yeni görev

517 Words
Görevden döndüklerinden beri herkes dinlenme sürecindeydi. Her ne kadar birkaç kez karşılaşsalar da ekip tam kadro bir araya gelmemişti. O gün, Mert hepsini yemekhanede buluşmaya çağırdı. Mert, içeri girdiğinde Kaan ve Onur çoktan oturmuş sohbet ediyorlardı. Ateş her zamanki sakin haliyle onları dinliyordu. Eylül de köşede sessizce oturuyordu. Mert masaya oturunca Onur hemen atıldı. Onur: "Komutanım, bizi özledin mi? Yoksa Eylül’ü mü?" Mert kaşlarını kaldırıp Onur’a baktı. Mert: "Ne diyorsun sen?" Kaan: "Boşver komutanım, Onur’un dili durmaz zaten." Ateş: "Asıl mesele, yeni görev ne zaman gelecek? Albay’ın bizi çok rahat bırakacağını sanmıyorum." Eylül o an konuştu. Sesi hâlâ biraz yorgun ama kararlıydı. Eylül: "Ne zaman gelirse gelsin, hazır olacağız." Mert ona döndü. Mert: "Gerçekten iyi misin?" Eylül hafifçe gülümsedi. Eylül: "Sizden kurtulacak kadar iyiyim." Onur kahkaha attı. Onur: "Tamam tamam, anlaşıldı. Komutanım, sen de merak etme. Eylül taş gibi, değil mi Eylül?" Eylül gözlerini devirdi ama bir şey demedi. Mert, ekibine baktı. Evet, yorulmuşlardı ama ruhları sağlamdı. Ne zaman görev gelse, yine birlikte olacaklardı. Mert: "Şimdilik dinlenin. Ama tetikte olun. Her an yeni bir emir gelebilir." Ekip başlarını salladı. Hepsi içten içe biliyordu ki bu sadece bir sakinlik anıydı. Fırtına yaklaşıyordu. Albay Yılmaz’ın odasına girdiğimizde ciddi bir atmosfer vardı. Odanın köşesinde büyük bir harita asılıydı ve masanın üzerinde bir yığın belge duruyordu. Herkes yerini aldıktan sonra Albay, gözlerini bize dikti. Albay Yılmaz: "Yakaladığınız adamla ilgili bazı bilgilere ulaştık. Bu şahsın İstanbul’da bir evi varmış." Kimse şaşırmadı. Bu adamların her yerde bağlantıları vardı. Mert, haritaya bir göz attı. Mert: "Yer belirli mi, komutanım?" Albay başını salladı ve masadan bir dosya alıp açtı. İçinden birkaç fotoğraf ve belgeler çıktı. Albay Yılmaz: "Evet. Yer belirli ama içeride kimlerin olduğu konusunda elimizde net bir bilgi yok. Burası sadece bir dinlenme noktası mı, yoksa aktif bir operasyon merkezi mi bilmiyoruz. İşte bu yüzden siz gideceksiniz." Eylül, belgeleri incelerken konuştu. Eylül: "Sızma operasyonu mu olacak, yoksa direkt baskın mı yapacağız?" Albay kaşlarını çattı. Albay Yılmaz: "Öncelikle keşif yapacaksınız. İçerideki hareketliliği anlayana kadar temkinli olacaksınız. Eğer önemli birine ulaşırsanız, canlı ele geçirmeye çalışın. Ama riskli bir durum oluşursa, gereğini yapın." Onur hafifçe sırıttı. Onur: "Yani bizden yine tehlikenin içine dalmamız bekleniyor." Kaan gülerek omzuna vurdu. Kaan: "Sen tehlikesiz bir iş mi bekliyordun?" Ateş, masadaki fotoğraflara baktı. Ateş: "Burası şehir içi bir yer. Sessiz hareket etmemiz gerekecek. Silah ve ekipman konusunda ne durumdayız?" Albay bir dosya daha uzattı. Albay Yılmaz: "Bu operasyonda uzun namlulu silahlar yerine tabanca ve hafif makineli tüfekler kullanacaksınız. Sivil kıyafetle hareket edeceksiniz. İstanbul’un göbeğinde dikkat çekemezsiniz." Mert başını salladı. Mert: "Anlaşıldı komutanım. Ne zaman harekete geçiyoruz?" Albay Yılmaz: "48 saat içinde. Öncesinde detayları çalışın. Unutmayın, bu işin içinde daha büyük bir şey olabilir. Dikkatli olun." Herkes emirleri aldıktan sonra odadan çıktı. Koridorda ilerlerken Onur yine esprisini patlattı. Onur: "Mert komutan, sivil kıyafetle operasyon mu yapacağız? Bence Eylül’ün modaya uygun bir şeyler seçmesine izin verelim, bizim stilimiz biraz sert kalıyor." Eylül gözlerini devirdi. Eylül: "Senin tek ihtiyacın bir çuval. İçine gir, kimse yüzünü görmez, sorun çözülür." Kaan ve Ateş gülmekten kendini tutamazken, Mert hafifçe gülümsedi. Önlerinde tehlikeli bir görev vardı ama ekip hâlâ aynıydı. Ve birlikte oldukları sürece her şeyi başarabileceklerini biliyorlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD