-
"Hoşgeldiniz savaşçılar!" dedi kadın ve hepimizin anlamsız anlamsız bakan yüzlerine baktı. Hayır ne bekliyordu? Anlamamızı falan mı? Sanırım hepimiz birkaç psikopatın eline düşmüştük...
"Hepinizin korktuğunu biliyorum ama her şeyi açıklayacağız. Gerçekten..." dedi ve yutkundu, o sırada o cümleye başlamadan içimdeki siniri tutamadım ve bağırdım, "Çocuk kaçırıcısı olup birkaç çocukla dalga geçtiğinizi mi açıklayacaksınız?"
Herkes bana dönüp bakmaya başladı. Kadın gülümsedi ve,"Merlin... En nadide parçamız. Seni bulmak çok güzel." dedi,"Sana ayrı olarak muamele yapmayacağım için küçük çeneni kapatıp bu salondaki herkesle birlikte beni dinlesen iyi olur." dedi.
Küçük çenemi kapalı mı tutmam lazım? Küçük çenem mi?
"Siz de yaşınıza göre çocuk kaçırmaktan utanmanız lazım." dedim. Gerçi neden hala çocuk kaçırdıklarını düşünüyorum bilmiyorum, resmen malikane gibi bir yerdeydik. Tüm bunları unutup cümlem ile kadına sert sert baktım fakat o beni umursamamayı tercih etti.
"Büyük koridordaki resimleri hepinizin gördüğünü düşünüyorum ama o resimleri anlatmaya başlamadan önce açıklamam gereken daha iyi şeyler var. Burası GSEM, Gelecek Savaşçıları Eğitim Merkezi, burası 1000'li yıllarda kurulan ve çok gizli bir yerde bulunan bir merkez. O kadar gizli ki sizi temin ederim gökyüzünde bile olabiliriz." Son cümleyi söylerken göz kırpmıştı,"Her neyse, siz doğmadan önce ve sefil insanların ruhunun duymadığı savaşlarda buradaki özel insanlar savaştı, aslında siz onların reenkarnasyon hâlisiniz ama bunları size tarih derslerinde açıklayacakları için şimdi anlatmama gerek yok. Burada yetiştirilen savaşçılar, sizin insanlık tarihinde gördüğünüz önemsiz insanlarla savaşmadı. Daha büyük varlıklarla savaştı. Fakat yaşadığımız bu yüzyılda gelen tehlike hepsinden, burada eğitilmiş savaşçıların dövüştüğü herkesten daha tehlikeli." dedi.
Rüya görmüyorsam, şizofreni falan olmuşum demektir.
"Size tehlikeyi şimdi açıklayıp paniğe sokmak istemiyorum ama önümüzdeki 2 yıl boyunca burada eğitilecek, savaş için hazırlıklar yapılacak, dersler göreceksiniz." Bunları derken arkada 10 tane daha insan göründü, işlerinden birisi annem Elizabeth'di! Gözünün kenarı ve kolları yara içerisindeydi.
"Bunlar sizin Dünyadaki özel eğitmenlerinizdi. Burada da öğretmenleriniz olacaklar. Hepiniz onları aile olarak tanıdınız biliyorum ama artık öğretmen olarak tanıyacaksınız. GSEM'in en önemli şartlarından birisi korkusuz olmaktır ve eğitilirken hepinizden bunu bekliyoruz. Sert kurallarımız var, zayıflık belirtisi gösteren herkes ceza yer." Dedi, yediğim tokat...
"Hepinizin kendine has özel güçleri var. Kiminde bunları keşfetmek uzun zaman alır, kimisinde hemen gösterir. Yeteneklerinizi hemen ortaya çıkarmak için uğraşacağız, çünkü fazla zamanımız yok." Dedi, "Şimdi sizleri 5'er olmak üzere iki gruplara ayıracağız ve eğitiminizi öyle alacaksınız."Diyerek devam etti, "Aynı odalarda kalacak ve birbirinize alışmanızı isteyeceğiz, bu düzeni yapıyoruz çünkü savaş eğitimlerde 5-5 savaşmanız gerekecek. Yine de en sonunda birlikte savaşacağınız için, 10 kişide birbirini tanıyacak. Savaş alanında sevmediğiniz biriyle savaşmak savaşı kaybetmemize neden olur."
Her şey çok hızlı geliyordu. Hemen annemin kollarına koşmak istiyordum. Sanırım böyle düşünen tek ben değildim. Yine de, hiçbirimiz buna cesaret edemiyorduk. O kadar çok saçma konuşma yapmışlardı ki, bunların gerçek olma ihtimali hepimizi şoka uğratmıştı.
"Gruplar, Elizabet lütfen açıklar mısınız?" Dedi ve annem bir adım öne atılarak grupları okumaya başladı.
"Elaine, Merlin, Escanor, Miles,Kai." Dedi ve diğer grubuda okudu, onu pek dinlemedim ve kendi grubuma odaklandım. Benim grubum sağ tarafta diğer grupta sol taraftaydı.
Elaine sarışın ve ufak boylu bir kızdı, teni bembeyaz ve şirindi.Gözleri elaydı. Üstünde beyaz bir elbise vardı. Yüz hatlarından 16 olduğu anlaşılıyordu fakat, bedeninden 12 olduğuna yemin bile edilirdi.
Escanor uzun boylu ve turuncu saçlı bir erkekti. Çillere sahipti ve gözlükleri vardı. Üstünde beyaz bir gömlek ve altında sade bir pantolon vardı. Yüzünün bazı yerlerinde yaralar vardı ve o da beyaz tenliydi.
Miles siyah saçlı ve siyah gözlere sahip bir erkekti. Biraz iriydi, yine de göze batmıyordu. Esmerdi. Üstünde siyah bir ceket vardı. Altında da sade bir pantolon vardı.
Kai, grimsi saçlara ve yeşil gözlere sahipti. Diş telleri vardı ve üstünde beyaz bir tişörtle altına pijama tarzı bir şey giymişti. Onun çok rahat ve umursamaz olduğunu burdan bile anlamıştım.
Onlara nazaran ben çirkin kalıyordum, kısa saçlara sahiptim ve mutasyona uğramıştım. Mutasyondan kastım, bir gözüm siyah bir gözüm maviydi. Üstümde ise bana verdikleri kıyafetler vardı. Neden diğerlerine de verilmemişti? Gerçi onların üstü gayet temiz duruyordu.
"Gruplar hazır olduğuna göre, Gsemde kısa bir tur attırabiliriz." Dedi annemin yanındaki turuncu saçlı adam, Escanor'un babası olabileceğini düşündüm. Benziyorlardı.
"Şunlara baksana, şoka girdiler. Bence daha hazır değiller." Dedi annem.
"Alışmalarını mı bekleyeceğiz bir de?" Dedi adam.
"King! Beklemek zorundayız! Şunlara bakar mısın? Gözlerinde inanç bile yok. Yarın ilk işimiz derslerden sonra onları merkezde tur attırmak olur ama şimdilik odalarına gidip kendileri ile tanışmaları gerekli." Dedi.
Adam yüzünü aşmıştı ama onaylar anlamında başını salladı.
"BAN! JOHN! Küçük savaşçıları odalarına götürür müsünüz?" Diye bağırdı aynı adam ve Ban ile diğer kel odaya girdiler. Ban bana doğru gülümsedi. Ve grubumun olduğu tarafa gelip bizi merdivenden çıkarmaya başladı. Aynı zamanda adını yeni öğrendiğim John isimli kel, diğer grubu diğer merdivenlerden çıkarıyordu. Neden aynı yerden girmiyorduk? Diğerleri ile tanışıp burdan kaçabilirdik.
Bu planımı şimdilik içimde tuttum. Delilerin eline düşmüştük! Anlattıkları hicbir şeye gram inanmadım. Bunlar delirmiş olmalıydı. Tarikat falan bile olabilirlerdi. Çok korkutucu!
Ban'ın liderliğinde uzun koridoru yürürken beni tıktıkları odanın önünden geçtik ve bir merdivene daha ulaştık, bir merdiven daha mı tırmanmamız gerekliydi?
Tüm grup birbirine bakıyordu sanki hepsinin demek istediği bir şeyler vardı. Merdivenleri tırmanırken aynı koridordakine benzer resimler dikkatimi çekti. Benim gibi diğerlerinin de dikkatini çekmişlerdi. Acaba anlattıkları gerçek ve bunlarla ilişkili miydi?
Yukarı ulaştığımız zaman bir kapıdan içeriye doğru geçtik, daha geniş ve parlak bir alan bizi karşıladı. Burası yuvarlaktı ve pencereye sahipti. Çok sevindiğim için koşarak pencereye gittim.
Ah ne güzel bulutlar! Bir saniye... Bulutlar? Yerde? Ne!
"CİDDEN GÖKYÜZÜNDE MİYİZ!" diye çığlık attım. O sırada odada ki herkes panikleyerek bana baktı. Ve hepsi koşarak pencerelere gittiler. Her yatağın yanında 5 tane pencere vardı.
Herkes şoka uğramış gibi Ban'a bakıyordu. Ban kahkaha atmaya başladı ve hepimizin başını okşayarak,"Çocuklar bunlar birer şaka değil. Sizi tek bırakıyorum ki biraz kafa patlatın. Yemek saati 1 saat sonra ama henüz alışmadığınız için sizi ben gelip alacağım." Dedi ve odadan cıktı.
Escanor söze ilk atılan oldu,"Bunlar saçmalık! Birkaç delinin eline düştük, kaçmamız lazım." Dedi. Ah, benimle aynı fikirde olan birisi ne kadar da hoş.
"Bulut işine ne diyorsun peki havuç kafalı?" Dedi Kai. Escanor sert bir şekilde ona baktı.
"Tamamen programdır. Filmlerde hiç görmediniz mi? Teknoloji çok ileri seviye. Ayrıca, bir daha bana havuç kafa dersen seni duvara havuç şeklinde yapıştırırım." Dedi. Elaine kenarda pencereyi açmaya çalışıyordu. Bedeni o kadar küçüktü ki onu sevmek istiyordum. Pencereyi açmaya çalışırken bile çok komik gözüküyordu.
"Birisi pencereyi açabilir mi? Teknoloji mi yoksa gerçek mi anlayabiliriz." Diyerek söze atıldı. Çocuk gibi sesi vardı! Gülmemek adına kendimi çok zor tuttum.
O sırada Miles ayağa kalktı ve Elaine'ye pencereyi açması adına yardımda bulundu. Pencereyi açınca odaya oksijen dolmaya, hatta fazlasıyla dolmaya ve içerisi soğumaya başladı.
Pencereyi kapat demek istiyordum fakat pencereyi kapatmasını istemiyordum. O yüzden pencereye doğru yürüdüm. Kafamızı uzatamıyorduk, basınç çok fazlaydı.
"Sanırım gerçekmiş" diyerek pencereyi hızla kapattı Miles.
"Kafayı yiyecegim! Özel güçler, savaşçılar, saçma salak GÖKYÜZÜNDE OLAN BİR MEKÂN." Bunu derken sesim çok fazla çıkmıştı ve derin derin nefesler alıyordum. Gerçekten çok fazla gelmişti tüm bunlar. Escanor elini omzuma attı.
"Ben de kabullenmiyorum Merlin." Dedi ve etrafa bakındı. Kai korkmuş gözlerle bana bakıyordu.
"Merlin gözün... Gözünün kenarında hep o siyah iz var mıdır?"
Ne izinden bahsediyordu? Tuhaf tuhaf ona neyden söz ediyorsun dercesine baktım. Koşarak odanın kenarındaki masadan küçük bir ayna getirdi.
Gözümün kenarında siyah bir iz vardı. Saçımı kaldırıp daha dikkatli bakmak istedim ama iz kayboldu.
Herkes anın tuhaflığı ile sessizliğe bürünmüştü. O iz neyin nesiydi öyle?
"Belki bir lekedir ve silinmiştir." Dedi Kai. Ve odadaki herkes Kai'nin bu dediğine hak verdi. Öyle saçma ve tuhaf bir şey olamazdı.
"Eee ne yapacağız? Her şey çok tuhaf." Diye yineden söylendi Escanor.
"Bence burdan kaçamayız. Üstelik şu gökyüzü meselesi, bence her şeyi kanıtlıyor." Dedi Elaine. Yatağın üstünde ayaklarını bi ileri bi geri sallıyordu. Onun bu dediğine herkes hak verdi.
"Eğer tüm bunlar gerçek ise burası çok iyi korunuyordur. Üstelik ailelerimiz, o kürsüdelerdi." Dedi Miles. Herkes bu detayı kaçırmış gibi Miles'a baktı.
"Oradaki insanlar herkesin anne ve babasıydı yani öyle mi?" Diyerek sordum. Etraf buna onay verdi.
Çok kafa karıştırıcıydı. Acaba diğer 5 kişi ne halde diye kendime sormadan edemedim.
"Bence yarını beklemeniz lazım." Dedi Escanor.
"Belki gerçekten haklılardır. Ben anneme güveniyorum." Diyerek ekledi Elaine.
Bunlar gerçekten mantıklı sözlerdi fakat bize anlatılanlar çok mantık dışıydı.
"Haklı olabilirsiniz." Dedim. Ve yere baktım. Çok iç sıkıntısına kapılmıştım.
Herkes bir şeyler düşünüyordu ama bunlar ne bilmiyordum. Uzun bir süre sessiz kaldık.
"O zaman buraya alışmamız lazım." Dedim. Evet kaçma planlarım vardı ama annemi burada gördükten sonra her şeyin doğru olabileceğini düşünmeye başlamıştım.
Herkes tip tip bana bakıyordu,"Ben de Elaine gibi anneme güveniyorum, bir bildiği mutlaka oluyordu. Eğer dedikleri doğruysa..." yutkundum,"Eğer dedikleri doğruysa, biz gelecek savaşçılarıyız. Sanırım kurtarmamız gereken bir şeyler var... Yani kulağa hala saçma geliyor ama gün geçtikçe göreceğiz. Bence, herkesten çok birbirimize güvenmemiz lazım. Birimiz hepimiz için mantığı." Dedim. Herkes yine düşünceli gözler ile bana bakıyordu.
"Ben Merlin'e katılıyorum." Dedi Elaine, onu destekler biçimde Miles ve Kai'de başıyla onayladı. Herkes Escanor' a doğru bakıyordu.
Ayağa kalktı,"Pekala. Birbirimizin her zaman yanında olacaksak... Sanırım ben bu fıkre varım. Ben de babama güveniyorum." Dedi.
Eğer ailelerimiz burada olmasaydı teoriyi destekleyecek hiçbir şeyimiz olmayacagi için kendimizi avuttugumuzu düşündüm. Gerçi, kendimizi avutmak zorundaydık. Yoksa bu tuhaf yeri anlayamaz, işin içinden çıkamazdık.
Elimi ortaya koydum, "Benimlesiniz o zaman?" Dedim. Herkes teker teker elini üstüme koyarak, "seninleyiz." Dedi.
"O zaman" diye fısıldadım ve "Buranın olayını çözmek adına!" Diyerek bağırdım.
Çözecektik burayı, hep beraber.