Lidya Alper
Gece boyu çok huzursuz olup adam akıllı uyuyamadım. Kerim gidiyor diye içim huzursuz. Ben bu uzaylı beye baya alışmışım. Şuan onu anladım. İyi bir ev arkadaşı oldu bana..
Beni ara ara kırdı ama yine de şu kaldığım günler zarfında güzel vakit geçirdik. Hava hafif aydınlanmaya başladığı sırada yataktan kalkıp salona geçtim.
Kerim uyuyor. Diğer koltuğa geçip oturup, Kerim'i izledim.
Telefonunun alarmı çalınca oda kalktı ve karşısında beni görünce şaşırdı.
Telaşla hemen yerinden doğrulup, konuştu.
"Lidya iyimisin? Birşey mi oldu? Korktun mu yoksa yine?" diye bir sürü soru sıraladı.
"Yok Kerim hiç birşey olmadı. Uyku tutmadı. Biraz huzursuz oldum. Bende kalkıp buraya geldim. Senin uyanmanı bekledim."
"Baban mı geldi yoksa aklına? O yüzden mi tedirgin oldun?"
"Bilemiyorum, neden tedirginlik yaşadım bende bilmiyorum," dedim ve gerçeği söyleyemedim. Sen operasyona gidiyorsun, ben senle vakit geçirmeye alışmıştım diyemiyorum. Nasıl diyeyim. Kerim'in yılan zehiri gibi bir dili var. Çok acıtıyor laflarıyla..
Kerim kalkıp hazırlanmaya başladı. Kamuflajlarını giyindi.
Mutfağa doğru geçti. Bende peşinden onun arkasından geçtim.
"Ne yapıyorsun Kerim?"
"Ne yapayım Lidya.. Çıkmadan birşeyler atıştıracağım. Tost yapıp hemen giderim. Eğer istersen sana da yaparım," dedi.
"Yok ben istemiyorum. Sana afiyet olsun."
"Aslında karım olarak, bu kahvaltı işini senin hazırlaman lazım. İnsanlar kocalarını sabahları işe yollarken, onlara kahvaltı hazırlarlar. Yani ben annemden öyle gördüm. Sende pek icraat yok," deyip dalga geçti benimle.
Zaten gidiyor diye üzülüyorum, birde böyle yapıp iyice üzüyor beni.
Bende ona doğru bakıp konuştum;
"Ben sana ve ailene uygun kriterler de biri değilim ya ondandır, dedim ve mutfaktan içeriye geçtim.
Salak gibi ağlamaya başladım.
Kerim mutfaktan yanıma geldi.
"Lidya ne oldu şimdi? Neden ağlıyorsun?"
"Ya sanane...İster ağlarım, ister gülerim. Sen bana karışma. Ben istediğim gibi ağlarım," diyerek ona atar yaptım. Neden ağladım hoş onuda hiç anlamadım.
Kerim, çıkacağını söyleyip kapıya doğru ilerledi. Koltuktan kalkıp peşinden gittim. Aslında Kerim beni, Mehmet amcanın evine bırakacaktı ama çok erkenden gittikleri için, gün içinde dışarıda bekleyen ekip otosu ile onlara gideceğim.
Kapının ağzında durup, birden Kerim'e sarıldım. Öyle olunca oda bana sarıldı. Kerim eliyle kafamı kaldırıp, ona bakmamı sağladı.
"Karım yoksa kocası gidiyor diyemi üzülüyor. Benim için ağlıyor olamazsın herhalde Lidya? Benden nefret ettiğini bilmesem, öyle düşüneceğim," dedi.
Yüzüne bakıp konuştum.
"Korkuyorum anladın mı? Operasyon bu sonuçta. Herşey olabilir. Sen yada ekibimden kişiler vurulup, ölebilir. Ben daha yeni bir ölüm acısı yaşadım ve piskolojim bu konuda hâlâ çok hassas ve etkileniyorum. Neden anlamıyorsun?"
"Tamam canım haklısın.. Sen kendine çok dikkat et. Telefonun sürekli açık olsun, seni arayacağım çünkü," dedi ve evden çıktı. Arkasından öylece baka kaldım..
Kerim gittikten sonra büyük bir boşluğa düştüm. Yaptıkları meslek çok tehlikeli. Asker oldukları için sürekli ölümle burun burunalar.. Bir yanım Mehmet amcalara gitmek istiyor, diğer yanım istemiyor. Acaba gün içinde evde kalıp, akşamlarımı gitsem sadece...
Ama biran önce gidip Tülay abladan patlıcan musakka yapmayı öğrenmem lazım. Kerim gelince ona sürpriz yapmak istiyorum. Umarım becerebilirim.
Bende odaya geçip, hazırlandım. Lojmandan aşağıya inip, beni korumak için bekleyen ekip otosundaki askerlere; Mehmet Albay'ın evine gideceğim diye söyledim. Sanki birileri beni izliyormuş gibi bir hissiyat yaşadım. Çok tedirgin oldum. Neden böyle hissettim, anlamadım.
Ekip otosuna binip, Mehmet amcalara geldim. Onların kata çıkıp, zile basınca Mehmet amcanın da tam çıkmak üzere olduğunu gördüm.
Bana hoşgeldin kızım, sen içeriye geç diyerekten gitti. Kocan ve ekibi operasyona çıkacak, acil gitmem lazım dedi.
Tülay ablada bana hoşgeldin deyip, kahvaltıya davet etti. Kendisinden, patlıcan musakka yapımını öğrenmek istediğimi söyledim. Gülerek bana; Kerim için mi öğrenmek istiyorsun dedi. Kerim çok sever Lidya patlıcan musakkayı. Bize yemeğe geldiğinde benden hep musakka ister. Başka bir yemek istediğini bilmem dedi. Baya baya seviyor demekki Kerim.
Tülay abla kahvaltıdan sonra bana musakka yapımını öğretti. Hatta tarifi not bile aldırdı. Evde yaparken takıldığın yer olursa beni ara dedi..
Telefonuma mesaj geldi. Bakınca Kerimden olduğunu gördüm.
Kerim;
Lidya, biz geldik. Merak etme ve kendine dikkat et. Aklım sende kalmasın. Albay'ın evinden başka bir yere gitme. Korkuyorsun yalnız kalmaktan çünkü.
Beni böyle düşünmesi çok hoşuma gitti. Bende mesajına karşılık verdim.
Ben;
Dikkat et kendine ve ekibine. Aklın kalmasın Mehmet amcalardayım ve sen gelene kadar buradayım. Birde sen gelince sana küçük bir sürprizim var.
Diye yazdım. Hemen geri cevap verdi..
Kerim;
Ama yapma böyle şimdi. Ben bu dağda taşta üç gün merak ederim. Bence bana söylemen lazım. Bak dikkatim dağılır.
Ben;
Hayır Kerim lütfen. Sürpriz diyorum, neden mızıkçılık yapıyorsun. Dikkatini falan da dağıtma. Sana birşey olursa eğer sürprizi kime yaparım.
Kerim;
Lidya, vallahi çok merak ediyorum. Ama sabredeceğim. Belki artık telefonum çekmez. Ama ben her çektiğinde sana yazarım. Kendine çok dikkat et. Bana lazımsın.
Bana lazımsın derken, ne demek istedi ki. Ne alaka ben neye lazımım şimdi anlamadım.
Ben;
Kerim Allah'a emanet olun. Ama ben neye lazımım pek anlamadım.
Diye yazdım ama iletilmedi bile telefonu çekmedi..
..
Akşam geç olunca Tülay abla misafir odasında bana yatak yaptı ve orada yattım.
Yatağa uzanıp, telefonuma bakarken, Sonerden mesaj geldi.
Açıp bakınca fotoğraf gönderdiğini gördüm.
Soner Kankam;
∆ Fotoğraf
Kanka bu adama sen neden yolluk vermedin? Adam barut gibi sinirli. İnsan kocasını operasyona yollarken azıcık sinirini alır, ona yolluk verir. Benmi öğreteyim sana be. Ağzımıza ediyor burda. İçimizden geçti.
Ne yolluğu ne ne demek istiyor bu. Ben ne verecektim ki..
Ben;
Ne yolluğu be kanka? Yolluk mu veriliyor operasyona giden kişilere. Ben sizin âdetleri bilmiyorum canım. Bir dakine veririm ama ne vereceğim peki. Onuda söyle..
Soner Kankam;
Kankam be sen bu dünya için çok fazla safsın. Sizin oralarda böyle şeyler yokmu ben anlamadım ki, neyse sen yolluk olarak pasta börek yap ver, ne diyeyim kanka.
Ben;
Komutanına sahip çık. Kendinize de dikkat edin. Onu çok sinirlendirmeyin. Sonra bana sarıyor. Beni sinir ediyor.
Soner Kankam;
Kanka asıl sen alacaksın bu adamın sinirini ama, neyse...
Yahu neden ben alıyorum bu adamın sinirini. Ben nasıl alacağım sinirini anlamadımki...
..
..
Aradan üç gün geçti. Bugün Kerim ve ekibi gelecek. Sabah erkenden Kerim'in evine geçtim. Marketden patlıcan ve kıyma aldım. İstediği yemeği yapacağım. Bu süre zarfında Kerim'le çok konuşamadım. İki kez sadece iyiyim, merak etme diye mesaj attı. Soner'e mesaj attım oda bir kez cevap verdi. İyiyiz kanka merak etme dedi. Aslında böyle kısa kısa cevap vermeleri beni tedirgin etti ama Mehmet amcaya sorduğumda; kızım artık operasyon başlamıştır. Bu kadar cevap vermeleri bile mucize, altında birşey arama gayet iyiler, ben biliyorum dedi. Mehmet amca öyle söyleyince içim çok rahatladı..
Eve gelip hemen üzerimi değiştirip, mutfağa geçtim. Mehmet amcanın demesine göre iki saat sonra falan gelirler. Karakolda bir kaç imza işini halledip, dinlenmeleri için eve yollarım demişti. O yüzden acele edip yemeği yapmam lazım. Tülay ablanın öğrettiği gibi ve yazdırdığı tarife göre yemek hazırlıklarına başladım. Pilav yapmak içinde pirinci suya koydum. Allah'ım şu halimi annem görse, net ağlar. Amerika'da kendi evimizde mutfağa yanlışlıkla bile girmeyen ben, elin adamı için neler yapıyorum. Bu durum bana da çok saçma geliyor.
Yavaş yavaş bütün yemekleri yaptım. En son salatayı da yapıp dolaba kaldırdım. İnşallah uzaylı beyimiz beğenir. Eğer yaptığım bu yemeklere laf ederse, kafasından aşağıya dökmezsem adım da Lidya değil.
..
İki saat sonra kapı çaldı, gidip bakınca Kerim'in koluna girmiş Soner ve Burağı gördüm.
Soner; "Çekil kankam. Komutanım yaralı onu odasına götürelim," diyerek içeriye geçtiler. Bende peşlerinden gittim.
"Ne oldu Kerim'e? Ne yaralısı, neyi var.?" diye sordum.
Soner;
"Kanka, kocan biraz sana naz yapıyor. Kolundan bıçaklandı, pek birşeyi yok sıyırdı ama baya kalbinden bıçaklanmış gibi davranıyor. Ama bence sana nazlanıyor," dedi.
Kerim hemen Soner'e kızdı.
"Soner gözlerini severim senin. Salak salak konuşma. Dikiş var oğlum, görmedin mi? Yaralandık yani boru değil," dedi.
Soner üzerindeki kamuflajlarını çıkarmasına yardımcı oldu. Kolunu sargılı görünce küçük bir çığlık attım.
"Ya nasıl oldu? Niye dikkat etmiyorsunuz siz? Ben size dikkatli olun dedim demi, o kadar söyledik yani... Sizin gibi dikkatsiz adamları nasıl asker yaptılar acaba?"
Soner;
"Kanka, sağol ya. Bu işler oje sürüp, manikür yapmaya benzemiyor. Koca koca dağların arasında, in yok cin yok, neler yaşadık ondan hiç haberin yok, size dikkat edin demedim mi diyorsun. Kanka düşmana şey diyemiyoruz; Lidya yengemiz dikkat edin dedi, bize ona göre tarife uygularsanız, seviniriz diyemedik. Kusura bakma artık" dedi.
Kankam baya baya beni fırçaladı.
Ama sağlam olan eliyle, Kerim kafasına bir şaplak attı..
"Lan sanane oğlum. Sen benim karımın söylediği sözlerimi sorguluyorsun. Benim karım dikkat edin diyorsa, edilecek anladın mı asker?" diye konuştu.
Soner de; "Tamam komutanım ben sustum ve gidiyorum," deyip evden çıktı...
Hemen Kerim'in yanına gittim. Ya sen ne yaptın ya? Nasıl oldu bu Kerim? Çok acıyor mu?"
"Oldu işte boşver. Ama daha iyiyim. Çok birşey yok. Biraz sıyırdı ama işte dikiş attılar. Ben şimdi üzerimi değiştireyim de, pansumanı yenileyeceğim."
"Tamam, sen üzerini değiştir. Yemek yiyelim, sonrada ben pansumanı yaparım. Babamın son zamanlar da vücudunda oluşan yaralarının pansumanı ve temizliğini hep ben yapıyordum. Yani baya tecrübeliyim, bu konuda."
"Olur Lidya. Yani senin için sıkıntı olmazsa yaparsan sevinirim," dedi.
"Ben şimdi sofrayı hazırlıyorum, çabuk gel olur mu?"
"Yemek mi yaptın sen?"
"Evet, yapamaz mıyım?"
"Lidya, ciddi olamazsın. Yani ne bileyim, sen yemek yapmaktan pek anlamıyorsun ya, ondan dedim."
"Evet hâlâ anlamıyorum ama birşeyler yaptım. Hadi gel yiyelim ve pansumanını yapalım," deyip odadan çıktım. Mutfakta yemek tabaklarını hazırlayıp, salona masaya servisleri açtım. Bende masaya oturup, Kerim'in gelmesini bekledim..
Arkamdan Kerim'in sesini duydum;
"Yok daha neler. Lidya ben patlıcan musakka ve pilav mı görüyorum. Yoksa bu yaralanma benim gözlerimi falan mı bozdu.?"
"Off saçmalama gel şuraya ve yemeğini ye. Sen istedin diye patlıcan musakka yapmayı öğrendim. Sağolsun, Tülay abla öğretti. Ama oldu mu, olmadı mı artık sen karar vereceksin. Ama şimdiden söyleyeyim, olur da beğenmezsen bu tabağı başından aşağıya geçiririm. Ben hayatımda ilk defa böyle birşey yaptım. Vallahi canını okurum senin," dedim.
"Ee böyle yoğun tehdit altında ben nasıl doğru cevap verebilirim ki."
"Ben bilmem, ona göre bak ve kararını ver," dedim..
Kerim'le birlikte yemeğimizi yemeye başladık. Tadına bakınca yemeğin, cidden çok güzel olduğunu anladım. Yani ilk defa tek başına yemek yapan birine göre, harika oldu bence. Ama bakalım bizim uzaylı bey ne diyecek."
Kerim baya yedikten sonra;
"Lidya gerçekten çok güzel olmuş, eline sağlık. İlk denemeye göre harika olmuş. Çok beğendim ellerine sağlık. Ayrıca benim için, böyle bir zahmete girdiğin için ayrıca teşekkür ederim," dedi ve elimi tuttu. Ellerimize doğru baktım. Çok tuhaf oldum. Terlemeye başladım. Yerimden kalkıp;
"Neyse ben sofrayı kaldırayım, sende odaya geçte pansuman için hazırlan. Ben beş dakikaya yanına gelirim," dedim.
Tabakları alıp, mutfağa geçtim. Diğer kalan tabakları da almaya geçince, Kerim yoktu. Odaya geçti belli ki. Bulaşıkları da halledip odaya geçtim. Yatağın üzerine ilk yardım çantasını koymuş bekliyordu.
Yanına geçip oturdum ve yarasını açmaya başladım. Yarasını tam açınca biraz acıdı sanırım, hafiften inledi..
Yarasını görünce yüzümü ekşittim. Kötü oldum biran. Yüzümü öteki tarafa çevirince, Kerim eliyle yüzümü tutup kendine çevirdi.
"Dayanamazsan yapma. Ben hallederim,"dedi.
Eliyle yüzümü okşadı. Birbirimize bakmaya başladık. Yarasına bakamadım. Neden etkilendim böyle anlamadım. Kerim tekrar yanağımı okşayarak;
"Tamam, sen içeriye git. Ben hallederim," dedi.
"Hayır, olmaz ben yapacağım. Sadece biraz kötü oldum," dememle kolumdan tutup iyice kendine çekti. Yüzlerimiz çok yakın oldu. Sıfıra sıfır kaldık. Bu sefer ben Kerim'e; "Yapma," diyebildim. Eğer bu anı bozmazsam kötü olacak, farkındayım. Kerim'le bu kadar yakın olmak hiç iyi olmadı. Hemen kendimi çekip pansumanını yapmaya başladım. O ambiansı bozdum. Yarasını temizleyip, yeniden temiz sargı bezi ile sardım.
Kerim kendini yatağa attı.
"Çok yorgunum Lidya. Öyle uykum varki, sana anlatamam. Üç gündür sadece üç saat uyudum desem yeridir," dedi.
"Kerim, hemen yatıp dinlen. Hatta sen burda yat. Ben içeride yatarım."
"Tamam ama sende benim yanımda kal, ben uyuyana kadar gitme, olur mu?"
"Tamam," dedim ve Kerim'in yan tarafına geçip, yarı yatağa uzandım.
..
Bir zaman sonra Kerim uyuyunca yaralı kolunu biraz okşadım. Baya derin yara olmuş. Sıyrıldı, dediler ama hiçte küçük bir sıyrık değildi. Baya baya bıçaklanmış bu adam. Sanki ben anlamayacağım sandılar.. Bende hafifçe Kerim'in yanına doğru uzandım. Birazdan kalkarım dedim ama bende Kerim'in yanında sızıp uyuya kalmışım.