'Tehlikedeyim'

2427 Words
Lidya Alper Kanada'ya geleli üç gün oldu. Fakat Kerim'den hiç şekilde haber alamadım. Mesajlarıma cevap bile vermedi. Bana kırgın farkındayım. Ama ben mecburdum. Dün akşam Soner'le mesajlaştık baya. Kanka, senin yüzünden artık beni ekibinden çıkardı dedi. Senin gideceğini bilip, söylemedim diye bana büyük atar yaptı. Sen yoksun diye barut gibi dolanıyor. Beni şuan öyle normal boşta bekletiyorlar, dedi. Çok üzüldüm. Soner'e benim yüzümden neler yapmış manyak adam. Ben senin yüzünden gittim. Kimsede suç aramasan Kerim efendi ne güzel olacak.. Soner, yine son esprisini yapıp mesajlaşmayı bitirdik. Kanka, sen gelde şu kocana yolluk molluk birşeyler verde, beni tekrar göreve alsın dedi. Manyak bu çocuk. Beni bu hâlde bile güldürdü. Saat farkı olduğu için, artık uykum geldi yatacağım, dedi. Dün akşam Albay Mehmet amca da aradı. Beni bulmalarının an meselesi olduğunu söyledi. Benim Kanada'ya çıkışım gözükmüyormuş. Sistemde küçük bir değişiklik yaptık ama farkedilmesi bir kaç güne olabilir, eli kulağında dedi. Yani şuan benim adıma bakılınca, sadece Bingöl'den İstanbul'a gitmiş biri olarak gözüküyorum. Benim adıma başka bir kayıt yok. Ama annenin Kanada da olduğunu illa biliyorlardır. Şüphelenip peşine düşebilirler Lidya. Buraya gelmen şart dedi.. En azından operasyon bitene kadar diye belirtti.. Off bilemiyorum. Ne yapacağım bilemiyorum. Lanet olsun ki, Kerim'i de çok özledim. Sırf bu yüzden bile gidebilirim. Üçüncü günden, ben saldım. Nasıl unutacağım hiç bilmiyorum. Sosyal medya hesabına girip Kerim'in fotoğraflarına baktım. O kadar yakışıklı geldi ki, gözüme onu kendimden kıskandım. Benim yokluğumda acaba o Asu'ya gitmiş midir diyede düşünmedim değil. Umarım, gitmemiştir. Gitmemiş olsun. Hâlâ benle evliyken bana bunu yapmamış olsun. Çünkü düşününce bile kıskanıyorum. Şimdi mesaj atsam, kesin uyuyordur. Orada gece yarısı çünkü. Yada o Asu denilen kadının yanında olabilir mi? Şuan çok kötü oldum. Merakta ediyorum. Hem mesaj yazıp, ne soracağım ki. Ne diyebilirim. Sorsam bile cevap vermeyecek bana eminim. Annem ve teyzem beni kahvaltıya çağırdı. Kaç gündür bu derbeder halimi onlarda farkediyor.. Artık sanırım dayanamayıp teyzem sordu; "Lidya, şu halini gören seni aşık sanacak birtanem. Ne oldu sana? Neyin var senin kuzum?" "Bilmem belki de aşığımdır teyzem. Malum benim Türkiye'de bir kocam var.. Ben evliyim ya hani." "Ee güzelim madem kocan vardı, madem evliydin, madem aşıktın ne diye kalktın geldin buralara? Kocanın yanında kalsaydın." "Teyze, aşk tek taraflı olunca olmuyor. O zaman o aşkta olmuyor. Sadece acı çekmek oluyor. Bende acı çekiyordum. Mecburen geldim." Annem söze girdi; "Kızım cidden anlaşmalı evlilik yaptığın adama aşık mı oldun?" "Ne yapayım annecim. Aşk denilen şey; anlaşmalımı, değilmi diye bakmıyormuş. Yani ben böyle hisleri ilk defa yaşıyorum. Tabi, bunun adı aşksa.." "Ah be kuzum. Sen aşık oldun demekki kocana. Baksana bana karşı bile böyle şeyleri konuşuyorsun. Normalde asla ama asla konuşmaz ve sevmezdin." Masada oturmuş kahvaltı yaparken, yabancı bir numaradan mesaj geldi. +1 408 XXX- XXXX Selam Lidya Alper, İstanbul'da olduğunu biliyoruz. Sana ulaşmaya çok az kaldı. Diye yazmış. Bu o örgütün mesajı. Hemen anneme ve teyzeme gösterdim mesajı. Onlarda çok panik oldular. Annem; "Yok asla bırakmayacaklar kızımın peşini. Lidya, gitmelisin tekrar Türkiye'ye. Burda olman doğru değil. Gerçekten seni takip ediyorlar kızım. Bak İstanbul'da sanıyorlar seni. Sayın Albay'ın dediği gibi sana ulaşamayınca oralarda Amerika yada Kanada da arayacaklar. Çok vaktimiz yok Lidya. Acil birşey yap. Biz seni burda kocanın koruduğu gibi koruyamayız." "Anne, yapamam. Ben yeniden seni bırakıp gidemem. Özlemin beni ölümden daha çok etkiliyor. Hem sensizlik, hem babasızlık beni haddinden fazla yıpratıyor." "Ama annecim, mecbursun birtanem. Burda kalırsan, yerini bulurlarsa sana zarar verebilirler. Bak orda kocanın ekibi seni koruyordu, yine korur." "Kocamın artık beni koruyacağına pek emin değilim." Teyzem; "Kocan korumazsa, Albay korur. Ve madem anneni dert ediyorsun; oda kısa bir süreliğine senle gelir. Bir kaç hafta yanında kalır, olmaz mı?" Teyzemin bu dediği ile anneme baktım. Ne dersin anne dercesine. Annem; "Gel dersen, gelirim Lidya. Yeter ki sen iyi ol, güzel kızım benim," dedi. "Anne, o zaman benimle gel. Birlikte dönelim. Hem aklım sende kalmaz. Amerikadaki dükkanın kirası bizi orda çok güzel idare eder. Geliri çok yüksek. Kendimize ev bile kiralarız. Böylece benimde kimsenin evinde kalmaya ihtiyacım olmaz. Babamın Amerikadaki emeklilik maaşı da sana hayli hayli yeter. Gerçi kiradan ona bile gerek kalmaz. Ne olur gel anne. Şu bir kaç ayı senle atlatayım orda. Kerim artık beni istemez eminim.. Haklı da." "Lidya, sen iyi olda kızım, ben herşeyi yaparım. Senin için canımı bile feda ederim. Ama kocana karşı mesafeli olma gidince. Malum seni ilk koruyacak kişi o çünkü." "Bilemiyorum anne. Bana soğuk yapıyor. Hiç bir mesajima cevap vermedi. Soner diye bahsettiğim askeri; aşırı sinirli olduğunu söyledi benim yüzümden. Yani bilmiyorum anne. Ben ona iyi davransam bile, eminim o bana soğuk davranacak. O zaman anne, sende gelmeyi kabul ediyorsan, ben hemen Albay'ı arayıp haber vereyim, diyecem ama şuan orda uyuyorlar. Neyse mesaj atayım. Zaten o bana gel dedi.. Benim gideceğimi duyunca çok sevinecek, eminim," dedim. Annemle birlikte Bingöl'e gitmek için İstanbul aktarmalı şekilde biletlerimizi netten ayarladım. Mecburum gitmeye. Çünkü tehlikedeyim. Burda olduğumu öğrenmeleri an meselesi ve beni bulduklarında koruyacak ne bir Kerim, nede başka bir ekip yok. Ben gitmek zorundayım. Bir artistlik yaparak buraya geldim ama yine zararlı ben çıktım. Kaç kez numara değiştirdim yine buldular. Albay, mesajımı görünce eminim bana dönüş yapar. İki saat sonraya bilet aldım. Yolumuz uzun. Yorucu bir yolculuk olacak ne yazık ki.. Annemle ve teyzemle birlikte kalkıp, hep bir koldan eşyaları ve valizleri hazırlamaya başladık.. Bekle beni Bingöl yine ben geliyorum. Hemde tıpış tıpış. Yaptığım artistlik, bir yerlerimde patladı. En çokta sen bekle Kerim.. Geldiğimde sana olan hislerimi söyleyeceğim. Senden bunları saklamak asla istemiyorum.. Kerim Alper Lidya gittiği gün bir tek mesaj attı, ondan sonrası yok. Benimde ona mesaj atmaya cesaretim yok. Çok özledim onu. Bana o yeşil, yeşil baktığı gözlerini çok özledim. Albay, arayıp geri çağıracaktı. Durumunun tehlikeli olduğunu söyleyecekti. Ama eminim gelmez. İnat etti bir kere.. Gelse de ne olacak ki, Kerim. Kız seni sevmediği ve istemediği için çekip gitti. Sanki gelince boynunamı atılacak. Hoş gerçi bende çok kızgınım. Ama onu gelirde, görürsem eğer nasıl dayanırım bilemiyorum. Bu düşüncelerle yataktan kalkıp duşa girdim. Hemen hızlı bir kahvaltı ile hazırlanıp evden çıkıp, karakola geçtim. Bütün ekip çardakta oturuyor. Soner'de içlerinde. Hepsi beni görüp selam verince oda kalkıp selam verdi. Gözümün içine bakıyor her gün. Kızgınım ona, hemde çok. Ama bazende düşünüyorum; seni sevmeyen ve sana değer vermeyen biri için askerine tavırlı olma diye. Çocuğun bir kabahati pekte yok bu durumda. Oda Lidya'nın ısrarı sonucunda bana söylememiş. Ve gerekli bütün uyarıları yapmış aslında. Ama bizimki beni sevmediği için, hiç bir nasihatı dinlememiş. Burak beni görünce, komutanım Albay'ım acil sizi bekliyor. Çok önemli bir mevzu varmış dedi.. Tamam asker diyerek, hızlı bir şekilde Albayın odasına geçtim. Çünkü kesin Lidya'dan haber var. Umarım bana Lidya gelmiyor, yada seni görmek dahi istemiyor, demez. Albay'ın odasına gelip, kapıyı tıklatıp içeriye girdim. Albay, eliyle geç otur işareti yaptı. Telefonu kapatınca Albay'ın ağzından duyduğum o sözle içime bir huzur oturdu. "Kerim, Lidya geliyor oğlum. Dün gece bana mesaj atmış. Örgüt, tamda tahmin ettiğimiz gibi ona ulaşmış ve İstanbul'da biliyor. Kimliğiyle Kanada'ya gittiğini göstermemek çok iyi oldu. Şimdi yine hem onun hemde annesinin kimlik bilgilerini farklı tutarak, İstanbul'a giriş yaptırıyoruz,"dedi. "Albay'ım, ne annesi. Annesi ne alaka?" "Evlat, sanırım annesi de geliyor. Yazdığı mesajda annemi de tehlikede bırakmak istemiyorum onu da getireceğim demiş. Haklı kızcağız, Kerim. İster istemez aklı annesinde kalıyor." "Evet farkındayım. Annesini çok özlüyordu.." "Az önce gerekli yerlerden bilgi aldım. Kanada uçuşlarının bitmesine az kalmış. İki saat sonra İstanbul'a inmiş olurlar. Sonrada oradan buraya gelmeleri derken, öğleden sonra büyük ihtimalle burda olurlar," dedi. Başımla onayladım ve odasından çıktım. Hemen kendimi odama attım. Kalbim sıkıştı sanki. Lidya geliyor, hemde öğleden sonra burda olacak. Anneside geliyor. Ne yapacağım? Nerde kalacaklar? Benim yanıma gelmeyi daha kabul etmez, eminim. Gerçi bende ona karşı kırgın ve tavırlıyım. Nasıl olacak hiç bir fikrim yok.. Ama geliyor olması, yüreğimi yangın yerine çevirdi. Lidya gideli dört gün oldu ama sanki bana dört ay gibi geldi. Onu görünce kalbim nasıl dayanacak bilmiyorum. Çok özledim o yosun gözlerini. Bana, Kerim demesini herşeyi çok özledim.. Aman diyim Kerim, yelkenleri indirme. Ben ona kızgınım. Azıcık tavrını belli et. Seni havaalanın da öylece sik gibi bırakıp gitti. Bunu sakın unutma. Yan taraftaki askeri birlikte, bugün askerlere vereceğim eğitim vardı. Hazırlanıp oraya geçtim. Bütün askerler konferans salonun da toplanmıştılar. Burağıda yanıma aldım. Kafam malum Lidya'da.. Pek konuşup, birşeyler anlatacak halde değilim. Ben bir kaç birşey anlattım, gerisini Burak tamamladı. Ben genelde başımla onaylayıp, bir kaç cümle söz söyledim. Çünkü kafam pek yerinde değil. Aklım Lidya'da. Geliyor!! Benim güzel gözlüm... Burak'la biraz daha konuşma yapıp, işimizi bitirdik. Yaklaşık üç saattir buradayız. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmedik bile. Yan tarafa karakol binasına geçince, askerlerden birisi yanımıza geldi. Albay'ım, sizi bekliyor komutanım. Misafiriniz varmış, dedi. Burağa bakıp; "Lidya geldi galiba Burak. Ne yapacağım oğlum ben?" "İçinden geleni yap kardeşim. Kalbini dinle. O asla yanıltmaz seni." "Kalbimi dinlersek, üzülürüm. Benim kalbimi sevmeyen biri onu kırar oğlum. Uzak durmak zorundayım. Ona kırgınım, hemde çok." "Yapma be Kerim. Bak kaç yıllık arkadaşız. Kübra'dan dolayı