Gözlerimi açtığımda bir sandalyede ellerim ve ayaklarım bağlı bir şekilde duruyordum. Mert tüm heybeti ile karşımda tepeden bana bakıyordu. "Neden bana ihanet ettin?"
Sustum. "Biz seninle anlaştık sanmıştım, Derin?"
Boğazımı tutup sıkması ile gözlerimi kapattım. Gözlerinde öfkeden daha çok kırgınlık var gibiydi. Ellerini hafifçe gevşetti.
"Seni korumak için tüm dünyayı karşıma alabilirdim, Derin." Önümde diz çöküp ayaklarımdaki bağı çözdü.
"Canın daha fazla yanmasın ama sakın yanlış bir hareket yapma."
"Neden?" dedim ağlamaklı sesimle.
"Ne?" dedi anlamaz bir ifade ile.
"Neden bana iyilik yapmaya çalışıyorsun?"
"Anlamıyorsun, öyle değil mi? İlk olarak ben hayır kurumu değilim, önüme gelen her insana iyilik yapmam. İkincisi seninle anlaşma yapacağız sanmıştım. Üçüncüsü ben de eskiden en az senin kadar hırslı ve çaresizdim; sana bakınca kendi geçmişim kanadı."
Gözlerim anlamaz bir ifade ile Mert'in gözlerini buldu. "Ben sana ihanet etmedim."
"Benim mekanımı bastınız, Derin."
"Şüphe mi çekseydim?"
"Bakalım sana ne kadar değer verecekler?"
"Anlamadım."
"Sana zarar vermeyeceğim ama vermiş gibi yapacağım; bakalım seni kurtarmak için ne kadar cesur olacaklar."
"Kimseye zarar verme, o ekipten uzak dur; yoksa anlaşma falan yapmam."
"O Emre denen piçi tek başına gerçekten bulabileceğini mi düşünüyorsun?"
"Kendi başıma bir şeyleri başarabilirim."
"Görüyorum, en ufak bir operasyonda patladın."
"Eee, yani?"
"Yanisi güzelim, seni çerez niyetine çay yanında yerler."
"Bir şey soracağım?"
"Sor," dedi sert bir tonla.
"bulut'un olduğunu ve benim eski sevgilim olduğunu nereden anladın?"
"Fazlası ile meraklı bir adamım; özellikle söz konusu sevdiğim biri olunca bu farklı oluyor. Zor olmadı bulmam. Biz normal bir çete değiliz, sokak çetesi de değiliz; bir örgütüz."
Gözlerim en uzağı buldu. Ben yıllar önce aynı lafları duymuş, aynı yerden, en güvendiğim yerden kırılmıştım. Şimdi aynı lafları yıllar sonra yeniden dinliyordum. Sessizce sorguladım kendimi; gerçekten yapacak mıyım diye?
"Bak Derin, amacım sana ya da ekibine zarar vermek değil. Evet, kötü bir insanım ama bu kötülüğüm size değil. Ben masaya baş kaldıran bir adamım; benim artık kendimden başka kaybedecek hiçbir şeyim yok."
"Ama benim var! Benim bu hayata yeniden doğuş şansım gelmeyecek. Geçmişte olan hatalarımı telafi edebilme şansı bir daha asla elime düşmeyecek."
"Aynı şeyleri tartışıyoruz, Derin. Ben bir şeyler kaybetmemek için yeni bir güç almaya çalışıyorum; sen ise yeniden kaybetmemek için gizlilikten güç alıyorsun."
Duraksadım, haklıydı. Yavaşça geriye yaslanıp gözlerini bana dikti.
"Babanı biraz araştırdım; geçmişte karışmadığı pislik kalmamış ama hep masumları kullanarak kendini aklamış. Senin onun kızı olduğun gerçeği var; insanların seni Derin olarak tanıması, Sanem olarak bilmesinden daha iyidir. Bu yüzden canının sağlığı için en çok ben endişe duyuyorum."
"Babam..." dedim mırıldanarak. "Babam benim gözümde bir süper kahramandı, sonra yaptıklarını öğrendim; gözümde süper kahraman olan adam herkesin hayatını karartan bir canavara döndü."
Gözlerim dolmuştu. "Her düştüğümde annemin yokluğunu hisseder, o yokluğu ve boşluğu babamın kollarında kapatırdım."
Mert bana baktı, sonra gözlerini kaçırdı. "Bilmek ister misin bilmiyorum ama babanın bir noktada benim hayatımda da büyük bir parmağı var."
"Ne?" diyebildim sadece.
"Uzun bir hikaye," dedi kestirerek. Dolu gözlerimi gözlerine sabitledim. "Yoksa sen de mi benden intikam almak istiyorsun? Emre gibi."
"Güzelim, beni hiç tanımamışsın. Sen benim oyuncağım ya da piyonum değilsin. Seni asla bir intikam için kullanmam. Sadece ikimizin yararına olacak şeyler istiyorum."
"Bak; malzemeler, bilgisayarlar, her şey korunuyor. İçine sızmam kolay olacak şeyler değil. Ayrıca daha içlerine gireli birkaç hafta olmuşken en açık sızıntıda her şeyi yeni gelenlerden anlarlar."
"Sen benim gözetimimdesin, herhangi birilerinden korkmana gerek yok."
"Korku değil; her şeye bir o kadar yakınken bir anda her şeyin yok olabileceği gerçeğinden korkuyorum."
"Bak, eğer sana ters bir şey yaparlarsa kimliğini bilen tek kişi benim ve emin ol ucunda ölüm dahi olsa senin gizli kimliğini açığa çıkarmam."
"Peki bulut? Sence o durur mu? Seninle iş birliği yaptığımı anladığı an beni kendisi deşifre edebilir."
"bulutsadece parasal anlamda güçlü. Adamlar konusunda onu bir gecede yok edebilirim. İste, ölsün," dedi büyük bir rahatlıkla.
"Bu kadar rahat olmak zorunda mısın?"
"Evet," dedi yarım ağızla sırıtarak.
"Bulut olduğundan emin misin?"
"Evet," dedi kesin bir dille.
"O değildi. Ben onu gördüm ama zihnimin bir köşesinde net değil."
"O zaman sence Bulut'un kimliğini kullanan başka biri mi var?"
"Bilmiyorum ama nedense bana Bulut gibi hissettirmiyor."
"Adi herif..." dedi dişlerinin arasından. Daha sonra tekrar devam etti: "Yöneticilere yetişebilmek için her şeyi yapacak gibi. Kendini koruman gerek."
"İyi de neden ben?"
"Neden mi? Gerçekten aklını kullansan anlarsın; onlar için açık bir hedefsin. Yani şimdilik sadece bir kişinin... Tabii o ben hariç. Adam senin geçmişinden yararlanmaya çalışıyor."
Bakışlarını gözlerime odakladı. "Ben de dâhil olmak üzere şu anda toplamda beş ekip masanın en güçlüleri. Adamın tek amacı, güçlülerin gücünü senin üzerinden ele alıp her şeyi kendi üstlenmek."
Bir an bakışlarım dondu. "Bu demek oluyor ki eğer gerçek kimliğim ortaya çıkarsa işte o zaman beş ekibin de hedefi ben olurum."
Gözlerim büyümüştü. "O zaman sen de beni bunun için mi tutuyorsun?"
Mert histerik bir şekilde güldü. "Kızım, ben bunun için seni tutmaz, öldürürdüm. Kimliğin konusunda hassas olmalısın."
Bir adım yaklaştı bana. "Ve tabii bana vereceğin bilgileri de unutma. Seni buradan ufak sıyrıklarla teslim edeceğim. Sen de bana çalışmaya devam edeceksin."
Sinirle güldüm. "Hepinizin niyeti sadece güç ve o güç için beni piyon etme derdindesiniz."
"Ben sadece kendi gücümü düşünmüyorum, senin hayatını da düşünüyorum. İstediğim yere gelebilirsem birilerini gururlandırabilirim."
Kaşlarımı kaldırarak baktım. "Kimi?" dedim.
"Boş ver. Şimdi yapacaklarım için üzgünüm."
Aniden ayağa kalkıp saçımı tuttu; zarar vermeyecek bir şekilde dağıttı. Daha sonra elindeki bıçak ile yanağımda, boynumda ve sağ kolumda açık kalan tenimde çizikler bıraktı. Fotoğrafımı çekip bir adamını yanına çağırdı.
"Bunu Ekip İki'nin sistemine atın ve tehdit edin. Eğer Derin'i sağ görmek istiyorlarsa silahlarımızı bize geri verecekler. Vermezlerse öldüreceğimizi söyleyin."
(Yazar Anlatımıyla)
Derin sandalyede elleri bağlı bir şekilde otururken Mert onu izliyordu. Derin geçmişi ve geleceği arasında sıkışıp kalmıştı; Mert ise geçmişini nasıl geleceğinden uzak tutacağını düşünüyordu.
Arda'nın sistemine düşen fotoğraf ile Arda'nın bakışları ekrandan hiç ayrılmadı, çenesi kasılmıştı. Salona geçip büyük ekranı açtı. Yeşim'e doğru dönüp, "Bu fotoğrafı ekrana yansıt," dedi. O esnada Alp, İlhan, Burak ve Ece merkeze girdi. Dördünün de yüzü solmuştu. Cem sinirle ekranından başını kaldırıp Alp'e baktı.
"Bu operasyon senin kontrolün altındaydı ve sen ekibinden birinin kaybolmasına mı sebep oldun?"
Arda bakışlarını diğerlerine çevirdi. "Ekip arkadaşınızı koruyamadınız mı?"
Ece ellerini yumruk yapmıştı. "Bir yerden bir açık bulmuş çünkü sistemlerimizde herhangi bir sorun yoktu."
Yeşim ekrana baktıktan sonra bakışlarını ayakta duranlara çevirdi. "Karşınızdaki adam masanın beş ekibinden en güçlü olanı. Bunu bilmenize rağmen sistemde açık mı bıraktınız?"
Burak, Arda'da dönerek konuştu: "Şu an burada konuşarak vakit kaybediyoruz. Önemli olan Derin'i oradan sağ bir şekilde çıkarabilmek."
Arda başını salladı. "Mekânından aldığımız tüm silahları geri istiyor."
"Ne yapacağız?" dedi Yeşim.
"Vereceğiz," dedi Cem dişlerinin arasından.
İlhan araya girdi: "Binlerce silahı onlara geri vermek mi?"
Arda sinirle konuştu: "Ne yapalım İlhan, ekibimizden birini o itin elinde ölüme mi terk edelim?"
"O bunun için eğitildi, kendi başının çaresine bakabilmeli."
Arda, İlhan'a bir adım yaklaştı. "Daha bu ekibe geleli haftalar oldu, bizim özel eğitimlerimize katılamadı bile. Karşısındaki kişi sıradan bir düşman değil. Bir kişiyi riske atmak benim kurallarımda yok."
Burak, Arda'ya dönerek konuştu: "Mert ya bir oyun içindeyse?"
Yeşim, Arda'nın yerine söze girdi: "Geçmişte daha pis adamları karşımıza aldık. Mert eğer silahları istiyorsa alsın. Silahlar için bir kişiyi feda edemeyiz."
"Mert'e ulaş," dedi Arda liderlikle.
Bir anda merkez kriz yerine dönmüştü. Yeşim Mert'e ulaşırken Arda ve Cem silahları kamyona yüklemek için adamları yönlendirdi.
Mert'in adamlarından biri anlaşmayı onayladıkları haberini verirken Mert, Derin'e telkinde bulundu: "Sana bir hafta süre vereceğim; benimle iş birliği yapıp yapmayacağına dair. Sana eğer neden fazla zarar almadığını sorarlarsa silahların senden daha önemli olduğunu söylediğimi söyle."
Mert, "Formalite icabı," diyerek göz kırptı ve Derin'i bayılttı. Gözlerini siyah bir fularla kapatıp en güçlü adamlarından birine döndü: "Kıza zarar gelmeyecek. Silahları teslim aldıktan sonra kızı bırakın."
Adam boynunu büküp geri çekildi. Derin anlaşılan noktaya getirildi, kamyon da birkaç dakika içinde gelmişti. İki ekibin de en güvenilir adamları takası sağlayıp ayrıldı.
(Derin'in Anlatımıyla)
Gözlerimi açtığımda merkezin revirindeydim. Yeşim ve Ece yanı başımdaydı. "İyi misin?" dedi Yeşim. "İyiyim..." dedim mırıldanarak. Arda içeriye girdi. "Sana çok ağır hasarlar vermemiş, verdiği sakinleştirici bile en düşük dozda."
"Silahların daha önemli olduğunu söylemişti."
Ayaklandım. "Biraz kendi odamda istirahat etmek istiyorum."
Merkezdeki odama yöneldim. O sırada koridorda Burak ile karşılaştım. "İyi misin Derin?" dedi, sesi gerçekten endişeli geliyordu.
"İyiyim," dedim soğuk bir tavırla.
Gözleri gözlerime iyice sabitlenmişti. "Emre'yi tanıyor musun?"
"Şu Sanem denen kızı öldüren adam mı?" dedim sakinliğimi koruyarak.
"Evet, Cem peşine düşmüş. Ortada bir ceset olmadığı için Emre'nin peşini bırakmayacak gibi."
"Bırakmasa da haklı, sonuçta kardeşi öldü."
"Bilmiyorum ama ya Emre denen adam da kendince haklıysa?"
O an buz gibi bakışlarım öfkeyle Burak'a döndü. "Ne alakası var?"
"Cem ve Sanem'in babası çok kötü bir herifmiş, ünü bayağı yayılmış. Hatta Emre'nin ailesinin sonunu o adam getirmiş."
"Peki bu, Emre'nin o masum kızı öldürmesini normal mi kılıyor? Saçmalık."
Burak başını salladı. "Haklısın," dedi.
"Ben sanırım ofisten çıkıp evime geçeceğim."
Burak tek kaşını kaldırdı. "Ben seni bırakırım, tek başına kalma."
"Peki," dedim. Dışarıda araba ile gitmek yerine yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Korkudan mıydı yoksa yaşadıklarımdan mı bilmiyorum ama sanki Mert beni bir yerlerden izliyormuş gibi hissediyordum.
Aniden önümüzü bir adam kesti. Daha sonrasında birçok adam oldu. Burak elini beline götürdü.
"Bunlar kim?"
Gözüm tanıdık adamı buldu; ofise geçmeden önce kadına asıldığı için dövdüğüm adamdı.
"Kızı rahatsız eden lavuk," dedim dişlerimi sıkarak.
Adam sinsice gülümsedi. "Sevgilinle yürüyüş mü yapıyorsunuz? Bu anınızı bozmak istemezdim."
Adamlarına işaret vermesiyle adamlar üzerimize yürümeye başladı. Burak elini belime atıp kulaklarıma yaklaştı. "Yorgunsan hepsini ben tek başıma yiyebilirim, değilsen kardeş payı yapalım." Yüzünde ve sesinde alay vardı.
Adamların üzerimize atlamasıyla hemen kendimizi toparlayıp hamle yaptık. Sağ taraftaki adamları kendisi hallederken ben önümdeki üç adamla başa çıkmaya çalışıyordum. Önümdeki adama sert bir tekme savurup geriye sendelemesini sağladım. O esnada arkamdan, daha önce vurduğum adam saçımı kavrayıp beni yere savurdu. Aldığım darbeyle gözlerim beş saniyeliğine karardı.
Adam üzerime çökerken Burak üç adamdan kurtulup üstümdeki adamı aldı. Sinirle ayağa kalktım; başımı çok sert çarpmış olmalıydım. Onu da son yumrukla bayılttıktan sonra Burak hemen merkezi aradı: "Bu adamları bir araştırın yoksa başımıza iş açacaklar, hatta mümkünse yok edin."
Merkez arabası gelirken biz büyük bir soğukkanlılıkla eve doğru yürümeye devam ettik.
"Polisle falan hiç uğraşasım yok," dedi Burak söylenirken.
"Merak etme, merkezdekiler o aptalların icabına bakar," dedim teselli edercesine.
Eve geçtiğimizde, "Bekle, gitmeden biraz soluklan," dedim.
Burak çarpık bir gülümsemeyle içeriye girdi. "Vay be! Hiç aklıma gelmezdi senin beni içeriye davet edeceğin."
"Gelmesin zaten, bana yardım ettiğin için karşılığını alıyorsun sadece," dedim.
"Aman be kızım," dedi söylenerek içeri girerken.
O sırada gözleri masamdaki tokaya kaydı. "Bu da ne? Pembe bir tokan olduğunu daha önce hiç görmemiştim."
"Çok taktığım bir toka değil, sadece hediye," dedim.
Tek kaşı havada bir şekilde bana doğru konuştu: "Erkek arkadaşın mı var?"
"Erkek arkadaşım olduğu varsayımına nasıl geldin? Bir kız arkadaşımdan hediye."
"Kızdan geldiği belli, açıkçası ben olsam kız arkadaşıma böyle bir toka vermezdim."
Tokayı elinden çekip aldım. "Biraz saygın olsa çok iyi olur aslında."
Söylenmeme sadece gülümseyerek cevap verdi.
"Onu bunu boş ver de neden erkek arkadaşın yok? Güzel kızsın aslında."
"Aptal aptal konuşma. Yaptığımız iş normal mi ki normal bir hayatımız olsun?"
"Gerçi o da doğru... Ama ne bileyim yani, bundan önceki hayatını da merak etmiyor değilim."
"Anlamadım?"
"Anlamayacak bir şey yok. Yani hepimizi bu yola düşüren bir sebep vardı; sen gerçekten sadece güçlenmek için mi girdin bu ekibe?"
