Lidya Alper
Kerim yanımdan kalkıp gidince, biraz oturup düşündüm. Annemde mesaj attı. Üç gün sonraya biletimi almış. İstanbul aktarmalı gideceğim.
Bu konuyuda artık burada kapatacağım. Bingöl macerası benim için burda bitecek. Güzel bir anı oldu benim için burası. Ama bitiyor, bitmesi lazım.
Ben burda kalırsam, çok üzülecek gibi hissediyorum. Kerim, beni üzecek farkındayım. Ailesi ile benim aramda kalmasını istemiyorum.
Zaten az önce kendisi de söyledi. Sen, benden uzak dur dedi. Mecburum durmaya. Kerim'e karşı ne düşünüyorum, ne hissediyorum pek anlamıyorum hâlâ ama ondan uzak durmam lazım. Artık çok net bir şekilde bunun kararını verdim.
Akşam üstü oldu. Yemek için hazırlanmam lazım. Yanımda getirdiğim, lacivert uzun saten elbisem vardı. Onu giyerim, gayet de hoş olur. Biraz makyajda yaptım mı, bu iş tamam.
Kalkıp hazırlanmaya başladım. Elbisenin fermuarını elimin yettiği kadar kapadım ama ileriye gitmedi daha fazla. Ben şimdi bunu kime kapattıracağım. Daha az önce benden uzak dur, diyen adamamı?. Sanki bile isteye yapıyormuş gibi oldum. Makyajımı ve saçımı da oturup yaptım. Topuklu ayakkabılarımı giydim. Salona çıkıp, Kerim'in yanına geçtim. Oda hazırlanmış, halinden belli..
"Kerim," diye seslenince dönüp bana doğru baktı. O sinirli yüzü, beni görünce yumuşadı. Yanıma doğru yavaşça gelip, "çok güzel olmuşsun," dedi.
"Sende gayet iyisin," diyerek arkamı döndüm.
"Kerim, bu elbisenin fermuarını kapatamadım, bana yardımcı olur musun?" diye sordum.
"Tabikide Lidya," dedi ve yavaşça eliyle fermuarı çekti.
Elini sırtıma doğru sürerek, yavaşça okşadı. Bu hareketi tüylerimi diken diken yaptı. Kafasını omzuma doğru koyup, burnunu omzuma doğru bastırdı. O an gözlerimi kapadım. Benden uzak dur diyen adam, ondan uzak durmama izin vermiyor. Beni daha çok kendine çekiyordu...
Bu şekilde öylece onla kalmak cidden bana çok kötü geldi. Beni yavaşça kendine doğru döndürüp, elini belime doğru attı. Beni kendine doğru çekince, bende elimi boynuna attım. Yine kafasını omzuma doğru gömüp, kokumu içine çekti.
"Kerim," dedim ama...
"Sus, Lidya ne olur sus. Birşey söyleme biliyorum hata yapıyoruz, farkındayım. Ben, sana uzak dur dedim ama duramıyorum," dedi .
İyice kafasını boynuma bastırdı. Ben şuan iyice anlıyorum ki, benin burdan acil gitmem lazım. Burda kalırsam eğer ikimiz de üzüleceğiz. Ben Kerim'i üzmek istemiyorum.
"Lidya, hadi hazırsan çıkalım."
"Hazırım ben," dedim ve kendimi ondan geri çektim. Gördüğüm şeyle kısa bir şok yaşadım. Kerim'in ön tarafındaki o şeyi baya büyümüştü. Bana değen yoksa o muydu? Bende kemeri falan sanmıştım. Off yaa bu çok saçma ama.
Birlikte evden çıkıp, arabaya doğru geçtik.
Kerim bana, ordaki herkesin bizim anlaşmalı evli olduğumuzu bildiğini söyledi. O yüzden rahat davranabilirsin orada dedi..
Yemek yiyeceğimiz mekana gelince, arabadan inip içeriye doğru geçtik. Herkes gelmişti. Kübra beni görünce hemen kalkıp, benimle sarılıp, selamlaştı. Tolga'da beni nişanlısı Sinem ile tanıştırdı. Benim içinde; canım sana bahsettiğim Lidya, Kerim Yüzbaşı'nın eşi dedi.
Öyle söyleyince de kulağa çok afilli geliyor, Kerim Yüzbaşı'nın eşi denmesi. Herkesle selamlaştıktan sonra bizde yerlerimize oturduk. Soner kankam da gelip, benim yanıma oturdu. Gelince, kankam diyerek bana sıkıca sarıldı.
O böyle yapınca, Kerim devreye girdi.
"O elini kolunu sok müsait biryerlerine. Benim karıma sarılıp durma. Yoksa severim müsait yerlerini Soner,"dedi.
Soner:
"Komutanım, ben kankamı görünce heyecan yaptım da. Ondan öyle oldu."
"Yapma Soner heyecan meyecan yapma aslanım. Karımdan uzak dur. Ona bulaşma. Kafasını ağrıtma karımın."
"Komutanım sizde pek hanımcı çıktınız. Deminden beri karımda karım diye diye beynimizi yediniz."
"Soner kes sesini. Bak küfür etmek istemiyorum ama geliyor. Az kaldı. Masada ki kadınlara ayıp olmasın diye susuyorum. Ama seni yaka paça dışarıya alır, sırf küfür etmek için seni bekletirim haberin olsun," deyince Soner sustu ve usulca oturmaya başladı.
Yemek, hoş sohbet ve muhabbet eşliğinde başladı. Kerim sürekli bana bakıp duruyor. Böyle derinden bakması beni çok etkiliyor.
Bir ara Soner yine bana saçma sapan sorular sordu.
"Kanka, bak bu adamın gönlünü hoş et. Operasyona çıktığı zaman yolluk vermeyi unutma. Sonra senin yüzünden bize sarıyor. Ateşini alamıyorsun kanka. Bizi yangın yerine çeviriyor."
"Soner, ben yolluk nedir, bilmiyorum."
"Kanka sen safmısın ya.. Yolluk dediğimiz şey; işte anlasana be kankam, haşna fişne olayları."
"Soner, bilmece gibi konuşma. Bana doğru dürüst anlat şunu.".
"Off be kanka ya! İşte kadınla erkeğin yaptığı öpüşme falan işte," demesiyle çok utandım. Bir tane omzuna vurdum.
Kerim o anı görünce, ne oldu diye sordu? Birşey yok diye geçiştirdim. Ben bunu Kerim'e nasıl söylerim. Bu kelimenin anlamını bildiğimi öğrense, adam zaten zor duruyor beni öpmemek için. Her gün yolluk niyetine öper vallahi..
..
Bir zaman sonra lavaboya gitmek için masadakilerden izin istedim.
Kerim, hemen Kübra'yı da benimle yolladı.
Lavaboya gelince, dolu olduğu için beklemeye başladık..
Kübra benimle konuştu.
"Keşke abimle gerçekten evli olsanız Lidya. Sen çok güzel bir kızsın. Ama eminim ki, abim sana annemin hayalindeki gelin adayından bahsetmiştir. Yani evet sen biraz o hayallere terssin ama ne bileyim, sende farklı bir enerji var."
"Guzel düşüncelerin için teşekkür ederim Kübra. Ama bizim abinle gerçekten evli olmamız imkansız. Tek sorun annen de değil. Bunu bil canım," dedim ve boşalan lavabolara girdik.
İşimiz bitip çıkınca, masaya doğru giderken benim telefonum çaldı. Baktığımda annemin aradığını gördüm. Kesin oraya gitmem hakkında konuşacak. Kübra'nın duymaması lazım. Kübra'yı annem arıyor, görüşüp hemen geleceğim diyerek içeriye yolladım. Annemle görüntülü konuşmaya başladık. Geliyorsun kızım demi, diye sorunca; geleceğim anne kararım kesin dedim. Annemle biraz sohbet edip, masaya geçecektim ki, Kerim gibi genç bir adam karşımda durup bana selam verdi.
Hiç oralı olmadım ama tanışabiliriz isterseniz; adım Sabri dedi. Kibarca kafa sallayıp yanından geçmek istedim ama benim önüme geçti.
"Bence tanışalım hanım efendi. Anladığım kadarıyla buralara ait değilsiniz. Yabancı olduğunuz çok belli ve ben sizinle tanışmadan burdan gitmek istemiyorum."
"Ben istemiyorum."
"Neden ama?"
"Bey efendi, çünkü ben evliyim. Ve sizin de bu yaptığınız şey çok ayıp. Eşim de içeride ve görürse tatsızlık çıkar. Ne olur gidin."
"Her kadının söylediği yalan. Evli olsaydın eğer, parmağında yüzük olurdu. O sevgili var olduğunu söylediğin kocan, sana bir yüzük bile alamadımı?" diyerek dalga geçip güldü. Aslında bu sapık adam haklı. Evliyim ama yüzüğüm yok. Aman Lidya! Neden olsun ki, sahte evlilik yaptığı kadına yüzük alacak hali yoktu ya...
"Ben gerek görmediğim için takmıyorum."
İyice yanıma yaklaşıp, bana sokulmaya başladı.
Yine söyledim ona;
"Bak çekil önümden, yoksa kocama söylemek zorunda kalacağım."
"Söyle bakalım. Nerdeymiş şu hayali kocan görelim," demesiyle arkadan Kerim'in sesini duydum. Sesinin tonundan bile nasıl sinirli olduğunu anlıyorum.
"Buyur göt herif, burdayım. Deminden beri sorduğun kocası benim işte ve burdayım. Hayırdır sen? Karımın karşısında onu rahatsız etmeler, onlar, bunlar. Bana çok mantıklı bir açıklama söyle. Benim karıma asılmış olmanın altında gerçi bir mantık aramıyorum, her türlü belanı sikecem ama ben yinede sorayım; adet yerini bulsun," dedi.
"Şey abi pardon. Ben evli olduğunu düşünmedim. Parmağında yüzük yok abi. Bakınca senin de yok. Yani bekar gibi duruyordu."
"Bekar duruyordu öylemi, bekar... Bak bakalım şu sıfata, bak bak iyi bak bana aslanım. Bu adam yani ben, bu parmağında yüzük görmediğin kocasıyım. Bu surata iyi bakta unutma. Çünkü birazdan bu yüzü göremeyecek hale getirecem seni. O yüzüğü götüne sokacağım lan senin!" dedi ve adama yumruk attı. Ben korkudan çığlık attım. Kerim, asla durmadı. Adamı yere düşürüp, yüzüne yüzüne yumrukları geçirdi. Artık benim bağrış ve çığlıklarıma bizimkiler geldi. Soner'le Burak Kerim'i tutup adamın üstünden aldılar.
"Sikecem senin belanı! Sen kimin karısına asıldın ben sana gösterecem. Amına koyduğumun çocuğu. O yüzüğü de hususi gelip, götüne sokacam. Bitmedi lan, daha bitmedi. Seni çıktığın deliğe de sokacam," diyerek bir sürü tehdit edaları saydırdı.
Güvenlik görevlileri o adamı yerden alıp götürdüler.
Kerim hızla gelip, elimden tutup beni içeriye resmen sürükledi. Kübra'ya, çantamı vermesini söyledi. Biz çıkıyoruz, siz keyfinize bakın, çünkü bizim işimiz var dedi. Kredi kartını çıkarıp, masaya attı. Burağa; hesabı burdan halledin dedi ve sinirle yine elimden tutarak beni mekandan çıkardı.
Araba gelince, beni arabaya doğru kapısını açıp, içeriye resmen fırlattı.
Kendisi de şoför tarafına geçip, arabayı çalıştırıp gaza bastı. Asla benimle konuşmuyor ve çok hızlı kullanıyor.
"Kerim, ne olur yavaş kullan şu arabayı. Hemde bana neden böyle davranıyorsun? Ben ne yaptım?"
"Lidya sus!"
"Ya ben birşey yapmadım. Adam bana asıldı. Ben de evliyim dedim, kocam var dedim. Ben daha ne yapayım, sence?"
"Lidya sus. Siktirme o adamı bana. Lan sen benim karımsın. Benim karıma kimse yavşayamaz. Ben buna izin vermem."
"Kerim, beni korudun teşekkür ederim ama çok mu abarttın sence?"
"Lan beni delirtme! Ne demek çokmu abarttın? Adam sana asıldı Lidya. Benim karıma asıldı."
"Yalandan olan karına asıldı."
"Ulan yalanı dolanımı var. Sen demedin mi bana, ben senin nikahındayken ona göre davran diye. Bende ona göre davrandım. Normal bir Türk erkeğinin karısına biri sarkıntılık yapınca, ne yaparsalar onu yaptım. Hatta fazlasını yapmam lazımdı ama yapamadım. Çocuklar gelip beni tuttu. Benim karıma kimse sarkamaz. Sarkarsa, belasını sikerim!"
"Kerim benimle düzgün konuş."
"Konuşmuyorum Lidya. Ve yine söylüyorum. Benim karıma sarkan adamın; hem hayatını, hem belasını sikerim."
"Adam yüzüğüm yok diye, bekar sanmış. Haklı bir yerde. Yüzüğüm yok, ve güzel bir kadın olunca da ilgi çekiyorum," dememle birden direksiyona sertçe vurdu.
"Sikeyim böyle işi. Güzelsin Lidya..Hemde haddinden fazla güzelsin. Ve ben bu güzelliğe kimse baksın istemiyorum. Madem herşey yüzükle oluyor, onuda hallederiz," diyerekten yine gaza yüklendi..
"Eve gidiyoruz demi?"
"Hayır."
"Nereye gidiyoruz Kerim?"
"Gidince görürsün, çok konuşma Lidya," dedi.
Aşırı sinirli. Adamı komalık etti resmen. Başı benim yüzümden belaya girecek. Benim burdan acil gitmem lazım.
Arabasının telefonuna bağlı ekranından birşeyleri tuşladı ve birini aramaya başladı. Ekranda, 'Baran K.' yazıyordu. Karşıdaki kişi telefonu açıp, "buyur Komutanım. Hayırdır bir sıkıntı yok inşallah gece, gece."
"Yok kardeşim fakat, senden bir isteğim var. Yarım saatliğine dükkana gelsen, benim için açsan olur mu? Kısa bir işim var, seni çok yormam," dedi. Karşısındaki adam hemen, tamam komutanım, beş dakikaya geçiyorum dedi.
Kerim'e bakarak tekrar sordum.
"Ya nereye gidiyoruz? Söylesene artık!"
"Sus!"
"Bana bak! Bana ikide bir emir verircesine sus deme. Ben sana kaç kere benimle düzgün konuşman gerektiğini söyledim. Eşkıyasın oğlum sen. Vallahi düpe düz eşkıyasın. Mehmet amcaya da aşk olsun yani, bana uygun göre göre seni gördü. Vallahi Soner'le evli olsam daha iyiydi."
"Hay sikecem şimdi Soner'i. Sus Lidya, sus be artık."
"Susmuyorum, varmı bir diyeceğin. Gücün yetiyorsa sustur. Sen beni susturamazsın bir kere. Anca ben istersem susarım. Onuda şuan sen istiyorsun diye, susmuyorum," dedim. Ani bir frene bastı ve araba durdu.
"Sustururum Lidya, sen bile şaşarsın."
"Ben susmam Kerim. Özelikle sen istiyorsun diye hiç susmam."
"Sus, bak yoksa susturmak zorunda kalacağım."
"Ya hâlâ bana sus diyor ya. Susmuyorum, belki susarmısın Lidya deyip, rica edersen bir umut belki o zaman susarım," dememle Kerim birden dudağımdan öpüp, geri çekildi. Bana kal geldi. Neye uğradığımı şaşırdım. Ağzım açık kaldım resmen.
"Sustunuz, Lidya hanım hayırdır?" dedi ve arabadan aşağıya indi. Parmaklarım dudağıma gitti. Bu adam baya baya beni öptü. Hemde dudağımdan..
Bunun hesabını ben sana sormaz mıyım?. Sen bittin pis Komutan.