gözlerim burağı yeniden buldu, "şu an sadece saçmalıyorsun."
"saçmalamıyorum derin. arda ve ceme bir şey olduğunda böyle tepki vermen aşırı şüphe yaratıyor."
"ya da sen şüphelenmek için yer arıyorsun."
"her ne boksa bilgisayardan ne arıyorsun?"
"herhangi bir açık."
gözlerim güvenlik kameralarını tek tek izliyordu. burak kulağımın dibinde bağırarak "ikinci kameraya bak üst katta ki bilgisayardan sorumlu olan adam değil mi o?"
"ta kendisi" dedim. adam tedirgin bir şekilde etrafına bakıyordu. silahımı belime attım "siz burada kalın o adam bize canlı lazım. ben alıp geleceğim." burak sorgulayıcı bir şekilde gözlerime baktı.
"tek başına yapabileceğine emin misin?"
"senden daha iyi olduğuma bahse bile girerim."
burağı dinlemeden yukarı kata çıktım. çıktığımda, kameraya devre dışı kalması için ateş edilmişti. daha kötüsü adam alnından vurulmuş bir şekilde yerde yatıyordu. aniden arkamda hissettiğim sıcak nefes ile arkamı döndüm. belimde ki silahı çıkarıp maske takmış adama döndüm. kahverengi gözlerinin kısılmasından gülümsediğini anlamıştım. onun elide beline gittiğinde, elimde ki silahı tutuşum sertleşti.
"sakin ol tatlım..." dedi sesi hem boğuk hem de kalındı. aniden atılan sis bombaları ile görüş alanımdan çıktı silahı rastgele herhangi bir yere çevirirken yeniden o kahverengi gözlerle karşı karşıya geldim. sisin arkasından oda kaybolmuştu.
arkamdan burağın sesini duydum, "derin!"
"iyiyim..." diyerek mırıldandım.
"adamı şansın varken vurman gerekiyordu!"
"o kimdi?" dedim.
"aşağı gel toplantı odasına."
dediğini yapıp toplantı odasına doğru ilerledim. yeşim ve cem rahatça kanepeye yayılmışlardı cem bizi görür görmez söze girdi.
"arda bir kaç güne kendine gelir. bu baskını yapan sadece bu masada bir yönetici değil aynı zamanda yeraltında örgütlenmiş namı değer hayalet çetesi."
anlamaz gözlerle cemin dediklerini anlamaya çalıştım.
"yani 'ghost' çetesi. adamlar sadece masa üzerinde değil yeraltında da kendini güçlü yapmaya çalışıyorlar."
"nasıl anladınız bunu?"
"öldürülen şerefsizlerde ghost maskesi var ayrıca sol kollarında da ghost maskesi dövmesi var."
"bunun başlarında kim var?" diyerek sordu ece
"mert karabulut... adam emirhanla olan dostluğumuzdan hoşlanmadı."
"iyide neden bunun için göz dağı vermek istesin ki?"
sorumu cevaplayan yeşim oldu.
"çünkü, adam kötü bir adam ve herhangi bir kötünün iyi ile anlaşma yapmasını kendine yediremiyor."
"yeraltı hakimiyetini nasıl sağlamış olabilir ki."
alp öfke dolu gözlerini burağa çevirdi.
"masanın üst düzey yöneticilerine bağlı olmadan kendi zenginliği ile kendi dünyasını kuruyor işte."
"bizi öldürecekti neredeyse..." diyerek mırıldandım
ilhan bakışlarını ceme çevirdi.
"niyeti öldürmek olsaydı burada bizim hepimizi çoktan yok etmiş olurdu. niyeti öldürmek değildi, sadece zayıflatmak."
"iyi de neden? sonuçta elinde bir fırsat vardı?"
ece sorgulayıcı gözlerle burağa döndü
"sen?" demesi ile burak anlamaz bir ifade takındı.
"sen buraya geldiğinde kod adının hayalet olduğunu söyledin."
"ama bağımsız olduğumuda söyledim sadece parasına adam ortadan kaldırdığımı da belirttim. herhangi bir örgütte çalışmıyorum."
burak bana döndü "orada fırsatın vardı?"
"anlamadım?"
"o maskeli adamı öldürmen için, neden öldürmedin?"
"sence orda ona ateş etseydim beni orada sağ çıkarır mıydı?"
"sen onu öldürtükten sonra hiç bir halt yapamazdı!"
"saçmalık! kaç adamı vardı orada? saydın mı? adam resmen içimize sızdı içten içe liderlerimizi tek tek düşürdü..."
sözümü cem kesti
"tartışmayı kesin biz liderler toparlanana kadar siz ofisten uzak durun."
yeşim alp ve ilhana döndü "siz buradasınız beyler olay netlik kazanana kadar araştırmaya devam edeceksiniz."
öfke ile toplantı salonundan çıktım odama geçip ceketimi aldıktan sonra dışarıya çıktım. eve doğru yürüyordum müstakil tek katlı bir evde kalıyordum. içeriye girip kanepeme yayıldım, taki bir ses duyana kadar. yerimden hafifçe kıpırdandım.
elim ceketime uzandı, telefonumu çıkarmaya yeltendiğim sırada elimi sert bir şekilde tuttu.
"sakın..." tehditkâr sesi ile olduğum yerde kaldım. bakşılarımı ona çevirdiğimde öylece gözlerime bakıyordu.
"sen?"
ellerini telefonuma götürüp bir hamlede aldı "küçük kız? evine gelen her misafire böyle mi davranıyorsun?"
bakışlarım korku ile değilde tedirginlikle odayı taradı.
"kimsin?"
"tanışalım hemen ama boğazım kurudu biraz bira varsa alabilirim."
gözlerimi sinirle devirdim. "evimde alkol yok su içeceksen şişe dolapta içmeyeceksen hemen konuya gir."
"hiç sevmedim şu huyunu."
mutfağa geçti dolabı açıp bir şişe suyu kafasına dikti kahverengi gözlerini yeniden bana çevirdi "ee hanımefendi hatırladın mı beni?"
"kimsin?"
"ya şu mekanınızı basmıştık ya orda karşılaştık maskeli olan ben."
kaşlarımı çattım "hepiniz maskeliydiniz?"
"ahh doğru unutmuşum. silah doğrulttuğun adamım ben."
"ve sonradan kaçan... ee yarım bıraktığın işi tamamlamaya mı geldin?"
"senin gibi bir güzeli öldürmem tatlım. ismin derin..." dedi ve kanepeye oturdu.
"ama senin arkadaşlarının bile ulaşamayacağı bilgilere ulaştım."
"ne bilgisi?"
gözlerini kıstı, karşısına oturdum ve dinlemeye başladım.
"gerçek kimliğini, gerçek seni, gerçek olan acı geçmişini..."
"bunu bir günde mi öğrendin?"
gülümsedi
"hayır seni gördükten bir kaç saat sonra, hoşuma gittin elim kolum geniştir biraz."
"ne istiyorsun benden?"
"seni uyarmak için geldim."
"ne konuda?"
"gerçek kimliğini senden alıp sana başka bir kimlik veren adam hakkında."
gözlerim yeri buldu. onun hakkında ne söyleyebilirdi ki?
"ahh sanem ahhh... bazen bir insanı zayıf görürsün hayatında pek bir yeri de yoktur, arka planda tutarsın ama o kişi öyle bir anda güçlenip geri dönerki aldığın darbeyi ondan bilme fırsatını bile tanımaz."
"ne demek istiyorsun?"
"diyorum ki sana senin kimliğini veren kişi pekte uzak bir kişi değil."
"oda senin gibi maskeli ukalanın teki işte."
"cesaretini sevdim karşımda oturup bana hakaret edebilen tek kadınsın."
"seni öldüren ilk kadında olabilirim ben şansını zorlama."
"belki de seni bana çekici kılan şey budur."
"diğer tanıdığım kızlar gibi değilsin derin, bir mücadelen var."
öylece gözlerime bakmıştı kahverengi gözleri ile. "öyle bir ikilemdeyim ki bir yanda canımdan çok sevdiğim arkadaşım abim var. diğer yandan ise beni piyon gibi oynatmaya çalışan, bana yeni bir hayat veren bir adam var."
"ve ben seni bu ikilemden kurtarmak için gel benimle çalış diyorum."
"eee ne kazanacağım?"
"kendi hayatını kendin kurma fırsatını, kendi intikamını kendin alma fırsatını."
"bunlar zaten bana vaad edilmiş şeyler." dedim
"hayır derin bunlar sana vaad edilmiş şeyler değil, bu bahsettiklerimin hepsi senin gözüne çekilen bir perde."
gözlerimi sabır çekercesine açıp kapattım. "ben ihanet edemem."
mert ayaklandı "sanem, ben sana ihanet et demiyorum seni sana gelecek olan belalardan korumaya çalışıyorum."
histerik bir şekilde güldüm, "karşılıksız bir şey yapmıyorsun."
"senden sadece belirli küçük bilgileri isteyeceğim. senin orda canını tehlikeye atabilecek hiç bir bilgi istemeyeceğim."
"o nasıl olacak?"
"yani sistemin büyük açıklarını değil sadece sızılması kolay olan küçük açıkları senden isteyeceğim. siz iyiye çalışırken ben kötüye çalışıyorum. sizler birer himaye altındayken, ben kendi krallığıma hakimim."
"peki ben bu durumda ne yapabilirim?"
"sadece, senden istediğim bir kaç mekan bilgisini vereceksin."
"neden?"
"büyümem için bazı mekanlarda bulunmam gerekiyor o mekanlara saldırı düzenleyip gücüme güç katmam gerekiyor."
"ve kötülüğüne ortak olmasını istediğin bir iyi var?"
"sen iyi değilsin derin,sanem iyi bir kızdı. sanem karşısında ki insana körü körüne güvenip tüm benliğini veren iyi bir kızdı. şimdi ise derin var ve derin sanem gibi değil, kendine yapılan her şeyin her haksızlığının intikamını almaya gelen ikinci kişi."
"yanılıyorsun mert..." diyerek bir adım yaklaştım "ben aynı benim. yüzüm değişmiş olabilir, ismim değişmiş olabilir, düşüncelerim değişmiş olabilir ama, içimde ki iyilik her zaman aynı kalacak. abime ve arkadaşlarıma asla kötü olmayacağım bunu o aklına sok."
mert ellerini saçıma attı "derin seni bulduğum gibi emreyide bulmak zor değil."
"emre ya öldüyse?"
"öldü mü sanıyorsun? komiksin derin senin ölümünde ortada sana benzeyen bir ceset vardı. emre de ne var? ne bir ceset nede bir iz. öldüğüne dair hiç bir belge dosya yok."
gözlerim düşünceli bir şekilde odamın içini taradı. mert ellerini omzuma attı, "anlaşma istiyorum emreden en acı şekilde intikamını alman için yardımcı olacağım. sende karşılığında yeraltında ki gücümü daha fazla büyütebilmeme yardım edeceksin."
sinirle geri çekildim "en yakın arkadaşımı vurdun, abimi ve ekipteki tüm yöneticileri yaraladın? şimdi benden yardım mı bekliyorsun?"
"onları öldürmek isteseydim öldürürdüm, ardaya gelecek olursak o tamamı ile benim kontrolüm dışında oldu."
kaşlarımı çattım "ne?"
"arda kendini bir adamının önüne atarken ağır yaralandı. yoksa hedefteki kişi arda değildi."
aniden kapının çalınması ile panikle arkamı döndüm. bu sefer mert kaşlarını çattı, "misafir mi bekliyordun?"
"hayır." diyerek söylendim. mert maskesini takıp elini beline attı. sinirle merti arka kapıya doğru sürüklemeye başladım. "kötü adamsan adamlığını evimin dışında yap burada değil."
mertin kısılan gözlerinden gülümsediğini anladım o arka kapıdan çıkarken ben kapıya yöneldim. karşımda burağı görmeyi beklemiyordum.
"ofiste verdiğin rahatsızlık yetmedi mi?"
"içeriye davet etmeyecek misin?"
kapımı tamamı ile açıp içeri girmesi için alan tanıdım. "güzel karşılama bana bardak ayırdığını bilmiyordum." diyerek az önce mertin içtiği şişe ile bakıştı.
"misafirim vardı?"
"hmm" dedi düşünce ile.
bardağı kokladı ne yaptığını anlamaya çalışıyordum soğukkanlı olmak da zorundaydım.
"kim bu misafirin ve hani nerde?"
"sen gelmeden bir kaç dakika önce çıktı. sen ne yapacaksın benim misafirimi?"
"bu gün ölümden döndün derin farkında mısın?"
"eee?"
"arkadaşını eve bu kadar riskli bir zamandayken mi davet etmek istedin?"
"çat kapı geldi."
"acele ile de çıkmış gibi?"
"ne demek istiyorsun?"
"diyorum ki acele ile çıkmış gibi."
"burak ben evime gelen kişiyi sana anlatmak zorunda değilim?"
aniden mutfaktan ses geldi. panikle oraya çevirdim kendimi gözlerimi kapatıp dua ettim. burak ise mutfağa doğru ilerledi. bir şey bulamayınca geri karşıma geldi. "derin nedense benden bir şeyler saklıyormuşsun gibi hisediyorum."
sinirle soludum "bana benim evimde hesap soramazsın. ofiste yaptığın suçlamayı da unutmadım."
"iyi güzel çünkü ben senden şüpheleniyorum."
"bende senden."
derin bir nefes alıp bıraktım "bak ikimizde birbirimizden şüphe duyuyoruz senin duymana hak veriyorum çünkü, orada mert denen adamın işini biterebilirdim. yapacaktım ama, çevresi çok genişti ben daha tetiği çekemeden beni orada delik deşik ederlerdi. anladın mı? orada her hamlemin bir geri dönüşü olacaktı."
"bak derin ben bu kadar yükselebilmek için elimden geleni yaptım, benim burda ki statümü düşürecek tek bir hareket yapmaya bile kalkma. senin için hiç iyi şeyler olmaz. iyi olmak benim kendi hür kararımdı, iyiler için, iyi insanlar için savaşmak benim hür irademdi. bu iyi niyetim senin haricinde ki insanlar için geçerli." bir adım yaklaştı aramızda ki mesafe iyice kapanmıştı "eğer benim buradaki görevlerimi riske atacak tek bir hareket yaparsan bunun için seni pişman ederim."
"benim senin yerinde rütbende gözüm yok, şu anda orda hepimiz yöneticilerin gözünde aynı konumdayız ama, sen sadece bana yöneliyorsun olmayan ve ya yapmadığım şeyleri ben yapmışım gibi hava katıyorsun ve ben bu durumdan oldukça rahatsızım."
"ben sadece kendi sorumluluklarımı yerine getiriyorum derin, ben buraya bu noktaya gelene kadar hep bir çaba gösterdim ve şimdi senin yüzünden kazıya kazıya geldiğim yoldan olmak istemiyorum. eğer kötü bir insan olmak isteseydim emin ol başından bunu yapardım, ben sadece iyi bir insan olup zarar görmek üzere olan insanlara kendi dilimde yardım etmek istiyorum. benim yer altı mafyaları ile işim yok bunu anla."
"peki ya ben? ne sanıyorsun ben kadın başıma bu noktaya gelene kadar her şeyimden olmak üzereydim. beni rahat bırak, sadece rahat bırak."
gözlerini gözlerime sabitledi, "derin benden bir şeyler saklıyorsun, bunu hissediyorum. ardaya,ceme,yeşime bunlara olan hasassiyetin bana çok samimi geliyor."
"onlar bizlerin yöneticisi onlar için sende endişelenmek zorundasın, onlardan olmasa bizi iki saniyede yok ederler. ayrıca sana da eceye de bir şey olmuş olsaydı aynı tepkiyi ikiniz içinde verirdim."
"öyle mi diyorsun?"
"evet öyle diyorum."
üzerime doğru geldi ve aradaki son mesafeyi de kapattı. dudağıma yapışması ile olduğum yerde dona kaldım. itmeye çalıştım ama benden oldukça güçlüydü. sonunda geriye çekildiğinde yüzüne sert bir tokat attım.
"az önce yaptığın bu saçmalıkda neyin nesiydi?"
"seni gördüğüm ilk andan beri istediğim tek şeydi."
"çık evimden!"
"yarın ofise gelmen gerekebilir önemli bir ipucu bulunmuş."
"ne?"
"mertin bir mekanının yerini tespit ettiler, o mekana saldırı düzenleyebiliriz."
buda demek oluyor ki emreye bir adım daha uzağa düşüyorum. mert ile anlaşma yapmak dışında hiç bir seçeneğim yok. eğer onunla anlaşma yaparsam arda, cem ve yeşimin ve diğer ekibin başını belaya sokma ihtimalim de var. benim yeniden doğuşumun en büyük sebebi emreden doğmamış bebeğimin ve hayatımın intikamını almak. burak gözlerime odaklandı.
"seni zora sokan bir sıkıntı mı var?"
"hayır."
"ne?"
"hayır dedim, yok sadece bu gün o yaşadıklarımız çok ağır geldi."
burak tekrardan koltuğa oturdu. "bu duruma alışman lazım derin. sonuç olarak görevlerimiz her zaman masa başında olmayabilir, bazen en tehlikeli yerlere çıkıp girebiliriz. bunu yöneticiler ve üst düzey yöneticiler bile söylüyor. eğer sağ çıksak bile deşifre olursak üst düzey yöneticiler bizi yok eder. bunları sana stres yap diye söylemiyorum sadece alış bu duruma."
"az önce beni öptün farkındasın değil mi?"
"farkındayım, bunun içinde üzgünüm."
"çık evimden."
burak gözlerini iki saniye kapatıp açtı ve "yarın görüşürüz." diyerek evden çıktı. kendimi koltuğa rahat bir şekilde bıraktım. ne yapacağım hakkında ufak bir fikrim bile yoktu. aklımda ki en büyük soru ise 'yeni yüzümü bana veren kişi kimdi?' bunu düşünmekten kafayı sıyırabilirim. nasıl benden uzakta olmayan biri. başıımı ellerimin arasına aldım derin bir nefes alıp bıraktım. düzgün ve mantıklı kararlar almaktan başka çarem yok. ve sanırım mert bazı şeylerde son derece haklı. kime güvenmem gerekiyor hiç bir fikrim yok.
gözlerimi açtığımda yamuk bir pozisyonda uyuya kalmıştım. söylenerek ayaklandım. mutfağa geçip kendime hemen sıradan bir sandiviç hazırladım, uykusuz gibiydim gözlerimi açabilecek bir gücüm yok gibiydi. kararım artık kafam da netti mert e yardım edecektim. telefonumun çalması ile düşüncelerimden ayrıldım.
ofisten arıyorlardı. sandiviçin diğer yarısını yolda yeme kararı ile evden çıktım. saçlarım savrulurken arkamdan birinin yaklaştığını hissettim.
daha hızlı yürümeye başladım aynı zamanda bir elim cebimdeydi, yanıma tedbir amaçlı aldığım mini bıçağı dikkatlice tutuyordum. "bakar mısın?"
arkamı döndüğümde sarışın bir kız karşımdaydı "buyurun?" dedim. kız tedirginlikle yanıma geldi.
"bir saatir bir adam beni takip ediyor arkadaşımmış gibi davranabilir misin?"
kızın gözlerine baktığımda yüzünde ki korkuyu gördüm. "ismin ne tatlım?" dedim.
"ceren."
"anladım ceren, istersen biraz gezelim seninle?"
"olur."
bir süre parka yakın civarlarda gülümseyerek gezindik taki kaba saba bir adam cerenin önünü kesene kadar.
"hayatım ne zaman eve geçeceğiz."
bu cerenin bahsettiği adam olmalıydı.
"pardon cerenin neyi oluyorsun?"
"erkek arkadaşıyım."
"bende cerenin kız arkadaşıyım cerenin başka bir erkek arkadaşı var utanmıyor musun burada yalan söylemeye?"
"ne yalanı lan!" diye söylenip cerenin kolundan sürüklemeye başladı. cerenle bir kaç saniyeliğine göz göze geldik. tüm insanlar sadece bizi izliyorlardı. hiç birinden bir tepki çıkmayınca adamın karın boşluğuna sert bir tekme savurdum. yüzüme aldığım yumrukla ağzıma demir tadı geldi. gözlerim anlık bir beyaz ışık görürken hemen toparlandım ancak adam bu durumdan benden daha hızlı faydalandı. saçımdan tutup beni yere savurması ile yere kapaklandım. üzerime çıkıp boğazıma yapıştı. bu onun yapabileceği son hatası olacaktı. bütün gücü üzerimden bacaklarıma verip tek bir hamlede adamı geri püskürttüm. cerene uzaklaşması için bağırdıktan sonra adamın yüzüne tek bacağıma verdiğim güçle tekme savurdum, boynuna vurmam ile yere yığılıp bayıldı. saçlarımı düzeltip orda korku ile durup bu duruma şahit olan cerene döndüm. "şikayetçi ol" diyerek göz kırpttım. ağacı işaret ederek. bir başvuru kâğıdı gibiydi ama altında önemli bir mesaj vardı. "bir keresinde benim de ihtiyacım olmuştu." diyerek gülümsedim. bu gece bu işle özellikle ben ilgilenecektim. uzaktan cerenin yüzünü çektikten sonra ofise giriş alanın yöneldim. ofis dışarıdan bakılınca sıradan bir iş merkezi gibi görünüyordu. girişte beni ece karşıladı. "bu gün mertin bir mekânını basacağız. hazırlıklar başladı."
derin bir nefes alıp bıraktım o sırada ecenin gözü ağzımda ki kanamaya odaklandı. "ne oldu?"
"bir şerefsiz ile ufak bir atışma yaşadık."
"iyi misin?"
"iyiyim ece merak edilecek büyüklükte değil. adam vurmasını bile bilmiyordu."
"tamam gel yaranı saralım."
eceyi takip ettim ece patlamış dudağımı hallederken bende cereni düşünüyordum. o halledemezse ne yapacaktım? pansuman odasından çıkıp görev odasına girdik artık hazırlanıyorduk. alp, burak, ilhan çoktan hazırlanmış maskelerini takmışlardı ben de kıyafetimi değiştirip maskemi taktım. derin bir nefes alıp eceye döndüm. "halletmemiz gereken başka bir sorun daha var."
"nedir?" diyerek sordu ece.
"bu sabah merkeze gelirken, ceren adında bir kızı uzaktan taciz eden bir adam vardı. zaten dudağımda ki yaranın sebebi de oydu. ortadan kaldırmazsak adamın cereni daha fazla kafasına takacağını düşünüyorum."
"yeşime bilgi veririm diğer ekip ilgilenir bu durumla."
"ben yeşime attım cerenin yüzünü, ordan kamera kayıtlarına baksalar yüz eşleşmesinden kızdan bilginiz olur. evinin önüne gizli bir iki kişi uzaktan izlese fena olmaz. ceren fazlası ile aklımı kurcalıyor."
"nerede oldu ki bu olay?"
"büyük parkın iki sokak yukarısında."
"anladım yeşim ilgilenir diğer ekiple."
iki kelebeği iki diz cebime yerleştirirken bir silahı belime diğer silahı ise, bel cebime yerleştirdim.
artık hazırdık arabaya yerleştiğimizde önce içeri sızacaktık. arkamızdan da destek ekibimiz gelecekti.
burak alpe doğru soru yöneltti. "kaç kişiyiz?"
"şu an yirmi beş."
"neden bu kadar az kişi ile saldırıyoruz."
"çünkü daha fazla büyük kayıp veremeyiz."
burak sinirle bakışlarını ece ile bana çevirdi. "siz ikiniz, kendinizi muhafaza edin mertin ne yapacağını bilemeyiz bu yüzden özellikle dikkat etmemiz gerekiyor."
başımızı olumlu anlamda salladık. mekâna geldiğimizde içeriye yavaşça sızdık. önce cebimizde ki bıçaklarla adamları etksiz hale getirdik. taki bir adamın silah sesini duyana kadar. burağın sesi panikle kulaklığımı doldurdu. "herkes iyi mi?"
"ben iyiyim..." dedikten sonra bizim ekipten sıra ile hepsinin 'iyiyim' lafını duydum. sonun da ana yere gelmiştik. destek ekibinin başkanı alpe doğru konuştu "ekibimizden bir kişi ex" bu da şu anlama geliyordu destek ekibinden bir kişi ölmüştü. "ben ana yere yaklaşıyorum orada ciddi bilgiler olabilir." ana odaya tam girecekken, aniden kulaklarımızı sağır edercesine bir ses yükseldi. etrafımızda açılan gaz bombaları nefes almayı zorlaştırıyordu. alp arkamdan bağırmaya başladı. "geri çekiliyoruz! tuzak!"
gözlerim onları aramaya başladı ancak hiç birinden görüş alamıyordum. burak bağırdı "derin geri dönüyoruz!"
"neredesiniz!"
"saat altı yönünden altmış derece ilerle." ecenin komutu ile hareket edecekken, bir tekme ile ileriye doğru savruldum. acı ile inledim, arkamı döndüğümde bir çift gözle karşı karşıya geldim yeniden koşacakken kolları ile beni kavradı "sakın." dedi dişlerinin arasından. bu mertti, sesinden sadece saf öfke geliyordu. elime vurduğu sert darbe ile silah elimden savruldu.
"bunu yapmamalıydın."
"bırak beni!"
bağırmamla ecenin sesini yeniden duydum "derin görüş alanımızda değilsin!"
burak da ardı sıra cevap verdi. "neredesin? cevap ver derin! sesini almıyoruz."
ardından Alp in sesini duydum "görüş alanımız kapalı, derin. ana merkeze ne kadar yakınlıktasin? bana bilgi ver!"
arkamda Mert'in hakimiyetini kollarımı daha sıkı sıkmasindan anlıyordum. tek bir yanlış hareketimin ne kadar zarar verici olacağını da biliyordum. Burak öfke ile yeniden bağırdı
"derin tekrar soruyorum neredesin!?"
gözlerim korku ile sağımda ki masa tarzı olan yere döndü ordan ses çıkarma şansım vardı. ayaklarımı masaya doğru çevirmemle bir elini ağzıma attı. "sakın..." dedi daha sonra elini yeniden sol koluma yöneltti. çırpınıyordum ama çırpınmalarim mert için bir şey ifade etmiyordu.
mert sağ kolumu çevirip arkamda sabitlerken diğer kolumu sol eli ile tutuyordu. "eğer yanlış bir hareket yaparsan hepsini burada öldürürüm."
"ne istiyorsun?"
"işlediğin suçun bedelini ödeyeceksin."
beni arkaya doğru sürüklemeye başladı. çırpındıkça elleri kibar tutuşunun aksine sertleşiyordu.
"bırak beni Mert yoksa seni buna pişman ederim!"
boş tehditlerim Mert için bir şey ifade etmiyordu. onun mekânına saldırı yapacağımızı bir şekilde anlamıştı. kollarımı tutuşu sertleşiyordu. gaz bombaları dağılacağı yerde daha çok çoğalıyordu. tüm ekibin öksürük seslerinden zor durumda olduklarını anlıyordum.
"üzgünüm güzelim. buna beni mecbur eden sensin ve eğer uslu bir kız olmazsan daha ağır şeyler yapacağım."
diyerek ellerinde ki kokuyu burnuma tuttu o kokuyu solumamla bilincimi kaybettim.
sadece boş ışıkların ardında sürükleniyorum. ve sahne benim sanıyorum oysa, istemediğim bir çok şeyin içinde sürüklenerek yoruluyorum. ve ben bu yorgunluğu yorgunluk olarak değil görev olarak hissediyorum. hayat her zaman iyilere kazandırmıyor.