandıktan sonra Defne birkaç saniye kıpırdamadı. Aras’ın varlığı hâlâ odadaydı sanki. Hava değişmişti. Ya da değiştiğini o sanıyordu. Sonra aniden pencereye yürüdü. Sokak sakindi. Öğle ışığı kaldırıma eğik düşüyordu. İnsanlar sıradan adımlarla geçip gidiyordu. Bir kadın telefonla konuşuyor, bir çocuk bisiklet sürüyordu. Aras yoktu. Ne kaldırımda ne köşede. Bu kadar hızlı olamazdı. Defne tereddüt etti ama merakı ağır bastı. Atölyenin kapısını kilitledi ve merdivenlere yöneldi. Topuklarının sesi taş basamaklarda yankılandı. Ön giriş kapısı hâlâ kapalıydı. Sokak camın arkasında görünüyordu. Kapıcı kulübesi boştu. Defne kapıyı açıp dışarı çıktı. Sağa baktı. Sola baktı. Hiç kimse. Aras’ın boyu ve duruşu gözden kaybolacak gibi değildi. Böyle bir adam yürürken fark edilirdi. Geri döndüğünde yan koridorun kapısının aralık olduğunu fark etti. Normalde kapalı tutulurdu. Yangın merdivenine açılan dar bir geçit. Defne kapıyı iterek açtı. Merdivenlerde toz hafifçe dağılmıştı. Net bir ayak izi yoktu ama basamakların ortasında ince bir kayma vardı. Kontrollü, ağır ama sessiz adımlar. Aras ön kapıdan çıkmamıştı. Yan çıkışı kullanmıştı. Refleks. Alışkanlık. Bu sıradan bir müşterinin davranışı değildi. Aynı dakikalarda, iki sokak ötede koyu renk bir araç motor çalıştırmadan bekliyordu. Aras arka koltukta oturuyordu. Yüzü sakindi. Nefesi düzenliydi. Ama zihni hesap yapıyordu. “Temas sağlandı,” dedi alçak bir sesle. Kulaklığın içinden boğuk bir cevap geldi. Kelimeler seçilmiyordu. “Hayır,” dedi Aras. “Şüphelenmedi. Henüz.” Camdan yukarı baktı. Defne’nin atölyesinin penceresi üçüncü kattaydı. Aras bakışlarını bir saniye fazla tuttuğunu fark etti. Bu sadece görev. Kendine bunu tekrar etti. Ama zihni kapının açıldığı ana geri döndü. Defne’nin gözleri. Onu gördüğü anki o donukluk. Tanıma. Şaşkınlık. Ve korku değil… merak. Vanilyaya karışmış yağlı boya kokusu hâlâ burnundaydı. Saçlarının omzundan kayışı. Teninin ışıkta yumuşak görünüşü. Aras çenesini hafifçe sıktı. Mesafe. Her zaman mesafe. “Takip var mı?” diye sordu. Kısa bir sessizlik. “Çatı,” dedi kulaklıktaki ses. “Açı değişti.” Aras’ın gözleri sertleşti. “Kim?” “Net değil. Profesyonel olabilir.” Aras telefonu kapattı. Defne yalnız değildi. Bu iyi değildi. Defne yukarı çıktığında kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Atölyeye girdi. Kapıyı kilitledi. Bir an sırtını kapıya yasladı. Aras’ın bakışları aklına geldi. Sakin. Ölçen. Ama bir saniyelik bir boşluk olmuştu. O saç teli düştüğünde. Defne tuvalin önüne geçti. Aras’ın yüzüne baktı. Çene hattı. Sert bakış. Ve elmacık kemiğinin hemen üzerinde küçük, tek bir ben. O beni çizerken eli titrememişti. Ama şimdi bakarken kalbi hızlanıyordu. Kalemi eline aldı. Gözleri çizmek üzereydi ki durdu. Gözlerini tam hatırlayamıyordu. Çünkü o gözler sabit görünse de altında sürekli hesap yapan bir hareket vardı. Sanki odadaki her çıkışı, her pencereyi, her gölgeyi not alıyordu. Defne kaşlarını çattı. O an bir şey fark etti. Aras atölyeye girdiğinde yalnızca tabloları incelememişti. Pencerenin karşısına geçerken camda yansımasını kullanmıştı. Kapıya en uzak ama çıkışa en hâkim noktada durmuştu. Ve oturduğu sandalye… duvara sırtını vermişti. Kim böyle davranırdı? Bir asker? Bir suçlu? Defne bu düşünceye kendi kendine güldü. Fazla film izliyorsun. Ama içindeki huzursuzluk geçmedi. Telefonunu eline aldı. Bilinmeyen numarayı aradı. “Aradığınız numaraya ulaşılamıyor.” Numara artık yoktu. Silinmişti. Defne’nin midesi hafifçe kasıldı. Akşam çöktüğünde atölye karardı. Şehir ışıkları camdan içeri sızıyordu. Defne perdeyi kapatmak için pencereye yaklaştı. Tam o sırada karşı binanın çatısında kısa bir parıltı gördü. Bu kez netti. Metal bir yüzey ışığı yansıttı. Sadece bir saniye. Sonra kayboldu. Defne perdeyi yavaşça çekti. İzleniyor muydu? Yoksa izlenen biriyle mi temas kurmuştu? Aynı saatlerde Aras dar bir sokakta yürüyordu. Yalnız. Adımları ritimliydi. Ceketi kapalıydı. Bir vitrinin camında arkasını kontrol etti. Sokak normal görünüyordu. Ama köşedeki siyah motosiklet ikinci kez dikkatini çekti. Plaka tozlu ama zinciri yeni yağlanmıştı. Aras yürümeye devam etti. Sakin. Her zaman sakin. Bir sokağa girdi. Sonra bir diğerine. Adımları hızlanmadı. Ama üçüncü köşede aniden yön değiştirdi. Dördüncüde kayboldu. Beşinci sokakta ise artık kimse onu görmüyordu. Gece. Defne uyudu. Rüya başladı. Atölye karanlıktı. Aras pencerede duruyordu. Bu kez yüzü netti. Ben yerindeydi. Ama gözleri daha koyuydu. “Beni neden çiziyorsun?” diye sordu. Defne yaklaştı. “Çünkü seni gördüm.” Aras hafifçe başını eğdi. “Henüz görmedin.” Defne elini yüzüne uzattı. Parmakları elmacık kemiğindeki bene yaklaşırken kalbi hızlandı. Tam değecekken— Aras bileğini tuttu. Sıcak. Gerçek. “Gerçeği kaldırabilir misin?” diye fısıldadı. Defne uyandı. Nefesi hızlıydı. Bileğinde hâlâ bir sıcaklık hissediyordu. O an anladı. Bu sadece merak değildi. Tehlike yaklaşıyordu. Ve Aras… Ya o tehlikeydi. Ya da onu durdurabilecek tek kişi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD