Lidya Alper
Kerim'le ve Soner'le aşırı güzel bir gün geçirdik. Eve geldiğimiz de aşırı yorgun olduğum için hemen kendimi duşa attım. Yanıma kıyafetlerimi de aldım. Yine uzaylı beyimizle karşılaşmak istemiyorum.
Duşumu alıp, kısa şortlu ve kalın askılı pijama takımımı giyinip, salona geçtim. Kerim yine giydiğim şeylere laf edecek ama umurumda bile değil. Salona geçince onunda eşofmanlarını giyinip, ikimize de kahve yaptığını gördüm.
Beni görünce, bir duraksadı. Beni süzer gibi yaptı ama hemen kendini toparladı. Eminim laf edecekti ama sustu.
"Lidya, ikimiz için kahve yaptım. Film izleyeceğim. İzlemek istersen eğer, gel sende izle," dedi.
Aşırı kibar davrandı uzaylı kocam bana. O yüzden onu kıramadım ve yanına geçip oturdum. Kahveden bir yudum alınca;
"Bak sen bu işleri biliyorsun."
"Hangi işleri Lidya."
"Aşırı yorgunluğun üzerine koca kupa kahvenin iyi gideceğini."
"Bilirim, yaparım öyle şeyler," dedi ve gülüştük.
Kahveleri içip filmi izlemeye devam ettik. Bir zaman sonra ben uyuya kaldım. Bugün çok yoruldum. Yorgunluktan olduğum yerde sızdım..
Kerim'in beni uyandırmasına uyandım;
''Lidya, hadi kalk burada uyudun, yerine yat,'' deyince kalktım. İnanmıyorum resmen Kerim'in kucağına doğru yatmışım. Panikle kalktım. Kusura bakma falan diyerek odaya geçtim.
Salak Lidya, nasıl sızıp kaldın da öyle adamın kucağına abandın. Aklıma gelenle Soner'e de mesaj attım. Yarın bir ara bana küçük bir pasta ve bir iki balon al, gizliden komutanının evine getir dedim..
Oda bana; '' Yenge gibi yenge be..kocasına doğum günü sürprizi yapmayan yengeye, ben yengemi derim,'' diye zırvalamış.
Ne yengesi..Allah korusun. Gerçekten onların yengesi olmayı hayatta istemem. Kerim gibi biriyle gerçek evli olacağıma ömür boyu bekar kalırım daha iyi...
Aşırı yorgun olduğum için uyuya kaldım hemen.
..
..
Sabah gözümü telefonun çalmasına açtım. Bakınca Soner'in aradığını gördüm. Hemen cevapladım. Kanka senin dünyadan haberin yok. Kocacığın bir saatliğine karakola geçti. Ben pastayla balonu falan aldım. Kapıya geliyorum hemen vereyim diye konuştu. Hemen kalkıp kapıya baktım. Soner iki dakika sonra gelip elinde küçük pasta kutusu ve poşeti verdi.
Soner'e Kerim'in neden karakol'a gittiğini sorunca; Albay acil toplantı istedi ondan gitti dedi. Ne oldu acaba, neyse gelince sorarım artık.
Soner baya bana takıldı. Kocasına sürpriz doğum günü yapmak için türlü dolap çeviren yengeleri severiz falan dedi.
''Soner, delirtme beni. Ne alakası var. Sonuçta adamın evinde yaşıyoruz. Küçük bir jest yapacağım arkadaşı olarak, ne var bunda,'' dedim.
Benimle baya dalga geçti. Komutanım çok serttir, dikkat et kanka. Onun pek ayarı yoktur sen idare et kanka, falan deyip birşeyler zırvaladı. Ne demek istedi gerçekten hiç birşey anlamadım..
Bende Kerim gelene kadar odaya geçip hazırlandım. Saçlarımı saç şekillendiricisiyle yapıp, siyah mini etek ve crop giydim. Biraz da makyaj yaptım. Balonları ve yazıyı duvara asıp hazırladım. Pastayı da mutfakta hazır ettim. Umarım gelince zile basar, anahtar kullanmaz. Öyle daha güzel sürpriz olur..
Yarım saat sonra kapı çalmaya başladı. Kapının deliğinden bakınca Kerim olduğunu gördüm. Hemen mutfaktan pastayı alıp geldim ve mumları yakıp, öylece kapıyı açtım.
Kapıyı açmamla; iyiki doğdun Kerim, diyerek onu karşıladım. Kapıyı kapatıp içeriye girdi ve birden puff diye bütün mumları üfledi. Pastayı bir elime alıp diğer elimle onun boynuna doğru sarılıp, doğum gününü kutladım. Oda bana belimden sarılıp, teşekkür ederim çakma barbi, dedi. Bu çakma barbiyi bana ikidir diyor, bunun da hesabını bir ara ona soracağım.
Kerim'le birlikte salona geçtik. Ben tekrar mumları yakıp, pastayı ona doğru uzattım. Hadi üfle ama bu sefer dilekte tut dedim. Öyle şeylere inanmam ama seni kırmayacağım dedi ve gözlerini kapatıp, dilek tutup üfledi. Pastayı masaya bıraktım. Ne diledin diye sorunca; olmaz söyleyemem. Zaten çok imkansız birşey birde söyleyip iyice tılsımını bozmayayım dedi.
Ne diledi acaba bu kadar imkansız olan çok merak ettim.
Bu sefer o bana sarılıp, teşekkür etti. Benden çekilirken giydiğim kıyafetlere baktı..
''Senin doğum günün diye biraz süslendim. Ben doğum günlerine önem veririm. Senin bugün doğum günün olduğunu da Soner'den öğrendim ve kutlamak istedim,'' dedim.
''Lidya, teşekkür ederim. Cidden mutlu oldum ama bu kadar süslenmene gerek yoktu. Eşofman takımın ilede kutlasan ben yine mutlu olurdum,'' dedi.
Bana bu kıyafetleri giyme demenin başka bir yolu olsa gerek..
Kalkıp mutfakta tam pastaları kesmeye gidecekken, Kerim kolumdan tutup beni koltuğa doğru çekti. Çekmesiyle resmen üzerine doğru geldim. Yüzlerimiz baya sıfıra sıfır kaldı..
''Lidya, tekrar çok teşekkür ederim. bu yaptığın şey beni çok mutlu etti. Seni kırıp üzdüm ama sen yine de benim doğum günümü kutladın. Cidden senden çok özür dilerim. Kusuruma bakma artık,'' dedi.
Göz göze geldik, önemli değil deyip çekildim. Kerim'le böyle yakın olmamız çok saçma geldi bana..
Bana öyle yakın bakması çok değişik geldi.. Mutfağa geçip, pastayı servis yapıp, geri salona getirdim.
Pastayı görünce;
''Pasta muzlu. Bu kadar da bilemezsin herhalde. Soner mi aldı bu pastayı?'' diye sordu.
''Evet.. Ben yoksa nerden bileyim neyli pasta sevdiğini.''
''Bence kocanla ilgili birşeyleri öğrenmelisin. Arada lazım olabilir.''
''Neye lazım olacak Kerim. Neyse ben kahvaltı yapmadım. Kendime tost yapacağım ister misin?'' diye sordum.
''Zehirlenme oranım yüzde kaç?''
''Yok sana tost falan.''
''Tamam tamam şaka yaptım istiyorum bende. Yardıma ihtiyacın varsa, gelebilirim,'' dedi.
Hiç birşey demedim. Telefonum çalınca, salona gelip telefonu alıp açtım. Annem arıyordu, hemde görüntülü. Anneme olup biten herşeyi mesaj atmıştım. Oda Kanada'ya geçince ilk iş beni aradı. Biraz görüntülü konuşup, olanı biteni tekrar anlattım. İngilizce konuştuğumuz için Kerim anlamıyordu. Bu durum işime geldi açıkçası.
Annem, Kerim'i görmek istedi. Merak ediyorum, kızım nasıl bir adamın yanında kalıyor dedi. Oda kendince haklı. Kadına birden evlendiğimi söyledim. Neye uğradığını şaşırdı.
Kerim'e annemin kendisini görmeyi istediğini söyledim. Merak ediyor Kerim doğal olarak dedim. Aklı bende, oda benim için tedirgin oluyor, deyince annen haklı dedi. Tabiki de görsün beni ve içi rahatlasın dedi. Hiç Kerim'den beklemediğim bir hareket oldu. Bana karşı çok anlayışlı davrandı.
Görüntüyü Kerim'e çevirdim ve annem de Türkçe konuşmaya başladı. Benim kadar olmasa da aksanlı konuşsa da annemin de Türkçesi iyidir. Ben Amerika'da Türkçe dil kursuna da gittiğim için aksanım çok düzgün. Ve genelde babamla hep Türkçe konuştuğum için gayet iyi.
Annemle, Kerim baya konuştu ve birbirlerine tanıştığımıza memnun olduk deyip kapattılar. Annemle baya güzel sohbet etti bizim uzaylı bey. Cidden bu adam beni belirli aralıklarla şaşırtıyor. Nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu hala çözemedim.
Tostlarımızı yapıp, getirdim ve yedik. Kerim çok beğendi. Beni çok şaşırttın dedi.
Yapacak birşey kalmayınca, valizimden resim kağıdı ve kalem alıp geldim. Orta sehpanın üzerinde duran vazoyu çizmeye başladım. Benim için beş dakikalık iş olduğu için hemen çizip bitirince, Kerim aşırı şaşırdı.
''Vay Lidya hanım, harbi sen baya baya ressammışsın. Bildiğin aynısını çizdin. Vallahi tebrik ederim seni,'' dedi.
''Ressamım tabi Kerim. Ne sandın yani. Bu çok basit birşey, biz artık bunu sizin poligon da ateş atmanız gibi görüyoruz, deyince, ''vay lafta sokuyoruz. Helal sana ressam hanım,'' dedi.
''Yaparım ben öyle şeyler.''
''Peki bir ara benimde resmimi çizde görelim.''
'' Çizeriz yani nedir. Uzaylı figürü çok çalıştım sonuçta;'' deyince ''Lidya'' deyip kolumdan tuttu ve kendine doğru çekti. Aşırı yakın olduk. Yüzümüz sıfıra sıfır kaldı.
Kerim gözlerime bakıp konuştu;
''Yapma böyle.''
''Ne yapmayayım, anlamadım?''
''Yapma işte, bu yaptıklarını yapma. Benim aklımı karıştırma,'' dedi ve kalktı.
Ne oldu şimdi buna. Ben ne yaptım... Neden aklını karıştırdım ne oldu da sanki..
Bir zaman sonra Kerim gelip, ben çıkıyorum. Annemler aradı beni bekliyorlar, onların yanına gideceğim geç gelirim haberin olsun dedi. Sanki gerçekten evliymişiz gibi bana hesap verdi.
Bende sadece tamam diyebildim ve gitti.
Evde tek başıma kalınca, odaya geçip yatağa uzanıp düşündüm. Odada Kerim'in bir kaç fotoğrafı vardı. Bir tanesini alıp bakmaya başladım. Çok değişik biri. Keşke biraz daha anlayışlı biri olsaydı ne olurdu sanki. Kerim'in o çerçevede ki resmini önüme koyup resmini çizmeye başladım. Bir iki güne bitirip ona veririm.
Geç saate kadar resmi çizdim. Baya baya bitmek üzereydi. Artık çok uykum geldiği için yatmaya hazırlandım.. Kerim de gelmedi. Aslında birazcık ürperdim. Evde tek olduğumu bilmek, beni aşırı korkuttu.
Malzemeleri kaldırıp, yatağa geçip uyumaya çalıştım.
Biraz sağa sola dönüp uykuya daldım.
..
..
Sabah Kerim'in beni uyandırmasına uyandım.
"Kerim, sen ne zaman geldin?"
"Gece ikiye geliyordu, ne oldu ki?"
"Ne bileyim biraz korktum ve tedirgin oldum. Ondan sordum."
"Eee arasaydın Lidya. Neden aramadın. Bende biraz bensiz rahat et, keyfine bak diye erkenden gelmedim," dedi.
"Neyse, hemen uyudum zaten.. Babamın ölümünden sonra çok etkileniyorum ve tek kalmaktan korkuyorum."
"Lidya madem öyle birşey var, neden bana söylemedin. Ben bilsem erkenden gelirdim."
"Sağol Kerim. Eksik olma," dedim.
Kerim, karakola gideceğini söyledi ve evden çıktı. Benim de acil hazırlanmam lazım. Sonerler, hemen sabahtan sürpriz yapacaklar Kerim'e...
Hemen hızlıca hazırlanıp, zümrüt yeşili diz üstü bir elbise giydim ve biraz da makyaj yaptım.
Taksiye atlayıp, karakola geçtim. Beni kapıda Soner karşıladı.
Komutanım odasında, bizde çardağı hazırladık. Senin gelmeni bekledik kanka dedi. Sende geldiğine göre, şimdi Burak onu çağırır dedi.
Burak, arayıp bir bahane uydurdu ve bahçeye çağırdı. Mehmet amca da geldi. Beni görünce hoşgeldin kızım, diyerek bana sarıldı. Biraz sohbet ettik. Sonra Kerim'in geldiğini görünce hepimiz yerlerimize oturduk.
Kerim gelince, Soner ve Tolga konfeti patlattı. Hep birlikte iyiki doğdun Kerim diye, hep bir ağızdan söylemeye başladık. Kerim aşırı mutlu oldu. Herkesle görüşüp en son bana geldi. Bana belimden sarılıp, kendine doğru çekti. Öyle olunca bende boynundan doğru sarılarak, tekrardan iyiki doğdun diyerek görüştük.
Kerim, pastasını üflerken bende yanına geçtim. Mumları üfleyeceği zaman, ben yine dilek tut dedim.
Yüzüme bakarak; imkansız birşey ama yine de dileyelim bakalım dedi.
Soner gelip, haydi fotoğraf çekilelim dedi. Toplu bir şekilde fotoğraf çekildik. Mehmet amca, Kerim'i tebrik edip odasına geçti.
Soner telefonu ayarlayıp hepimizi toplu fotoğraf çekti.
Kerim'e;
"Komutanım yengeye biraz sarılın. Sanki karınız değilde, asker arkadaşınızmış gibi poz vermeyin," dedi.
Kerim elini belime atıp fotoğraf çekildi. Bende elimi göğüs kısmına atıp o şekilde poz verip, fotoğraf çekildim. Çok tuhaf oldum. Baya yakın bir şekilde fotoğraf çekildik. Hoş beş sohbet arasında Kerim ve timin üç günlüğüne operasyona gideceğini öğrendim. Ben tek başıma ne yapacağım. Birde üç gün yalnız kalacağım.
Geceleri çok korkacağım eminim. Keşke Kerim gitmeseydi ve beni yalnız bırakmasaydı.. Olmazsa Mehmet amcaalar da kalırım. Benim yalnız kalmam da tehlikeli. Çünkü peşimde..;saçma sapan bir örgüt var. Off off.. Şu zor günleri atlatıp, annemin yanına dönmek istiyorum.. Çünkü, annemi de çok özledim..