"Canım istedi. Kocaman hayatta kim istemez ki bir gücü olsun?"
"Ailen neden yok?"
"Ailemi terk ettim, pek de ihtiyacım olmadı onlara."
Tüm yalanları ipe dizer gibi dizmiştim. Kendi geleceğim ve intikamım için dahi olsa yalan söylemek fazlasıyla canımı sıkıyordu.
"İyi bakalım."
"Sen?" dedim, gözlerimde ciddi bir merak vardı.
"Ben ne?"
"Sen neden yalnız başınasın?"
"Benim bir ağabeyim var da onu da ben bıraktım bu işe girdikten sonra. Sonuçta her yönden tehlikeli işler yapıyoruz, bundan ailem etkilensin istemem."
"Doğru olanı yapmışsın," dedim yaptığım soğuk kahveyi masaya bırakırken.
Kahvesini yudumladı, daha sonrasında evi süzdü. "İstersen seninle yaşayabilirim; bu ev oldukça küçük ve tehlikeli duruyor."
"Yok, zaten taşınma gibi bir kararım var."
"Nereye taşınacaksın?"
"Yol boyunda gördüğüm küçük villa vardı ya, oraya taşınmaya niyetim var."
Burak yutkundu. "Bundan Cem'in haberi var mı?"
"Neden?" dedim cevabını bildiğim soruyu sorarken.
"Bildiğim kadarıyla eskiden ölen kız kardeşi orada yaşıyormuş."
"Nasıl yani, ama satıcı farklı kişi?"
"Evet, Cem evi başkasına satmış."
"Kalacağım evi bilmek zorunda değil. Hem adamla konuştum, birkaç ay sonra içindeki kiracılar çıkacakmış. Böylece ben de taşınabilirim, güzel fiyata da satıyor."
"İyi madem, sen bilirsin. Yardıma ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin."
"Olur," dedim fısıldayarak.
"Neyse, bana müsaade. Sabah erkenden gelmeyi unutma, merkezde işler ileri gidebilir bu Mert şerefsizi yüzünden."
"Tamam," diyerek kapıya kadar eşlik ettim. Kapıyı kapatıp arkamı dönmemle Mert'i gördüm.
"Sen?" dedim şaşırmış bir halde.
"'Şerefsiz' diyen ağzını yontardım da dua etsin sana sözüm var."
Alnıma yumuşak bir şekilde vurarak yanına gittim. "Burada ne işin var?"
"Seni özledim," dedi yarım ağızla. Sonra ciddileşti. "Aslında biraz buralardan geçiyordum, sonra sana geçeyim dedim."
"Allah'ım, Rabbim sizi bana sıra sıra mı gönderiyor?"
"Tamam sakin ol tatlım, uyumana bak sen. Ben de şurada bir yere kıvrılırım."
"Saçma sapan konuşma, çık evimden. Zaten bizim ekibin yarısı sana kan kusuyor."
"İnan umurumda değil güzelim."
Salondaki kanepeye yayılıp uzandı.
Sinirle odama çıkıp kapımı kilitledim. Aptal aptal insanlarla muhatap olmaktan sıkılmıştım. Gözlerimi huzurlu bir uykuya teslim ettim.
Gözlerimi mutfağımdan gelen yanık kokusu ile açtım. Koşarak aşağıya indim. "Bu da ne?!"
Yanmış olan yumurtayla bakıştım.
"Biraz yandı sanırım ama menemenimiz ve patateslerimiz sağlam."
"Gerçekten bir yumurta pişiremedin mi?"
"Suç ortağınla bu üslurla konuşmak hiç etik değil güzelim."
"Komik seni. Çekil şuradan," diyerek kahvaltı masasına oturdum.
Hızlıca bir şeyler atıştırıp, "Madem ortağız, bulaşıkları sen yıkarsın. Mümkünse evime de çevresine de sık sık gelip gitme," dedim.
Odama doğru geçerken arkamdan söylendi: "Ben bir örgüt başıyım, burada gerçekten bulaşık mı yıkayacağım?"
İstemsizce kıkırdayıp hazırlandım. Merkeze geçtiğimde merkezdeki hava her zamankinden çok farklıydı. Arda ve Cem ekrana gömülmüşken Yeşim de bilgisayarında bir şeyleri kurcalıyordu. Ece ve Burak yanıma geldi ve Burak aklımı altüst edecek kelimeleri ağzından döktü:
"Emre'den bir iz bulmuşlar."