seni çok daha iyi tanıyorum. Sen ilk defa böyle oldun. Sen ilk defa aşık oldun. Yada ben geçirdiğimiz yıllar içinde, ilk defa aşık Kerim görüyorum. Yapma, engel olma kendine. Söyle gitsin. Yengeye soğuk davranma." "Mecburum Burak. Oğlum o beni sevmiyor ve istemiyor. Bu yüzden gitti ya hani... Mecbur olduğu için döndü buraya. Kaşıma, gözüme değil yani. Neyse ben Albay'ın yanına gidiyorum. Lidya'yı görmeye hiç cesaretim yok ama gidiyorum," dedim ve yavaşça Albay'ın odasına doğru ilerledim. Gerçekten Lidya'yı görecek cesaretim yok ama buna mecburum. Çok özledim onu, çok. O gözlerini görünce ne yapacağım hiç bir fikrim yok. Ağır adımlarla Albay'ın odasına ilerleyip, kapıyı çaldım. Gel komutunu duyunca içeriye girdim. Lidya ile direk göz göze geldik. Gelmiş, yürek sızım gerçekten gelmiş. O gözlerine kurban olduğum gelmiş. Sanki olan güzelliği yetmiyormuş gibi daha da güzelleşip gelmiş. Öyle özlemişim ki, Lidya'yı görünce bir kez daha anladım. Albay; "Kerim gel oğlum. Seni Lidya'nın annesi ile tanıştırayım," diye yanına çağırınca , Albay'ın yanına gidip, selam verdim ve yaninda durdum. "Kerim, bak bir misafirimiz daha var evlat. Lidya bir gitti iki geldi," deyince hepimiz güldük. "Lidya bu sefer annesi ile gelmek istedi. Bende kabul ettim. Seni tanıştırayım Kerim. Lidya'nın annesi, benim de çok değerli can ciğer arkadaşım; Tufan'ın eşi Miessa," dedi ve sonra beni tanıştırdı. "Miessa hanım buda; benim askerim Kerim. Yani şuan kızınızla anlaşmalı evlilik yapmış olan kocası da diyebilirim," dedi. Miessa hanıma elimi uzatıp merhabalaştık. Yanına doğru gidip elini öpmek istedim ama izin vermedi. Türkçe bir şekilde benle konuştu. Arada hafif aksan vardı ama yinede çok iyi konuştu. Lidya, annesinin de iyi Türkçe konuştuğunu söylemişti.. "No, no, no Kerim. Eli öpülecek kadar daha yaşlanmadım. Lütfen, gerek yok tatlım. Çok memnun oldum bu arada. Kızımın kocası ile tanışmak bana da nasip oldu. Ama gerçekten Lidya'nın anlattığı kadar varmışsın delikanlı. Siz Türklerde güzel bir kelime var. Nasıl diyordunuz...he buldum, maşallah maşallah sana yakışıklı," dedi ve aşırı utandım. Ulan görücüye çıkan kızlar gibi hissettim kendimi. Sevgili kayın validem, Lidya'nın anlattığı kadar dedi. Lidya benimi anlattı onlara. Anlattıysa ne anlattı. Ulan çok merak ettim. Ama kayın validem kıyak kadın. Kızına tavırlıyım ama onunla konuşabilirim. Kızından daha çok hâlden anlıyor belli. Kayın valideciğim böyle konuştuğu için, sevgili karım annesine kızıp, "Anne!!!" diye birden sesini yükseltti. Kadıncağaz hiç birşey demedi daha. Asabi, anasını satayım benim karım. Hemen parlıyor. Banada böyleydi. Kocasına da böyleydi bu. Hiç anne, koca dinlemiyor. Allah taş eder haberi yok. Kendime Albay'ın sözleri ile geldim. Lidya'ya bakmaktan Albay'ı da unuttum.. "Kerim, sen gelmeden önce biz biraz Lidya ve Miessa hanımla görüştük. Kendileri, bu operasyon bitene kadar burada kalacaklar. Bunun sözünü kesin bir şekilde hem Lidya'dan hemde annesinden aldık," deyince ben söze girdim. "İyi bari Albay'ım sevindim. Yine havaalanı köşelerinde sürünmeyeceğiz o zaman. Birilerinin canı istiyor diye, maceraya gerek kalmayacak," dememle Lidya bana doğru dönüp ters ters baktı. Sinirle bana konuşmaya başladı. "Ben birileri değilim. Hâlâ senin karınım." "Beni bırakıp giden karım." "Mecbur kaldığı için giden karın." "Neyine mecbur kalmıştın acaba, kalsan tekrar geri gelmezdin. Bak demekki mecbur değilmişsin." "Sus Kerim!" "Niye gerçekler zoruna mı gitti, sevgili karım?" "Karına, karın gibi davranmadığın için gittim. Evet zoruma gitti, anladın mı?" "Karım, kocasını ezip gitti." "Ya sen beni ezdin asıl. Hemde kaç kere. Beni ait olmadığım yerde saçma sapan kalıplara soktun. Her kalıbın içine koydun ama bir tek karın olduğumu idrak edemedin. Beni birtek o kalıba sokamadın," diye bana sinirle söylenirken, birden Albay masaya vurdu. "Yeter!! Çocuk gibi sizin misket kavganızı çekemem. Hele şu aşık gibi atışmalarınızı hiç çekemem. Lidya ve annesi burda kalacaklar fakat, Miessa hanım ne benim evde nede senin evde kalmak istemiyor. Yani bir iki günlük misafirlik değil bu dedi. Bir kaç ay başkasının evinde rahat edemem deyince, bizde lojmanlardan 1+1 dairelerde kalmalarını uygun gördük. Sizin lojmanlarda olacaklar Kerim. Hem karakolun çoğu ve senin ekipte orda olduğu için, en doğrusu bunun olacağına karar verdim. En önemlisi Lidya'nın eşi olarak sen orda olduğun için. Senin binada alt dairende sanki kiralık daire vardı. Hatta eşyalıydı. Hemen gidip, orayla görüş ve tuttuğumuzu söyle. Albay'ın da selamı var de, mutlaka tamam mı evlat," deyince komut verip, başımla onayladım ve odadan çıktım. Lidya benimle kalmayacak. Zaten nasıl sığarız benim eve. Kayın valideciğim de gelmiş malum. Neyse gidip, şu lojmandaki yetkiliyi arayıp bir görüşeyim bakalım. En azından karım alt katımda olacak. Hayır da o benim karım. Benimle aynı evde olması lazım. Anası kalsın alt katta. Lidya neden kalıyor ki.. Böyle düşünüp tam bahçeye çıkmıştımki, ekipten benim yanıma doğru geldi hemde arkamdan Lidya'nın sesini duydum. "Bana baksana sen, bana," diye yeri göğü inletti. Hoşgeldin Lidya. Dakika bir gol bir. Açacak ağzını yumacak gözünü eminim. Arkamı dönüp bakınca, iyice bana doğru geldiğini gördüm. "Ne var Lidya?" "Nemi var? Sen şaka mısın? Benimle muhattap olmuyorsun farkındamısın? Anlamadım mı sandın. Hem suçlusun hemde güçlümü? Pişkinliğin bu kadarı da olmaz." "Hoşgeldin Lidya. Seni gördüğüme sevindim. Ama benden ne bekliyorsun, gelip boynuna atılmamı mı?" "Hayır tabikide.. Ama böyle de davranmanı beklemiyorum." "Lidya, beni yani kocanı bırakıp gittin. Yalvardım lan sana, yalvardım," diyerek iyice sesimi yükseltmeye başladım. "Siktiğimin yerinde gitme dedim sana. Kaç gündür ne haldeyim lan ben. Haberin varmı? Beni öylece bırakıp gittin. Lidya gitme diye, öldüm lan ben öldüm. Ama sen ne yaptın, gittin Lidya. Beni bırakıp gittin." "Ya ben mecburdum, anlasana," diyerek oda bağırdı. Benim ekip iyice etrafımızda toplandı. Hepsi bize bakıyor. Sinir iyice tepeme geldi. Hırsla kolundan tutup konuştum. "Neyine mecburdun lan, neyine? Belamı sikip attın kızım. Kerim'e nasıl acı çektiririm diye düşündüysen eğer, söyleyeyim sana güzel karıcım; çok güzel okkalı acı çektirdin. Hayatımın içine bomba attın. İstediğin oldu işte. Zorlama o yüzden. Şimdi git Albay'ın yanına. Sizin şu ev işini halledince ben size haber ederim," dedim ve tuttuğum kolunu bıraktım. Sanırım fazla sıktım. Diğer eliyle onu okşadı. "Acıdı mı?" "Sanane ya, sanane. Benden sanane," dedi ve ağlayarak karakol binasına doğru gitti. Niye olmuyor, biz neden iki normal insan gibi geçinemiyoruz. Buraya tekrar geldi diye sevinmem lazımken, biz neler yaşıyoruz. Birbirimizi kırıyoruz. Yapma be Kerim. Yapma işte.. Sevdiğin kadını kırma lan oğlum..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD