Lidya Alper
Kapının çalması Kerim'le o aramızdaki samimi anı bozdu. Onunla öyle yakın olmak, bana iyi gelmiyor. Gidip kapıyı açınca çok güzel bir kadının geldiğini gördüm. Ama gördüklerimle küçük bir şok yaşadım.
Gelen kız, Kerim'e sarılıp sevgilim iyiki doğdun dedi ve onu öptü.
Beynimden aşağıya kaynar sular döküldü sanki. Kerim'in sevgilisi varmış meğer.
Ben şimdi iki sevgilinin arasınamı girdim. Kerim, nasıl böyle birşeyi kabul etti. Sonuçta diğer timdekiler etmemişti. Biri nişanlıyım, diğeri sevgilim var demişti. Kerim neden hem bana hemde bu kıza bu haksızlığı yaptı.
Ben kendimi hiç bu kadar aciz hissetmedim. Kendimi çok kötü bir kalıbın içine soktum.
Gelen kız, Kerim ve ben salona doğru geçtik.
Bu güzel misafirimiz, benim kim olduğumu sordu. Bakalım ne diyecek diye çok merak ettim. Ama bes belliki sevgilisinin haberi yok benden...
Kesin farklı birşey söyleyecek. Ve kaldı ki tahmin ettiğim gibi oldu. Beni Albay'ın yakın aile dostu diye tanıttı. Ne diyecekti manyak Lidya. Karım diyecek hali yoktu.
Bu sözüne Kerim'in, istemsizce gözlerim doldu. Kahretsin, böyle gözükmek istemezdim ama engel olamadım kendime..Neden gözlerim doldu onuda anlayamadım.
Mecburiyetten Kerim'in sevgilisine hoşgeldiniz dedim ve odaya geçtim.
Giderken Kerim'e lafımı da söyledim. Yoksa içimde kalırdı.
Odaya girer girmez, sinirle ağlamaya başladım. Ben böyle bir durumda olmayı hak etmedim. Ne olursa olsun ben onun karısıyım. Öyle yada böyle. Onun soyadı altındayken böyle bir konumda olmak istemezdim. Diğer arkadaşları hiç bir şekilde kabul etmedi. Karşılarındaki kişilere olan saygılarından, benle sahte evlilik yapmayı asla düşünmediler bile..
Ama Kerim neden kız arkadaşı varken, böyle birşey yaptı. Çok sinirlendim. Çok değersiz hissettim kendimi..
Ah Kerim ahh!!
Sessiz bir şekilde odadan çıkıp, kapıdan konuşmalarını dinledim.
Kerim; Asu denilen kızı yollayıp, akşam yanına gideceğini söylüyordu. Beni evde bırakıp, yanına gidecek. Adi pislik..
Daha fazla konuşmalarını duymamak için tekrar odaya girdim. Akşam onun yanına gideceğini bilmek beni daha çok üzdü..
Bir zaman sonra kapı tıklatıldı ve Kerim içeriye girdi. Ağlamamı gizlemedim.
Ne olacaksa olsun. Ben kırıldım, çünkü kendisi beni kırdı.
Bana açıklama yapmaya başladı. Sevgilim değil falan dedi ama nasıl değil. Kız geldi, onu öptü ve doğum gününü kutlamak için elinde hediye ile geldi..
Ben biraz üstüne gidince, sevgilisi değil de öylesine takıldığı biri olduğunu söyledi. Daha çok sinirlendim. Öylesine olan birine de benim onun karısı olduğumu söyleyemedi. Belki de söylemek istemedi. Çünkü Kerim bana, benim ona değer verdiğim kadar kıymet vermiyor. Ben onun soyadını taşıdığım için, saygı duyuyorum ama o malesef ben kadar hassas değil..
Sürekli benden özür diledi ama ne fayda.. Gerçekten çok kırıldım. Kendimi aptal yerine koyulmuş gibi hissediyorum.
Ağlayarak, yine ona derdimi anlatmaya çalıştım.
Ben neden evlendiğim adamı, başkası ile öpüşürken gördüm. Bu anı yaşamak zorunda değildim. Sadece karşılıklı saygı bekledim.
Çok kırıldığım için Amerika'ya geri döneceğimi söyledim ama Kerim hiç bir yere gidemezsin dedi...
Öyle de bir giderim ki, sen bile şaşırırsın Kerim komutan...
Gidersen, çok acı çekecek gibi hissediyorum kendimi falan dedi. Ne acı çekmesi. Gayetde keyfi yerinde. Acı falan çekmez Kerim..
O kıza aşık olup, olmadığını merak ettim ve Kerim'e sordum.
Biraz sinirle cevap verdi. Takılıp, seviştiğim kadın dedi.
Kerim, o kadınla yatıyor. Allah kahretsin. Bu durum içimi sızlattı, sanki.. Neden kötü oldum bilmiyorum. Kerim'in o kızla yattığını duymak beni çok etkiledi.
Ben ona bağırıp, çağırınca yüzüme doğru eğilip, eliyle çenemi tuttu. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Kerim'le böyle yakın olduğum anlar, bir değişik oluyorum.
Bana, kocasını kıskanan kadınlar gibi davranma dedi ve odadan gitti.
Bilemiyorum, neden böyle yapıyorum. En başta uyuz olduğum adamı, ben şimdi kıskanıyor muyum? Yok, hayır Lidya. Bu kıskançlık falan değil. Sadece gururum kırıldı..
Haklı olarak, bende kendimi savundum.
Gün içinde odadan dışarıya çıkmadım. İki saat sonra Kerim içeriye girdi. Kamuflaj takımlarını alıp çıkarken, yataktan kalkıp önüne doğru geçtim.
"Sen hayırdır, nereye gidiyorsun?"
"Çokmu umrunda Lidya?"
"Tabiki de umrumda. Kolun yaralı. Bu halde karakola gidemezsin. Mehmet amcayı aramak zorunda kalırım."
"İstersen feriştahını ara Lidya.. Ben hazırlanıp, karakola gideceğim. Kimse de bana engel olamaz," dedi.
"Ben kimse değilim. Karın sıfatıyla yanındayım. Ve gitme diyorum sana. Daha iyileşmedin. Yaran mikrop kapabilir, dikişin açılabilir. Tehlikeli şeyler yapıyorsun."
Önünde olduğum için, üzerime doğru gelip beni duvarla kendi arasında sıkıştırdı.
"Sanane benden Lidya. Bu kadar ciddiye alma beni."
"Ya nasıl alma. İnsanlık yapıyorum şurda. Yaralısın manyak adam. Ne yapmaya çalışıyorsun," dememle kolumdan tuttu ve duvara sertçe yasladı beni.
"Lidya, beni delirtme. Senin derdin ney kızım? Açıkça söyle," diye kulağımın dibinde bağırdı.
Ben ağlamaya başladım. Çok korktum. Hiç bu kadar kötü tepki beklemiyordum.
Sinirle yine sordu; derdin ney Lidya?" dedi.
"Biliyorum o kızın, Asu'nun yanına gideceksin. Sizi duydum. Seni bu gece yanına çağırdı. Ve sende şimdi karakola gidiyorum bahanesiyle gideceksin. Bana ayıp ediyorsun Kerim. Bana haksızlık ediyorsun. Yapma, ben senin nikahındayken böyle şeyler yapma... Çünkü ben üzülüyorum," diyebildim.
Kerim birden sinirle elini yumruk yapıp, yanımdaki duvara doğru vurdu. Hii diyerek iç çektim. Aşırı korktum. Manyak adam parmaklarını kıracak.
Sinirle Kerim'e bağırdım.
"Ne yapıyorsun gerizekalı. Parmaklarını kıracaksın."
"Kırılsın amına koyayım. Çokmu umrunda. Ama sana söyleyeyim; gerçekten karakola gidiyorum. Ben Asu'nun yanına gidecek olursam eğer, böyle saçma oyunlar yapmam. Ama eğer olur da bana inanmazsan, sevgili kankanı arayıp, sorarsın," diyerek evden çıktı.
Arkasından ağlayarak baktım.
Umarım o kızın yanına gitmiyordur. Sana inanmak istiyorum Kerim. Ne olur beni yanıltma..
Kerim gidince, mutfağa geçip kendime tost hazırlamaya başladım.
Oturmuş tostumu yerken, Soner'den mesaj geldi. Açıp baktım.
Soner Kankam;
Kankacım selam, senin bu yakışıklı ve haşin kocan bana dedi ki, Lidya'ya burda olduğumu mesaj at dedi. Bende onun dediğini yapıyorum. Neden böyle birşey istedi onuda anlamadım ama bizde emir, demiri keser.
Diye yazıp yollamış. Birde her ihtimale karşılık fotoğrafını atmış.
∆ Fotoğraf
Deli bunlar ya.. Kerim'in cidden karakola gitmiş olmasına çok sevindim. O kızın yanına gitmemiş olması beni mutlu etti. Yalandan da evli olsam, aldatılmak hiç bir zaman istemem. Ne olursa olsun..
Kapı açılma ve anahtar sesi duydum sanki. Kerim mi geldi acaba diye hemen kapıya koştum. Karşımda elli yaşlarında kapalı bir hanım ve yanında yirmili yaşlarda kapalı bir genç kız gördüm.
Orta yaşlı kadın;
"Ayy pardon kızım. Biz yanlış mı geldik diyeceğim ama anahtarla açtık. Ben anlamadım evladım. Sen kimsin?"
"Ben Lidya, peki siz kimsiniz?"
"Bende Sunay evladım. Ama ben oğlum Kerim'e bakmıştım," deyince bende jeton düştü.
Eyvah, bu Kerim'in annesi ve bu genç kızda sanırım kız kardeşi. Kerim'in odasındaki aile resminden şimdi hatırlıyorum. Ben ne yapacağım şimdi. Kerim'de yok. Ama tek bildiğim, evli olduğumuzu çaktırmamak..
"Sunay hanım hoşgeldiniz. Burası oğlunuz Kerim'in evi.. Yanlış gelmediniz.."
"O zaman sen kimsin kızım? Oğlumun evinde ne işin var?" diye sordu.
Sunay hanımı ve Kübra olduğunu düşündüğüm kızı içeriye davet ettim.
İkiside geçip oturdular.
Kübra'ya bakıp;
"Sen Kübra olmalısın. Burak senden bahsetti."
"Aa siz Burağı tanıyor musunuz?"
"Evet, tanıyorum. Karakoldan Kerim'in tayfayı hep tanıyorum."
"Çok güzel Lidya, çok pardon Lidya'ydı dimi?"
"Evet Kübra, Lidya..."
"Lidya demem de sıkıntı olur mu?"
"Asla olmaz Kübra. Lütfen nasıl rahat edersen, o şekilde söyle," dedim.
Sunay hanım bana yandan yandan bakıyor farkındayım. Ona dönüp konuşmaya cesaretim yok. Çünkü korkuyorum..
Sunay Hanım;
"Ledya kızım,"
"Şey, Sunay hanım Ledya değil, Lidya."
"Aman her neyse kızım, senin adın zor. Benim dilim dönmüyor. Ben sana Leyla diyeceğim. Şimdi...biz oğlum Kerim bıçaklanmış diye duyduk, Burak oğlumdan. Onu merak edip geldik ama oda evde yok. Sen varsın. Sen kimsin Leyla?"
"Sunay hanım, ben Albay Mehmet'in uzak bir akrabası sayılırım. Benimle ilgili bazı sorunlar var. Kerim Yüzbaşı, Mehmet amca ve timin diğerleri beni korumakla görevliler. Yani ben o yüzden burdayım, biraz çetrefilli işler yani anlayacağınız..."
"Anladım kızım, hoş gelmişsin. Sefalar getirmişsin. Mehmet Bey'in akrabası bizimde akrabamızdır. Ama anlamadığım, sen neden Kerim'in evinde kalıyorsun Leyla?"
"Leyla değil, Lidya Sunay hanım. İşte o konuyada pek ben hâkim değilim. Bana burda kalacağımı söylediler, bende kalıyorum. Ama nedenini gelince Kerim Yüzbaşı'na sorabilirsiniz," diyerek sorumluluğu başımdan attım.
Artık beyimiz, annesine ne diyecekse kendisi düşünsün. Banane, bunun da stresini ben yaşayacak değilim. Evlilik planı yapan onlardı. Beni hiç alakadar etmez.
Sunay hanım, Kübra'yla bana kalkın çay koyunda bari şu getirdiğimiz börek ve kurabiyelerden yiyelim dedi.
Kübra ile birlikte mutfağa geçtik. Ben hemen çaycının düğmesine basıp, çayı koydum.
Kübra çok sevecen biri. Hiç abisine benzemiyor.
"Lidya, nerden geldin buraya?"
"Amerika'dan Kübra."
"Hadi ya! Baya uzaktan gelmişsin. Mehmet Albay'ın oralarda akrabası olduğunu hiç duymamıştım."
"Uzun mesele Kübra. Bu arada Burak çok iyi bir çocuk. Seni de görünce, birbirinize çok yakıştığınızı teyid etmiş oldum."
"Teşekkürler Lidya. Sende çok güzel bir kızsın maşallah. Hele gözlerin, nazar falan değmesin sana. Allah sahibine bağışlasın."
Kübra öyle deyince, hafifçe gülümsedim.
Şuan sahibim abisi. Ama bağışlanacak bir durumumuz yok bizim biliyorum. Biz çok imkansız kişileriz. Her halde kırmızı kar falan yağarsa, öyle imkan olabilir..
"Burak'la ne zaman evleneceksiniz Kübra?"
"Lidya, beni istemeye gelecekler. Onun ailesi İstanbul'da. Burak, mecburi görev için burda. Bakalım bir kaç aya ailesi gelecek ve söz yüzüklerimiz takılacak."
"Çok sevindim canım. Hakkınızda hayırlısı olsun, inşallah."
Çayları ve Sunay hanımın getirdiği ikramlıkları hazırlayıp, içeriye masaya geçtik.
Masada oturup, çaylarımızı içip ikramlıklardan yedik. Sohbet baya ilerledi. Sunay hanım, Kerim'in küçüklüğünü falan anlatmaya başladı.
Bana da, kendisine Sunay teyze dememi istediğini söyledi. Hanım falan olmuyor, çok resmi kaçıyor. Ben resmiyet sevmem dedi.
Baya diktatör bir kadın. Cidden belli. Ben Kerim'i şimdi anlıyorum. Annesi ve kız kardeşi tesettürlü. Demek ki, bu yüzden aileme uygun değilsin deyip, durdu.
Haklı da sanırım. Ben ve ailesi baya uç noktalarda olan kişileriz..
Sunay teyze, çantasından çıkardığı tabletten Kerim'in küçüklük fotoğraflarını göstermeye başladı. Hatta bir tane, beş yaşlarında falan çırıl çıplak olduğu bir fotoğrafı gösterdi. İzin isteyip, o fotoğrafı çektim. Kerim'e takılırım biraz dedim. İkiside güldüler.
Telefondan hemen resmi atıp, Kerim'e mesaj attım.
Ben;
Annen burda. Ve senin bütün kirli çamaşırlarını ortaya döküyor.
Diye yazdım.
Hemen cevap yazdı.
Kerim;
Lidya bu fotoğrafı hemen siliyorsun. Annem ne alaka kızım.?
Ben;
Annen geldi. Senin bıçaklandığını duymuş. Kübra ile gelmişler. Korkma evli olduğumuzu söylemedim. Ama annen neden burda kaldığımı sorguluyor. Bende oğlun bilir, gelince ona sor dedim. Sanırım seni bekliyor. Benim kim olduğumu sormak için.
Kerim;
Off Lidya off! Tamam sen birşey çaktırma. Ben hemen geliyorum.
Diye yazdı.
Gel bakalım uzaylı bey. Annene sen hesabını ver. Ben niye burdayım, artık anneciğine sen açıkla bey efendi.
Sunay teyze bir sürü resim gösterdi. Kübra ikinci çayları koyup getirdi.
Biraz Kübra kendini anlattı. Okul öncesi öğretmeniymiş. Benim ne iş yaptığımı sorunca bende anlattım.
On beş dakika sonra Kerim geldi ve içeriye girdi.
Masaya yanımıza geldi. Benim olduğum sandalyeye gelip, annesine hoşgeldiniz dedi.
Hadi bakalım Kerim efendi, ayıkla pirincin taşını...