6 Temmuz 2017
''Herkes öğrettiğim şeyleri çalıştı mı?'' diye sorduğum zaman, arkadaşlarımdan onayladıklarına dair yarım yamalak sesler çıkıyordu ve bu beni rahatsız ediyordu. Neden bazen bu kadar ilgisiz davranıyorlardı bir türlü anlamıyordum. Acelemiz vardı, onlar ise laylomlomdu, sanırım ben bu işe kendimi baya kaptırmıştım...
"Çalışıp çalışmadığınızı bu dersten sonra göreceğim nasıl olsa." diyerek elime sertçe bir tebeşir aldım ve sınıftaki siyah tahtaya kocaman harflerle bir başlık attım.
GEÇMİŞTE OLAN İLK SAVAŞIN BAŞLAMA NEDENİ.
"Yıllının bilinmediği bir zamanda, güzeller güzeli, bencil tanrıçaların aksine yardım etmeyi çok seven bir Tanrıça yaşarmış. Bu Tanrıça'nın ismi Merry'imiş. Şimdi, bu Merry, Tanrıçalar arasında güzelliği ile bilinen, narinliği ile dillere destan olmuş bir Tanrıça. Bir gün nehir kenarında otururken,'' durdum ve ben laf anlatırken konuşan Miles ile Elaine'ye baktım.
''Elanie ve Miles, sırayla son sözümü söyler misiniz?'' dediğimde, ikiside susmuş bana bakıyordu. Bu beni daha da gerdi.
''Bakın, biliyorum dersler çok sıkıcı ve evet biliyorum, gençlik yıllarımızda burada ne işimiz var?Fakat, bilgili olmalısınız. Yetenekli olmalısınız, bu saçma dersi sadece ölen öğretmenlerimiz, ,YANİ AİLELERİMİZ, deftere yazmış diye anlatacağım size, sonra güç çalışıp dağılacaksınız ve o zaman bol bol konuşabilirsiniz fakat neden derste konuşmayı tercih ediyorsunuz ki? Sadece siz mi yoruluyorsunuz?'' dediğimde çok mahcup olmuş bir ifade ile bana bakıyorlardı. Bu beni biraz üzdü fakat kalp kırmadığım sürece elimden bir otorite gelmiyordu.
''Devam ediyorum,'' dedim ve birkaç kere öksürdüm, ''Merry, bir gün altın bereketli olarak bilinen nehirin yanında oturuyormuş. O nehir, onun en sevdiği yermiş çünkü Tanrıçalar için o göklerde olan Zeus'un bir hediyesiymiş. Nehir, gökkuşağı renklerinde akıyormuş ve çok temizmiş. Bu yer, zamanla unutulsa bile hala kutsalmış ve Merry, orada huzur buluyormuş.''
Öğretmen masasında olan bardaktan birkaç yudum su içtim, ''Yine, morali bozulan Merry, o nehirin kenarında gidip birkaç gözyaşı döktükten sonra kendini daha kötü hissetmiş. Fakat bu kötü hissetmenin, moral bozukluğuyla alakası yokmuş. Çok kötü bir aura yayılıyormuş her yere, ve nehirin yanında olan aura daha da fazla seziliyormuş.''
''Sizce ne olmuş olabilir?'' diye sordum, o sırada Miles parmağını kaldırdı.
''Konuş Miles.'' dedim. Miles ayağa kalktı.
''Bence, nehrin bulunduğu kısım fethediliyor, savaşta zaten bu yüzden başlıyor.'' dedi ve yerine geri oturdu. O sırada Elaine parmak kaldırdı.
''Bence yakınlarda canavar sezdi ama iblis değil, bence ilk savaş iblisler yüzünden çıkmadı.'' dedi.
''Bence,'' dedi Escanor, ''Bir iblis hissediyor, ilk kez saldıracaklar.'' dedi. Kai'den ses çıkmamıştı. Kai'ye baktım.
''Benim bir fikrim yok ama hikayenin devamını çok merak ediyorum, lütfen devam et.'' dediğinde güldüm ve devam ettim.
''Yanına, onun boylarında esmer saçlı, ela gözlü bir çocuk yaklaşmış. Fakat o yaklaştıkça, Merry kusmak istiyor, kendini öldürmek istiyor, kaçacak delik arasa daha iyi olacak gibi düşünüyormuş. Çünkü hissettiği aura, o kadar karanlıkmış ki, çocuk bir adım daha atsa, nefesi kesilebilecek gibiymiş. O an bağırmış ona, 'HER NEYSEN LÜTFEN DUR! AURAN FELAKET!' o sırada, çocuk kafasını yerden kaldırmış ve birkaç adım uzaklaşarak, nehrin kenarına oturmuş.''
''O birkaç adım uzaklaştığında, Merry kendini daha iyi hissetmiş fakat keşke hissetmeseydim diye düşünmüş, çünkü gördüğü şey onu şok etmiş. Çocuğun olduğu yerdeki her şey soluyor, çocuk gittikten sonra tekrardan aynı rengini kazanıyormuş. Çocuk, boylu boyuna çimlere uzanmış durumdaymış ve altındaki bitkiler çok soluk renklerdeymiş.''
''Merry konuşmuş, 'Nesin sen böyle?' diye, fakat çocuk ona bir cevap vermemiş ve kalkıp gitmiş. Merry arkasından şaşkınca ona baktığında, şaşkınlık ve merak duygusu her yanını kaplamış. Hayatında hiç böyle bir şey görmemiş. Onu görme umuduyla, o günden sonra her gün ama her gün o nehrin kıyısına gelip saatlerce oturmuş fakat çocuk 1 ay 1 gün kadar ortalıkta görünmemiş. 1 ay 1 gün sonra, Merry artık umudunu kaybetmişken, o kötü aura yine tüm bedenine yayılmış, ciğerleri yanıyormuş. Fakat anlamış, gelen; her yeri solduran o çocuktu.''
''Zorlukla kafasını çevirmiş, çocuk onu görünce yine ondan biraz uzaklaşıp çimenlere uzanmış. Merry ona hiçbir şey sormamış fakat çocuk konuşmaya karar vermiş, 'Ben...' demiş yattığı yerde kafasını Merry'e çevirerek, 'Gökyüzünü solduramadığı için mutlu olan birisiyim.' demiş. Bunu diyince Merry'nin kafası daha da karışmış ve ağızından birkaç kelime yine dökülmüş, 'Seni tanımak istiyorum.'
''Bunu duyan çocuk önce şaşkınlıkla Merry'e bakmış ve sonra deliler gibi, dakikalar boyunca gülmüş. Merry, onun gülmesine önce kızsa da, sonra o da onla beraber gülmeye başlamış ve ondan sonra her gün, o nehrin kenarında buluşmaya başlamışlar. Çocuk Merry'e her gün farklı bir şey söylüyormuş ama asla ne olduğunu söylemiyormuş. Mesela; Ben renklerini kaybeden biriyim, ben korkağın tekiyim, ben duygulara renklerini kaybettiren biriyim gibi laflar. Asla kendini övmüyormuş, her geldiğinde Merry'e farklı bir tanım vermesi, ve bu tanımlarının hepsinin hayat enerjisinin olmaması Merry'i üzüyormuş. Merry, çocuğun aksine, rengarenk bir kişiliğe sahip parıl parıl bir kızmış. Merry gün geçtikçe, çocuğa daha fazla yakınlaşıyor ve kötü aurayı asla hissetmiyormuş. Ona dair, çok çok iyi duygular besliyormuş. Fakat bir gün, çocuk, bunu daha fazla yapamayacağını, onunda renklerini soldurmaktan korktuğunu söylemiş. Merry, daha önce hiç hissetmediği bir acının kalbinde kıvrandığını ve yeni öğrendiği duygunun tanımını tam da o an hissetmiş; Aşk''
''Merry ağlamaya başlamış, ona 4 adımdan daha fazla yaklaşamıyormuş ve bu bile ona acı verirken, karşısındaki ismini bile bilmediği ama ona çok şey ifade eden çocuk, gitmekten söz ediyormuş. Ani bir hareketle ayağa kalkmış Merry ve aralarında olan 4 adımlık mesafeyi de kapatmış. Bunu yaparken, hissettiği kötü auranın, kalbindeki acıdan daha küçük olduğunu fark etmiş, 'Gidemezsin!' demiş, 'Sen benim hayatıma yeni renkler kattın, isimsiz!' işte bu cümle, çocuğu derinden yaralamış. O da ağlamaya başlamış, 'Ben asla olmak istemediğim, lanetli bir şeyim.' demiş fakat Merry bunu kabul etmemiş, 'Ne olursan ol, seni kabul ediyorum!' demiş. Çocuk, elini Merry'nin saçlarına attığında, Merry'nin sapsarı saçlarının bir kısmı koyu kahverengi olmuş, 'Ben bir iblisim.'
Tüm sınıftan şok olduğuna dair kocaman sesler çıktığında güldüm, ben de ilk okuduğum zaman çok fazla şok olmuştum ama şimdi, bu hikaye o kadar üzücü geliyordu ki bana.
''İNANAMIYOOOOOORUM!'' diye bağırdı Kai, ''HARİKKKKKKKKKA.'' dedi sonunda. Miles burun kıvırmıştı fakat Kai, çok etkilenmişti bu durumdan. Bende çok etkilenmiştim ama sonu hiç iyi bitmiyordu.
''Devam ediyorum.'' dedim ve biraz daha su içtim.
''O bunu dedikten sonra Merry gülümsemiş, 'Zaten bir lanetin olduğu belliydi bence.' demiş, 'Fakat kabul ediyorum seni, auranın acısı sana sevgim büyüdükçe azalıyor, yapabiliriz.' diye eklemiş, çocuk başını olumsuz anlamda sallamış, 'Sen Tanrıça ırkındansın ben ise İblis, bu yasak bir şey Merry, biz beraber olamayız. Cezaları çok büyük.'
''Fakat Merry onu dinlemiyormuş, itiraz ediyor, bu aşkı gizlice yaşarız burada olduğu gibi, çok uzaklarda bir ev yaparız kendimize, ikimiz, sadece ikimiz diyormuş. Çocukta tıpkı Merry'nin ona duyduğu gibi ona çok saf bir aşk besliyormuş. Yalvarış, yakarış, çocuk çok korksa bile, Merry bir şekilde onun kanına girmeyi başarmış. İki aşık, bir süre nehirde buluşmaya devam etmiş. Merry o kadar mutluymuş ki, onun aurasının verdiği acı umurunda bile olmuyormuş. Bir gece, ikisi de o nehrin çok uzaklarında, harika bir yer bulmuş ve oraya bir ev inşa etmeye başlamışlar. Ağaçları kesmişler, Merry yaratma gücü ile bir sürü ağaç yetiştiriyor, onları kesiyor ve gövdesini kullanıyorlarmış. 3 ay sonra, evi bitirdikten sonra, çok gizli bir aşk yaşadıkları için sadece belirli günlerde buraya gelip kalacaklarına söz vermişler.''
''Bu sırada, bu olaylarda, her şeyi birlikte halleden, her şeyi birlikte yapan çiftin aşkları gün geçtikçe körükleniyor. Her şey çok yolunda gidiyor, kimse hiçbir şeyden şüphe etmiyormuş. Bir gece, iki çift çok büyük bir hata yapmış. Çocuk, onun tenine dokunmuş. Merry'nin mektupta yazdığına göre, dokunuşları öyle narin, öyle şefkat doluymuş ki, dokunduğu yerlerin görünüşü soluk olabilirmiş fakat onun için dokunduğu her yer yeniden doğuyormuş. Aşkı körüklendikçe, kötü aura artık aralarında olmamaya başlamış. Hiçbir şeyden endişe etmeden hayatlarına devam etmişler.'' dediğimde, durdum çünkü Elaine bağırdı.
''HAMİLE Mİ KALDI?!''
Buna sesli bir şekilde gülmeye başladım. Çok çocuksu bir heyecanda söylemişti ve çok komikti. Benle beraber, diğerleri de gülünce, Elaine hafifçe sinirlendi, ''Tamam ya! Devam et.''
''Taaa ki, Merry'nin karnı hafifçe büyüyüp yeni, farklı bir aura hissedene kadar. Bu aurayı daha önce hiç hissetmemiş. Kendini öldürme isteği getiriyormuş fakat sanki vücudunun yarısında çiçekler açıyormuş. Bu çiçekler alev alıyormuş fakat sanki tenini iyileştiriyormuş. Sevgilisiyle buluştuklarında, ona bu durumu anlatmış. Bir bebek, Merry hamileydi. Fakat bu habere hiç sevinmemişlerdi.''
''Çocuğu düşürmek adına her şeyi denemişler. Evet, bu çok zalimce ama eğer doğarsa, daha kötü şeyler olabilirmiş. Fakat, karnındaki bebek kendini bir şekilde koruyormuş. Ne yaparlarsa yapsınlar, asla bebek düşmüyormuş. Bu durum 5 ay kadar devam edince, pes etmişler. Merry'nin karnına vurmak imkansızdı, çünkü korunuyordu. Bu nasıl oluyordu, ne yapıyordu hiçbir fikirleri yoktu ve bu durum daha da korkutuyordu onları. Zehirli şeyleri, Merry'e vermiyormuş çocuk, çünkü onunda ölmesini hiç istemiyormuş. Bu yüzden hiç çareleri kalmamış. Pes etmişler.''
''Bu sırada 5 aydır Tanrıça diyarında görünmeyen Merry'nin de dedikoduları her yere ulaşıyormuş. Aynı şey çocuk içinde geçerliymiş. İblisler ve Tanrıçalar, ikiside bunları arıyormuş. Zaman geçmiş, ırklardan hiçbiri çocuğu veya Merry'i bulamamış. Bebek doğmadan bir gün önce, çocuk Merry'e ödül amaçlı ismini fısıldamış, 'İsmim, Carlos.'
''Merry'nin dediğine göre, o gün ona verilen hiçbir şey onu bu ödülden daha mutlu edemezmiş. İsmini kullanması yasakmış fakat ismini duymuştu ya, daha neydi? Ertesi gün, çok zorlu bir doğum gerçekleşmiş ve bebekleri artık Dünyadaymış.Bebekleri, yarı şeytan yarı tanrıçaymış, bunu doğduktan sonra hissedilen aurasından belliymiş bu. Tabii ki, bebeğin yaydığı aura yüzünden, bulunmaları güç olmamış. 4 ay 3 gün sonra, ikiside evlerinden tesadüfen, nehrin kenarında biraz dolaşmak için çıktıklarında, İblis ırkı ve Tanrıça ırkının evin önüne gittiklerini görmüşler. Aura ne kadar güçlü hissedilse bile, yolu çok zor bulunan bir şey olduğu için evde olmadıklarını anlayamamışlar, saatlerce, hatta gece sabaha karışana kadar ırklar orda beklemiş fakat Carlos ve Merry, oraya gitmek yerine saklanmış. Onlar gittiklerinde, çok kısa bir süre boyunca eşyalarını toplayarak hemen oradan uzaklaşmışlar.''
''Tam 5 sene, turist olarak insanların Dünyasında keyifli bir yaşam sürmüşler. Ülkeden, ülkeye gezip duruyorlarmış. Fakat 5 sene sonra, ırklar artık onları yakalamış. İkisine de arama emri olduğu, insanların Dünyasına kadar gitmiş ve bencil insanlık onları ispiyonlamıştı. Çünkü sunulan para teklifi çok cazipti. Merry ve Carlos'un ise cezası çoktan belliydi. Bebeği ve Merry'i Carlos'un önünde yakarak öldürmek ve Carlos'u sürgün etmek.''
''Aynen böyle olmuş, Merry ve melez bebeğini cayır cayır hiç acımadan yakmışlar. Carlos, o anın intikam ve acısıyla, Tanrıça diyarının hepsini karanlığa hapsedip, yakmış. Tanrıça ırkı bundan korunmayı başarsa bile, diyarları kurtulamamış ve Carlos orada bir yemin etmiş.''
'' Yeminim olsun ki, Merry'nin ruhu ve Çocuğumun ruhu beden beden dolaşacak. O ruhları, bir gün bulacağım. Sizleri de bir gün bulacağım, cehennem nedir, işte o zaman tadacaksınız.''
''Hikaye burada sonlanıyor, Merry ölmeden önce bu son sözleri duymuş, Merry'nin yazdığı aşk mektupları ve halkın gördükleri birleştirilip sunulmuş. Böylece ilk savaş başlamış. Carlos'u destekleyen iblisler, iblis ırkı içinde bir savaş başlatmış. Tanrıçalarda da anı şekilde, Merry'nin cezasının çok ağır olduğunu düşünenler isyan başlatmış. Bu savaşlar büyümüş, insanlığı etkilemiş. İnsanlık, onlara savaş açmış ve savaşlar ırklar arasında yayılmış.''
''Kitap, Carlos'un hala yaşadığını, intikam için gezdiğini söylüyor ki bu olabilir. Çünkü, o bir iblis. Evet, düşüncelerinizi alayım?'' derken, masadaki sandalyeye oturmuştum. Escanor, parmak kaldırdı, Elaine ise gözyaşlarını silmek ile meşguldü.
Tam Escanor'a laf verecekken Kai bağırdı, ''CARLOS SONUNA KADAR HAKLI!''
Tüm sınıf bu dediklerine onaylar anlamda sesler çıkarında, ben fırsattan istifade Escanor'a söz verdim.
''Belki de savaşmamızı istedikleri şey Carlostur? Belki de, bunca sene intikamı büyümüş ve tüm ırkları yok etmek istiyordur? Olamaz mı? Olabilir.'' dediğinde, bunu hiç düşünmediğimi fark ettim.
''Ya daa, iblis olmasına rağmen ölmüş ve intikamını alamamıştır? Ya da almıştır fakat kitaplar yazmıyordur?'' dedi Miles.
''Belki de, Carlos artık Merry ve Çocuğunun intikamından çok sadece Dünya'yı yok etmek istiyordur? Çünkü, insanlar onları ispiyonladı.'' dedi Elaine. Bu dediklerini, hepsini not alıyordum. Olabilirdi, ihtimaller sınırsızdı.
''Sonuçta savaş bu nedenden başlasa bile, ırkların birbirlerine olan nefretinin katkısıyla beraber ırklara sıçradı değil mi? Ayrıca, belki melez çocuğunu hala arıyordur. Anne karnında çok güçlüydü, büyüyünce belki daha da güçlü olmuştur. O yüzden belki çocuğuna ihtiyacı vardır.'' dedi Kai.
''Aynen, savaşlar iblis ırkının kazanmasıyla sona erdi. Vampir ırkı zaten yok olmuş durumda, Carlos'un yok etmesi gereken tek şey, tek tük kalan Tanrıça ırkı, İblis ırkı ve İnsanlık.'' dedi.
''Ve bizim, insanlığı yok etmemize izin vermememiz gerekiyor.'' diye ekledim.
''Fakat Carlos, önüne kim çıkarsa çıksın yok edeceğinden eminim,'' dedi Elaine. Bunu da not ettim.
''Yani karşısına biz çıkarsak...'' ded Miles, ''Bizi de yok etmek isteyecek?'' diye devam ettirdi Escanor.
Herkes ölüm sessizliğine kapılmıştı.
''Evet ama yok olmayacağız, aşkının intikamı için gitsin kendi ırkından ve Tanrıça ırkından hesap sorsun.''
''Heeey!'' dedi Kai, ''Burada, benim gücüm Tanrıça ırkından.'' dediğinde güldüm, ''Sen hariç Kai, sen onlar kadar bencil değilsin.''
''Pekala,'' dedim ayağa kalkarak, daha fazla moral bozmalarını istemiyordum, ''1 saat sonra güç dersleri var, kalkın ve hazırlanın.'' dediğimde, hepsine gülümseyip sınıftan çıktım.
Bu Carlos hakkında düşünmek zorundaydım.
Belki, o bizim hakkımızda çoktan düşünmüştür bile?