Afitap

1416 Words
  Güneşin pırıl pırıl aydınlattığı yaz sabahı serin dalgalarını bahçedeki rengarenk çiçeklerin üzerine salıyor etrafa taze kokular yayıyordu. Ev halkı uyanmaya başlarken evin yardımcıları çekingen adım, sessiz hareketlerle bahçedeki masayı kahvaltı için hazırlıyor Gönül hanım, her yerde Güven'i ararken bahçenin öte ucundaki süs havuzun yanında  pek iyi şeyler olacak gibi durmuyordu. Uyurken biri sizi izlerse beyniniz bunu algılayıp sizi uyandıracaktır. Bilimsel açıklama bu yöndeydi. Ama pratikte henüz ispat edilememişti.  Zira Esat bey, bahçe salıncağında uyuyan oğluna son bir saattir delici bakışlarla bakıyor ancak Güven sinyalleri algılamayıp  mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu. Gönül hanım her yerde Güven'i bulmak için gezinirken son olarak bahçeye inip etrafa göz gezdirince  Esat beyin onu çoktan bulduğunu gördü ve kopacak fırtınayı durdurmak için Neval'e koşup durumdan bahsetmeye girişti. Esat bey hala nasıl sabır gösterdiğine, içinden hayretler ederken küçük oğlunun rüyasında gördüğü şeyden olsa gerek dudağını kaplayan  sırıtışına dayanamayıp burnundan soluyarak bir anda  gürledi. "Güvennnnn! Kaaallllkkk!" Elleri belinin arkasında kenetli, dik bedeni ve ağaçtaki kuşların bile canhıraş uçmasına neden olan, boğazının derinliklerinden gelen o sert sesi, tüm bahçede yankılandı. Esat beyin eski meslek alışkanlığı hala devam ediyordu. Güven kendini asker koğuşunda zannederek uyanması için kulağında çınlayan o emir dolu vurguları işitince gözleri kapalı ayağa kalkmaya çalıştı ve ayaklarına dolanan ince örtü yüzünden yere kapaklandı.   Göğsünü sertçe yere vurmanın acısını boş verip gözlerini güç bela açınca aylar önce babasına hediye ettiği ama ilk günkü gibi yeni duran lacivert nike ayakkabılarla burun buruna geldi. Olacakları bildiğinden başını kaldırmadan, ayağına dolanmış çarşafa aldırmadan silkindi, hızla ellerinin üzerinde yükselip şınav çekmeye başladı. İşe yaramaması önemli değildi, denemeliydi. "Yüz doksan yedi, yüz doksan sekiz, yüz doksan dokuz, iki yüz."   Soluk soluğa kalmış gibi yapıp başını kaldırdı, babasının güvenlik kalkanından içeri sızmayı umut ederek her seferinde yapmaktan vazgeçmediği, şeytanı bile kandırabilecek kahverengi bakışlarıyla masum masum baktı.   "Hayırlı sabahlar babacığım. Bende sabah sporumu yapıyordum." Dese de Esat beyin yüzünde en ufak bir mimik oynamadı.   Babasının  iradesinin çelikten olduğunu söylemekte pek mümkündü ama mesleki deformasyonun mağduru yalnızca Esat bey değildi. Askerlikten erken ayrılmak zorunda kalınca iki oğlunu asker gibi yetiştirmeyi vicdan hafifliği olarak düşünmüş ve nitekim oğulları da buna uymak zorunda kalmıştı.   Güven tam kalkmaya yeltenmişti ki babası izin vermedi. Aynı ses tonuyla emretti.   "Devam et!"   Güven başını kaldırıp har solukta kalmış gibi nefes vererek ve başına nasıl bir dert açtığını hesap ederek sevimli sevimli babasına konuşmaya devam etti.   "Yok babacığım bitirmiştim zaten. İki yüz tane yeterli." Deyip bakışlarını yere eğdi ve gözlerini yuvarlayıp babasının insafa gelmesi için dua etti.   Esat bey, oğlunun sol yanına geçip sağ ayağını Güven'in sırtına koyarak baskı uyguladı ve "Daha fazla güç için kaslarını zorlaman gerekir! Değil iki yüz, beş yüz şınav  çeksen de daha fazla kas elde edemezsin! Bu benim size öğrettiğim kaçıncı idman kuralıydı Güven?" dedi yine aynı keskin vurgularla.   Güven tek nefeste yüksek sesle "Beşinci  altın kural efendim!" dedi. Dedi ama iş işten geçmişti. Çünkü çoktan sırtında hissettiği baskı artmıştı.   "Ağırlık, kaslarını zorlamanın en hızlı yoludur! Şimdi! Baştan say!" Diyerek komut verdi ve oğluyla beraber saymaya başladı.   "1, 2, 3.   ...   ...   53, 54, 55" diye devam ederken Güven çoktan terlemeye başlamıştı.   Daha da terleyecekti ki babasının tam tersi çok yumuşak mizaca sahip olan annesi telaşlı adımlarla yanlarına geldi.   "Esat! Napıyorsun çocuğun sırtında? Sakatlamaya mı çalışıyorsun küçük oğlumu?" Diyerek çoktan çemkirmeye bir yandan da olayı dramatize etmeye başlamıştı. Esat, karısının söylediklerine başını kaldırıp 'tövbe estağfurullah' derken ayağını Güven'in sırtından yavaşça çekti. “Ben onları yetiştirirken bundan daha fazlasına alıştırdım Neval! Sanki işkence ediyormuşum gibi konuşma!” deyince Neval hanım “Daha yüzünü görmedik, sarılmadık, gelir gelmez çocuğu yerlere kapatmışsın!” diye karşılık verdi. Güven hala yerle fazla haşır neşir olurken annesinin söylediğini düzeltti. “Yalnız 30 yaşına geldim anne! Çocuk demezsen…” diyerek rahatsız olduğu yeri vurguladı. Annesi Güven’e bakış atıp parmağını ona sallayarak “Karışma sen! Benim küçük bebeğimsin hala!” deyince Güven ona söz geçiremeyeceğini  bilerek gözlerini devirdi. Esat bey duruşunu bozmayıp “Ben kapatmadım ama senin oğlun yerlere pek meraklı! Sabah sporu yapmadan kendine gelemiyormuş! Bende ona yardımcı oldum!” dedi Güven’in bir önceki söylediğini atfederek. Güven yerden her ikisine bakarak “Babam haklı anneciğim, müsaade etseniz de kalksam!” deyip bu tartışmanın bir an önce sonlanmasını istedi. Annesi yardım etmek için elini uzattı ve Güven ayağa kalktı. Direkt oğluna sarılıp “Çok özledim kuzumm!” diyerek onu kucakladı. “Bende özledim anne, hepinizi!” deyince Neval hanım ondan ayrılıp “Arayı açmanın cezasını çekeceksin!” deyip şimdiden onu yapacağı azardan haber verdi çattığı kaşlarıyla. Güven onun ellerinden öpüp “Tamam annem, tamam.” Dedi. Neval hanım “Hadi kahvaltıya geçelim!” dediğinde Esat bey oğluna bakarak “Üzerini değiştir gel! Bekliyorum!” deyip masanın yanına yürüdü. Annesi, Güven’le  eve doğru yürürken “Eşyaların odanda ama orada bir misafirimiz kalıyor. Ben sana giyecek bir şeyler getireyim.” Dediğinde Güven bunu bilse de belli etmedi. “Öyle mi? Kim kalıyor?” diye sordu ilgilendiğini gösteren sesiyle. Neval hanım “Onu görünce hatırlayacak mısın bakalım. Kim olduğunu söylemeyeceğim.” Dedi. Bu Güven’i daha da meraklandırdı. Israr etse de annesinin konuşmayacağını bildiği için kabul etti. “Tamam.” * * * * Güven annesinin getirdiği kıyafetleri giyip bahçeye çıktığında herkes oradaydı. Dedesi masanın başında, babası ise diğer başında oturuyordu. Babası onun adım adım gelişini izlerken Güven yutkundu. Ardından boğazı gıcıklanınca öksürdü. Masaya yaklaşmıştı. Dedesi “Hah! Geldi mi bizim hayta!” deyip arkasını dönünce kocaman sırıtan torunu yanına gelmişti. “Dedeciğim!” dedi kollarını açarak. “Ben geldim, en sevdiğin torunun!” dediğinde İzzet dede ağırca ayağa kalktı ve “Kim demiş en sevdiğim diye?” diyerek güldü. Güven ona sarıldıktan sonra elini öptü ve gördüğünden biraz daha değişen dedesine “Ben dedim, inkar etme Kaan’ı benden çok seviyor olamazsın!” diyerek babasının yanına oturdu. “Hiçte bile!” diyerek huysuzlandı dedesi. “Ben torun ayrımı yapmam! Evlat ayrımı yapmadığım gibi!” “Tamam dedem, dediğin gibi.” Dedi dedesine daha fazla muzur olmadan. Karşısında oturan annesi Güven’in tabağına alması için kahvaltılıkları uzatırken “Yahu Neval, istersen ağzına tut birde. Kendisi alsın tabağına.” Deyince karısı bakışlarını kısarak “Yani Esat, her zamanki gibi abartmakta üzerine yok! Kaç aydır oğlumu görmemişim tadımı kaçırma, güzel güzel kahvaltı edelim.” Diyerek onu tatlı sert uyardı. Esat bey pes edip “Tamam tamam, nerede kaldı Gönül’le Güneş? Gelsinler de başlayalım artık.” deyince masaya yaklaşmakta olan Gönül hanım “Geldik Esat bey, Güneş üşenmemiş sabah sabah börek yapmış ondan geç kaldık.”  Dedi ağzı kulaklarında. “Aman benim paşa kuzum mu gelmiş?” diyerek Güven’e bakınca sanki onu yeni görüyormuş gibi davranan Gönül hanıma sırıtarak göz kırptı. “Geldim Gönül annem.” Deyip ayağa kalktı ve sarıldı. Ama gözleri dün gece bodoslama üzerine atladığı sarışın Merida’daydı. Elinde böreklerle beklerken kız İzzet dedeye bakıp gülümsüyordu. Annesi onu tanıyıp tanımayacağını merak etmişti ancak şöyle bir göz geçirdiği hiçbir anıda yer almıyordu bu sarışın. Gönül annesinden ayrıldıktan sonra Güneş’e bakışını sürdürerek tanıştırılmayı bekledi. Annesi bunu fark edip “Güneş, sana bahsettiğimiz oğlum Güven, Güven hatırladın mı bilmiyorum ama Mustafa amcanın kızı Güneş. Diyerek tanıttı. Güven “Öyle mi?” deyip onun elini sıkmak için uzattı. Güneş, gerçekten güneş gibi görünmesine sebep olan sarı, kıvırcık saçlarını oynatarak başını aşağı yukarı salladı. “Öyle.” Deyip Güven’in elini sıktı. “Memnun oldum.” Güneş herkese yaptığı gibi gülümsedi ve elini çekip yerine oturdu. Börekleri masaya koyunca İzzet dede “Ah Afitabım!” dedi büyük bir haykırışla. “Bu lezzetli ellerinin hünerlerine dayanamayıp yiyorum, sonra tüm gece uykularımdan oluyorum!” deyince Güven dedesinin yükselişini abartı ve gereksiz bulmuştu. Bir de ‘afitabım’ da ne demekti. Kaç yaşındaki dedesi bu torunu yaşındaki kıza sarkmıyordu, değil mi? Durumu anlamak için herkese şöyle bir göz gezdirdiğinde kimsenin kendisi gibi düşünmediğini anladı. Güneş gülümseyerek “İzzet dede, sen benim yaptıklarımı yediğin için değil, bir tane bile bırakmadan tükettiğin için uykun kaçıyor!” dediğinde Güven hariç hepsi güldü. “Tam da dediğin gibi kızım!” dedi Esat bey. “Babam kaç yaşına geldiğini unutuyor!” dedi imalı imalı. İzzet dede oğlunun söylediklerinde rahatsız olup huysuzlanarak “Ne varmış benim yaşımda? Sana  bile hala taş çıkarırım!” deyip oğlunun söylediklerini kabul etmedi. Gönül hanım böreği herkese servis ettikten sonra “Taş çıkarsan da Esat bey haklı. Geçen gece nasıl rahatsız oldun biliyorsun!” deyip önüne koyduğu bir dilimden fazlasını yemeyeceğini vurguladı. “İyi,” dedi İzzet dede sadece bir dilim börekle bakışırken. “Bunu da ağzıma sürmeyeyim.” Deyip duygu sömürüsü yapınca gelini Neval “Valla baba, sen bilirsin. Zaten çok güzel olmuş ben yerim.” Dediğinde İzzet bey elindekinden de olacağını anlayınca “O kadar değil!” deyip böreğini yemeğe başladı. Sesli olmasa da masada herkes ona gülüyordu.            
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD