İZ Bölüm 19

2849 Words
21 Kasım 2017 ''Sessiz olun, Miles'ı uyandıracaksınız.'' dediğim zaman herkes aşağıyı süslemekle meşguldü. Bugün Miles'ın doğum günüydü ve herkes çok ilerleme kaydettiği için, minik bir partiden zarar gelmez diye düşünüyordum. ''Saat kaç?'' diye sordu Escanor, Miles benden sonra en çok uyuyan 2. kişiydi. Bu yüzden çok dert etmemiştik, mutfağa doğru ilerlerken, Elaine'nin sesini duydum. ''Saat 12, 10 veya 20 dakika sonra uyanır.'' Mutfaktaki çikolatalı pastaya göz attığımda, bunu hepimizin yapmış olması beni gururlandırmıştı. Çok ilerleme kaydetmiştik, herkes gücünde ustalaşmıştı ve herkes gayet iyiydi. Savaş'a neredeyse çok hazırdık, fakat Kai hala İblis yaralarını iyileştirecek seviyeye gelmemişti. Sanırım gelemeyecekti de. Çünkü çok zordu o seviye. Bu beni biraz üzüyordu, çünkü o savaşta hiçbir şey yapamayacağına inanıyordu. Fakat seviyesi yine de baya ilerlemiş, koruduğu alan menzilini baya genişletmişti. ''Merlin, ne oldu yine dalmışsın?'' diyen Kai'ye başımı çevirdim. ''Hiç ya, oluyor arada öyle, biliyorsun.'' dedim, çekmeceden bir bıçak çıkarmıştım ve bardaklarla beraber tepsinin içine koymuştum, Kai ise mumları diziyordu. ''Bilmem mi, bu sıralar fazlalaştı sadece.'' ''Evet ya, yorgunum baya. Size aura hissetmeyi nasıl öğreteceğimi düşünüyordum.'' dedim, hayır aslında yalan, onu nasıl yapacağımı çoktan çözmüştüm. ''Yalan söylediğini biliyorum, Merlin.'' dediğinde, mumları dizmeyi bırakmış ve kafasını bana çevmişti, ''Ben o seviyeye asla gelemeyeceğim, değil mi?'' dediğinde ise, gözlerinden yaşlar akıyordu. Yavaşça nefes alıp verdim, bu çocuk çok insan sarrafıydı. ''Kai, evet biliyorum o savaşta çok üzüldün ve evet çok öğrenmek istiyorsun ama o seviye hepimizi aşıyor. İblisler çok güçlü, yine de herkesten çok ilerledin, menzillerini arttırdın, kişisel koruma büyüsü yaptın. Varsın yoksun, iblis yaralarımız iyileşmesin. Savaşta, kendini üzmen işimize yaramayacak, hem bizi koruduğun sürece yara kapmayız.'' dedim. Tüm düşündüklerimi, biraz daha yumuşatarak tek nefeste söylediğimden, Kai şaşkınca yüzüme bakıyordu. Ona gülümsedim ve akan birkaç gözyaşını elimle sildim, ''Güzel günler bekliyor bizi, bak bana ben hiç umutsuz muyum? Tüm savaş sizin elinizde, ben işe bile yaramayacağım savaşta.'' Güldü,''Savaştan önce yeterince işe yarıyorsun.'' dediğinde, beyaz saçlarını karıştırdım, ''Harbi keretasınız haaa, hadi al şu pastayı içeri götür, Miles uyandı uyanacak.'' dediğimde, yüzündeki hüznün biraz gitmesine seviniyordum. Pastayı iki eliyle tutarak, mutfaktan çıktığında, bende bulanan mideme söz geçiremeden, çöp kutusuna kustum. Birkaç gündür midem bulanıyordu ve sanırım bu gidişle hasta olacaktım fakat dayanmak zorundaydım ve bunu kimseye çaktırmadan da hastalığımı atlamaktan zorundaydım. Mutfaktaki çeşmeden ağzımı yıkayıp, mutfaktaki tepsiyi elime aldım ve uzun holde yürüyüp, ana mekana çıktım. Buraya ilk geldiğimiz günü asla unutamayacaktım sanırım.  ''Herkes nerede?'' diye bir ses yukarıdan geldiğinde, bu sesin sadece Miles'a ait olduğunu biliyorduk. Herkese bir göz işareti ile saklanmalarını işaret ettiğimde herkes bi yere saklanmıştı, ben Escanor ile masanın altına girerken, Kai bir çiçeğin arkasına,Elaine ise örttüğü perdelerin arkasına saklanmıştı. "Kimse var mı?" Diye bağıran Miles'ın sesi baya endişeli geliyordu. Adım seslerini duyduğum zaman, heyecandan kıkırdıyordum. "HEYYYY!" Aşağı inen adımlar hızlanmıştı ve son basamağa gelmeden 2 basamak kala zıplamıştı. Bunu duyduğum sesten anlamıştım. Odanın perdeleri örtülü olduğu için içerisi, yeni uyanan birisi için zifiri karanlık sayılırdı. Özellikle Miles'ın odasını aydınlatmıştık ki gözleri hemen karanlığa alışmasın. Benim öksürmem ile herkes sürpriz diye bağıracaktı ve herkes hazır pozisyonda beni bekliyordu. Kendimi masanın altından çıkabilecek şekilde ayarladım ve öksürdüm. "Öhö." Diye öksürdüğüm zaman herkes saklandığı yerden çıkmıştı fakat ben başımı masanın kenarına çarpmayı başarmıştım. "SÜRPPPPRİZZZZZ." Diye bağıran seslerde sadece Elaine ve Kai vardı. Başımı carptığım için acıdan bağıramamıştım ve Escanor bana yardım etmek için durmuş elini uzatmıştı. Onun elinden tutarak kalktım ve gülümsedim. "Sürpppriiiizzzz, keşke başımı çarp- Hey hey, neden ağlıyorsun?" Dedim, bu sıralar herkes ağlıyordu. "Ağlamıyorum." Dedi Miles burnunu çekerek, "Bu benim için mi? Size bir şey oldu diye çok korktum." Dedi ve tekrar burnunu çekerek gözyaşlarını durdurdu, gözleri çikolatalı pastada sabit kaldı, "İçinde damla çikolatası var mı?" Diye sorduğunda titrek bir ses ile herkes gülmeye başlamıştı. "Evet," dedi Escanor, çoktan elini Miles'ın omzuna atıp gülmüştü,"Evet var, ben özellikle söyledim." Ben o gün onlara iyi bir nutuk çektikten sonra ikisi de ne kadar aptal davrandıklarını anlamış, en yakın arkadaş bile olmuşlardı. Kai ve Elaine desen apayrı bir Dünyadalardı, ayrıca ben bunları düşünürken midem guruldamıştı. Herkes karnıma bakarken, kahkaha tüm odayı doldurduğunda, içimden daha fazla böyle günler geçirmemizi diledim. Daha fazla kahkaha, daha fazla şenlik. Pastadaki mumları üflerken de, Miles'ın bunu dileyeceğini biliyordum. - 16 Aralık 2017 ''Herkes hazır mı?'' diye sorduğumda, artık kişisel çalışmalardan çok grup çalışmalarına odaklandığımız zamanlar gelmişti. Herkes artık sorumluluklarını daha iyi yapıyordu, belimdeki yükü azaltıyordu. Ben ise, her gün kütüphaneye gidiyor, elimdeki kitaptan sadece 10 tane kalmasının endişesi ile yanıp tutuşuyor. Geçen süreden korkuyor, acaba savaş başladığında nasıl haberimiz olacak? diye düşünerek her gece kendimi kemiriyor ama her sabah bunu asla belli etmeyerek yeni bir güne uyanıyor, kahvaltı ediyor ve grubu çalıştırıyordum. ''Herkes hazır mı, dedim.'' diye cümlemi tekrar ettiğimde, Elaine eliyle onaylama işareti yaptı, ''Pekala, bu geçen seferkinden daha zor olacak. Bu sefer mavi iblisleri devreye sokuyorum, zayıflığı-'' Sözümü kesen Elaine oldu, ''Zayıflığı, dikkatini sadece bir yerde toplayabilmeleri. Escanor ve Kai, sağa geçin, Miles ortada dur ben arkadan saldıracağım.'' dedi. Herkes Elaine'nin dediği pozisyonu alırken, kendimle ve onlarla gurur duymadan edemiyordum. Fakat unuttukları bir şey vardı, bir iblis değil iki iblis gönderecektim simülasyona. ''Yükleme, başlıyor...'' dediğimde, iki ibliside simülasyona yükledim ve onları izlemeye başladım. Elaine afallasa bile bozuntuya vermedi. ''Escanor!'' diye bağırdığında, Miles Escanor'un yarattığı minik buz parçalarını fırlatıyordu ve Elaine, çiçek çağırma büyüsünü yapıyordu. İki tane et yiyen, savaşta yerini alınca, Elaine başka yarattığı bir gülün üzerine binerek Kai'nin yanına gitti. Birinci iblisi oyalamayı başarsalar bile, ikinci iblis Miles'a saldırmak üzere yürüyordu. Tam Miles'a saldıracakken, Kai bir alan yaratıp Miles'ı içine aldı. Miles tepesindeki Kai'ye gülümsedi ve simülasyonda bulunan en büyük taşlardan birini havaya kaldırarak iblisi ezdi. Birinci iblis ise hala yerde yediği mızraklarla beraber kıvranıyordu. En sonunda, dokuz kalbine birden mızrak yediğinde, yerde donup kaldı. Herkes simülasyon bitti sanıyordu fakat ben 4 tane daha iblis gönderdim. Gelecek kitabı ne ile savaşacağımızı söylemiyordu veya yazmamıştı. Savaşacağımız şeyler iblis değildi fakat simülasyonda sadece iblisleri yükleyebiliyorduk. Bu benim canımı baya sıktığı için, onları sürekli böyle sürprizlerle zorluyordum. Elaine'nin çığlığı ile oraya tekrar odaklandım, üç iblisten bir tanesi tam Elaine'ye saldıracakken, Kai yine menzilli bir kalkan ile onu korumuştu. Ne zaman nerede olacağını çok iyi biliyordu. Onlar savaşırken, bende gözlemlediğim her şeyi not defterime kaydediyordum. Kai'nin performansı her zaman olduğu gibi şahaneydi fakat Escanor formundan düşmüş gibiydi, bunu bir kenara not alarak, ona tekrardan bir kişisel eğitim yapacağımı aklıma kazıdım. Elaine, tam 3 seviye birden atlamıştı bu süre zarfında. Artık bitkileri çağırabiliyor, bitkileri belirli bir boya kadar değil tam tamına 7 metre kadar uzatabiliyor-hatta daha fazlası bile olabilir- ve artık onları zarar almayacak şekilde doğru pozisyonda yönlendirebiliyordu. Aynı zamanda, eskiden bir çiçek yapmakta bile zorlanan Elaine, şimdi aynı anda 4 tane çiçek yaratabiliyordu- hemde bunlar et yiyenler gibi tehlikeli bitkilerdi- Miles artık bir yeri yerçekimsiz bırakabiliyor bu süre zarfında tamamen konsantre olması gerekiyordu. Bu da eğer bunu yapmaya kalkarsa savaşta tamamen onu korumak zorunda oldukları anlamına geliyordu, bu yüzden bu çok zordu ve sadece zor anlar için saklanıyordu. Ayrıca, artık bir insanı da kaldırabiliyordu. Escanor aralarında en gelişendi. Gelemediği tek seviye, kan bükmekti. Buzdan insanlar bile yaratabiliyordu fakat bu da onu çok zorluyordu.  Kai zaten oldum olası kendini bu işe adamıştı. Son iblisi öldürdüklerini gördüğümde, mikrofona doğru eğildim. ''Escanor, yanıma gel. Geri kalan herkes dağılabilir. Yine çok iyiydiniz.'' dediğimde, simülasyon yavaş yavaş siliniyordu. Herkes beyaz duvara doğru yürüdüğünde, Escanor sol duvara saparak benim yanıma doğru merdivenlerden yukarı çıkmaya başlamıştı. Kapı usulca açılınca, Escanor'da içeri girmişti. Yanımdaki sandalyeyi gözlerim ile işaret ettim. Zaten bana haftalardır tuhaf davranıyordu, şimdi bu tamamen eğitimlere de işlemişti. ''Escanor, sen neredeyse aralarında en gelişensin, neyin var?'' diye sorduğumda, başını yerden kaldırmıyor ve sessizce oraya bakıyordu. ''Escanor, benimle paylaş lütfen. Savaş ne zaman gelecek bilmiyoruz, yani bu yarın bile olabilir. Bu halde kalman yalnızsa senin için değil, herkes için çok zararlı.'' dediğimde, hala önündeki elleri ile oynuyordu. ''Ben...'' dedi usulca, biraz sinirlerim gerilmişti. Bana hep yakın davranıyordu ama son günlerde uzaklaşmış, arayı açmıştı. Bu, beni anlam veremediğim bir şekilde üzüyordu. Fakat ben üzüntümü yansıtmıyordum. Acaba bir ara duygu eğitimi falan mı verseydim? Saçmalıyordum. ''Sen ne Escanor?'' dediğimde, sandalyede hızlıca ayağa kalktı, beni elimden tutup sandalyemden kaldırdı. Aramızda bir adımlık bir mesafe vardı, kendimi geri çekmeye çalıştım fakat eliyle belimi tuttu ve buna izin vermedi. ''Merlin...'' ''Escanor, bence ne diyeceksen-'' Lafımı kesen şey, onun beni dudaklarımdan öpmesi ile son bulmuştu. -- 21 Aralık 2017 ''Bugün tatil,'' dedim Miles'ın suratına doğru bakarak. Bu, bugün eğitim yok dinlenelim biraz, demekti. Miles onaylamış şekilde kafasını salladı. Yatağıma doğru geri uzandığımda, sadece düşünüyordum.O günden beri Escanor ile tek kelime bile konuşmamıştık. Bu kadar olay arasında, aşkı düşünemeyiz dediğim halde, bir de o olaydan iki gün sonra, Kai ile Elaine'nin sevgili olduğunu öğrenmiştim. Ben dışında, sanırım herkes duygularına da yer ayırmıştı. Ben ise korkuyordum, sanki kendime zaman ayırsam, her şeyi kaybederiz gibi korkuyordum. Bu yüzden, o andan itibaren Escanor'a tek bir şey bile dememiştim. Onu reddetmemiştim ama onaylamamıştım da, bu yüzden sanırım o da benden yeterince uzak duruyordu. En son birinden hoşlandığımda, hayatımda her şey berbat gitmişti. Escanor, çok tatlı ve nazikti. Onu düşündüğümde tuhaf oluyordum, özellikle öpüşmeyi. Fakat... Korkutucuydu işte. Yastığa yüzümü bastırarak çığlık attığımda ve yastığı yüzümden tekrar çektiğimde, başımda beliren bir Escanor görmüştüm. Tam sırası gerçekten... ''Hey,'' dedi, yastığı elimden alarak ve yatağın kenarına oturdu. Odaya göz attığımda, Miles, Kai ve Elaine'nin olmadığını gördüm ve seslice yutkundum. Ya beni tekrar öperse? O zaman ne yapacaktım? Panik olmuştum. Fakat o beklemediğim bir şey yaptı. ''Özür dilerim,'' dedi, endişe ve panik dolu halimle ona bakarken o bana çok mahçup bir şekilde bakıyordu... Yine. ''Desteği Kai'den aldım. O Elaine'ye açıldığında, bana da gaz verdi ve tutamadım kendimi. Daha farklı yapmalıydım bunu, seni korkutarak değil.'' dediğinde, Kai'yi şu an öldürmek istediğimi fark etmiştim. ''Benim dışımda herkes pembe dizi yaşıyor sanırım,'' dedim hafif bir sitemle, ''Yani ben dışında herkes Elaine ve Kai'nin sevgili olduğunu biliyor ama ben bunu 2 hafta sonra öğrendim.'' dedim. Gerçekten de öyleydi. ''Çünkü sen saçmalıyorsun!'' dedi, hafif ses tonu yükselmişti,''Evet, önümüzde savaş var ve evet, Tanrı kahretsin ki ölme riski altındayız, o zaman böyle eğitilirken hayatımızı yaşayalım. Kaç gün kaldı, ne olacak, ne olmayacak bilmiyoruz ve sen sadece buna zaman yok diyorsun. Belki de 4 sene var savaşa Merlin! Ve biz belki de 4 sene sonra öleceğiz ama sen hala saçma salak düşünüp kendini SOYUTLUYORSUN!'' dedi, soyutluyorsun kelimesini bastırarak söylemişti. Haklıydı, her kelimesinde. ''Tamam, benden hoşlanmamanı anlarım, kimse kimseyi zorla sevemez ama duygularını da yaşarsan ölmezsin. Bize hayat sun, savaşta ölürsek bir daha yaşayamayacağız çünkü,'' dedi ve ayaklandı, ''Ben aşağıya iniyorum, malum hayatı burada yaşamak zorundayız artık.'' Kapıya doğru yürüdü ve kapıyı çarparak çıktı. Gözlerim dolduğunda, uzun zaman sonra ilk kez bu kadar yoğun hissettiğimi fark ettim ve bu sefer şaşırılacak bir şey yaptım. Kendimi tutmadım ve ağladım. - 31 Aralık 2017 ''BUGÜÜÜÜÜÜN YILBAAAAAAAAAAAAŞI, BUGÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜN.'' diye bağıran Elaine'nin ağzını artık bantlamak, onu sonsuza kadar susturmak, onu eşlik eden Kai'yi çiğ çiğ yakmak istiyordum. Sabahtan beri bir şarkı, söyle söyle bitmedi. Bu arada, evet bugün yılbaşıydı ve evet, o konuşmadan sonra da biz Escanor ile hala konuşmamıştık fakat haklıydı, her kelimesinde, sanırım onunla flört etmeyi deneyecektim. Sanırım... Hala korkuyordum. ''BUGÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜNNNNNNNNNNNN LALALALALA.'' Şarkıyı dinleyip, kulaklarımı kapatırken havada uçan bir yastığın Elaine'nin yüzünü bulması bir olmuştu. Elaine, gözlerini kısarak Miles'a baktı, ben ise 3 saniye boyunca susmasına baya sevinmiştim. ''Kai,'' dedi Elaine sessizce, Kai ile sinsice birbirlerine bakıp gülümsediklerinde, Miles koşmak için hazırlanıyordu. ''Olamaaaaaaaaaaaaaz!'' diye bağırdı Miles,'' Sevgili işkencesi miiiiiiiiiiiiiiiiiii, lütfeeeeeeeeen çin işkencesi bile olur ama assssssssssssssla bu olmaz.'' dediğinde, keyifle onları izliyordum. Bu gece, hepimiz sadece odamızda takılmaya karar vermiştik. Mutfaktan asitli içecekler, çekirdek, patlamış mısır, kekler, jelibonlar alıp, tüm günümüzü beraber geçiriyorduk ve şu an saat akşam 8' di. Ve evet, Elaine sabahtaaaaaaaaaaan beri bu şarkıyı söylüyordu. SABAAAAAAAAAAAAAAAAH. Yılbaşı olması hepimizi mayıştırmıştı tabii, o yüzden de bu kadar keyifliydik. Ben tüm bunları düşünürken, Miles, Kai ve Elaine'nin altında ardı ardına yastıkla vuruluyordu. ''Meeeeerlin, Escanor! Yoldaşlarım, lütfen yardım edin.'' diye bağırdığında, Kai onun yüzüne yastıkla vurdu.   ''Sevgilime yastıkla vurmak he, al bakalım!'' dediğinde, Elaine baya gülüyordu. Escanorla bakıştık, biraz kırgın bakıyordu ve çok üzülüyordum. ''YOLDAŞLARIM!'' diye bağıran Milesla kendime geldim ve bir yastık kapıp, Escanor'a uzattım. Ona kaş göz işaret ettiğimde, sessizce yaklaşmamızı istediğimi anlamıştı. Escanor ile sessizce yaklaşıp, ben Elaine'nin o da Kai'nin üstüne atladığında, Miles alttan kurtulmanın sevinciyle, gücüyle odada kalan diğer yastıkları topladı ve üstümüze attı. ''YOLDAŞ FALAN YOK, BEN BU YOLDA TEKİM!'' dedi ve hepimizin üstüne tek tek yasık fırlatmaya başladı. Hepimiz hem gülüyor, hem de intikam planları kuruyorduk. Tam o sırada, Escanor asitli bir içeceği yerinden oynatıp, Miles'in ayaklarının altına ulaştırdığı zaman, Miles huylandı ve yerinde zıpladı. O sırada gücünü kaybettiğinde hepimiz Miles'ın üstüne atlayıp yastıkla vurmaya başladık. "Demek yoldaş yok ha, al sana." Diyerek vuruyordum yastıkla yüzüne, karnına ve bacaklarına da Escanor, Elaine ve Kai vuruyordu. "ÖZÜR DİLERİM, ATEŞ KEEES." diye bağırdığı zaman daha büyük bir kahkaha attım. "YOK ATEŞ KES FALAN." diyip yastıkla vurmaya devam ettiğimde, Miles bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Ben ne olduğuna dair ona bakmak istediğimde, gözlerini kapatmıştı. Hayır. Olamaz. Ben tüm bunları düşünürken bulunduğumuz alanda yavaşça havalanmamız bir olmuştu. Miles tüm gücünü kullanıp yerçekimini etkisiz hale getirmişti. "Ya ama bu hile." Dediğimde, Miles yerden bize bakıyordu. O kendi yerçekimi alanını koruyabiliyordu ama diğer kalanlar, yani biz havada mal mal süzülüyorduk. Bir ayağımı duvara yaslayıp, karşıya geçmek istediğimde benle beraber aynı şeyi Elaine'de tekrar etti ve havada birbirimize doğru çarpıştık. "BURNUMMM." diye Elaine ile aynı anda bağırdık. Burnum çok acımıştı ve hala aptal aptal havada süzülüyordum. "Bu çok sinir bozucu ya." Dedim mırıldanarak,fakat Elaine sanırım eğlenceli bir çözüm bulmuştu. "Beni izleyin." Dedi ve asitli içeceğin kapağını açıp havaya boşalttı, asitli içecek havada uçarken bunu nasıl akıl edemedim diye düşünüyordum, bu harika bir fikirdi. Hemen tekrar duvardan destek alarak asitli içeceğin havada süzüldügü yere doğru gittim ve ağzımı kocaman açarak asitli içeriyi ağzımdan içeri soktum. Bu çok keyifliydi. "Bu güç meseleleri harika bir olay Ya." Dediğimde, Elaine ve Kai başka bir asitli içeceği içiyordu havadan. Escanor ise havada, bir kenarda sessizce bizi izliyordu. Havada yüzerek onun yanına yaklaştım ve elimi uzattım, gözlerimin içine baktı. Bu, benim için özür dilerim demekti ama bunu sesli de ifade edecektim, şimdilik bununla idare etmeliydi. Elimden tuttu ve yüzüme gülümsedi. Ne kadar kırılırsa kırılsın, beni suçlamaması çok güzeldi. Gecenin ilerleyen vakitlerinde havada süzülmeye devam ettik. - -3.5 saat sonra- "Hey, sarı boya kalemim, saat kaç?" Diye soran Elaineye, okuduğum kitabın üzerinden baktım. Yarım saat sonra Miles yerçekimsiz alanı aktif yapmaktan yorulmuş ve bizi salmıştı ve şimdi ben kitap okuyordum diğerleri ise kendi aralarında konuşuyorlardı. "23.30 bal çiçeğim." Dediğinde Kai, Miles bana dönüp kusma işareti yaptığında kıkırdadım ve okuduğum kitaba geri döndüm. Evet biraz fazla yapış yapışlardı ama demek böyle seviyorlardı. Kitabın kapağını kapatıp olduğum yerde doğrulup biraz geçen zamanı düşündüm. Herkesi çok iyi eğitmiştim, çok kısa zamanda herkes kendini geliştirmiş neredeyse savaşa hazır olmuştu. Yapacak bir şey kalmamış gibi topluca hazırlanmaya başlamıştık, savaş ne zaman olacak yine de bilmiyorduk. Ya 4 sene sonra olursa? Ya hiç olmazsa? Sonsuza kadar burada kalacaktık. 5 kişi... Bu çok kötü olurdu. "Eğer hiç savaş olmazsa bu gökyüzünde olan sığınaktan nasıl çıkarız?" Diye sordum. Miles uzandığım yatakta başucuma oturdu. "Neden bizden şikayetçi misin?" "Saçmalama, ya hiç savaş olmazsa? Burada mı kalacaksınız sonsuza kadar. Yeryüzünü çok özledim, toprağı özledim." Dedim, yatakta sağa dönüp Miles'a daha rahat baktım, "Yeryüzünde de beraber oluruz ama daha düzenli, bir ev tutardık, güzel bir ev. Yaşardık, normal insanlar gibi." Dedim. Sesim biraz çatallanmıştı. Neredeyse asosyal yaşamımı bile özlüyordum. Bu kadar yükü kendime yükleyen bendim, Escanor kesinlikle haklıydı. "Birincisi, savaş kesinlikle olacak Merlin. Yaşadığımız mink savaşta bunu gördük." Dedi Miles, "İkincisi, bu savaşı kazanıp bu dediğin hayatı kuracağız." Dedi. Güven veren gözlerle bakıyordu, "Yeni yıla gireceğiz, o yüzden rahatla." Dediğinde, gözlerim Escanor ile buluştu. Ya, çok rahatlardım gerçekten. Savaş, beğendiğim ama kabullenemediğim bir çocuk, ara bozukluklar, eğitim. "Çok yorgunum." Dedim sessizce ama kimse duymadı. Duyulmasın istemiştim zaten. "Saat 23.50" dedi Kai. Zaman çabuk geçiyordu, saatler, dakikalar, saniyeler. Günler, aylar... Çok çabuk geçiyordu, daralıyordum. "Yıl bitti." Dedi Elaine, evet yıl bitmişti. Burada, kayıplar vererek, yeni kişiler yaşayarak. "Geçen sene böyle bir hayatın olacak deseler yılbaşında gülerdim." Dedi Escanor, "Özel güçlerin var ve birine aşık olacaksın deseler, asla inanmazdım." Diyerek cümlesini bitirdi. Dudaklarımı yaladım, laf banaydı ve nedense odada olan herkes bunu anlamıştı. Derin bir nefes aldım, "Hadi dilek dileyelim." Dedim, saatte baktım 23:55'di "Elaine, ortamıza bir gül yarat, 5 yapraklı olsun ve herkes bir yaprağını alıp sesli dilek dilesin." Dedim. Elaine bir gül yaratırken, biraz solmuş bir gül yaratmıştı, neden diye ona baktım,"Yapraklarını koparıcaz, ondan." Dediğinde, ölen bir çiçeğe bir amaç katması beni sevindirmişti. "Kai ile bir hayat diliyorum." Dedi Elaine ve ilk yaprağı çekti. "Savaşı kazanmayı diliyorum." Dedi Miles ve oda bir yaprak çekti. "Odada olan herkes biliyor zaten, Merlin bana aşık olsun istiyorum." Dedi ve bir yaprak çekti Escanor. "Elaine, savaşta tek bir yara almasın istiyorum." Dedi Kai, bu dileğine gülümsedim ve oda bir yaprak çekti. "Sizinle sonsuza kadar beraber olmayı diliyorum, bu arada 10 saniye kaldı." Dediğimde, herkes saatte baktı ve bende yaprağımı gizlice bir dilek daha tutarak çektim. Herkesin, ben olmasam bile herkesin kurtulmasını diliyordum. "9...8..7...6...5...4...3...2...1" "HOŞGELDİN YENI YIIL!" diye hep beraber bağırırken, Escanorun yanına gittim ve yanağına minik bir öpücük verdim. Yine mi nane kokusu? - Diğer bölüm biraz üzücü olacak, bu bölümde tüm şirin günleri topladım, çıkarmanız gereken şeyler; Hepsi gelişti, yeterince. Birbirlerine alıştılar. Bu arada iyi bayramlar kesme şekerler, bir yıldızı çok görmeyin ♡ Umarım beğenirsiniz. Sizce diğer bölümde ne olacak?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD