İZ Bölüm 2

1121 Words
(karakterimiz şu an 16 yaşında olduğu için küçük) - Uyandığım zaman, kafamın deli gibi ağrıdığını fark ettim. O kadar çok ağrıyordu ki, sanki her yerine ama her yerine iğneler batıyordu. Yatakta sağa döndüm, çok garip bir rüya görmüştüm gerçekten... O kadar tuhaftı ki! Annem beni pencereden aşağıya atıyordu. Kıkırdadım ve beyaz tavana baktım. Ne kadar güzel bir tava-Bir dakika!Odamın tavanı benim mavi ve üzerinde bulut çizimleri vardı. Aman Tanrım! Rüya değil miydi? Hızlıca yatakta doğruldum ve etrafıma baktım, sade bir odanın içindeydim. Gözlerimi biraz kaşıdım, belki hala rüyadaydım. Koluma baktım ve kendimi cimcikledim. "Ahh!" Kesinlikle rüya değildi. Odayı daha fazla incelemeye başladım, duvarlar beyaz, yatak beyaz, cam yok. Neden cam yok? Neredeydim? Hemen yataktan kalktım. Kalkmam ile yere düşmem bir oldu, gözlerim kararmıştı. "KAHRETSİN!" dedim. Bunu dememle beraber odamın kapısı açıldı. Bu dün gelen kel adamlardan biriydi. Hangisi, hangisiydi şu an ayırt edemiyordum. "Saat sabah 8 ve sen şimdiden uyanır uyanmaz deli gibi ses çıkarmaya, düşmeye başladın." Dedi. Kızgın gözlerle ona baktım ve sonra da arkasındaki açık kapıya. Yerimde doğruldum ve birkaç saniye yüzüne baktım. Gülümsedim ve kapıya doğru koşmaya başladım. Kaçtım işte seni salak. Keşke öyle düşünmeseydim... Kapıya doğru koştum fakat kapı bir anda yüzüme kapandı ve yüzümü kapıya çarptım. Demir mi? Demir kapı mı olur? Şaka mısınız siz ya! diye düşündüm. Odanın içinde bir sağa bir sola giderek bağırmaya başladım. "Harika! Gerçekten kaçırıldım! Ve bu durumu kabullenmem gerekiyor öyle mi? Normal olarakta kaçırılmadım, demir kapısı olan iki kel ve psikopat tarafından kaçırıldım! Bana bak kel," "Benim bir ismim var, Ban"dedi. "Umrumda mı sence? Bana bak, ke-Ban! Annemle buluşmam gerekliydi, beni merak etmiştir. Beni bırakırsan seni kimseye şikayet-" dememe kalmadan yüzüme tokat attı. "Zayıflık belirtisi." Dedi. Tanrım, şimdi çok sinirlenmiştim. "Ulan, şimdi geberttim seni." Hızla koluna yapıştım ve etini var gücümle ısırdım. Dudaklarımın arasından kan akıyordu ama Ban dediğimiz kel, bana sadece öylece bakıyordu. Ayrıca yine gülümsedi. Kolundan ayrıldım ve ağzımdaki kanı tükürdüm. "Senin canın acımaz mı?" dedim ve bana sadece bakmakla yetindi. Kolundaki kanı cebinden çıkardığı peçete ile silmeye başladı. Kolunu silerken odanın kenarında duran beyaz dolabı işaret ederek,"Üstün kirli, üstünü değiş. Yarim saat sonra yine geleceğim." Diyerek kapıya yürüdü. Demir kapı otomatik olarak açıldı, Ban odadan sakince çıktı ve kapı yine kapandı. Acaba bana ne yapacaklardı? Önce derimi mi yüzerlerdi yoksa tecavüz mu ederlerdi? Yoksa tecavüz ederken birisi derimi mi yüzerdi? Benim ailem zengin veya tanıdık değil ki, neden beni kaçırsınlar? Annemi nerden tanıyorlar? LAN KAFAYI YİCEM "AAAAAAAAAAAAA" diyerek var gücümle çığlık atıyordum. Neden annemi dinleyerek tren istasyonuna gecenin bilmem kaçında gittim ki? Of anne, şu an nerdesin kim bilir. Başım çok ağrıyor, ne yapmam gerek bilmiyorum. Gözlerimdeki göz yaşını sildim. Kaçırıldım ama zarar almadan kesinlikle kaçacaktım. Yani bir planım yoktu fakat beni bu odadan dışarı çıkaracakları kesindi. Yoksa neden yarım saat sonra geleceğini söylesin? Ayrıca felaket acıkmıştım. Biraz uslu durmanın zararı olmaz, hem gözlerine girersem daha kolay kaçabilirim diye düşündüm. Bu yüzden beyaz dolaba doğru yürüdüm. İçinde tek bir kıyafet vardı. Biraz üniformayı andırıyordu fakat üniforma değildi, beyaz bir gömlek ve üzerinde bordo bir ceket ile altında siyah bir pantolon bırakmışlardı. Eh, ne bekliyordum? Aşırı seksi kıyafetler mi? Bunlar bile iyi. Gömleği üzerime geçirdim ve kollarını ayarlamaya başladım. Kollarını ayarladıktan sonra altıma pantolonu geçirdim ve üstüne bordo olan ceketi giydim. Kirli kıyafetleri odanın kenarına doğru fırlattım. Temiz kıyafetler giymek, bu durumda ne kadar mutlu olunabilirse ruhumu o kadar mutlu etti. O sırada yine demir kapı açıldı. "Ban?" Dedim ve gülümsedi. Elinde bir tepsi vardı. Yaşasın! Yemek! Gözlerimin parladığından emindim. "Uslu durduğun için bir ödül." Dedi ve tepsiyi önüme koydu, bir tabak makarna ve yanında puding getirmişti. Çok sevindim şu an, "Hemen yemen lazım." Dedi ve yere oturdu, ben de önümdeki tepsiyi yemeye koyuldum. Hiç yemek ister misin diye sormamıştım ama onların zaten yemek yediğini düşündüm. Bir çocuk kaçırıcısı olarak güzel kıyafetler ve güzel bir yemek yemiştim. "Çocuk kaçırıcısı değiliz Merlin. Sizi öyle almazsak 12 yaşındaki hiçbir çocuk isteği ile bizimle gelmez. Bilinçli yetiştirilmiş olmanız gerek." Makarnayı yutarken sadece gözlerine ve kel kafasına bakıyordum, "Çocukların arasında en güçlüsü sensin." Dedi ve devam etti,"Bu güç davranışlarına ve sana yansımış" dedi. Ne gücü ya? Beden derslerinde ipe en önce tırmanan hep ben oluyordum ondan mı bahsediyor acaba. "Neyse beni anlayacaksın çok sonra zaten." Dedi ve ben yemeği bitirene kadar beni izlemeye devam etti. Pudingi yerken aklıma yemeklerin zehirli olabileceği geldi. O yüzden ağzımdaki son puding yanlışlıkla tükürdüm. Ban şaşkınca suratıma baktı,"Yemek! Zehirli mi? İçinde ilaç mı var! Kusmam gerek." Diye devam ettim. Kendimi kusturmaya çalışırken Ban kollarımdan tuttu, "Merlin sakin olur musun! Yemek zehirli veya ilaçlı değil." Dedi. Çocuk kaçırıcısına nasıl güvenecektim? "Yalvarırım bana güven!" Diye bağırdı, bu bağırıştan sonra durdum ve yüzüne baktım. Eğer işlerine yarayacaksam yemekte zehir olmazdı hem zehir olsa neden kıyafet versinler? Kafamı onaylarcasına salladım. "Her şeyin sorun Merlin! Elizabeth seni iyi ve sorunlu yetiştirmiş." Dedi ve kollarımı bıraktı. "Annemin ismini nerden biliyorsun?"dedim. "Öğreneceksin." Tanrım bu gizemli havalarda neyin nesi ya? Ne durumdayım haberi var mı? Kızgın kızgın suratına baktım, beni zorluyordu. Gerçi zorlasa ne olacaktı? Adam zarar almıyordu. "Neden zarar almıyorsun." dedim. Bu olağanüstü bir olaydı. "Of." Dedi ve kolundaki saatte baktı,"Hadi gidelim." Dedi ve kapıya doğru yürüdü. Ben ise olduğum yerde duruyordum. Elini bana doğru uzattı, "Elimi tut Merlin." Dedi ama onun yerine yanına doğru gelmeyi tercih ettim. Bu da olur gibisinden bana baktı ve demir kapı açıldı. Bu sefer omzumdan tuttu,"Kaçmaya çalışmak yok yoksa canın yanar." Dedi. Tamam, şu anlık kaçmak yok. Başımı salladım. Önümüze gerçekten çok uzun bir koridor çıktı ve koridorda dümdüz yürümeye başladık. Koridorlarda anlamsız resimler vardı. Mesela bir tabloda kılıç kılıca çarpışan yüzden fazla insan vardı ve tepedeki güneş kırmızıydı. Bir tanesinde biraz bana benzeyen birisi, insana benzemeyen bir varlıkla yüzyüzeydi. Bir tanesinde melek kanatları olan kadınlar güneşin etrafında duruyorlardı. Bunlar baya garip tablolar... Kim böyle şeyleri koridora asar? "Resimleri sevdin mi?" Dedi Ban. Hiçbir şey deme gereksimi duymadım ve yürümeye devam ettik. Bu tuhaf tabloların sonu yok herhalde diye düşünmeden kendimi tutamadım. Ben öyle düşünürken bir merdivenin önüne gelmiştik. Aşağıya doğru inerken, aşağıya bakmaya çalıştım. Ban önümde durdu ve omzuna çarptım. Bana doğru döndü, "Aşağıya baktın mı? Eğer baktıysan orda kaç tane çocuk vardı sence?" Dedi. Ne? "9" dedim. Şaşkınlıkla yüzüme baktı, sayıp saymadığımı sordu ve başımı olumsuz anlamda salladım. Saymamıştım. Elini kulağa götürdü, "Savaşçı 5, Merlin. Görsel ve sayısal zeka ileri seviye." Diyip bir şeyleri teyit ettirdi. Bu sözlerden anladığım kadarıyla cidden çocuk kaçırmıyorlardı herhalde. Başka bir iş dönüyor olmalıydı. Öğrenmem gerekliydi. Aşağıya indiğimizde, Ban merdivenin ucunda durdu, "Burda gidiyorum." Dedi ve gitti. Çocukları saymaya başladım, 9 ürkek ve hiçbir şey anlamayan tahminen 16 yaşındaki çocukla aynı yerde duruyordum. Benle beraber 10 ediyordu ve 5 kız 5 erkektik. Kocaman bir salonun içerisindeydik. Biraz yaşlı duran bir kadın kürsüye benzeyen bir şeyin üzerindeydi, mikrofona doğru yaklaştı ve konuştu. "Merhaba savaşçılar!" Savaşçılar mı? Gerçekten, işler tuhaflaşıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD