bc

ACEMİ ASİSTAN +18

book_age18+
70
FOLLOW
1K
READ
dark
HE
age gap
opposites attract
boss
mafia
heir/heiress
sweet
bxg
serious
kicking
city
office/work place
musclebear
love at the first sight
assistant
like
intro-logo
Blurb

"Bu işi neden istiyorsunuz Nehir Hanım?"Karşımdaki adamın sorusu odanın içinde ağır ağır süzülürken, bir an durup ciddiyetini tarttım. Savaş Karadağlı. İsmi gibi sert, keskin hatlı ve bakışlarıyla insanı olduğu yere çivileyen o adamlardan biriydi. Şık takım elbisesi, masasının üzerindeki pahalı kalemleri ve o mesafeli duruşuyla sanki başka bir evrenden bana bakıyordu. Bir insan neden asistan olmak isterdi ki? Dosya taşımak, kahve getirmek, birinin hayatını koordine etmek kimin çocukluk hayali olabilirdi?"Paraya ihtiyacım var," dedim, sesimdeki netliğe ben bile şaşırmıştım. O an sağ tarafımdan yükselen o ince, tiz ve son derece sinir bozucu kıkırtı kulak tırmalayıcı bir hal aldı. Yanımda oturan, isminin Pelin olduğunu öğrendiğim o kadın, sanki dünyanın en komik fıkrasını anlatmışım gibi ağzını eliyle kapatmış gülüyordu. Üzerindeki marka olduğu her halinden belli olan döpiyesine, bakımlı tırnaklarına ve o kibirli duruşuna baktım. Sanki o buraya hayır işi yapmaya gelmişti. Sanki ay sonunda hesabına yatacak o maaşa hiç ihtiyacı yokmuş gibi davranması, samimiyetsizliğin zirvesiydi.Gözlerimi Pelin’den ayırıp tekrar Savaş Bey’e çevirdim. "Komik bir şey mi söyledim?" diye sordum, sesimdeki sertleşmeyi gizleme gereği duymadan. Savaş Bey, dirseklerini masaya yaslamış, parmaklarını birbirine kenetlemişti. Bakışları Pelin’in üzerinde bir saniye bile oyalanmadı; doğrudan benim gözlerimin içine bakıyordu. O odada sanki sadece ikimiz vardık ve bu dürüstlük, ortamdaki suni havayı bir bıçak gibi kesmişti."Herkesin paraya ihtiyacı vardır Nehir Hanım," dedi Savaş Bey, sesi derin ve sakindi. "Ama buraya gelenler genelde kariyer hedeflerinden, şirketin vizyonuna duydukları hayranlıktan ya da ne kadar disiplinli olduklarından bahsederler. Siz ise... çok çiğ bir gerçekle girdiniz söze.""Çiğ ama gerçek," diye dikleştim oturduğum yerde. "Vizyon karın doyurmuyor Savaş Bey. Eğer size 'en büyük hayalim sizin randevularınızı ayarlamak' deseydim, bu sadece ikimizin de vaktini çalmak olurdu. Ben bu işi istiyorum çünkü faturalarımı ödemem gerekiyor. Ve faturalarımı ödemek zorunda olduğum için, bu işi dünyadaki herkesten daha ciddiye alacağım. Çünkü benim hata yapma lüksüm yok. Hata yaparsam aç kalırım. Yanınızdaki hanımefendi gibi hatayı bir 'deneyim' olarak göremem."Pelin’in gülümsemesi bıçakla kesilmiş gibi yüzünde dondu. Bakışlarındaki o alaycı parıltı, yerini öfke dolu bir şaşkınlığa bıraktı. Savaş Bey’in dudaklarında ise belirsiz, neredeyse hayalet gibi bir kıvrılma belirdi. Kalemini masanın üzerine bıraktı. O an, o soğuk ve mesafeli adamın zihninde bir şeylerin değiştiğini hissettim."Dürüstlük tehlikeli bir silahtır," dedi Savaş Bey, ayağa kalkarak camdan dışarı, şehrin karmaşasına baktı. "Bazen insanı vezir eder, bazen de kapının önüne koydurur. Ama en azından neyle karşı karşıya olduğumu bilirim." Arkasını dönüp bana baktığında, o gri gözlerinde ilk kez bir merak kırıntısı gördüm. "Peki Nehir Hanım, sadece para için her şeyi yapabilir misiniz? Mesela, az önce size gülen bu hanımefendiyi, şu an odadan çıkarmanızı istesem?"Pelin’in ağzı şaşkınlıkla açılırken ben yavaşça ayağa kalktım. Çantamın askısını omzuma taktım ve Pelin’e dönüp kapıyı işaret ettim. "Duydunuz," dedim, sesimdeki zafer duygusunu bastırmaya çalışarak. "Savaş Bey özel bir görüşme yapmak istiyor sanırım. Dışarıda beklersiniz... ya da bir kahve içersiniz, ne de olsa sizin vaktiniz çok, değil mi?"

chap-preview
Free preview
İŞ GÖRÜŞMESİ
Güneş ışığı, stor perdenin kenarından sızıp doğrudan gözbebeklerime saplandığında, hayatımın geri kalanında uyanmak isteyeceğim en son güne başladığımı biliyordum. Yatağın içinde ağır bir kütle gibi döndüm, yastığımın altına sakladığım telefonumun alarmı sanki bir savaş ilanıymış gibi ötüyordu. O meşhur, insanın içini daraltan sabah melodisini susturup tavanla bakıştım. Birkaç saniye boyunca dünyadan kopuk kalmaya çalıştım ama gerçekler, mutfaktan gelen o bozuk buzdolabı uğultusu gibi zihnime doluşuverdi. Yataktan kalkmak, bugün sadece fiziksel bir eylem değil, bir hayatta kalma mücadelesinin ilk adımıydı. Üzerimdeki yıpranmış battaniyeyi kenara itip ayaklarımı soğuk parkeye bastığımda vücudum ürperdi. Mutfağa geçtiğimde ilk işim masanın üzerindeki o beyaz zarf yığınına bakmak oldu. Elektrik, su, doğal gaz... Üçü de sanki birer canavarmış gibi birbirine sarılmış, üzerlerindeki kırmızı "son ödeme tarihi" uyarılarıyla bana meydan okuyorlardı. Buzdolabını açtım; yarım bir kalıp peynir, üç-dört tane pörşümüş zeytin ve son kullanma tarihi dünden kalma bir paket sütle karşılaştım. Bir dilim ekmeği kızartıp üzerine peyniri sürerken, dün akşam Elif’in heyecanla telefonda söylediklerini hatırladım. "Nehir, bak Karadağ Holding asistan arıyor. Maaşı senin şu anki hayallerinin bile ötesinde. Savaş Karadağlı biraz zordur, adamın lakabı 'Buzkıran' ama senin dişli olduğunu biliyorum. Git ve o işi al!" demişti. Elif her şeyi çok kolay sanıyordu ama benim için bu iş, bir kariyer basamağından ziyade, karanlığa gömülmemek için uzatılan son halattı. Kahvaltımı aceleyle yapıp banyoya koştum. Gardırobumun en "kurumsal" görünen parçası olan siyah kumaş pantolonumu ve beyaz gömleğimi çıkardım. Gömleğin yakasını düzeltirken aynadaki aksime baktım; yorgundum ama gözlerimde o teslim olmayan, inatçı parıltı hala oradaydı. Hafif bir makyajla solgun yüzüme biraz renk verdim, saçlarımı sıkıca arkada topladım. Bu haliyle tam bir profesyonel gibi görünüyordum, oysa içimde fırtınalar kopuyordu. Çantamı koluma takıp evden çıktığımda kapının altından sarkan o son faturayı da hırsla çantama tıktım. Merdivenleri ikişer ikişer inerken kendi kendime fısıldadım: "Bugün o işi alacaksın Nehir, başka şansın yok." Otobüsün camından dışarıyı izlerken şehrin kalabalığı ve gürültüsü üzerime yıkılacakmış gibi hissettirdi. Karadağ Holding’in devasa binasının önünde durduğumda başımı kaldırıp en üst kata kadar baktım. Cam ve çelikten yapılmış bu kule, sanki sıradan insanları yutmak için tasarlanmış bir kaleyi andırıyordu. İçeri girdiğimde havadaki o ağır parfüm ve prestij kokusu genzimi yaktı. Resepsiyondaki kıza adımı verdiğimde beni üst kata, Savaş Bey'in ofisinin olduğu bölüme yönlendirdi. Asansör aynasında son kez kendimi kontrol ettim. Kapılar açıldığında ise beni bekleyen o gergin atmosferin içine daldım. Bekleme salonunda oturan diğer adayları görünce mideme bir kramp girdi; hepsi sanki bir moda dergisinden fırlamış gibi kusursuz, hepsi özgüven dolu görünüyordu. Özellikle yanımda oturan o kadın, Pelin, her iki dakikada bir aynasına bakıp rujunu tazeliyor, sanki bir iş görüşmesine değil de bir galaya hazırlanmış gibi süzülüyordu. Derken kapı açıldı ve asistanlardan biri tok bir sesle ismimi seslendi "Nehir Hanım, Pelin hanım Savaş Bey sizi bekliyor." Derin bir nefes aldım, avuç içlerimdeki teri gizlice pantolonuma sildim ve o büyük, ağır ahşap kapıya doğru yürüdüm. İçeride beni nelerin beklediğinden habersiz, hayatımın en dürüst ve en sert sınavına doğru ilk adımımı attım. Kapı ardımızdan ağır bir klik sesiyle kapandığında, içerideki sessizlik dışarıdaki uğultuyu bıçak gibi kesti. Savaş Karadağlı, masasının başında bir heykel gibi oturuyordu; bakışları önündeki dosyalardan ayrılmadı ama varlığımızı hissettiği an odadaki basıncın arttığını duyumsadım. Pelin, yanımdan sanki podyumdaymışçasına süzülerek geçti ve parfümünün o bayıltıcı kokusunu odaya yayarak, Savaş Bey’e en yakın sandalyeye yerleşti. Ben ise daha mesafeli, daha kontrollü bir adımla yanındaki yerimi aldım. Avuç içlerim hala terliydi ama çantamın içindeki o ödenmemiş faturaların ağırlığını zihnimde bir zırh gibi taşıyordum. Savaş Bey, başını ağır ağır kaldırdı. Gri gözleri önce Pelin’i, sonra beni süzdü. Bakışları o kadar deliciydi ki, sanki sadece kıyafetlerimizi değil, niyetlerimizi de okumaya çalışıyordu. Dosyayı kapatıp ellerini üzerinde kenetledi. "Evet," dedi, sesi beklediğimden daha derindi. "Sizi aynı anda içeri aldım çünkü zamanım kısıtlı ve bu pozisyon için iki farklı profil arasındayım. Pelin Hanım, sizden başlayalım. Neden Karadağ Holding ve neden asistanlık? Sizi buraya getiren motivasyon nedir?" Pelin, sanki bu soruyu hayatı boyunca bekliyormuş gibi yerinde dikleşti. Yüzüne o sahte, üzerinde çalışılmış profesyonel gülümsemesini yerleştirdi. "Savaş Bey, öncelikle bu fırsat için teşekkür ederim," dedi sesi ipek gibi yumuşaktı. "Karadağ Holding sadece bir şirket değil, benim için bir ekol. Kariyer hedeflerim doğrultusunda, sizin gibi vizyoner bir liderin yanında, operasyonel süreçlerin kalbinde yer almak en büyük hayalim. Şirketinizin global vizyonuna ve prestijine hayranım. Buradaki dinamik yapıya entegre olarak hem kendi potansiyelimi maksimize etmek hem de markanıza kurumsal bir değer katmak istiyorum. Benim için asistanlık, sadece bir iş değil, bir yönetim sanatı." Kusmak istedim. Cümleleri o kadar ezberlenmiş, o kadar plastikti ki, odadaki oksijenin bu yalanlarla tükendiğini hissettim. "Yönetim sanatı" mı? Alt tarafı ajanda tutup telefonlara bakacaktı. Pelin konuşurken Savaş Bey’in yüzünde en ufak bir ifade değişikliği olmadı. Sadece kalemiyle masaya ritmik bir şekilde vurdu, sonra bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Pelin, cevabının muazzam etkisinden emin bir şekilde arkasına yaslanmış, bana küçümseyen bir bakış fırlatıyordu. Savaş Bey’in gözleri benimkilerle birleştiğinde odadaki hava daha da ağırlaştı. "Ya siz Nehir Hanım?" diye sordu. "Sizin de vizyoner liderlik ve global prestij üzerine kurulu büyük hayalleriniz var mı?" yüzüme ciddiyetle bakıp sorusunu yeniledi "Bu işi neden istiyorsunuz Nehir Hanım?"Karşımdaki adamın sorusu odanın içinde ağır ağır süzülürken, bir an durup ciddiyetini tarttım. Savaş Karadağlı. İsmi gibi sert, keskin hatlı ve bakışlarıyla insanı olduğu yere çivileyen o adamlardan biriydi. Şık takım elbisesi, masasının üzerindeki pahalı kalemleri ve o mesafeli duruşuyla sanki başka bir evrenden bana bakıyordu. Bir insan neden asistan olmak isterdi ki? Dosya taşımak, kahve getirmek, birinin hayatını koordine etmek kimin çocukluk hayali olabilirdi? "Paraya ihtiyacım var," dedim, sesimdeki netliğe ben bile şaşırmıştım. O an sağ tarafımdan yükselen o ince, tiz ve son derece sinir bozucu kıkırtı kulak tırmalayıcı bir hal aldı. Yanımda oturan, isminin Pelin olduğunu öğrendiğim o kadın, sanki dünyanın en komik fıkrasını anlatmışım gibi ağzını eliyle kapatmış gülüyordu. Üzerindeki marka olduğu her halinden belli olan döpiyesine, bakımlı tırnaklarına ve o kibirli duruşuna baktım. Sanki o buraya hayır işi yapmaya gelmişti. Sanki ay sonunda hesabına yatacak o maaşa hiç ihtiyacı yokmuş gibi davranması, samimiyetsizliğin zirvesiydi.Gözlerimi Pelin’den ayırıp tekrar Savaş Bey’e çevirdim. "Komik bir şey mi söyledim?" diye sordum, sesimdeki sertleşmeyi gizleme gereği duymadan. Savaş Bey, dirseklerini masaya yaslamış, parmaklarını birbirine kenetlemişti. Bakışları Pelin’in üzerinde bir saniye bile oyalanmadı; doğrudan benim gözlerimin içine bakıyordu. O odada sanki sadece ikimiz vardık ve bu dürüstlük, ortamdaki suni havayı bir bıçak gibi kesmişti."Herkesin paraya ihtiyacı vardır Nehir Hanım," dedi Savaş Bey, sesi derin ve sakindi. "Ama buraya gelenler genelde kariyer hedeflerinden, şirketin vizyonuna duydukları hayranlıktan ya da ne kadar disiplinli olduklarından bahsederler. Siz ise... çok çiğ bir gerçekle girdiniz söze." "Çiğ ama gerçek," diye dikleştim oturduğum yerde. "Vizyon karın doyurmuyor Savaş Bey. Eğer size 'en büyük hayalim sizin randevularınızı ayarlamak' deseydim, bu sadece ikimizin de vaktini çalmak olurdu. Ben bu işi istiyorum çünkü faturalarımı ödemem gerekiyor. Ve faturalarımı ödemek zorunda olduğum için, bu işi dünyadaki herkesten daha ciddiye alacağım. Çünkü benim hata yapma lüksüm yok. Hata yaparsam aç kalırım. Yanınızdaki hanımefendi gibi hatayı bir 'deneyim' olarak göremem."Pelin’in gülümsemesi bıçakla kesilmiş gibi yüzünde dondu. Bakışlarındaki o alaycı parıltı, yerini öfke dolu bir şaşkınlığa bıraktı. Savaş Bey’in dudaklarında ise belirsiz, neredeyse hayalet gibi bir kıvrılma belirdi. Kalemini masanın üzerine bıraktı. O an, o soğuk ve mesafeli adamın zihninde bir şeylerin değiştiğini hissettim."Dürüstlük tehlikeli bir silahtır," dedi. Savaş Bey, ayağa kalkarak camdan dışarı, şehrin karmaşasına baktı. "Bazen insanı vezir eder, bazen de kapının önüne koydurur. Ama en azından neyle karşı karşıya olduğumu bilirim." Arkasını dönüp bana baktığında, o gri gözlerinde ilk kez bir merak kırıntısı gördüm. "Peki Nehir Hanım, sadece para için her şeyi yapabilir misiniz? Mesela, az önce size gülen bu hanımefendiyi, şu an odadan çıkarmanızı istesem?"Pelin’in ağzı şaşkınlıkla açılırken ben yavaşça ayağa kalktım. Çantamın askısını omzuma taktım ve Pelin’e dönüp kapıyı işaret ettim. "Duydunuz," dedim, sesimdeki zafer duygusunu bastırmaya çalışarak. "Savaş Bey özel bir görüşme yapmak istiyor sanırım. Dışarıda beklersiniz... ya da bir kahve içersiniz, ne de olsa sizin vaktiniz çok, değil mi?" Pelin, yediği darbenin şokuyla bir an öylece asılı kaldı; o pürüzsüz cildi sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Bakışları önce Savaş Bey’e, sonra bana döndü; sanki bir şaka yapılmasını bekliyor gibiydi ama Savaş Bey’in buz gibi sessizliği ona en net cevabı veriyordu. Hırsla çantasını kaptı, ayağa kalktığında topuklu ayakkabılarının parkede çıkardığı o tiz ses hıncını ele veriyordu. Yanımdan geçerken savurduğu o yapay parfüm kokusu genzimi yakarken, kapıyı neredeyse yerinden sökecekmiş gibi çarparak çıktı. Odanın içinde yankılanan gümleme sesi dindiğinde, o devasa ofis birdenbire sağır edici bir sessizliğe gömüldü. Şimdi asıl sınav başlıyordu ve ben, az önceki o gözü pek duruşumun aksine, içten içe titremeye başladığımı hissediyordum. Ayağa kalkmış olmanın verdiği o anlık zafer duygusu yerini hızla çıplak bir gerçeğe bıraktı: Savaş Karadağlı ile baş başaydım. Masanın kenarına bıraktığım elim, benden bağımsız bir şekilde hafifçe titriyordu. Parmaklarımı avcumun içine hapsedip sıktım, tırnaklarımın etime batması bile o paniği dindirmeye yetmiyordu. Bu iş benim son şansımdı; o ödenmemiş faturalar, boş buzdolabı ve Elif’in yüzündeki o beklenti dolu bakış... Hepsi şu an bu adamın iki dudağının arasındaydı. Savaş Bey, camın önünden yavaş adımlarla ayrılıp masasına döndü ama yerine oturmadı. Masanın köşesine yaslanıp kollarını göğsünde bağladı. Gri gözleri, az önce Pelin’i kovarkenki alaycı parıltıdan arınmış, zifiri bir karanlığa bürünmüştü. "Oturun Nehir Hanım," dedi, sesi o kadar ifadesizdi ki iyi mi yoksa kötü mü bir şey yaptığımı kestiremiyordum. Dizlerimin bağı çözülmüşçesine sandalyeye geri çöktüm. Bakışlarımı kaçırmamak için kendimi zorluyordum ama kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpıyordu. "Az önceki gösteriniz etkileyiciydi," dedi, sesindeki tınıda bir parça iğneleme vardı. "Pelin Hanım buraya babasının nüfuzuyla gelmişti. Onu kovmak için bir bahaneye ihtiyacım vardı ve siz bana o bahaneyi altın tepside sundunuz. Ama bu sizi işe alacağım anlamına gelmiyor." Yutkundum, boğazımdaki o yumru her geçen saniye daha da büyüyordu. Elimi dizimin üzerine koyup kumaşı sıktım; titrememin görünmesini engellemeye çalışıyordum. "Ben sadece... dürüst davrandım," diyebildim, sesimin titremesine engel olamayarak. Savaş Bey masanın üzerindeki bir dosyayı parmaklarıyla bana doğru itti. "Dürüstlük karın doyurmaz demiştiniz," dedi, gövdesini hafifçe bana doğru eğerek. Aramızdaki mesafe azaldığında o otoriter enerjisi her yanımı sardı. "Bana dürüstlüğünüzden fazlası lazım. Ben asistan değil, bir gölge arıyorum. Benim göremediğim ayrıntıları görecek, benim yerime hayır diyebilecek, gerektiğinde bu ofisin kapısında bir duvar gibi duracak birini. Paraya bu kadar ihtiyacınız varken, sizi satın alabilecek rakiplerime karşı ne kadar sadık kalabilirsiniz? Eğer birisi faturanızı ödemeyi teklif ederse, benim sırlarımı satar mısınız?" Bu soru karşısında kanımın donduğunu hissettim. Titreyen ellerimi tamamen saklamayı bırakıp avuçlarımı masanın üzerine vurdum. "Ben parayı kazanmak istiyorum Savaş Bey, dilenmek ya da çalmak değil," dedim, gözlerimin içine oturan o hırslı yaşları geri iterek. "Beni satın alamazlar çünkü bir kere satılırsam, o paranın bereketi de onuru da kalmaz. Ben sadece yaşamak için bir şans istiyorum, haysiyetimi pazarlamak için değil." Savaş Bey bir süre sessizce yüzümü inceledi; o an zaman durmuş gibiydi, tek duyulan şey odadaki antika saatin tik takları ve benim güçlükle aldığım nefesimdi.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
545.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.7K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
26.5K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
86.4K
bc

HÜKÜM

read
230.0K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook