Eylül

1442 Words
dosya vardı. Başını kaldırıp Mert’e baktı. Albay Yılmaz: "Gel otur, Mert." Mert, masanın karşısındaki sandalyeye oturdu. Mert: "Komutanım, hedef hakkında daha fazla detay almak istiyorum. Kadıköy’deki villadan bahsediyordunuz." Albay, dosyadan birkaç fotoğraf çıkarıp masaya koydu. Albay Yılmaz: "Evet. Hedef villa burası. Gördüğün gibi tenha bir noktada ama tamamen izole değil. Çevresinde birkaç apartman ve işletme var. Yani dikkat çekmeden hareket etmeniz gerekecek." Mert fotoğraflara dikkatlice baktı. Villa üç katlıydı, etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi ve güvenlik kameraları vardı. Mert: "İçeride kimler var, elimizde net bir bilgi var mı?" Albay başını iki yana salladı. Albay Yılmaz: "Tam olarak bilmiyoruz. Ancak yakaladığımız adamın telefonundan çıkan mesajlara göre, orada örgütün önemli isimlerinden biri saklanıyor olabilir. Fakat kim olduğunu henüz bilmiyoruz." Mert kaşlarını çattı. Mert: "Yani içeride büyük bir hedef olabilir." Albay gözlerini kıstı. Albay Yılmaz: "Aynen öyle. İşte bu yüzden bu operasyon kritik. Eğer içeride gerçekten büyük bir isim varsa, onu canlı ele geçirmek bizim için büyük bir avantaj olur." Mert başını salladı. Mert: "Peki ya silahlı korumalar?" Albay bir belgeyi açtı. Albay Yılmaz: "Büyük ihtimalle içeride en az 4-5 silahlı adam var. Ayrıca villanın çevresinde de gözcüler olabilir. Yani direkt içeri dalmak mantıklı olmaz. Önce keşif yapmalısınız." Mert hafifçe gülümsedi. Mert: "O konuda ekibime güveniyorum." Albay başını sallayarak devam etti. Albay Yılmaz: "İşte bu yüzden sizden önce detaylı bir plan yapmanızı istiyorum. Hedefi izleyin, gelen giden kim var öğrenin. Ve en önemlisi, içeride gerçekten kim var, bunu çözün." Mert ayağa kalktı ve selam verdi. Mert: "Emredersiniz, komutanım." Albay da ayağa kalktı ve omzuna dokundu. Albay Yılmaz: "Dikkatli olun, Mert. Bu iş tahmin ettiğimizden daha büyük olabilir." Mert, odadan çıktı ve ekibin yanına döndü. Mert odaya girdiğinde herkes haritanın etrafına toplanmış, konuşuyordu. Eylül, bilgisayarından bazı kamera görüntüleri izliyordu. Ateş, notlar alıyordu. Onur ve Kaan ise bölgeyi inceliyordu. Onur: "Baksana şuna, adamlar villayı resmen kale gibi yapmış." Kaan: "Evet, ama giriş ve çıkış noktaları belli. Burada bir garaj var. Büyük ihtimalle kaçış için kullanıyorlar." Mert masaya yaklaştı ve ekibe baktı. Mert: "Albaydan bilgileri aldım. İçeride önemli biri olabilir ama kim olduğunu bilmiyoruz. En az 4-5 silahlı adam var. Öncelikle keşif yapacağız. Direkt dalmak yok." Eylül gözlerini ekrandan ayırmadan konuştu. Eylül: "Birkaç güvenlik kamerası var ama bağlantıları dışa kapalı. Yani içeriden erişim sağlayamazsak, görüntüleri hackleyemem." Ateş: "O zaman fiziksel olarak içeri birini sokmamız gerekecek." Onur hemen atıldı. Onur: "Ben giderim! Bahçıvan gibi girerim, çiçekleri bile sularım." Herkes gülmeye başladı. Mert: "Sen çiçek değil, anca ortalığı sulandırırsın, Onur." Eylül gülümseyerek başını salladı. Eylül: "Ama ciddi olmak gerekirse, biri içeriden bilgi alabilirse işimiz çok kolaylaşır." Kaan haritayı işaret etti. Kaan: "Ben villanın çevresini dolaşıp gözcüleri belirleyebilirim. Eğer bir açık verirlerse, sızmak için fırsat yaratabiliriz." Mert başını salladı. Mert: "Tamam. Yarın sabah keşfe başlıyoruz. Önce gözlem yapacağız, sonra planımızı netleştireceğiz. Kimseye fark ettirmemeliyiz." Herkes başını salladı. Görev netleşmişti. Kadıköy’deki o villa, büyük bir sırrı barındırıyor olabilirdi. Ama bu sırrı açığa çıkarmak onların işi olacaktı. Sabah erkenden herkes sivil kıyafetlerini giydi. Görünüşte sıradan insanlardık ama üzerimizdeki teçhizat her an bir operasyonun içine girebilecek şekilde hazırdı. Silahlarımız gizliydi, kulaklıklarımız mikro boyuttaydı. Bu operasyonun keşif aşamasında fark edilmemeliydik. Hedef, Kadıköy’ün tenha bir bölgesinde yer alan büyük bir villaydı. Görünüşte sıradan bir malikâne gibiydi ama bizim için içeride kimlerin olduğunu bilmemek büyük bir risk oluşturuyordu. Yaklaşık bir saat süren yolculuğun ardından villaya vardık. Araçlarımızı biraz uzağa park ettik ve bölgeyi analiz etmek için yürüyerek yaklaşmaya başladık. İlk bakışta villa oldukça sıradan görünüyordu. Üç katlı, etrafı yüksek duvarlarla çevrili bir yapıydı. Ön cephesinde geniş bir bahçe vardı ve giriş kapısının önünde iki güvenlik kamerası göze çarpıyordu. Yan taraflarda ise büyük çitler vardı ama bazı noktalar daha düşük seviyedeydi. Mert, gözlerini villadan ayırmadan ekibe döndü. Mert: "Bu kadar büyük bir yapının dikkat çekmemesi garip. Ya burası göründüğünden daha masum ya da burayı çok iyi kamufle etmişler." Eylül: "Şu çitlerin olduğu noktada bir hareketlilik var. Büyük ihtimalle içeride devriye gezen adamlar var." Eylül, elindeki küçük dürbünle çevreyi incelerken, Onur ve Kaan ise bölgeye yayılarak keşif yapmaya devam etti. Kaan: "Burası büyük ama çok fazla giriş çıkış yok. Garajdan bir araba çıktı, plakayı not aldım. Belli ki içeride bir hareketlilik var." Mert, Eylül’ün elindeki küçük tablete göz gezdirdi. Uydu görüntülerini inceliyordu. Mert: "Ana giriş sıkı korunuyor. Arka tarafta bir servis girişi var ama orası da kameralarla kaplı. İçeri sızmamız için önce güvenlik sistemlerini devre dışı bırakmamız gerekecek." Ateş, gözlerini villadan ayırmadan konuştu. Ateş: "Ben çatıya bir termal kamera yerleştirebilirim. Eğer içeride kaç kişi olduğunu öğrenirsek ona göre hareket ederiz." Mert başını salladı. Mert: "İyi fikir. Ama önce bölgeyi daha iyi tanımalıyız. Çevrede dikkat çekmeden dolaşalım. Eylül, sen dışarıdan sinyal kesme ihtimalimizi araştır. Eğer buradaki kameralar uydu bağlantılıysa işimiz zor olur." Eylül, elindeki cihazla sinyalleri taramaya başladı. Eylül: "Görünüşe göre bazıları kablolu ama içeriye girip bağlantı noktalarını bulmadan emin olamam." Onur hafifçe sırıttı. Onur: "Yani içeriye birini sokmamız lazım?" Mert gülümseyerek başını salladı. Mert: "Aynen öyle. Ve bu kişi dikkat çekmeden içeride dolaşabilmeli." Kaan haritayı açarak konuştu. Kaan: "Villanın yakınlarında bir kargo şirketi var. Büyük ihtimalle buraya bazı siparişler geliyor. Eğer içeriye bir şekilde paket servisiyle sızabilirsek, içerideki güvenlik düzenini öğrenebiliriz." Eylül başını salladı. Eylül: "Güzel fikir. Ama kargo çalışanı gibi içeri giren biri dikkat çekebilir. İçeride bir temizlikçi ya da bakım çalışanı gibi görünmek daha mantıklı olur." Mert düşünceli bir şekilde villaya baktı. Mert: "Öncelikle bugün sadece gözlem yapacağız. İçeri sızma planını sonra yapacağız. Şimdi herkes ayrı bölgelere dağılıp farklı açılardan izleme yapacak. Akşam saatlerine kadar bölgedeki rutin hareketleri kaydedeceğiz." Herkes başını salladı. Görev netleşmişti. Kadıköy’deki bu villa, sıradan bir yer değildi. İçeride kim olduğunu bilmiyorduk ama çok önemli biri olabilirdi. Ve biz, onu yakalamak için en doğru anı beklemeliydik. Villanın önünden ayrıldıktan sonra ekiple beraber karargâha döndük. Gecenin karanlığı şehre yavaşça çökerken, hepimiz sessizce arabada oturuyorduk. Gün boyu yaptığımız keşif operasyonunun üzerinden saatler geçmişti ama zihnim hâlâ oradaydı. O villanın içinde kim vardı? Gerçekten büyük bir hedef mi, yoksa sadece bir yanıltmaca mıydı? Aracın içinde Onur her zamanki gibi bir şeyler anlatıyordu. Kaan gülüyor, Ateş ise sessizce önüne bakıyordu. Ama ben onların sohbetine tam olarak katılamıyordum. Bazen bu ekibin içinde kendimi bir parça gibi hissediyordum, bazen de hâlâ bir yabancı gibi. Gözüm istemsizce Mert’e kaydı. Sessizdi. Dışarıyı izliyordu ama gözleri başka bir şey görüyormuş gibiydi. Her zaman böyleydi. Düşüncelerini kendine saklayan, konuşması gerektiğinde sadece en doğru sözleri seçen biri. Mert’in zihninin içinde ne olduğunu anlamak zordu ama onu gözlemlemek kolaydı. Her hareketi hesaplıydı. Her kararında bir mantık vardı. Ama bu işin mantıktan ibaret olmadığını biliyordum. Burası bir savaş alanıydı ve duygular bazen en büyük düşman olabiliyordu. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kaçırdım. Bunca yıl boyunca hep yalnız olmuştum. Küçüklüğümden beri bir aile sıcaklığını hissetmemiştim. Ben, hep kendim için savaşmıştım. Çocukken bile hayatta kalmak için mücadele etmek zorundaydım. Bu yüzden duygularımı göstermemek benim için bir kalkan gibiydi. Ama buraya geldiğimden beri, bu ekip içinde… bazı şeyler değişiyordu. Birlikte geçirdiğimiz kısa sürede ekip oldukça iyi oturmuştu. Hepimiz birbirimize güveniyorduk. Onur’un esprileri, Kaan’ın sakinliği, Ateş’in her zaman bir çözüm bulmaya çalışması… Ve Mert. Mert’in gözleri bir an bana kaydı. Tam o anda bakışlarımız buluştu. Kısa sürdü. Belki bir saniyeden bile azdı ama kalbimin bir anlığına hızlandığını hissettim. Görünüşte bir şey yoktu, hiçbir duygu belirtisi yoktu ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Bu neydi? Hemen gözlerimi başka yöne çevirdim ve camdan dışarıya baktım. Eylül, kendine gel. Ben buraya duygularımı çözmeye değil, savaşmaya gelmiştim. Burası bir görev yeriydi. Burada güçlü olmalıydım. Burada zayıflık göstermemeliydim. Ama… içimde bir yerlerde bir şeyler değişmeye başlamıştı. Ve bunu ne kadar bastırmaya çalışsam da, bu değişimin önüne geçemeyeceğimi hissediyordum. O gece aklıma geldiğinde yine aynı Duyguyu hissettim O gece ölmekten korktum. Soğuğun iliklerime işlediğini hissediyordum. Her nefes alışımda göğsüm yanıyor, bedenim titremekten yoruluyordu. Sanki yavaş yavaş bilincim bulanıyor, içimdeki son sıcaklık da çekiliyordu. Gözlerimi ne zaman kapatsam, bir daha açamayacakmışım gibi geliyordu. Ama o an... başka bir şey hissettim. Sıcaklık. Biri bana sarılıyordu. Mert. İlk başta bunun bir rüya olduğunu düşündüm. Bilincim o kadar zayıftı ki gerçeği algılamak zor geliyordu. Ama hayır, bu gerçekti. Mert, beni sıkıca sarmıştı. Üzerime bir battaniye örtmüş, beni soğuktan korumaya çalışıyordu. Onun sıcaklığı, o an bana hayat veren tek şeydi. O an, kendimi garip bir şekilde güvende hissettim. Bunu daha önce hiç hissetmemiştim. Annem ve babam olmadan büyümek… Bunu kimseye anlatmadım ama bu hep içimdeydi. Küçüklüğümden beri kimseden böyle bir sıcaklık görmedim. Kimse beni korumadı, kimse "Merak etme, iyileşeceksin." demedi. Hep kendi başımın çaresine bakmak zorunda kaldım. Ama o an Mert oradaydı. Soğuk havanın içinde, titreyen bedenimi korumaya çalışırken, sanki beni ilk kez biri yalnız bırakmamış gibi hissettim. Ama bu his korkutucuydu. Çünkü bu, zayıflık demekti. Ben zayıf olamazdım. Bu yüzden gözlerimi kapattım ve o anın içinde kayboldum. Mert’in nefesini, kalbinin düzenli atışını duydum. Soğuktan titrerken bile güçlüydü. Benim yerime de güçlüydü. Ve o gece, belki de ilk defa… Yalnız olmadığımı hissettim
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD