Güven’in şimdiye kadar bir şebeklik yapmasını bekleyen dedesi çaktırmadan gözlüğünün üzerinden bir ona birde yanında oturan Güneş’e baktı.
Masada ki herkesi markaja aldıktan sonra oğlundan beklediği çıkış geldi.
Esat bey ellerini birbirine geçirip “Anlat bakalım, nerelerdeydin? Neden haber vermedin?” diye sorunca Güven ağzına almak üzere olduğu börek çatalında kaldı.
Bedenini dikleştirip “Telefonda anlatılmayacak bir şey oldu.” Deyince Gönül ve Neval hanım endişelendi. Yine de konuşmayıp beklediler.
“Kerem’in eşi Deniz, maalesef hoş olmayan bir durum yaşadı.” Dedi bu konunun onu düşündürdüğünü belli ederek.
“Ne oldu?” dedi annesi panikle. Kerem oğlunun en yakın arkadaşıydı ve onun düğününe gitmişler eşi Deniz’i sadece orada görmüşlerdi.
Güven uzatmadan. “Kerem’in eski sevgilisi tarafından kaçırıldı!” deyince kimse buna inanamadı. Onlar soru sormadan Güven anlatıp bitirmek için “Tam üç ay boyunca onu aradık. Çok şükür ki sağ salim bulduk! Ancak hiç kolay zamanlar değildi. Kerem bitikti, ailesini zaten anlatmıyorum. Anlayacağınız her türlü onların yanındaydım.” Dediğinde Esat bey anladığını belirterek başını aşağı yukarı salladı.
“Bize neden haber vermedin? Bu konuda yardımcı olabileceğimi biliyorsun!” diyerek çevresinin ne kadar geniş olduğunu hatırlatınca Güven “Biliyorum baba, ama Kerem’i ve ailesini tanıyorsun, kollarının uzanmadığı yer yok! Gerek olsaydı ilk olarak size haber verirdim.” Deyince Esat bey oğluna hak vermişti ancak bir şey demedi.
“Çok üzüldüm. Zaten Rıfat bey hastalanmıştı, Sanem birde bunlarla mı boğuştu? ” Dedi Neval hanım. “Şimdi nasıl peki, iyiler mi?” diye sorunca Güven “İyi olmaya çalışıyorlar. Deniz hamileymiş ve bu süreç onun psikolojisi çökük ve bedenen güçsüz.” Deyince Gönül hanım “Ah birde tüm bunlara hamile haliyle mi katlanmış?” diyerek hem üzüntü hem şaşkınlık yaşadı.
Neval hanım “Neden bize bahsetmedin oğlum? Onlara bu zaman destek olmayacaksak ne zaman yapacağız?” diyerek oğluna söylendi.
“Çok yıprandılar anne, biliyorsun ki onların yanına gelmek isteyen birçokları oldu ama Rıfat amcanın hastalığından ötürü kabul etmediler. Şimdi biraz daha iyiler ve iyi olacaklar, o zaman geldiğinde ziyaretinizi yaparsınız!” dedi doğru zamanı kolladığını bilerek.
Masada herkesin yemeden içmeden kesildiğini görünce “Aslında kahvaltıdan sonra anlatacaktım ama uzatmanın anlamı yoktu.” Dedi.
İzzet dede herkesin durgunluğunu fark edip “Önceden erkekler kadınları kaçırırdı. Sizin neslin ne yaptığı belli, ne yapacağı.” Diyerek fikrini söyledi. “Amacı neymiş de kaçırmış kızcağızı?” diye merak edip sordu.
Güven bunun detaylarına çok girmek istemeyip “Psikopat birinin neyi, neden yaptığını anlamak güç dede. Kendince intikam, kıskançlık ne ararsan var deyip.” Geçiştirdi.
“Ne günlere kaldık!” diyerek tepkisini gösterdi İzzet dede.
O zamana kadar konuşmayan Güneş “Bahsettiğiniz kişileri tanımıyorum ama bunu yaşamaları üzücü.” Diyerek görüşünü belirtti.
“Aynen kızım,” dedi Esat bey, oğluna bakarak “Asla aklımın ucundan geçmezdi böyle bir durumdan dolayı haber vermediğin ancak yine de arayıp kısaca bahsedebilirdin!” diyerek ikazını yaptı.
Güven konuşmadı, ne derse desin babasının bildiğinden vazgeçmeyeceğini öğreneli çok olmuştu.
İzzet dede herkesin dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek az ilerideki tabaktan börek alırken Gönül hanımın dikkatinden kaçmadı.
Ağzına bir lokma götüreceği sırada “İzzet bey!” diye uyarınca herkes ona baktı. Yine gözlüğünün üzerinden bakarak yakalandığını anlayan koca ihtiyar, çatalını bırakıp “Dizdiniz zaten boğazıma, yemiyorum.” Deyip küskünce ardına yaslandı.
Güneş bir kahkaha atıp “İzzet dede, sana yeme demiyoruz ki, biraz sağlıklı beslenmelisin!” deyip tabağına birkaç domates, avakado ve yağsız peynir koydu.
“Tadı tuzu yok bunların, ha saman yemişim ha yememişim!” diyerek huysuzluğunu sürdürdü.
Gönül hanım “Siz bilirsiniz, ya bunları yersiniz ya aç kalırsınız!” dediğinde bu işin pazarlığı olmayacağını hatırlattı.
Güven dedesinin içten içe söylendiğini bakışlarından anlıyor ve gülmemek için kendini tutuyordu.
Güneş onun bu haline üzülerek “Bir daha börek yapmayacağım!” diye söyledi kendine hatırlatarak.
Esat bey “Sorun senin yapman değil Güneş, babamın dozundan fazla yemesi. Sen gelmeden önce de aynı sorunumuz vardı.” Diyerek onun içini rahatlatmaya çalıştı.
“Hayır.” Diyerek itiraz etti İzzet dede. “Afitabımın çok güzel el lezzeti var. Daha önce bu kadar yememekte zorlanmıyordum.” Deyince hem Neval hanım hem Gönül hanım birden isyan etti.
“Aşk olsun baba! Ne istedin de yapmadık?”
Aşk olsun İzzet bey! Onca zaman hiç mi güzel bir şey yemedin?”
İki kadının onu dumura uğratacağını bildiğinden yavaşça ayağa kalkıp “İlaç saatim geldi, ben gidiyorum.” Deyip tabiri caizse oradan kaçarak uzaklaştı.
Güneş onun gidişine gülerek “Börek vermediniz diye sizden intikam aldı.” Deyince Esat bey bıçağıyla Güneş’i gösterip “Tam üstüne bastın.” Diyerek onun doğru söylediğine destek çıktık.
Güven, “Anlaşılan dedem hiç değişmemiş.” Deyip güldü.
Gönül hanım “Ah değişmez mi? Eskisinden bin kat daha her şeye karışıyor, istediği gibi olmadığında çocuk gibi küsüyor, işine gelmediğinde de işte böyle kaçıyor.” Deyip gülünce hepsi ona katıldı.
Güven masa da hapşurunca babası hariç diğerleri ‘çok yaşa’ dedi.
Esat bey oğluna dik dik bakıp “Gecenin bir vakti gelirde dışarıda kalıp bahçede yatarsan olacağı bu! Hasta olursun!” dediğinde Gönül hanım hiç onlara bakmıyor tabağındakileri yiyordu.
“Nasıl yani?” diye sordu Neval hanım kocası ona “Sabah bahçeye geldiğimde salıncakta uyuyordu!” dediğinde “Ben seni sabah gelmişsin sandım oğlum. Neden erken geldin?” dedi.
Çünkü Esat beyin bazı katı kuralları bu eve saatinde gelip gitmeyi içeriyordu ve Güven Işıl’a kıyamayıp onunla ilgilendiği için saat geç olmuştu.
Bahar’ın yanında kalamayacağı için Gönül annesine mesaj çekmiş ve mutfak kapısını açık bıraktırmıştı ancak odasının işgali yüzünden bahçede yatmak zorunda kalmıştı. Çünkü diğer odaların hepsi tadilattaydı.
“Bir arkadaşımı Bursa’ya getirdim anne, buranın yabancısı ve yerleşmesi için yardım ettim. Derken sabaha az kalmış bende çıkıp geldim.” Dedi.
Güneş gece onunla hiç karşılaşmamış gibi onları dinliyordu. Gönül hanımsa bir şeylerin olduğunu çok iyi biliyordu.
“Güneş!” dedi Esat bey ciddiyetle ona bakarak “Dün gece düşmüştün ya! Bir yerin acımıyor değil mi?” diye imalarını belirterek sorunca Güneş anlamamış gibi baktı ve hemen sonrasında “Sen söylemesen unutuyordum Esat amca, her zaman ki sakarlıklarım işte alışkınım, bir yerim acımıyor.” Dedi gülerek.
Esat bey “Hımm!” deyip üzerine gitmedi ama her olayı birbirine bağlama huyu onu zor bir adam haline getiriyordu.
Güneş önünde ki çayı sessizce yudumlarken Güven ona bakıp “Şimdi hatırladım seni!” deyince ona döndü. “Arabalarımın tekerlerini söker üst üste koyardın.” Diyerek çocukluktaki hatırladığı anısından bahsetti.
Güneş cevap vermeden önce Neval hanım “Siz çok oynardınız, oyuncaklarına zarar verdiği için Güneş’e çok kızardın ama küçük olduğu için dayanamaz her seferinde yine oynardın.” Dedi gülümseyerek.
Güneş, Neval teyzesinin tatlı tatlı anlattığı hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Rengarenk çocukluğu birden kara günleri çağrıştırdığı için beyni iyi kötü ne varsa silmişti.
Her ikisine gülümseyerek bakarken “Sizden bunları duymak çok güzel, çünkü ben hiçbir şey hatırlamıyorum.” Deyince Neval ve Esat ne olduğunu bildiği için konuşmadı.
Güven merak ederek “Neden?” diye sorunca Güneş “Bilmiyorum, sanırım iyi bir hafızam yok.” Diyerek cevap verdi.
Güven uzatmadı. Esat bey konuyu değiştirmek isteyip “Ben doydum, Gönül hanım Aynur kahvemi getirsin, kamelya da içeceğim.” Deyip ayağa kalktı. “Size afiyet olsun.”
Babası gazetelerini alıp kamelyaya ilerlerken Güven ayağa kalkıp “Kahve iki olsun tontişim.” Dedi ve her zamanki gibi yanağından makas aldı.
Arkasından bakan annesi “Kesin bir şeyler karıştırdı bak, babasıyla beni yine yüz göz edecek!” diyerek yorum yapınca Gönül hanım “Değişen bir şey yok! Güven aynı Güven. Babasına ne yaptığını söyler Esat bey esip gürler sakinleştirmesi de Neval’e kalır.” Deyip gülünce Neval’de güldü.
Güneş saatine bakıp “Ben geç kalmadan gideyim artık.” Dedi ve ayaklandı.
“Tabi Güneş.” Diyen Neval hanıma Gönül hanım eşlik edip “Aynı saatte mi gelirsin?” diye sorunca “Bugün hafta sonu ya, bir iki saat geç gelirim. Sizi öptüm.” Deyip eve doğru yürüdü.
Gönül hanım arkasından bakarken “Babasını ikna edemedi herhalde.” Deyip Neval’e baktı.
“Mustafa’nın ikna olacak bir tarafı yok, İllallah diyor başka bir şey demiyor.” Deyince Gönül hanım sadece iç çekti.
** * * *
Güven babasıyla konuştuktan sonra mutfağa gidip ne var ne yok diye baktı ve sabahtan kalan börekleri görünce kimsenin olmadığını görüp tabağa biraz koydu.
Üst kattaki tamir sesinden rahatsız olan herkesin bahçede olmasını fırsat bilerek yavaşça dedesinin odasına girdi.
Masanın başında egzersiz olarak bulmaca çözen dedesi yavaşça dönünce torununu ve daha çok börekleri gördü.
Güven “Sevgili dedemin midesi kazınmıştır diye düşündüm.” Deyip sırıtınca İzzet dede eliyle gel yapıp sessiz olması için parmağıyla sus işareti yaptı.
Güven masanın üzerine tabağı koyup kendine ufak bir tabure çekti. İzzet dede peçeteyle böreği alıp afiyetle yerken Güven onu izliyordu.
“Masada yalan söyledim.” Dedi yüzünü ona yaklaştırarak. Güven de aynı şekilde ona yaklaşıp “Ne konuda?” diye sorunca İzzet dede “En sevdiğim torunum sensin!” dedi.
Güven başını kaldırıp “Bana bilmediğim bir şey söyle dede.” Deyince İzzet bey sır veriyormuş gibi fısıltıyla “Çünkü sen bana benziyorsun. Gençken aynı sen gibiydim. Kaan ise aynı babası.” Deyip güldü.
Güven onunla bu sırrı paylaşmaktan mutlu olup “Evet, bende bu yüzden geldim.” Deyince İzzet dede anlamadı.
“Nedir bu Afitap meselesi?” diye sorunca İzzet dede düz mantık “Farsça da güneş demek seni cahil.” Dedi.
Güven aceleci tavırla “Onu biliyorum dede. O kadar cahil değilim.” Deyince İzzet dede “Ulan hergele, 10 yıl olacak hala okulu bitiremedin. Cahilliğine doyma.” Deyip böreğin son lokmasını ağzına attı.
“Valla damağım şenlendi. Bu kız işini çok iyi yapıyor.” Deyince Güven “Hah işte onu diyorum bende. Güneş burada ne iş?” diye sorunca İzzet dede durumu anlayıp ağırca arkasına yaslandı.
“Şimdi anlaşıldı niye eli kolu dolu geldiğin!” dedi. “Bir börekle bilgi alamazsın benden.”
Güven yalvarır gibi “Yapma dede ya! Bak ne kadar lezzetli diyodun demin.” Deyince İzzet bey işaret parmağını kaldırıp “Bir şartım var.” Dedi.
Güven onun ne isteyeceğini merakla beklerken “Gönül annene kaymaçina canım çekti de, akşama yapsın, masa da onları kızdırdım diye bana vermezler. Gece odama getirirsin!” diyerek şartını sunduğunda Güven “İstediğin tatlı olsun dede, en alasını yaptırırım.” Dedi. Arkasından “Pazarlığımızı yaptığımıza göre anlat artık.”
“Güneş babasını biraz kızdırmış o da kafasını boşaltsın diye buraya göndermiş. Hepsi bu.” Deyince Güven bakışlarını kısıp “Akşama ucunda kaymaçina var dede. Biraz daha detay ver.” Deyince “Daha ne olacak işte sıpa! Ona olan bakışlarını fark etmedim sanma o benim Afitabım!” dedi ciddiyetle.
“Torunun yaşında kız dede! O kadar da değil!” deyince “Napayım yani ne senin evleneceğin var nede abinin. Bu aile kaç yıldır düğüne hasret kaldı, biliyor musun sen?” diye sorunca “Birde düğün diyor!” diyen Güven şaşkınlığını sürdürdü. Ayağa kalkıp odadan çıkmak için adımladığında dedesi ona seslendi.
“Sana gidinceye kadar mühlet! Aldın aldın yoksa ben şansımı denemeye devam ederim.” Deyince Güven daha fazla şaşıramayacağını düşündü.
“Güven!” deyip onu durdurunca börek tabağını uzatıp “Götür bunu, ben bir şey görmedim.” Dedi.
Güven tabağı dedesinden alıp odadan çıktı ve “Bir dedemle yarışmadığım kalmıştı. O da oldu.” Diye söylenerek mutfağa girdi.