İZ Bölüm 9

636 Words
Escanor'un ağzından. "Çok heyecanlısın sanırım genç." Diyerek saçımı okşayan Lord Bruce'a baktım. Mavi gözleri çok derindi ve heyecandan çok korktuğum da söylenebilirdi. Başımı onaylar manada salladım,"Evet, içim içime sığmıyor resmen yanıyorum." Dedim. Gülümsedi, yüzümü iki avucunun içine aldı, "En büyük hayalin neydi?" Diye sordu,"Yani geçmiş zaman kullandım çünkü Dünyayı kurtarman gerekiyor artık." Bir süre düşündüm ve hayalimi ona açmaya karar verdim,"Ben açıkçası beni gerçekten seven birini bulmak istiyorum." Dedim. "Duygusal bir çocuksun Escanor." Dedi. "Eh bundan utanmıyorum." Dedim. Gerçekten de utanmıyordum, duygularımı yoğun yaşamak suç değildi ki. "Eee... Başlamak ister misin?" Diye bir soru yöneltince başımı salladım ve duvara doğru yürüyüşünü seyrettim. Duvarın içinden geçerken hiç şaşırmadım, sonuçta gökyüzündeydik ve bu ondan daha normaldi. Etrafıma bakınınca beyaz odanın yerini bir şelale kenarı alınca gördüğüm manzara karşısında büyülendim. Harika su şarıl şarıl akıyordu, yeşillikler çok tazeydi ve çiçekler miss gibi kokuyordu. Güzel kokan havayı biraz daha içime çekip çimenlere uzandım. "Tam sana otur diyecektim ama sanırım sen rahatladın bile." Diyerek gülen Lord Bruce'a (Miles'ın babası)gülümseyerek cevabımı vermiş oldum. Gerçekten çok rahattım. "Miles'tan daha seslisiniz bu yandan ona hiç benzemiyorsunuz." Dedim. Adam gülerek yanıtladı,"Aksine, o egoistin tekidir o yüzden o kadar sessiz. Yani en azından sevdiği insanların yanında susar, onları kırmamak için." "İlginç bir bilgi gerçekten." Dedim. Gerçekten öyleydi," Hiç beklemiyordum." "Herkes senin gibi alçakgönüllü değil Escanor." "Beni utandırıyorsunuz Lord Bruce." Dedim. "Pekala pekala, genç senden kafanı boşaltmanı ve etrafına odaklanması isteyeceğim." Diyince güldüm,"Umarım uyumam." Bunu dedikten sonra kendimi anın büyüsüne bıraktım. Böyle bir yerde zihin boşaltmamak elde değildi. O an, sadece akan suyun sesini ve kuşların cıvıltısını dinleyerek dakikalar geçirdim. Hayatım resmen dört duvar arasında geçmişti ve bu simülasyon harika gelmişti, o kadar rahattım ki neredeyse uyumak üzereydim. Uyumamak için direniyordum. Birkaç dakika boyunca daha şarkı mırıldandım ve bu rahat ortamın gücümü nasıl buldurabileceğini merak etmeye başladım. Merak kafamı baya kurcalarken, yanık kokusu burnuma doğru gelmişti bile. "Bu da ne?" Diyerek ayaklandığım sırada ormanlık alanın ateş topuyla dans ettiğini gördüm, panik içinde bağırdım,"Burası yanıyor, Lord Bruce!" Fakat ses gelmedi. Ses gelmeyince onun gittiğini düşünerek etrafa bakındım. Yanarak ölmek istemiyordum. Gücümü bulmadan ölemezdim. Çok fazla korku bedenimi kaplamıştı. "Ne yapacağım, ne yapabilirim?" Diye paniklerken, aklıma şelale kenarında olduğum geldi. Hemen kendimi sakinleştirip çevreye bakındım fakat kovaya benzer bir şey  veya kova bulamadım. Ateş gitgide yayılırken benim ateş etrafından kaçmam imkansızlaşıyor ve yerim daralıyordu. Bana yaklaşan ateşin dumanı gitgide ciğerimi yakıyordu ve nefes alman zorlaşıyordu. Ateşten kaçarken adımlarım geri geri gittiğinden şelaleye düşmek üzereydim. Ateş bana biraz daha yaklaştığında bir adım daha atacak yerim olmadığını fark etmek uzun sürmedi. Eğer bir adım daha atarsam suya düşüyordum ve evet suyu sevmeme rağmen ben hala yüzmeyi beceremiyordum. Bir süre düşündüm, simülasyon odasında yangın mi çıkmıştı ve beni terk mi etmişlerdi? O zaman simülasyon içinde boğularak mı ateşte yanarak mı ölmeyi seçecektim. "Tanrım! Boğularak ölmeyi tercih ediyorum!" Diyerek şelaleye gözümü yumarak atladım. Fakat aldığım kara beni akıntıya veya suyun derinliğine göndermedi aksine, havadaydım. Hem de su tarafından. Şaşkınlıkla suya bakarken suyun üstünde oturduğumu hissettim. Bu nasıl mümkün olabiliyordu? Şok içinde etrafıma bakındım. Kolumu yukarı doğru hareket ettirdiğim zaman su daha yukarı kaldırmıştı beni. Şimdi anlıyordum, ben, yüzme bilmeyen bir salak olarak suyun dostuydum. Ya da başka ismi varsa o. Biraz odaklanarak kendimi başka bir su kütlesine taşıdım ve diğer su kütlesini ateşin üstüne doğru puskurttum. Ateş yavaş yavaş sönerken ben de kendimi toprağın üstüne bıraktım. Tüm ateş söndüğü zaman çok rahatlamıştım. Oda kendini yavaş yavaş eski haline getirirken Lord Bruce'nin sesi yankılandı. "Escanor, Peri ırkından: Su perisi. Sudan oluşan ve su canlıların dostu. Suyu kontrol edebiliyor. Temel hareketler öğretilmeli." Biraz öfkelensem bile bunu isteyerek yapmadığını düşünerek kendimi sakinleştirdim. Elimde bir su şişesi ile yanıma geldi Lord Bruce. "Merak etme bunu içeceğim." Derken suyu kafasına dikti ve ben de ona gülümsedim. "Aramıza hoşgeldin su perisi. Gerçi peri çok kız işi mi(!)" Bu dediğine ikimizde kahkaha atarken çok rahatlamış bir şekilde odadan ayrıldık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD